A.Kadir Dilek'ten

Katılım
20 Şub 2008
#1
DİYARBEKİR

Bereketli vadiyi yaran Dicle’ye bakıp,
Fiskaya’nın başına otur, biraz nefeslen
Selahaddin Eyyubi otağ kurmuş karşıda
Tarih karanlığından surlara doğru seslen.

Asurlu, Pers, Emevi, Abbasi, Selçuklular,
Artuk, Eyyubi, Akkoyun, Osmanlı derken.
Hüküm sürmüş asırlarca, bu muhterem şehirde
Tarihine saygı ile değer vermiş, giderken.

Çevresi kalkan gibi, karataşla örülü
Çin seddinden de eski, surların Diyarbekir
Seksen iki burcu var, onaltı da kalesi
Beş buçuk kilometre, turların Diyarbekir

Kırklar dağı etekleri, Kör olası Suzan’ la.
Türkü olup iz bırakmış, yanık Celal sesinde.
Şeyh Muhammed düzlüğü, mezarlık arenası
El üstünde taşınanı, saklıyor sinesinde.

On gözlü köprü hala, duruyor asaletle
Azgın suyun karşısında, o eğilmez başıyla.
Ne canlar yitirilmiş, bu mahzun memlekette
Neler görmüş kim bilir, şu ihtiyar yaşıyla.

Yapılış esnasında hikâyeleri farklı
Burçlardan Yedikardeş, Keçi ve Evli beden.
Ustanın sanatına, çırağın haykırışı
Geçmişte ölümüne savunulmuş kaleden.

Çevresini kuşatan yüksek ve geniş surda
Güneşin batımıyla, kapanırmış kapılar.
Mardin kapı, Urfa kapı, Yeni kapı bazısı
Saymakla bitmiyor ki, tarih yüklü yapılar.

Çay önü sahilinde kumlu, çakıllı yerde,
Yetişen karpuzları, her bir deve heybesi.
Şerbetçi Bave Alo, sallarken taslarını,
Meyan kökü, yaz sıcağının özlenen sesi.

Melekahmet, İskender, Behram, Fatih paşalar
Yönetim kademesi Lala, Defterdar, Kadı.
Kimi mektep, kimi cami, kimi aşhanesiyle,
Dünya da dua ile, yâd edilmek muradı.

Dört mezhebin aynı anda kullandığı bir mabet.
Ulu cami, İslamın beş hareminden biri.
Avlusunda gün saati, şadırvanı muhteşem
Asırlardır ayakta, eskisi kadar diri.

Yıllarca kiliseyle dostça komşuluk yapan,
Dört ayaklı minare, Akkoyunlu eseri.
Diğer adı Şeyh Matar, gâvur mahallesinde,
Dört sütun üzerinde bir denge şaheseri.

Âlimler yetiştirmiş, müfessirler sayısız.
Zinciriye, Mesudiye eğitim medresesi
Hasanpaşa, Çiftehan, Deliller hanı ise,
İlim yolculuğunda sanki konak adresi.

Elyesa ve Zükifl adı Kuran da geçen,
Peygamber ikisi de, Yaradan sevgilisi.
Zennun, Hallak, Danyal, Harun, Hürmüz nebiler
Eğil ilçemizdedir, hem mübarek hepisi.

Tanrısıyla barışık, hem veli kullarından,
Sarı Saltık, Hintli baba, Zincirkıran türbesi.
Vatanından kopup gelmiş, Halit oğlu Süleyman,
Manevi fatihimiz, Peygamber sahabesi.

Camilerle iç içe, ezan ve çan sesleri.
Şemsiler tapınağı, Küçük ve Meryem ana.
Başka dinleri temsil, anılan bu mekânlar,
İbadethane olmuş, gayri Müslim insana.

İnsanlık tarihiyle önem bulmuş nezafet.
Vahabağa, Çardaklı, Paşa, Deva hamamı.
Kim yakmış külhanını, acep kimler yıkanmış,
İzleri de tarih olmuş, hayal olmuş tamamı.

Arbedaş ve Hançepek, namı yürümüş muhit
Özü doğru, sözü söz, mert olanların yeri.
Küpeli, Dıngılhava serinleme noktası
Bedenden atlayanlar, delikanlının seri.

Sanırım benzeri yok, Allah’ın bir rahmeti
Diyarbekir’le özdeş, adı Hamravat suyu.
Hatun kastalı yıkık, Anzele çok derinde,
Dibinden kaynar gibi, Yusuf’u alan kuyu.

Cahit Sıtkı, yanılmış yolun yarısı derken,
Kırk altıda kapanmış, bu Dünyaya gözleri.
Süleyman Nazif, Ali Emiri, Ziya Gökalp’ ler
İlim, irfan yuvasının dışa vuran yüzleri.

Diyarbekir evinin, genişçedir eyvanı.
Bazalt taştan avluda, havuzla, tulumbası.
İpekten şal dokuyan değerli ustaları,
Altından hasır örer, bakırı ayran tası.

Saklarsın yüreğinde, her türlü güzelliği.
Şehr-i kadim Diyarbekir, en onulmaz kalemsin
Kalamam senden ayrı, özlerim her şeyini
Sen benim korunağım, evimsin, ailemsin.

Saygılarımla
Eylül- 2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#2
Burası Diyarbekir

BURASI DİYARBEKİR

Bu kutsal memlekete kim ihanet etmişse,
Edindiği malının, sıfır olsun şeşleri.
Çalarak, hamal gibi kim taşıyıp yemişse,
Halkımın ah ı ile, rast gitmesin işleri.

Sahabe, şair, edip, aydın şehri burası
Kimler gelmiş, kimler geçmiş insanlığın Şura’sı
Bereketli Ortadoğu ve Avrupa arası
Kim hakkını yemişse, kâbus olsun düşleri.

Yaşayan Ağu içmiş, yaşamayan sanki aç,
Merhabaya hasret kalmış, gülümsemeye muhtaç,
İnsanlığın tarihinde yeri, her zaman ser taç,
Kim sırtından geçinmişse, hayrolmasın peşleri.

İçindeki sevinmemiş, dışındakinde hüzün,
Burcunu, bedenini, görmeye hasret gözün,
Kalmıyor bir manası, dilden dökülen sözün,
Kim basmışsa kaderine, hiç bitmesin kışları.

Madem memleketimiz, madem değerler bizim.
O zaman Diyarbekir, demek ki hepimizin.
Velinimet olmuşsan gurur ve onur sizin,
Kim kazancın yatırmışsa, hep dik dursun başları.
Saygılarımla

Eylül- 2008
Ecz.Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#3
Nasip

NASİP

Yanarsa kimsesize, yüreğin ta derinden,
Sızlarsa duyguların hassas, ince yerinden,
Dökülürse gözyaşın, mazluma kederinden,
İnsanlıktan nasibini biraz almış olursun.

Hasta ile dertleşip, sabahı bekliyorsan,
Gözlerinde uykusuzluk, sitemi saklıyorsan,
Geçmek bilmez zamana, sabrını ekliyorsan,
İnsanlıktan nasibini biraz almış olursun.

Yaşlının dayanağı, hem de fer ol gözüne.
Moral bulsun yaşamı, takat insin dizine.
Başarırsan mutluluğu, değişirsen hüzüne,
İnsanlıktan nasibini biraz almış olursun.

Derman olsan, yokluktan çaresizin derdine,
Dua ile ilmek, ilmek sırat dokur önüne.
Sermayen dolu olsun, lazım mahşer gününe.
İnsanlıktan nasibini biraz almış olursun.

Sadakatsiz gönüller neyler namazı, hacı
Kişinin gönlündedir kabesi hem miracı.
Arz eyleme Rabbinden, ne tahtı, ne de tacı.
İnsanlıktan nasibini biraz almış olursun.

Saygılarımla

Ağustos- 2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#4
Başım üstüne

BAŞIM ÜSTÜNE
Bir haber gönder, çok uzaklardan
Sıcaklığın güç versin, can dostuna.
Issız gece ve kör karanlıklardan
Gelsin selamların, başım üstüne.

Hasreti anlatan satırlarında.
Gözyaşın ıslatmış mektuplarını
Buğulu bakışın, anılarımda.
Kalsın görüntüsü, başım üstüne.

Bahçemde, goncası açılan gülün
Dikeni, dalıyla kucaklaşırken.
Bir ömür beraber, gidilen yolun
Bilsin kıymetini, başım üstüne.

Dilek tut, falında papatyaların
Sevmiyor çıksa da, tersini düşün
Mevsimsiz menekşe, begonyaların
Koksun bahar gibi, başım üstüne.

Ne çok sevdiğimi bilmeyeceksen
Anılar anlamsız, hayalin bensiz.
Çerçeveden çıkar, gelmeyeceksen
Solsun resimlerim, başım üstüne.

Bırakıp, gidenin tutmam yasını
Sadece içimi bir hüzün kaplar.
Kasvet kokan, ayrılık şarkısını
Çalsın kemancılar, başım üstüne.

Gezindim bakarak, boş sokaklara
Sen yoksun, umut yok, yaşamak için
Ölüm çare ise, ayrılıklara
Dinsin acılarım, başım üstüne.

Yiten mutluluğa, hep yanıyorsan
Acıyla kahrolup, kıvranıyorsan
Sende benim gibi, düşünüyorsan
Bitsin bu ayrılık, başım üstüne.
Ver elini, başım gözüm üstüne.

Saygılarımla
KASIM- 2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#5
Nasihat

NASİHAT

Kırma öksüz kalbini, içi dolu sırçayla.
Okşayarak başını, gönül çelenlerden ol.
Görmemiş mutluluğu, hayalleri parçayla.
Masum gözlerindeki yaşı silenlerden ol.

Faydalı ol çevrene, halkın, toprağın senin.
Gitse de cümle âlem, yeni gelenlerden ol.
Göklerde dalgalanan nazlı bayrağın senin,
Kadrini, kıymetini fazla bilenlerden ol.

Ömür takvimi bitip, gonk saati çalarken
Hazırlığı tamamlanmış, cesur ölenlerden ol.
Herkes maske altında, birbiriyle ağlarken
Hedefe emin adım, yüzü gülenlerden ol.

Tutuşmuşsa el ele, iki yangınlı yürek
Gerekirse okyanusta, dibe dalanlardan ol.
Söz vermişse birbirine, gönüller mahşere dek
Ferhat gibi Şirin için, dağı delenlerden ol.

İnsanlığa ver kendini, şahsını önemseme
Toplum için tutuşacak, çıra olanlardan ol.
Hak kalmasın üzerinde, dünyayı benimseme
Dua ile defnedilen, gerçek yalanlardan ol.

Her canlıya saygı duy, yaratık düzeninde,
Sahibinin hatırına İzzet kılanlardan ol.
İnsan ise tart onu, doğruluk mizanında.
Cesedi toprak olmuş, ismi kalanlardan ol.
Saygılarımla

Eylül-.2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#6
Prangalar sır paylaşmaz

PRANGALAR SIR PAYLAŞMAZ

Buz gibi duvarların karanlık dehlizleri,
Çıldırası sessizlik, yalnızlık kahrolası.
Sinyali yok umudun, geçer mi ömür böyle,
İnsanlıktır yok olan, parmaklık baş belası.

Bir nefes hava ile bir görümlük güneşe,
Neler feda edilmez, bu korku tünelinde.
Allah kurtarsın diye dualar edilirken,
Belki yavru belki eş, bir gözyaşı selinde.

Türküde adı geçen hapishane çeşmesi,
Neden kanla doludur, yalak ağzına kadar.
Tasının zincirine üzülürsün bilirim,
Oysa onun cezası, seninle sona kadar.

İçinde mahpushane taşıyan özgür adam,
Solukların derin olsun, gözlerini iyi aç.
Prangalar sır paylaşmaz, bilekleri sararken
Sabır acıda olsa, zaman her şeye ilaç.

Saygılarımla.

ARALIK_2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#7
Yıllarımın Sultanı

YILLARIMIN SULTANI

Sen, dışarıda garip kaldın
Ben içeride mahzun.
Zaman donmuş sanki, kaskatı.
Kâbus dolu uykusuzluk,
Sabaha varmayan geceler uzun, upuzun.
Burada sayılan günler,
Ömürleri törpüleyen, keskin zaman dilimi.
Yüksek, kalın duvarların arkası.
Sazın titrek namesinde içe akan gözyaşı,
Raylı kapı, kirli cam.
Paslı demir parmaklık en zalimi.
Görüşe geldiğinde haber getir oradan.
Gezdir beni şehrimin sokaklarında.
Kumrular var mı yine, arka bahçede.
Arabalar geçiyor mu caddeden?
Sabah sökmeden, çocuklar okula yollanıyor,
Uykulu ve telaş içinde.
Hatırlar mısın?
Arada, siren sesi duyulurdu eskiden.
Yazık, kim bilir, kime koşuyor deyip,
Dua ederdin tanımadığına.
Bir gün bize çalarsa, o siren sesi,
Biz olursak, o dar zamanda.
Bize de dua etsinler derdin,
Tanımadıklarımız.
Komşu teyze, gene öksürür mü geceleri.
Sahipsiz ve kimsesizlik içinde.
Yoksa sıyrıldı mı acılarından.
Dünyadan ayrıldı mı, bir biçimde.
Buradaymış gece inlemeleri.
Hasret kâğıdına sarılıp,
Özlem tütünüyle içilen sigaralar.
Öksürüğün hası buralardaymış,
Tespih tanelerine eklenen sabır damlacıkları da.
Bugün koğuşun bayramı var.
Açık görüş müsaadesi alınmış mahkûmlara,
Sen de gel, yıllarımın sultanı.
Sevgi yüklü, içtenliğinle gel.
Özlem dolu, hasret dolu gözlerinle gel.
Oğlumu da getir, sarılsın babasına.
Kocaman oldu zira.
Ne de olsa, dokuz yaşında artık.
Alışsın yalnızlığa, mahpusluğa.
Dövülürse sokakta ağlamasın,
Babam çıkarsa, size gösterir desin.
Cesur olsun,
Umutlansın,
Güvensin.
Bir dahaki görüşte kızım da gelsin.
Bıktım artık, rüyamda sarılmaktan.
Gülen yüzle uyanıp,
Akşama dek somurtmaktan,
Üşümekten, donmaktan bıktım artık.
Alıştırın görüşmeye geceden.
Cici elbise giydirin miniğime.
Örün saçlarını,
İnceden, inceden.
Oyuncaklı tokaları da olsun.
Demir kapılı bu koca evde, çalışıyor baban deyin
Bir süre daha.
Kendi payını yemeyip, gizlice sakladığı cebinde,
Üzümlü kek getirsin babasına.
Hoş, ben de yemiyorum ya.
Dolapta sakladığım iki parça kek var, kurumuş.
Biricik kızımın hediyesi.
Dokunmaya kıyamadığım,
Ara sıra dertleşip, ağladığım iki parça kuru kek.
Benim için Dünya malı,
Benim için servet,umut,teselli.
Benim yüzümden bu acılar,
Bu yalnızlık, bu hasret, bu gözyaşı.
Benim yüzümden.
Her zamanki gibi bağışla demem sana,
Helal et demem inan,
Dayanamadığını,
Ağlayamadığını,
Konuşamadığını bilirim.
Seni çaresiz bırakmaya dayanamam.
Bilirim neler düşündüğünü
Bu kez demem sana öyle şeyler,
Kelimeler tıkansa da boğazına,
Benimle konuş isterim.
Gözlerini kaçırma benden, ne olur.
Yaş dolarsa, dolsun göz pınarlarına.
Burası soğuk mekân yıllarımın sultanı.
Burada sıcağa yer yok.
Her şey soğuk buralarda,
Duygular soğuk, havalar da.
Duvar, ranza, mazgal buz gibi.
Hücre soğuk, avlu soğuk.
Havalandırma da.
Her yer işte..
Güneşe, ışığa, sevgiliye, dostlara hasret,
Yudum, yudum içilen sigara dumanına karışan,
Çay kokusu sıcak, sadece.
Bir de merhaba, eyvallah sözleri sıcak.
Yüreğimde de kalmadı sıcaklığım,
Sadece ellerimde var biraz.
Otur yanıma şimdi.
Ellerimi, ellerinin içine al.
Sıcaklığım, aksın avuçlarına.
Dışarı çıkarken beraber götür,
Sıcaklığı firar etmiş deseler de,
Aldırma gülüm.
Oda senle gitsin bu yaşanmaz ortamdan.
Seninle birlikte firar etsin buradan.
Meraklanma, suçunu üstlenirim.
Ben zorla verdim,
O bilmeden çıkardı derim.
Zaten, cezam yeterince,
Bu gelsin üstüne, fark etmez.
İnsan olmak, adam olmak çok zormuş.
İnsanlığı sevmek daha zor,
Sevmekten mahkûm olmak en zoru,
Dayanılmazı.
İsyancası.
Birbirine sabır ilmekleriyle bağlanan yıllar,
Bitecek elbet.
Karanlıklar, aydınlığa,
Geceler de sabaha.
Kötülükler, iyiliğe mahkûm olsun umarım.
Zalimlerde, mazluma bir gün.
İyilik, inadına Dünyayı sarsın,
Âşıkları, tutsakları, umut eden herkesi,
Hayaline,
Sevdiğine,
Kavuştursun güzellikler ülkesine,
ALLAH kurtarsın….

Saygılarımla.

ARALIK_2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#8
Son hatıra

SON HATIRA


Bu gelen, sonbaharın ayak sesleri
Hüzün var yine bugün, rüzgâr sesinde.
Ayrılık şarkısını, çalarken sazlar
Son buluşmamız senle, kır kahvesinde.

Yüzündeki çizgiler, derin ve hisli
Saklıyor, yaşanmamış hayallerini.
Senden bana kalacak, en son hatıra
Bir tel saç yeter, al artık ellerini.


Saygılarımla.

ARALIK- 2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#9
Ölü çocuk Tiyatrosu

ÖLÜ ÇOCUK TİYATROSU

21.Yüzyılın insanlık vahşetlerinden biri daha sergileniyor Ortadoğu Tiyatrosunda. Çocukların, kadınların, yaşlıların kurban edildiği bir sahne burası. Ön sırada oturan ve gereğini yapmayan seyircilere yazıklar olsun.


Biri Bosna, biri Babil diğeri Filistinli,
Yatıyor orta yerde, kefen yok tabutta yok.
Üçü de kız çocuğu, saçları kurdeleli,
Daha küçük olanda, omuz kopmuş kafa yok.

Tabelasından belli, sanki okul burası
Bomba düşmüş çatıya, herkes sırada kalmış.
Hani çocuk sesleri, hani oyun da ebe,
Teneffüse zil çalmamış, sanki hayale dalmış.

Çocukları öldüren, senin üvey kardeşin
Çünkü efendiniz bir, sistemin aynı adı.
Okul, cami, çarşı, köprü bombalayanlar,
Ölüyü hesaplamaz, diriyledir inadı.

Çocukları öldürmek adamlık mıdır sizce.
Sarı öküz meseli tekrardır yaşananlar.
Zulme sessiz kalanlar, ortağıdır zalimin.
Hani, nerde kocaman vicdanlı inananlar.

Ortadoğu’yu kana bulayan efendiler.
Emir kulu buldukça, burada ceset bitmez.
Ruhlarını insanlıktan arındırmış köleler,
Kahrolsun düzeniniz, adı neyse fark etmez.

Saygılarımla.

OCAK_2009
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#10
Müşkülat

MÜŞKÜLAT

Aşk elinden köz misali, yanar ocağım külsüz.
Neye yarar güllerin, kokar mı hiç bülbülsüz.
Bazen kırağı çalar, bazen ayaz vursa da,
Gönlümde sıcaklığın, dertli ama müşkülsüz.

Saygılarımla

Şubat- 2009
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#11
Gülün sevdası

GÜLÜN SEVDASI

Bülbül konmaz dalına,dikenden korkar
Diken kıskanır gülü, yanar gizliden.
Ebedi bir sevdadır, bitmeyi bilmez.
Aşk yarasıyla yürek, kanar gizliden

Gülde bülbülü sever, sessizce ağlar.
Yüreğini rüzgâra, bağlar içinden
Gelmeyince sevgili, boynu bükülür
Çağırır lisan-ı hal, ağlar içinden.

Saygılarımla.

Kasım - 2008
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 
Katılım
20 Şub 2008
#12
Alın yazısı

ALIN YAZISI

Kimi adam el atınca, yeşerir kuru dallar,
Onun için zekidir, akıllıdır denilir.
Kiminin niyetinde, kapanır bütün yollar,
Beceriksiz, aptal olur hep sırtına binilir.

Sonu gelmişse filmin, beyin çıkar kafadan.
Engel göze görünmez, araç şoförsüz gider.
Koskoca yaşamında, bir kez hata yapınca,
Bütün kazandıkların, onunla sıfır eder.

Sen bile anlamazsın, nasıl kazanır yenir
İşin rast gidecekse, ayağa gelir fırsat.
Şansın yaver gitmezse, alın yazısı, de geç.
Bırak olanlar olsun, feleği beleşe sat.


Saygılarımla.

Ocak- 2009
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#13
Ynt: A.Kadir Dilek'ten

Abdülkadir Bey merhaba !

Başlıklarınızı birleştirdim, aynı türden başlıkları tek konu halinde vermemiz gerekiyor, bu konudan şiirlerinize devam edebilirsiniz...

hürmetler...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap