80 şiiri artık miadını doldurdu {söyleşi}

Katılım
3 Ağu 2008
#1
80 şiiri artık miadını doldurdu”
MURAT TOKAY



Son iki yılda ‘80 şiiri üzerine ciddi tartışmalar yaşandı. 90’lı yıllarda ve 2000’lerde şiir yazan genç şairler, bu dönem şiirine ‘hayatın içinde değil, yapay, sentetik’ gibi eleştiriler getirdi. Şairlerin çoğu, bu görüşü haksız ve temelsiz buldu. Bu süre içerisinde ‘80 kuşağını temsil eden şairlerin büyük bir kısmı toplu şiirlerini yayınladı.
Geçtiğimiz günlerde yaklaşık 25 yıllık birikimin ardından gelen dönem şairleriyle ilgili önemli bir eser, Toroslu Kitaplığı’ndan çıktı. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi şair Baki Asiltürk’ün 1980-2000 arasında gelişen şiiri incelediği kitap, 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası adıyla raflardaki yerini aldı. Dönemin şiirini kapsamlı bir biçimde ele alan bu çalışmada Asiltürk, ‘80 şiirinin fotoğrafını ortaya koyuyor. Kuşağı temsil eden şairler, poetik özellikleri ile ele alınıp inceleniyor. Türkçenin en güzel şiirlerinde imzalarını gördüğümüz şairlerle ilgili kuşatıcı bir çalışmaya imza atan Baki Asiltürk’le fakültedeki odasında görüştük. Asiltürk, ‘80 kuşağı şairlerine hakkını teslim ederken “80 kuşağı şiirinin artık miadının dolduğunu” belirtiyor. 2000’lerdeki küreselleşmeyle birlikte başka bir şiirin yazılmaya başladığını ve yeni bir kuşağın doğduğunu söylüyor.

Böyle bir kitap çalışması 1980 kuşağı üzerine son dönemde yapılan tartışmalardan mı doğdu?

Kitabın başında Tanpınar’a yarım sayfalık bir ithaf var. Orada da belirttim. Bu çalışmanın ilk kıvılcımlarını Tanpınar’ın “Son 25 Senenin Mısraları” başlıklı seri yazısına borçluyum. Ben de Tanpınar’ı örnek alarak 1980’lere ilişkin tuttuğum notları, yaptığım küçük çözümlemeleri, altını çizdiğim dizeleri ses ve içerik açısından yakaladığım ayrıntıları 2000’li yıllara getirmiştim. Bu yazılar, Gösteri dergisinde “Son 25 Yılın Dizeleri” başlığı altında yayımlandı. ‘80 kuşağı şiiri üzerine oylumlu bir çalışma yoktu. Olması gerekiyor muydu? Bence gerekiyordu; çünkü ‘80 kuşağı şiiri 2000’lerin ortasında olgunlaşmış, tamamen olmasa bile kuşağın usta şairleri belli olmuştu. Bir yandan Haydar Ergülen, Tuğrul Tanyol, Metin Celal, Enver Ercan, Mehmet Müfit gibi imgeci şairler diğer taraftan Adnan Özer, Hüseyin Ferhad gibi folkloru veya mitolojiyi önceleyenler, Şavkar Altınel, Roni Margulies gibi anlatımcılar, Lâle Müldür, Gülseli İnal, İhsan Deniz , Mehmet Ocaktan, Hüseyin Atlansoy gibi mistik-metafizik şiiri temsil edenler... Böyle bir şiir vardı ortada. Bunları toparlama ve akademik kaynak oluşturması düşüncesiyle bir çaba içine girdim ve bu kitap ortaya çıktı.

Kitabın ismi 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası. Bu dönem şairleri ortak bir manifesto ile ortaya çıkmadılar. Siz kitapta bu dönemin ‘poetik’ anlamda Türk şiiri içindeki yerini ortaya koyuyor, fotoğrafını çekiyorsunuz. Nasıl bir gayretin sonucu bu kitap ortaya çıktı?

Epeyce bir dergi ve kütüphane tozu yuttum. Sağ olsunlar; Yapı Kredi, Varlık ve Dergâh Yayınları arşivlerini açtı. Bunun yanı sıra ‘80’lerin başından ve ortalarından beri biriktirdiğim özel arşivim vardı. Dergiler, gazete kupürleri, şiir kitapları, söyleşiler, şairlerle oturup konuştuğumda aldığım notlar… Bütün bu arşiv ve kaynak çalışmalarından sonra böyle bir çalışma ortaya çıktı. Kitabın ismine gelince; kuşağın ikili bir tanımı var malum. Bir manifesto etrafında ürün ortaya koyan şairler grubu, bir şairler kuşağı tanımı; bir de sosyolojik tanımı. Ben daha çok sosyolojik tanımından yola çıktım. Yani yaş grubu, yaş dönemi, doğum yıllarının yakınlığından hareket ettim.

‘80 kuşağı şairlerini ortak bir noktada buluşturan neydi? Neyi önemsiyorlar?

Öncelikle en çok önem verdikleri şey, gelenek. Gelenek çıkışlı bir şiir 1980 şiiri; ama geleneğe yaslanan anlamında kullanmıyorum bunu. Kimisi geleneği reddeden, kimisi geleneği alıp içselleştirmeye çalışan, bir kısmı gelenekteki belli başlı şairleri gündemine alıp gelenekle hesaplaşmayı düşünen şair tipleri... Geleneğin çok çeşitli katmanları, ayrışan noktaları, kendine özgü çizgileri aşağı yukarı o dönemde yetişen şairlerin gündemine girmiştir. İkinci nokta ise malum 1980’deki askerî müdahaleden sonra toplumsal hayatta, edebiyat ve kültür hayatında çok önemli kırılmalar, değişiklikler oldu. Belki söylediğim yanlış anlaşılacak; ama yine söylemek istiyorum: 80’lerde yaşanan bu kırılmanın edebiyatın ve şiirin yararına olduğunu düşünüyorum. Çünkü 1970’lerde büyük ölçüde tek tipleşen, halk şiirine veya toplumcu gerçekçi şiire yaslanan, benzer tarzda çok şairin çıktığını ve böyle epeyce şiirin yazıldığını biliyoruz. ‘70 kuşağı şiirinin “azalan verimleri” (kavramı Cemal Süreya’dan ödünç alıyorum) sebebiyle o kuşak şiiri tıkanma noktasına gelmişti. Bu anlamda o toplumsal değişimin de yönlendirmesi ile poetikada gelenek ve gelenekteki şairler ile buluşan veyahut hesaplaşan, onları yıkarak ya da onlardan bir şey alarak yola çıkan imgeciler, anlatımcılar, metafizikçiler vs. gibi çeşitli şair grupları ortaya çıktı. Bunlar da kendi anlayışlarını 25 yıllık süreç içerisinde olgunlaştırdılar.

Eleştirmenler tarafından 80’ler şiirinin 1970’lerdeki slogancı şiire tepki olarak ortaya çıktığı tespiti yapıldı, 70’ler şiirindeki tıkanmayı ve ‘kötü şiiri’ neyle açıklıyorsunuz?

70’lerde şiir yazan kuşağın içerisine dahil olan ya da kuşağın dışında tek başına çalışan şairleri düşündüğümüzde, o dönemin şiirine tek bir kavramla ‘kötü şiir’ demek zor. Benim 70’ler şiirindeki tıkanmadan kastım, içerikte toplumcu gerçekçiliği, söyleyişte de halk şiirini öne çıkaran ve ona yaslanan şairlerdir. Bunların içerisinde de çok güzel şiir yazanlar vardı. İşin ilginç noktası, bu kuşak şairlerinin bir kısmı iyi şiirlerini ‘80’lerden sonra yazdı. Bu anlamda ‘80 kuşağı şairlerine borçlu olduklarını düşünüyorum. ‘80 kuşağı şairleri, kendilerinden sonra gelen şairleri etkileyebildikleri gibi kendilerinden önce gelen şairleri de etkilediler. Şiir anlayışlarında değişmelere ve olumlu anlamda yönlendirmelere neden oldular. Bunu İkinci Yeni de yapmıştı.

‘80 kuşağını ‘beslenme kaynakları’ açısından değerlendirebilir misiniz?

Modernist Fransız şairlerini okuyarak şiirlerini oluşturmuş Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas gibi şairler, bir yandan Behçet Necatigil gibi geleneği modernist açıdan ele alan isimler, ‘80 kuşağı şairlerini etkilemiştir. Yahya Kemal’e, Ahmet Haşim’e, Şeyh Galib’e gidenler bile var; ama esasen pek çok ‘80 kuşağı şairinin İkinci Yeni şairlerini daha çok gündemlerine aldıkları, onların şiirine daha çok odaklandıkları söylenebilir. Bunun sebebi de, bu şairler çok dillendirmeseler de, İkinci Yeni şairlerinin bazılarının zaten 80’lerde yaşıyor ve eser veriyor almasıdır. Edip Cansever, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Ece Ayhan yaşıyor ve şiir yayımlıyordu; hatta bunların bazıları ‘80 kuşağından şairlerle buluşuyor, onlara şiir konusunda yol gösteriyor, öğüt veriyor, hatta onlar üzerine zar atıyordu. Dolayısıyla ‘80 kuşağı şairlerinin önemli çıkış noktalarından biri olarak İkinci Yeni’yi görebiliriz.
80’li yıllar şiirine ‘hayattan kopuk, yapay, sentetik’ şeklinde eleştiriler getirildi. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Büyük çoğunluğu temelsiz eleştiriler bunların. Önce “hayat” dediğimiz şeyin ne olduğunu tanımlamamız gerekiyor. Eğer bir insanın evinden çıkıp pazardan alışveriş etmesi, bir demircinin bütün gün örs başında demiri dövmesi, bir terzinin gün boyu veya gecenin ilerleyen saatlerinde kumaş kesip biçmesi, elbiseler dikmesi ise hayat, evet bu anlamda ‘80 kuşağı şairlerinin bazıları hayatın içinde olmadılar denilebilir. Bu da aslında belli bir ölçekte doğruluk taşır. Oysa hayat dediğimiz şey bundan ibaret değil. İnsanların iç dünyalarında yaşadıklarının, okuduklarının da hayatın içinde olduğunu düşünüyorum. Şairin hayatı şiire dahildir; ama okudukları, iç dünyasında yaşadıkları da hayatına dahildir.

O eleştiri şu mantıkla getiriliyordu. ‘Açlık, sefalet, yoksulluk var. Ama bu şairlerin şiirinde göremiyoruz.’ şeklindeydi.
Maalesef bu da temelsiz bir eleştiri. Haydar Ergülen’in, Osman Konuk, Hüseyin Atlansoy’un, Mehmet Müfit veya Akif Kurtuluş’un şiirlerine bakın. Bu şiirlerde hayatın içindeki ayrıntılara odaklanıldığı için, hem bunları okuyup bulmak şairlere ya da eleştirmenlere zor geldiği için, orada anlatılanları görme yeteneğinden yoksun oldukları için toptancı bir reddiyeyle ‘yoktur’ deniliyor. ‘70 kuşağı şairlerinin poetikasına sahip olan, öyle düşünen insanların yaklaşımı 80’lerde de belirleyici olmaya devam edecek idiyse, ne gerek vardı ki yeni bir şiire? ‘70 kuşağı yapmıştı bunu zaten. Şiir, değişen bir şey olduğu gibi dönüşen bir şeydir. ‘80 kuşağı şairleri hem hayatı hem şiiri hem de hayat-şiir / şiir-hayat ilişkisini dönüştürerek yazdıkları için bu eleştirilere maruz kalıyorlar. Yeni yetişen şairlerde de bu eleştirileri görüyoruz.
Kitapta yaygın söyleyişle ‘İslamcı şairler’i mistik-metafizikçi şiir anlayışına dahil ediyor, değerlendiriyorsunuz. Metafizikçi şiir tanımına herhangi bir itiraz geldi mi?


Gelen tepkilerin büyük çoğunluğu olumlu oldu. Eski kuşaktan şairlerin de yeni kuşaktan şairlerin de İslamcı şiir veya benzeri etiketlemelere itirazları vardı. “Marksist şair, kadın şair, öğretmen şair” nitelemeleri nasıl yanlışsa, aynı şekilde “İslamcı şair” sözü de yanlıştır, siyasi bir etiketlemedir. Böylesi etiketlemeler şairleri de şiirleri de sınırlar; şiirde var olan zenginliği görmeyi engeller. Şiirde daraltmaya yol açtığı için böyle etiketlemelere her zaman karşı olmuşumdur. Ayrımların şiir içinden, şiirin kategorileri içerisinden, yazılan şiirden yola çıkılarak yapılmasından yanayım. Geçen ay İhsan Deniz’in bir yazısında bir eleştiri geldi “metafizikçi” kavramına. “Metafizikçi”deki “-çi” ekinin “metafiziği kullanan” anlamına gelebileceğini, burada soru işaretleri olduğunu söyledi. Umarım öyle anlaşılmaz, o zaten benim kaçtığım bir şey. “Mistik-metafizikçi” başlığı altında anlattığım şairlere bakılınca bu görülür zaten. Aynı başlık altında Lâle Müldür, Gülseli İnal, İhsan Deniz, Mehmet Ocaktan var. Sırf bu buluşturma, birleştirme bile orada “mistik” ve “metafizik” kavramlarının bir etiketten ziyade o şairlerin söyleyiş ile içeriği nasıl buluşturduklarını söyleme derdinden kaynaklanan bir ayrım olduğunu gösterir bence.

Şair Osman Çakmakçı, 80’li yılların belli başlı şairlerini yok sayarak ‘80’ler şiiri tasfiye edilmelidir’ görüşünü savunmuştu. Peki siz ne düşünüyorsunuz? 80’ler şiiri miadını doldurdu mu?

‘80 kuşağı tasfiye ile yok edilecek yahut da Türk şiirinin dışına itilecek bir kuşak değil. Çünkü bu söylemi geliştirenler, 90’larda şiir dünyasının içerisine giren arkadaşlar. Daha çok, bir ‘90 kuşağının var olduğunu ortaya koymak düşüncesiyle bu söyleme girdiler; ama bu tasfiyeyle olacak bir şey değil. ‘90 kuşağı diye bir kuşak yoktu; çünkü 1980 kuşağı şairleri önemli eserlerinin çoğunu 1990’larda verdiler. Bana gelince; ben ‘80 kuşağı şiirinin zorla tasfiyesine inanmıyorum; ama miadını doldurduğunu düşünüyorum. Bu şairler olgunluk ürünlerini 90’ların sonunda ve 2000’li yılların başında verdi. En son ‘80 kuşağına mensup birçok şairin toplu şiirlerini yayınlamaları artık bir “toparlanma” içerisinde olduklarını gösteriyor. 90’ların sonuyla ve 2000’li yılların başında şiir yazan bazı arkadaşlar olarak biz, bu şiirin tıkandığı noktaları biliyoruz. Azalan verimlerini biliyoruz. Küreselleşmeye karşı bir itiraz, ‘80 kuşağı şairlerinde neredeyse yok; bazı küçük şiirleri, şiir parçalarını saymazsak. Ama bu esas bizim sorunumuz, 1990’ların sonlarıyla 2000’lerde başlayan kuşağın sorunu. Sırf bu söylem bile bir kuşağın bittiğini yeni bir söylem geliştiren kuşağın başladığını gösteriyor. Bu tasfiyeyle değil, kendi miadını doldurmayla olan bir şey.

Günümüzde genç kuşak şairler yeni bir ses ortaya koyuyorlar mı? 2000 kuşağından bahsedebilecek miyiz?


2000’lerde yeni, yenilikçi bir kuşaktan bahsedebileceğimizi düşünüyorum. İki nedenden düşünüyorum bunu: Birincisi ‘80 kuşağı şairleri 90’larda olgun eserlerini verdi ve 2000’li yıllarda bu kuşağın şiiri azalarak tıkanma noktasına geldi. Hem tarihsel olarak sosyolojik açıdan hem de poetik açıdan baktığımız zaman, 2000’lerde değişik şeyler oluyor. İmgenin modern serüvenini yeni zamanların sancılarıyla, kırıklıklarıyla, dönüşümleriyle var eden şairler bir yanda çalışıyor; ki ben kendimi bunların arasında görüyorum. Modernist imgeci diyebileceğimiz bir şiir bu. Küreselleşmenin, postmodernizmin sulandırıcılığına, yıkıcılığına itirazlar var bu şiirde. Öte yanda ‘Epik şiir’ tartışması var; Hakan Arslanbenzer, Eren Safi, İsmail Kılıçarslan gibi isimlerin çabaları var. Bu arkadaşların dergileri, yayınevleri var, kitaplarını yayımlıyorlar, söyleşiler yapıyorlar, iddialı yazılar yazıyorlar. Derkenar’da toplanan Hüseyin Akın, Esra Elönü, İbrahim Tenekeci gibi iyi şairlerden söz edilmeli. Son zamanlarda Heves ve Poetik Hars dergileri etrafında toplanan (bir ara Ücra dergisinde soluklanan) deneyselci şairler var. Serkan Işın, Ömer Şişman, Mehmet Öztek gibi. (Ali Özgür Özkarcı; Zeynep Arkan, Burak Acar gibi şairler de Heves’te şiirlerini yayımlıyorlar ama ben onları farklı çizgilerde görüyorum.) Haiku ile falan oyalananları da unutmamalıyız! Bu değişik kırılmalar, değişik yollar bile 80’lerin içerisinde çok olmayan şeyler.

80 şiiri Üç Çiçek, Poetika gibi dergiler etrafında şekillendi. İleriki yıllarda hangi dergiler, 2000’lerin kuşak dergileri olarak anılacak sizce?

Öncelikle izin verirseniz Budala’yı söylemek isterim. Nedeni şu: Budala 2000’lerin başlarında şiir ortamına girmiş, şiiriyle varolmayı denemiş şairlerin çoğuna sayfalarını açmış bir dergiydi. Esasen, çıkış nedeni ve amacı da buydu. Uzun müddet, bizden yaşlı şairlerin şiirlerine yer vermedim dergide. Sürekli olarak yazan Haydar Ergülen bir istisnaydı; o zaten her zaman genç biri olduğu için benim için bir onurdu onun Budala’da sürekli yazması. Şimdilerde ilk kitaplarını, ikinci kitaplarını çıkaran arkadaşların yolu bir şekilde Budala’ya uğramıştır. Genç şairlerin şiirlerini Budala’yla paylaşmış olmasından hem Türk şiiri adına hem de kendi adıma gurur duyuyorum. “Kuşak dergisi” kimliğini korumaya çalışmamın nedeni yeni şiirin soluklanmasın akarınca kararınca yardımcı olabilmekti. Şiir anlayışlarıyla buluşamasam da Fayrap, Kökler, Heves, Poetik Hars gibi dergilerin dönemin ruhunun anlaşılmasında önemli olduğunu yadsıyamam. Genç şairlerin çıkardığı Üç Nokta, Öteki-siz, Derkenar, Mühür, Ada ve Şiiri Özlüyorum da benim severek izlediğim, zaman zaman yazdığım dergiler arasında. Şu anda söyleşinin canlılığı içerisinde aklıma gelmeyenler varsa beni bağışlasın dergici ve şair arkadaşlar.

Siz aynı zamanda 2003'ün sonunda editörlüğünü üstlendiğiniz 'Budala' dergisinde "Soylu Yenilikçi Şiir" manifestosunu yayımladınız. Niçin böyle bir manifesto yayınlama ihtiyacı hissettiniz?

Ben, 80'lerin ortalarından itibaren kuşak şairlerinin dergilerini takip eden, kitapları hakkında yazılar yazan, poetik serüvenlerini izleyen ve bunlar hakkında hem akademik bağlamda hem de poetik bağlamda yazılar yazan biriyim. 80 Kuşağı'nın poetik ve sosyolojik anlamda nerede başlayıp nerede bittiğini görmek için de böyle yapmak lazım zaten. Dergilerdeki şiirleri, söyleşileri, yazıları okuduğunuz zaman bu tıkanmayı hazırlayan koşulları da görüyorsunuz. Çok iyi kitaplar yayınlamışlar, poetik söylemlerini olgunlaştırmışlar, toplu şiirleriyle tam bir olgunluk sürecine girmişler, bunlar görülüyor. Oradan yeni bir şey çıkar mı? Bir İlahi Komedya yazabilirlerse, bir Kötülük Çiçekleri ortaya koyabilirlerse, bir Ben Ruhi Bey Nasılım veya Dünyanın En Güzel Arabistanı yazabilirlerse müthiş bir yenilik çıkar. Ama bu, gerçekleşmesi pek mümkün olmayan bir şey! Bu tip yenilikleri daha gençlerin, bizim aramızdan şairlerin yapabileceğini, hatta yaptığını söyleyebilirim. Her kuşak mutlaka çok iyi bir-iki şair çıkarıyor ve kuşağı da onlar temsil ediyor. Benim yaptığım, 80 Kuşağı'nın bittiği bir yerde yeni bir çıkışın yapılması gerektiğini sezen, önümüzdeki dönemde şiirin hem nasıl olabileceğini hem de nasıl olması gerektiğini sezmiş olduğunu düşünen bir şairin yazdığı bir manifestoydu. Orada hem 80 Kuşağı'nın bittiği noktalara temas ediliyor hem şiirde imge nedir, söyleyiş nedir, yeni dönem şiirinde bunların nasıl oluşturulması gerekir, küreselleşme karşısında, her şeyi sulandıran postmodernizm karşısında şiir ne yapabilir, şair nasıl bir duruş sergileyebilir, sergilemelidir?sorularının yanıtları aranıyor. Bunları ortaya koyan bir bildiri çıkışıydı "Soylu Yenilikçi Şiir". Yani dönem açısından, bir dönemin bittiği ve yeni dönemin başladığı noktayı işaret etmesi açısından yazdığım bildirinin önemli olduğunu düşünüyorum. Tabii, asıl kararı edebiyat tarihçileri ve zamanın ruhu verecektir.
 

Giriş yap