21. Yüzyılda Hz. Muhammed (s.a.s) Gerçeği

Katılım
8 May 2007
#1
Tahir Taner​

Ondokuzuncu asır, insanın madde ve mânâ boyutuyla, meçhulün kucağına düştüğü bir asır oklu. Ve belki de insanlık hiçbir dönemde bu yüzyılda maruz kaldığı fikir ızdırabına maruz kalmadı. Vicdanın ziyasıyla aklın nurunun imtizaç edilemediği bu asır, insanlık için fikir çilesinden daha büyük işkencenin olmadığının belgesi olmuş; maddenin bağrında nice dimağlar, nice ömürler heba olup gitmiş: nice deha şaşkınlık batağında ömürlerini tamamlamışlardır. İlmî gelişmelerin baş döndüren hızı. hayata maddeyi egemen kılmış, bakışlar da maddeyle perdelenince, varlığı sayısız delillerle zahir olan Zat-ı Ezel ve Ebed de yok kabul edilenler arasına alınmıştı. Filozofların 'Tanrı öldü", "peygamberler sustu, filozoflar konuşacak" çığlıkları enfüsü ve afakı inletmişti. Bu sesler zihinleri harap edip hayatı "ölümlü yalan" olarak nitelerken; insanlığa "sonun yokluk senin" diye fısıldamıştı. Bu asrın fikir cenderesinde yaşanan ızdırabı şair bir mısrayla ne güzel özetler, ne güzel anlatır:

"Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz."

Ruhun yok kabul edildiği ve "Tanrı öldü" çığlıklarının atıldığı bu asır. inananları da etkilemiş; zaman zaman da olsa, "Ya dehre gelmeseydim: ya aklım olmasaydı" cümlesinde ifade edildiği gibi, pek çoğu bunalmıştı. Batı dünyasında temellenen pozitivist düşünce bizde de pek çetin bir kışı beraberinde getirmiş ve o dönemde yaşamış bazı meşhur allâmelerimizi bile bazı tekellüflü yorumlar yapmayı düşünmeye sevketmiştir. Doğrusu pek çetin bir kış başlamıştı. Artık insan "ahsen-i takvim" değil, "düşünen canlı" idi. Bütün bir varlık tesadüflerin ve tekâmüllerin (evrim) eseri sayılıyor; insanlığa, kutsala veda etmesi tavsiye ediliyor; buna karşı çıkanlarsa bilim düşmanı olarak etiketleniyordu. İman, ateş olmuş.. sahibini yakıyordu; oysa iman ateşleri söndüren güçtü. Bilimi, inkâra giden yol olarak görenler, ne derlerse desinler, hakikat güneşi üflemekle sönmeyecek. Hakikatin arayıcısı insan, sonunun yokluk, kendisinin de bir hiç olduğuna inanmayacak ve fıtratın sesi dinmeyecekti:

"Çocukken haftalar bana asırdı
Derken saat oldu derken saniye
İlk düşünce beni yokluk ısırdı
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?"

Albert Camus gibiler, insanı ve eşyayı bir '"YABANCI" olarak gösterseler bile, insan, niçin var olduğunu hiçbir zaman es geçmeyecek ve bu sorulara cevap arayacaktı.

"'Ne için yaşıyorum, ne için arzuluyorum, ne için çalışıyorum? Hayalımda, kendi ölümümle yok olmayacak bir anlam var mıdır? Amacım olmadan birşey yapamam, yaşayamam ben." Lev Nikolayeviç Tolstoy, varlığı ve gayesini böyle sorgularken, bizim şiirlerimizde yokluğa isyan ediliyordu:

"Boğuşmak hayat denen sebepsiz savaş için
Yaşamak en sonunda dikilen bir taş için
Bütün ızdırapların işte en korkuncu bu
Bir avuç toprak olmak düşünen bir baş için
Bizi İster bir toz yap savur mahşer yelinde
İster sürü çöp gibi tufanların yelinde
Sonunda bir varlığa ulaştır da ALLAH'ım
Bırakma tabiatın merhametsiz elinde."

Esasen insan, yaratılışı gereği kendisini var edeni, vicdanın sesi ve aklının nuruyla bulacak özellikledir. Ne kadar aleyhle propaganda yapılırsa yapılsın, insan kendisinin ve kâinatın bir yaratıcısı olduğunu hissedebilir.

Yaşanmış bir olay

Sovyetler Birliği döneminde okullarda ateizm dersleri gösterilmekte, genç beyinlere; yaratıcı bir güç yoktur, kâinatın var oluşu ve işleyişi tesadüflerin eseridir denmekte... Yıllar yılı bu şekilde eğitim gören tıp fakültesi öğrencileri ateizm dersinden sınava girmekteler... Öğrencilerden biri sınav başlamadan önce dudaklarını kıpırdatmakta, sanki yanındakilere bir şeyler anlatmaktadır.

Görevli yanına yaklaşır ve sorar:

"Ne yapıyorsun?" Cevap enteresandır: "Sınavın iyi geçmesi için Allah'tan yardım istiyorum!"

Ateizm dersinde Allah'a yalvarılmakta: Allah'ın inkârı gayesiyle okutulan dersin sınavında inkâr ettirilmek istenenden yardım istenmekte...

Bu hâdise bir yönüyle trajikomik olsa da, vicdanların bastırılamayan, engel tanımayan sesini ifade etmesi açısından da çok önemlidir. Demek ki. Allah ve peygamber inancı, yani din düşüncesi ve duygusu, vicdanın derinliklerinde mahfi bir volkandır; onu söndürmeye, dindirmeye çalışmak yaratılışla çatışmaktır... Bu ve benzeri örneklere bakarak diyebiliriz ki. İnkâr birçok yönüyle psikolojik bir hâdisedir.

Yoksa akıl sahibi herkes fıtratının, vicdanının sesini duyar. Akıl ve vicdan 'Allah' der, 'bekâ' der ve bunları tebliğ eden "peygamber" der.

Fıtratın ve vicdanın sesi dinmez, vicdan yalan söylemez:
"O'dur eğriliğe düzün hamlesi,
Pehmin ilk nidası ahir cümlesi
Allah'ın sesidir vicdanın sesi
Vicdanın sesidir Allahüekber."

21. yüzyıl, fıtratın sesinin yüzyılı olmaya namzet görünüyor. Bu gerçeğin en yüksek ve en güzel sadası olan Hz. Muhammed (s.a.s)'in şifayab eli, bugün de, beşerin bütün dertlerine şifa olmaya devam ediyor. Arayanlar; A-merika'dan Fransa'ya. Çin'den Hind'e, O'nun yolunu buluyor.
 
S

SERTER

#2
Ynt: 21. Yüzyılda Hz. Muhammed (s.a.s) Gerçeği

Muazzam bir yazı bayıldımmm.

ilk soru ve sorun; 1-ben neden varım?
2-şimdi bana ne olacak?
 
Katılım
8 May 2007
#3
Resul-ü Ekrem'e Hasret

Kavurucu bir yaz mevsiminin ramazanında, susuzluktan dudakları kurumuş bir müminin iftar saatini bekleyişinden, hayır hayır derin yaralarından kan sızarak şehadet şerbetini içmeye yaklaşan bir mücahidin bir yudum serin suya iştiyakından daha fazla bir hasret içindeyiz.

İnsan kainatın hülâsası, sen ise bu hülasânın ruhusun. Sen yaratılmasa idin, âlem yaratılmaya değmezdi. Bütün yüce değerlerin mihengi sensin. Allah seni varlığın ve değerlerin merkezi olarak yarattı. Varlık seninle manalandı.

Bu ‘dünya’ seninle şereflendi. Şimdi, o senin mübarek toprağını bağrında taşıdığı için, fezada şevkle dolaşmaktadır. Yaratıkların en aşağısı olan toprak bile, seninle nurdan daha aziz oldu. Senin dolaştığın Mekke toprakları, ‘Sûr üfürüldüğü zaman’ tozlarını silkip kalkacağın Medine toprakları, üzerinde ve sinelerinde seni taşımakla ‘mükerrem’ ve ‘münevver’ oldular.

Sen dünyamıza doğmadan önce, kızgın kumlara diri diri gömülen genç kızların çığlıkları, vicdanları yakmıyordu. Burnu halkalı ve alnı damgalı köleler ümitsizdi. Kadınlar kocalarına, kocalarıda Lat’a, Uzza’ya, Hübel’e secde ediyorlardı. Kumar, faiz, ihtikar, kan ve zulüm o dereceye varmıştı ki, zayıflar evlerine ‘ehl-i kitap’ dağ başlarına ve ıssız vadilere sığınmışlardı. Zalimler ve şerefsizler, bütün makam ve mevkileri işgal etmiş ve şerefli insanlar yerlerde sürünüyorlardı.

Sen geldin, çığlıklar bitti, göz yaşları dindi, köleler hür oldu, kadınlar yüceldi, erkekler ‘sahte tanrıları’ kırdılar, iffet, helal kazanç ve kardeşlik yeniden doğdu. Hak, adalet, şefkat ‘devlet’ oldu. Mazlumlar, mağdurlar kuvvetlendiler. Zalimler, gaddarlar alçaldılar, kahroldular. Garipler, sahipsizler, kimsesizler sende ve senin aziz kadronda sevgi, yakınlık ve kardeşlik buldular. Güçsüzler senin meclisinde güçlendiler, kendilerinde güç vehmedenler, ‘Hakk’ın karşısında’ el bağladılar. Mazlumlar senin şefkat ve merhametinde huzur ve tevazu buldular, zalimler senin heybetinle titrediler. Tebessümün, kimsesizlere cesaret verirken, mübarek alnında kabaran damarların zalimlerin ödünü koparıyordu.

Sen, irtihalimden sonra ‘bana selam gönderin, onu bana ulaştırırlar’ diye buyurmuştun. Sana, ‘yağmur taneleri sayısınca’, ‘ağaçlardaki yapraklar miktarınca, denizlerdeki ve okyanuslardaki su damlaları kadar’ selam sunuyoruz, bizim sevgili kurtarıcımız. Sana ne kadar muhtaç olduğumuzu biliyorsun. Sen ‘alemlere rahmet olarak’ gönderilensin, bizi terketme. ‘İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi kahreder misin?’ diyerek Allah’a yönelmeyi bize sen öğretmedin mi? Bu mübarek ramazan gündüzlerinde ve gecelerinde Allah’a el açarak göz yaşları ile yalvaran müminlere, ötede olduğu gibi burada da şefaatçı ol. ‘İçimizdeki beyinsizler yüzünden’ Allah’ın bizleri de zelil ve rüsvay etmesini, kahr ve perişan etmesini istemiyoruz.

Biz de Şair Nizami ile birlikte şöyle sesleniyoruz:

Ey Medine'nin gömleğini, Mekke'nin peçesini taşıyan güzel,
Güneş daha ne kadar gölgede kalacak?
Ay isen bize ışığından bir hüzme gönder.
Gül isen bize bağından bir koku getir.
Yolunu bekleyenlerin canları dudaklarına geldi, feryat elinden.
Ey feryatlara yetişen sevgili, atını başka diyarlara da sür
.................................
Bu şeytanların üzerine ya bir << Ömer >> gönder,
Yahut, bu savaş meydanına bir << Ali >> yolla
................................
Bizden ayrılığın yetişir, ulu günler yaklaştı, meclise koş.

S.AHMED ARVASİ​
 
Katılım
8 May 2007
#4
Rasulullah (sav)den en güzel tavsiyeler

Ey ALLAH’ın Peygamberi! Ben insanların en âlimi, en bilgilisi olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?
ALLAH’tan çok korkup takva dairesi içine girersen insanların en âlimi olursun.

İnsanların en zengini olmak istiyorum.
Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.

İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.
İnsanların en hayırlısı, faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.

İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.
Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.

İnsanlar içinde ALLAH’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.
ALLAH’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman ALLAH’ın en has kulu olursun.

Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.
ALLAH’a, O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.

İmanımı kemale erdirmek istiyorum.
Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.

ALLAH’ın emirlerine itaat eden itaatkâr kullarından olmak istiyorum.
ALLAH’ın farzlarını yerine getir, itaat edenlerden olursun.
Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.

Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.
Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum.

Önce kendine ve insanlara merhamet et ki;ALLAH’ da sana merhamet etsin.
Günahlarımın azalmasını istiyorum.

İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için ALLAH’a yalvarırsan günahların azalır.
İnsanların en kerimi olmak istiyorum.

ALLAH’a kullarını şikâyet etmezsen insanların kerimi olursun.
Rızkımın bol olmasını istiyorum.

Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.
ALLAH ve Resulü tarafından sevilmek istiyorum.

O zaman ALLAH ve Resulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
ALLAH’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.

Kimseye kızmazsan ALLAH’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.
Duamın kabul edilmesini istiyorum.

Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.
ALLAH’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.

Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.
ALLAH’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.

Kardeşlerinin ayıplarını örtersen ALLAH da senin ayıplarını örter.
Benim günahlarımı ne siler?

Gözyaşların, hudûun (saygıyla ALLAH’a kulluğun) ve hastalıklar.
ALLAH yanında hangi iyilik daha faziletlidir?

Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.
ALLAH yanında en büyük günah hangisidir?

Kötü ahlak ve ALLAH’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.
Rahman ALLAH’ın gadabını ne dindirir?

Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek)
Cehennem ateşini ne söndürür? Oruç.
 
Katılım
5 Eki 2007
#5
Ynt: 21. Yüzyılda Hz. Muhammed (s.a.s) Gerçeği

cok guzel lutfen peygamberimız hakkında daha cok forum acalım onun guzel ahlakından daha cok yararlanalım
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap