Abdurrahim Karakoç

Katılım
11 Mar 2010
#1
AÇIK DİLEKÇE

Görmediğim bir bambaşka durum var
Sizin şehrin kızlarında savcı bey
Yaklaşanı ta yürekten vururlar
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey

Gayeleri gönül kırmak dal gibi
Bakışları çifte favül bal gibi
Ülkeler fethetmiş bir kral gibi
Gurur dolu pozlarında savcı bey

Kaş yaparken, göz çıkarır elleri;
Çok silahtan tesirlidir dilleri
Hayret ettim, bir tuhaf ki halleri
Poyraz eser yüzlerinde savcı bey

Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz
İlk görüşte avladılar habersiz
Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz
Kebap oldum közlerinde savcı bey

Bölüştüler gönlüm ile aklımı
Davacıyım, ara benim hakkımı...
Bir yol göster, haklı mıyım, haksız mı?
Yorulmayım izlerinde savcı bey

Abdurrahim Karakoç
 
Katılım
11 Mar 2010
#2
Aşk hikayesi

AŞK HİKAYESİ

Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana
Anladım ki kendi gönlüm dar bana
Alev dolu bardakları yâr bana
Sunuverdi içtim içtim kandım oy!

Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
Ne zamana, ne kendime alıştım
Kırk senede yedi hasret bölüştüm
Yedi dünya bana düştü sandım oy!

Gönül şahinimi yordum gerçeğe
Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe
Teselliden kanat kırdım gerçeğe
Tecellinin sinesine kondum oy!

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#3
Aynaların ötesi

AYNALARIN ÖTESİ

Her ne kusur varsa geçen zamanda;
Suçsuzdur aynalar, ela gözlü yar
Mecnunlar Mevla'yı bulursa canda,
El olur Leylalar ela gözlü yar

Güzel açar güzelliğin sergisin
Gün ağartır kara saçın örgüsün...
Muhabbet faslında ölüm türküsün
Kim söyler, kim çalar ela gözlü yar

Estikçe iş çıkar işin içinde;
Gençliğin hasret yer sevda göçünde
Bilmez misin, dört mevsimin üçünde
Kar olur yaylalar, ela gözlü yar

Alı al, yeşili yeşilde ara;
Ahirete gider kalbdeki yara...
Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara,
Dökülen ayvalar ela gözlü yar

Vakit dolar, nakit biter kasanda...
Sevda bir kitaptır gönül masanda;
Okusan da olur, okumasan da...
Kapanır sayfalar ela gözlü yar

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#4
Bırakın kalsın

BIRAKIN KALSIN

Çokta kederlenir, az da gülerim
Ustura ağzında düşüncelerim
Deliliktir belki...bırakın kalsın

Doğan her bebeğin hakkı var bende
Öğütülen benim her değirmende
Ne sonu, ne ilki...bırakın kalsın

Sevdam büyüdükçe dünyam dar olur
Zamandan çıktığım zamanlar olur
Ve öyle güzel ki...bırakın kalsın

Saatler ya geri, ya hep ileri
Kıran yok hileli terazileri
Umutlar ırakta...bırakın kalsın

Onbinlerle sohbet onbin nafile
Dönmüyor toprağa giren kafile
Öfkeler yürekte...bırakın kalsın

Ne yarım tam yarım, ne bütün tamam
Yolcular anlamaz, ben anlatamam
Tren son durakta...bırakın kalsın

Gelir beni yakar suya düşer kor
Düşünen baş çekmek, dert çekmekten zor
Kutsaldır bu yara...bırakın kalsın

Dursun, ayazına uyandığın kış
Dursun ki şevk ile sürsün bu yarış
Lüzum yok bahara...bırakın kalsın

Yıkılır, yırtılır her kalın perde
Hesaba çekilir dünya mahşerde
Yazın şu duvara...bırakın kalsın

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#5
Cevapsız kalan sualler

CEVAPSIZ KALAN SUALLER

Yürü: duvar beton, otur yer beton
Tavana bakarsın ' bakma der' beton
- Yağmur kokan toprakların nerede?

Ne çiçekler açar, ne kuşlar öter
Yolların on adım ötede biter
- Serbest gezen ayakların nerede?

Her günü hasrettir haftanın ayın
Hani ya bayramın, düğünün, toyun?
- İlin, yurdun, konakların nerede?

Gönlün gamdan göçer, gama taşınır
Boş direkler boynu bükük düşünür
- Dalga dalga bayrakların nerede?

Deprem mi geçirdin, talan mı gördün?
Kanlı haydutlara haraç mı verdin?
- Obaların ocakların nerede?

İnancın cezalı, yüreğin tutsak
Konuşacak yerde çaresiz susmak
- Dudakların, dudakların nerede?

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#6
acaba

ACABA



Uyuyan göllere ay ışığında

Sevginin resmini çizsem kim anlar?

Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında

Yağmurun saçını çözsem kim anlar?



Bir mekan kaplamış ne varsa nerde

Kendi ötesini saklar her perde

Sonsuzluğun sona erdiği yerde

Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?



Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası

Eklenir yarama her dost yarası

Et oldum bıçakla kemik arası

Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?



Doğumda yalan var, ölümde gerçek

Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek

Kırık gönülleri toplayıp tek tek

Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?



Gün geldi zamanı gömdüm kabire

Dağ oldu aklımın verdiği fire

Bağlasam telaşı çelik zincire

Sabrın derisini yüzsem kim anlar?



İçte deprem olur dışın düğümü

İhlâssız çözülmez işin düğümü

Aklımdan geçeni, düşündüğümü

Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?
 
Katılım
11 Mar 2010
#7
AYRILIK HAVASI

AYRILIK HAVASI



Ben nefret eyledim sizin gerçekten

Yalanı severim, yalanı gayrı..

Tiksindim bülbülden, gülden, çiçekten

Yılanı severim, yılanı gayrı..



'Sapıtmış bu' diye beni yeriniz

Hakkımda bin türlü hüküm veriniz

Omuzumda yüktür dirileriniz

Öleni severim, öleni gayrı..



Uzun yaşamayı saymadım sanat

Kurda yürek oldum,kartala kanat

Oturup ağlayan korkağa inat

Güleni severim, güleni gayrı..



İyinin ardından 'kötü' demezdim

Kötünün elinden ekmek yemezdim

Birlikten kopana selâm vermezdim

Böleni severim, böleni gayrı..



Yıllarca boş yere canımı sıktım

Nihayet yol buldum, çığırdan çıktım

'Bey'den, 'efendi'den, 'sayın'dan bıktım

'Ulan'ı severim, 'ulan'ı gayrı..
 
Katılım
11 Mar 2010
#8
BAMBAŞKA

BAMBAŞKA



Doktor, benim derdim bambaşka bir dert

Ağrıyan yerimi sorma boşuna.

Yazdığın reçete değer mi zahmet?

Kağıtla kalemi yorma boşuna.



Kerem eyle, fayda vermez yardımın

Tıp ilminde çaresi yok derdimin

Her tarafı gurbet olmuş yurdumu

Düşünceme tuzak kurma boşuna.



Gönlüm yığın yığın hasret yüklüdü

İçimde tarifsiz keder saklıdır

Sökemezsin yaralarım köklüdür

Merhem sürüp, sargı sarma boşuna.



Dost yolları nakışlandı kanımdan

Sevdiklerim vergi keser canımdan

Sükûta muhtacım, ayrıl yanımdan

İncitip günaha girme boşuna.



Aşk koymuşlar ıstırabın adını

Alamadım yaşamanın tadını

Yapacaksan eğer bana yardımı

Öldür kurtar, ilâç verme boşuna.
 
Katılım
11 Mar 2010
#9
Ynt: Abdurrahim Karakoç

BEKLEMEK



Sarıcadüzü'nde bir yığın toprak

Sulanır her sabah gözyaşlarımla

Mihriban, Mihriban uyan da bir bak!

Hasret düğüm düğüm ak saçlarımda...



Ardıçlı ağaçlarda gene ay doğar

Akasya gölgeleri delik - deşik...

Bir pınar ağlar sabahtan akşama dek

Yapraklar sallanır, ışıklar söner...

Büyüdükçe büyür içimde bir dert,

BEKLEMEK...
 
Katılım
11 Mar 2010
#10
ben

BEN



Ben: Karlı dağların deli rüzgârı..

Ben: Tozlu yolların demirbaşıyım.

Ben: suyu kurumuş sevgi pınarı...

Ben: Toprak bekçisi, mezar taşıyım.



Ben: Hep yıllar yılı kanayan çıban...

Ben: Fikir sürüsün yitiren çoban.

Ben: Hayâl peşinde çarıksız taban...

Ben: gurbet ağzında bulgur aşıyım.



Ben: çürük bir gemi aşk denizinde..

Ben: Yağmur damlası dostun izinde.

Ben: Yanıp kül oldum aşkın közünde...

Ben: Kara sevdanın dert yoldaşıyım.



Ben: Koyu düşmanım yersiz gülüşe

Ben: Düşüvermişim bitmez bir düşe

Ben: Bıldır ağlarım bu yıl ölmüşe...

Ben: Bensiz duygunun ilk savaşıyım.



Ben: Gönlü aklına uymayan deli..

Ben: Az düşünceden doymayan deli.

Ben: Beni ben diye saymayan deli...

Bırakın, ben benden uzaklaşayım.
 
Katılım
11 Mar 2010
#11
BİR YERDEN HER YERE MEKTUP

BİR YERDEN HER YERE MEKTUP



Sormayınız,görmeyiniz canlarım

Hakkınızı yiyip yutan burada

Dinlisini,dinsizini dinlerim

Besmele'ye yalan katan burada.



Sofralara viski havyar dizilir

Fiatınız peçeteye yazılır

Sırtınızdan günde dört post yüzülür

Sizi soyup,sizi satan burada



Simsar siyasetçi,doktor,avukat

İnsan avlıyorlar her gün her saat

Hızlı köşe dönmek en üstün sanat

Kan gölünde balık tutan burada.



Ortada kol gezerken kıtlıklar,yoklar

Burda betonlarla delinir gökler

Kontlar,şansölyeler,baronlar,dükler

Kirli yağan,eğri biten burada.



Yürekler acısı bir garip âlem

Rüşvetsiz imzaya yanaşmaz kalem

Pop müzik,şampanya.marlboro,salem

Gece gündüz keyif çatan burada



Kız,kadın pazarı sokağı,yurdu

Homoseksüeller çığlaşan ordu

Ne ahlâk kaygusu ne namus derdi

Hızlı doğan, erken öten burada.



Yazık..siz beğenir,siz seçersiniz

En çürük köprüden siz geçersiniz

Bilirim her zaman çarnaçarsınız

Kör-kütük,zil-zurna yatan burada.



Hâl gidiş bu minval, bu vaziyette

Sabun işkencede,su eziyette

Rağbet ne ilimde ne meziyette

Aydınlığa çamur atan burada



Doğan bebek dost yemeye zorlanır

Düşündükçe içim dışım korlanır

Evlat seyiplenir ana horlanır

Ana vatan, yavru vatan burada.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#12
Ynt: Abdurrahim Karakoç

sis' Alıntı:
Kan gölünde balık tutan burada.
sis' Alıntı:
Ben: Az düşünceden doymayan deli.
sis' Alıntı:
Sökemezsin yaralarım köklüdür
sis' Alıntı:
Omuzumda yüktür dirileriniz
sis' Alıntı:
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?
hece ile yazan ve heceyi kuvvetli kullanan şairin lisanına dikkat edelim. bu ifadeler kolaymış gibi görünebilir ama iş kalıba dökmeye gelince hiç kolay değildir.

çok yaşa üstad!
 
Katılım
11 Mar 2010
#13
Ynt: Abdurrahim Karakoç

AYIP

Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.

Ayların sırtında yıllar taşındı,
Sanma ki garibi eller düşündü.
Bebekler evlendi,yollar aşındı
Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.

Hesap et sen,gurbet ile
Otuz ay tutuldu kolay mı dile?
Hapisler,sürgünler,esirler bile
Sılasına döner oldu gel gayrı.

Gönlüm sende,gözüm yollarda durdu,
Saat isyan etti,takvim kudurdu.
Hasret hançerini bağrıma vurdu
yüreciğim kanar oldu gel gayrı.

Emeği boşadır yuvasız kuşun...
Nerdeyse toprağa değecek başın.
Beni düşünmezsen kendini düşün
Herkes seni kınar oldu gel gayrı.

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#14
Beşinci mevsim

BEŞİNCİ MEVSİM

Düştü can evime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene
Onaltıncı aya takvimsiz girdim.

Aynalara baktım korku gösterdi
Saatler her sabah kırkı gösterdi
Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
Hayatım boyunca hedefte durdum.

Gül sundum yediler, koklamadılar
Armağan can verdim saklamadılar
Gittim... gelir diye beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara sordum.

Getirdim yanıma ay'ı bir karış
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir karış
Damlada denizdir en küçük derdim.

Savurdum, eledim, seçtim zamanı
Yaprak, yaprak tel tel açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim zamanı
Nerye gittimse zamansız vardım.

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
Yazık, kuklalara sığmadı sesim
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
Çağın çilesini sırtıma sardım

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#15
Bırakmıyorlar

BIRAKMIYORLAR

Yad elden yanıma çağırdım seni
Gelmek istiyorsun bırakmıyorlar
Rüyada, mektupta albümde seni
Bulmak istiyorsun bırakmıyorlar

Umutlar hayaldir acılar gerçek
Çileye mahkumsun, kim ne bilecek
Ya bir kuru selam, ya bir top çicek
Salmak istiyorsun, bırakmıyorlar.

Otuz yıl ağladın hep yana yana
Yeter, yazık diyen olmadı sana
Vefasız dostluğa kalleş zamana
Gülmek istiyorsun bırakmıyorlar

Çalış derler ayak, bağlı el bağlı
Konuş derler, dudak bağlı, dil bağlı
Kalk git derler, kapı bağlı, yol bağlı
Kalmak istiyorsun bırakmıyorlar

Aydınlık ararsın hergün her yere
Çekerler önüne yedi kat perde
Zulüm kimden gelir, adalet nerde?
Bilmek istiyorsun bırakmıyorlar

Yıllar boyu uykuların bölündü
Uçacakken kanatların yolundu
Hayat hakkın vardı elden alındı
Ölmek istiyorsun bırakmıyorlar

ABDURRAHİM KARAKOÇ
 
Katılım
11 Mar 2010
#16
Bir daha

BİR DAHA

tevazu severdi,kaynatıp taşırdılar
girdi hırs ambarına,çıkamadı bir daha....

haramla yağladılar ,kibirle pişirdiler
bulanık gölettiler,akamadı bir daha....

yakın arkadaşları çöplük yaptı beynini
doldurdular ve sonra dökemedi bir daha....

kör dikişler atıldı kaypak iradesine
sökmek istese bile sökemedi bir daha....

soyundu inancından terk-i edep eyledi
şerefini göğsüne takamadı bir daha....

sürdü benlikatını karanlık geleceğe
dönüp de geçmişine bakamadı bir daha....

söndü yüreğindeki yanan aşk alevleri
uyanıp yeni baştan yakamadı bir daha....

yediği haram oldu içtiği haram oldu
ellerini haramdan çekemedi bir daha

borçlardan indirilmiş bayraktı haysiyeti
alıp tekrar yerine dikemedi bir daha...

terk etti güzelliği çirkinliğe sarıldı
girdiği bataklıktan çıkamadı bir daha....,

kürü baştacı yaptı dostlarına darıldı
diktiği putları yıkamadı bir daha...

kazancı beleş oldu ve kendisi leş oldu
ıtır gibi gül gibi kokamadı bir daha....

zirvenin yollarında döndükçe dönekleşti
ağzına helal lokma sokamadı bir daha....

dost oldu zalimlere görmedi mazlumları
gam çekmedi göz yaşı dökemedi bir daha..
 
Katılım
11 Mar 2010
#17
Bir güzel ülkü

BİR GÜZEL ÜLKÜ

Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Ezelden ebede müjde taşıyan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Yesi'deki kutsal aşkın mayası
Malazgirt'te Alparslan'ın rüyası
Söğütteki has kilimin boyası
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Yunuslayın 'Et-kemiğe bürünen'
Selim ruhta Yavuz serdar görünen
Şems misali cümle kirden arınan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Bedenlerde Koç Köroğlu yüreği
Debreştikçe yakın eyler ırağı
İman kalesinin bayrak direği
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Riya duygusuyla dolup taşmamış
İlimden, irfandan uzaklaşmamış
Benlik çamuruna ayak basmamış
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Dedem Korkut töresiyle töreli
Edep, ahlâk, sevgi, saygı sıralı
Kırk yıl önce.. aklım erdi ereli
Bir güzel ülküdür günül verdiğim.

Her kapıda bir hesaba girmeyen
İnancından zerre taviz vermeyen
Dost alnına kara leke sürmeyen
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Mazlumun yoldaşı, zalimin hasmı
Kendine put yapmaz heykeli, resmi
Hak'tır, adalettir, rahmettir ismi
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Bu ülkü candadır, sokakta yatmaz
Güneştir.. bir doğdu, bir daha batmaz
Menfaat uğruna kimseyi satmaz
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Şiddeti, kavgası, kanı olmayan
İçinde öfkesi, kini olmayan
Sonsuza uzanan, sonu olmayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Bedir’den Bizans’a akıp gelen o
Küfür setlerini yıkıp gelen o
İlâhî kaynaktan çıkıp gelen o
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Sinan'da estetik, Itrî'de ahenk
Sebillerde hayat, kubbelerde renk
Mevlânâ'da ilim, Barbaros'ta cenk
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Nizâm-ı Âlem'dir Hak'kın sözü bu
Söylediğim cümle sözün özü bu
Tek damlada umman eyler bizi bu
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Ülkü demek makam, mevki, taç değil,
Ülkü demek totem, sembol, haç değil
Kul icadı kof ilkeler hiç değil,
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Taze filiz vermiş Edebali’yle
Çiçeklenmiş Hacı Bayram Veli’yle
Ulubatlı Hasan’daki hâliyle
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Şehitlerin kanlarıyla ıslanan
Destan olup mavera’dan seslenen
Atıf'larla Said'lerle beslenen
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Türk'e ihsan olmuş “Kavm-i Necip”lik
Boş hayâldir bu şerefe rakiplik
Hayatlar gergeftir, ameller iplik
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Ne yazdımsa inanç, ahlâk, örf ile
Postaladım gönül denen zarf ile
Anlatılmaz yirmi dokuz harf ile,
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
 
Katılım
11 Mar 2010
#18
BİTMEZ BİR GARİP HİKAYE

BİTMEZ BİR GARİP HİKAYE

Otuz yaz otuz kış aynı durakta
Bekle babam bekle can mı dayanır.
Kara yalanları beyaz kundakta
Sakla babam sakla can mı dayanır.

Her yanımız gurbet...hani ya sıla
Ömür bitmez çile ölüm fasıla
Günleri aylara ayları yıla
Ekle babam ekle can mı dayanır.

Çare say,çanak tut çağ zilletine
Sarmaz mı umutlar,sarpa çetine
Katır tırnağını gül niyetine
Kokla babam kokla can mı dayanır.

Nimetler kurnaza ülkü mazluma
Cehennem ettiler mülkü mazluma
Aldatıp her çeşit mülkü mazluma
Yükle babam yükle can mı dayanır.

Bedavacı çomak soksun davana
Arı çıksın sinek girsin kovana
Giden kussun gelen kussun divana
Pakla babam pakla can mı dayanır.
 

Giriş yap