Ahmet Haşim

Katılım
12 Şub 2006
#1
Ahmet Haşim ( 1884)- (1933)



--------------------------------------------------------------------------------
(1884-1933) Bağdat'ta doğdu. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey'in oğludur. Çocukluğu Bağdat'ta geçti. 7 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. Galatasaray Lisesini bitirdi. Öğretmenlik yaptı. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. Şiirleri, Servet-i Fünûn, Âşiyan, Muhit ve Dergâh gibi ünlü dergilerde yayımlandı. Sembolist ve empresyonist etki ve izler taşıyan şiirler yazdı. "Akşam şairi" olarak tanındı.

ESERLERİ
Şiirleri: Göl Saatleri, Piyale.
Fıkra ve Sohbet:Bize Göre,Gurabahane-i Laklakan
Gezi:Frankfurt Seyahatnamesi

MUKADDİME
Zannetme ki güldür, ne de lâle,
Âteş doludur, tutma yanarsın,
Karşında şu gülgûn piyâle...

İçmişti Fuzûlî bu alevden,
Düşmüştü bu iksîr ile Mecnûn
Şi'rin sana anlattığı hâle...

Yanmakta bu sâgardan içenler,
Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı,
Baştan başa efgân ile nâle...

Âteş doludur, tutma yanarsın,
Karşında şu gülgûn piyâle...
 
Katılım
12 Şub 2006
#2
Ynt: Ahmet Haşim

Merdiven

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Ahmet Haşim
 

Dirvas

Bir çocuk rüzgar gibi, kenti terk ediyor.
Katılım
27 Tem 2007
#3
Ynt: Ahmet Haşim

O BELDE


Denizlerden
Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-i şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-i fikre bir mersâ
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince tâze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'nâ,
Ne bu akşamda bir gam-i nermîn
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-î istitâr ü istiğnâ.

Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bû-yi rûhunu gûyâ,
Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz...

O belde?
Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâimâ ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyâhud yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm
Onların ruhu, şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemâdî sükûn u samtı arar;
Şu'le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
Mültecî sanki sâde ellerine
O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...

O belde
Hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veya mevcûd
Fakat bulunmayacak bir melâz-i hulyâ mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mâi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.

Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz...


Ahmet Haşim
 
G

gülücüğüm

#4
Ynt: Ahmet Haşim

Dirvas' Alıntı:
O BELDE

O belde
Hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veya mevcûd
Fakat bulunmayacak bir melâz-i hulyâ mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mâi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.
Ahmet Haşim
Dirvas hocam, özletmiştiniz kendinizi.
Benim için toprak altında olan pek çok şiir okudum bu gece sayenizde.
Teşekkürler paylaşım için..
 
Katılım
24 Eyl 2007
#5
Ynt: Ahmet Haşim


BİR YAZ GECESİ HATIRASI


İsveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş sebi sevda yine bihap
Oklar gibi saplanmada kalbe
Düştükce semadan yere mehtap...

Buseyle kilitlenmiş ağızlar
Gözler neler eyler neler israp! ...
Uçmakta bu ateşli havada
Vuslat demi bir kuş gibi bitap...
 
Katılım
18 Mar 2009
#6
Ynt: Ahmet Haşim

Ahmet Haşim...Düşünüş ayrılığından dolayı hakaret,öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silahtır ki,şerefsiz bir miras halinde,aynı cinsten kalem sahipleri arasında batından batına intikal eder.Onun için hiçbir edebi nesil bu tarz münakaşaları tanımamakla iftihar edemez.Hele,ilim ve edeb sahalarında nekre ve maskara,gah alim,gah münekkid,gah sanatkar kılığında merkebini serbestçe koşturabildiğinden beri,fikir alışverişinden artık insani adaba riayet edildiğini görmeyi ÜMİD ETMEK ÇOCUKÇA BİR SAFVET OLUR.

Şiir hakkında bazı mülahazalar adlı yazısından bir alıntıdır üstteki paragraf.Poetikasını yazmak zorunda kalmıştır bu şerefsizce mirasın varisleri yüzünden.Haşim'in şiir hakkındaki görüşleri çok elzemdir.Yahya Kemal ile aralarında bir benzerlik vardır.Haşim ile Yahya Kemal arasındaki farklardan birde şudur:Haşim için şiir söz ile musiki arasında ancak sözden ziyade musikiye yakın olandır.Yahya kemal için ise yakın olan değil direk olarak şiiri beste olarak niteler.Diğer bir söyleyişle şiire güfte nazarı ile değil beste nazarı ile bakar.Bu yüzden Yahya Kemal için bestekar da diyebiliriz.

Haşim Ve Yahya Kemal arasında şairliğin verdiği gurur yüzünden hep bir çekişme olmuştur.Ancak ikiside birbirlerinin sanatlarını beğenmişlerdir.Hatta Yahya Kemal vefat ettiğinde odasını toplayan arasında yer alan yanlış hatırlamıyorsam Sermet sami uysal şunu nakleder:Üstadın çalışma masası üzerinde Haşim'in şiir kitabı vardı...
 

kelimelerin_ahengi

İnsan,dilinin altında saklıdır...
Katılım
18 Mar 2009
#7
Ynt: Ahmet Haşim


Hafızam beni yanıltmıyorsa Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Üzerine Makaleler adlı eserinde Ahmet Haşim ile Yahya Kemal arasındaki meseleye değiniyor.Detaylı olark bilgi aktaramayacağım;ancak temin edilip okunası bilgiler içeriyor.
 
Katılım
12 Şub 2009
#8
Ynt: Ahmet Haşim

Ölümüne kadar, mahrum kaldığı annesinin şefkatini arayan, o yaşında bile kendini yetim gibi hisseden bir adamdır Hâşim...
Babası onu Galatasaray Lisesi'ne yatılı olarak kaydettirmiş,gidiş o gidiş.Büyük bir ihtimâlle Türkçe bilmiyordu.Türkçe öğrenene kadar derdini anlatmakta neler çektiğini,ne gibi bir psikoloji yaşadığını anlamak için Refik Hâlid'in Eskici hikâyesi güzel bir delil olsa gerek...
Yine ihtimâle göre perşembe-cuma günleri Hâşim'in arkadaşlarını ziyarete gelen anneler babalar vardı.Ziyaretçi veliller,çocuklarına güzel güzel hediyelerle;pastayla,börekle,çörekle geliyorlardı.Hâşim'e gelen olmadığı gibi onun hatırını soran,başını okşayan hiçkimse de yoktu.Arkadaşları ziyaret yerinde ya da bahçedeki bir ağacın gölgesinde anneler tarafından öpülürken babalar tarafından bağırlara basılırken yorganının altında annesinin onu öpüşlerini düşünerek için için ağlıyordu...
Dış dünyaya kapatmıştı kapılarını Hâşim...İçine doğru genişliyordu...
İşte bu içe doğru genişlemenin ve derinleşmenin neticesinde bülbül sesi şiirleri ve mükemmel nesirleri meydana gelmiştir.
Şaşılacak şeydir ki Hâşim muazzam bir yazardır ,ama onu bu yönü pek dile getirilmez.Yine şaşılacak bir şeydir ki şiir dili günümüzde anlaşılması çok zor olmasına rağmen büyüklüğü her zaman kabul edilmiş yüce bir şairdir.

Bir de Hâşim'i ,devrinin gelişmelerini şiirlerinde yansıtmadığı için eleştirenlere sözüm olacak:
Çanakkale Savaşı gibi büyük bir savaşı,Kurtuluş Savaşı'nı yaşadığı dönemde meydana gelmesine rağmen neden şiirlerine konu etmediği için birileri tarafından eleştiri bombardımanına maruz kalmıştır Hâşim.Maalesef bu eleştirileri yapanların hiçbirisi savaşa katılmamış,zevk ü safa içinde yaşamışlardır.Peyâmî Safa'nın Mahşer'inde anlattığı gibi birileri cephelerde mücadele ederken birileri de Beyoğlu'nda apartman katlarında kadeh tokuşturmuştur.Hâşim Çanakkale Savaşları'nda bizzat görev almıştır.Buna rağmen bu yaşadıklarını anlatmak istememiştir.Kime ne?
 

Dirvas

Bir çocuk rüzgar gibi, kenti terk ediyor.
Katılım
27 Tem 2007
#9
Ynt: Ahmet Haşim

evla' Alıntı:
BİR YAZ GECESİ HATIRASI


İsveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş sebi sevda yine bihap
Oklar gibi saplanmada kalbe
Düştükce semadan yere mehtap...

Buseyle kilitlenmiş ağızlar
Gözler neler eyler neler israp! ...
Uçmakta bu ateşli havada
Vuslat demi bir kuş gibi bitap...


Hû erenler!






Bir Yaz Gecesi Hatırası


İşveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş şeb-i sevdâ yine bîhâb
Oklar gibi saplanmada kalbe
Düştükçe semadan yere mehtâb…

Bûseyle kilitlenmiş ağızlar
Gözler neler eyler, neler işrâb;
Uçmakta bu ateşli havâda
Vuslat demi, bir kuş gibi, bîtab…


Ahmet Haşim
 
Katılım
24 Eyl 2007
#10
Ynt: Ahmet Haşim

hay Allah razı olsun. ne aradım israp sözünü google amcam sordum bilemedi.Elimde ki osmanlıca sözlüğe baktım yok :) intertin sözlüğüne baktım yok.Diyorum "israp"sözünü hiç duymadım işrâb'ta aklıma gelmedi.Bu kadar mücadeleme dedim"bu yanlış yazım" :) sağ olasın nur olasın .
 

Giriş yap