Alt yapı mı üst yapı mı?

Katılım
3 Ağu 2008
#21
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

ferahsan' Alıntı:
Hepiniz Marksist olup çıktınız başımıza :)
Tehlikenin getirdiği tehlikeli sözler bunlar :(
aslında kimse marksist olmuyor. olan sadece marks'ın sermayeye vurduğu darbelerde haksız olmadığını ifade etmekten ibaret. en azından ben böyle anlıyorum. elbette marks'ın haklı olduğunu söylemiyorum "bir cihetten haksız değil" diyorum.

bizim için alt yapı üst yapı diye bir mesele olduğu kanaatinde değilim. belki şartlara göre vaziyet almak var ama dediğim gibi böyle bir mesele yok. asr-ı saadetten iki misal vereyim:

birincisi; mekkeli müslümanlara mekkeli müşriklerce uygulanan boykot/ambargoya karşı müslümanların tavrı.
ikincisi; medine'ye hicretin akabinde ilk olarak mescid inşaı badehu pazardaki yahudi hakimiyetinin kırılması için çalışılması.

kanaatimce bu iki misal alt yapı üst yapı meselesinin "bizce"sini işaret etmektedir.

türkiye'de olan nedir?

türkiye, bir yandan dininden bir yandan dünyasından geçemeyen insanların vatanı. bu işin temelinde yatan asıl mesele dünyanın albenisi, kapitalizmin göz kamaştırıcı cazibesi yahut başka bir izm'in süslü kelamlaları değil "ne"ye inandığının idrakine varamamak. evet! pek çoğumuz dinin emir ve yasaklarından haberdar ama ciddi bir hata yapıyoruz. hatta inanı da inanmayanı da aynı hatayı yapıyor. nedir o hata? din ile dünya arasında düzgün bir irtibat kuramıyoruz. ol sebebten bazıları "din ayrı dünya ayrı" derken bir diğeri "bir lokma bir hırka bize yutturulmuş zokadır" demekte. temelde ikisi de aynı şeyi söylemekte fakat kelimeleri farklı. farklı gibi görünen bu iki sözün ayniliğini görebilmek için birazcık ince bakmak kafi.

inanan insanın cevab veremediği sual şu: Allah'ın (c.c.) Kuran'ında "ikmal ettim" dediği din nedir ve bu din nasıl bir insan olmayı vaz ediyor? (tamam cuma hutbelerinde imam efendiler iyilikten, güzellikten hatta ottan böcekten bahsedip duruyor ama dinin bu hayata "yedirilmesi" nasıl olacak?)

inanmayan yahut en azından "din ayrı dünya ayrı" diyen insanın ise şu suale cevab vermesi lazım: diğer/öbür/öte dünyada din var mıdır ki din ayrı dünya ayrı demektesin? (tamam dinin her hususta söyleyecek sözü olmasını zihnin almıyor ama senin de çaresiz kaldığın meseleler ne olacak?)

mevzu ile alakasız görünen bu sualler alt yapı-üst yapı meselesinden neşet etmektedir. hsulker muhteremin "zihinsel sorunsaldır" diyerek işaret etmeye çabaladığı mesele de kuvvetle muhtemel mefhumların yerli yerine oturması ile aslında böyle bir meselenin yokluğunun farkına varılacağı olsa gerek. zira "bu topraklar" için bütün bölünebilir bir şey değildir. mesela ismet özel "islam'ın içinde kötülük, islam'ın dışında ise iyilik" yoktur der ve yine mesela necib fazıl "bütün izmlerin parça parça bulduğu hakikatin tamamı islam'dadır!" der; cemil meriç ise "izmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir" der. bu üç cümle de bütün dediğimiz şey ile sıkı sıkıya perçinlidir. alt yapı-üst yapı suali ise mücerret ile müşahhası ayrı iki saha olarak kabul edenlerin zihninden çıkmıştır. illa bir şeyin başka bir şeyi tetiklediği yahut belirleyici unsuru olduğunu düşünenlerin... dolayısiyle meselenin özünü aramaya matuf gibi görünen bu sual aslında hedefi epey ıskalamıştır zira sual bizzat alt yapı yani maddi olanın, yani müşahhasın, yani kemmiyet sahasının elinden çıkmaktadır.

suyun içindeki iki hidrojen ile bir oksijeni doğru okumak lazımdır. suyun terkibinde yer alan iki hidrojen adet olarak daha çok olduğu için daha mühim değildir. hakeza iki hidrojenin bir oksijene muhtaç olması da oksijeni mühim yapmaz. eğer suyun terkibindeki iki unsuru bölerseniz karşımıza parçalanmış bir su değil farklı iki bütün çıkar. alt yapı ve üst yapı iki ayrı saha değil aynı sahanın farklı vecheleridir. ol sebebten tasavvuf erbabı "el karda gönül yarda" diyerek meseleyi kestirip atmıştır. asr-ı saadetten verdiğim misallere dikkat edilecek olursa pazar hakimiyetini kurmak ile mescid inşa etmek arasında sadece bir zaman meselesi vardır. mescide öncelik verilmesi vaziyet icabıdır yoksa ki mescidin pazardan mühim olduğu manasına gelmez. bugün inanan insanların yaptığı hatanın temelinde "dini yaşamak için güçlü olmak" lazım geldiği zannı vardır. dolayısiyle müslümanım diyen inanan insan farkında olmadan materyalist diyalektik ile haşr-u neşr olmaktadır. hal böyle olunca da "zoka" gibi bir kelime kullanmak gayet tabiidir. dikkat buyurun kapitalist olurken materyalist diyalektik'in dümen suyuna girilmekte. hsulker muhteremin "zihinsel sorunsal" olarak tesmiye ettiği şey tam da budur bence.
 
Katılım
20 Nis 2008
#22
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

senden bu satırları okuyacağım aklımın ucundan bile geçmezdi senin dindarlığına bu yüzden hayranım.
Lafın geçtiği kitap(MAnifesto) ve sarf eden zat ve dönemin avrupasında (19.yy ilk yarısı) cuk diye oturmuş bir söz. Burada dinin afyon teesiri yaptığına tanık olduğum bir çok kişi ve cemaat :p mensubu ile tartışmak zorunda kalmıştım biliyorum.
En tehlikelisi bu zaten "dinin yan etkileri" :) tabi dinin direk yan etkisi yok doz ayarsızlığı bünyeye fazla geliyo :D
"İlim adamı çarpar" diye bir söz söyledi ulama bir hocam,
sonra eklerdi " eh şimdi öküze hayvan haklarında bahsedip aklını bulandırma tarlayı kim sürecek"
nun un ilginç karşıladığı tezi savunan adamcağızada şunu sormak istiyorum 19. yy insanı haleti ruhiyesi ile
Rus için din votkamıdır,Türk için kımız,İngiliz için jack ???
tabi bide Morfinle afyonu karıştırmayalım lütfen.

Şu husluker de iki sayfa bişiy okuyup bizi kobay olarak kullanıyo ya sinirimden çatlıyorum
sorunsal,tinsel,içlik dışlık, ....
 
Katılım
26 Nis 2007
#23
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Baki Reis bu mesele üzerine düşünüyorum ama zihnim rahat değil, "bizim için alt yapı üst yapı diye bir mesele olduğu kanaatinde değilim." bu İslamsa eğer, "türkiye, bir yandan dininden bir yandan dünyasından geçemeyen insanların vatanı." bana bu müslümanlığı biraz açman gerek üsttekinin yanından geçiyor mu diye?
 
Katılım
3 Ağu 2008
#24
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

geçmiyor elbette.

biz de "ahiret" tabiri yerine başka hangi tabirler kullanılır? öbür dünya, öte dünya, diğer dünya, diğer taraf yahut en ince şekliyle yarın; değil mi? bu tabirlerin hangisini ele alırsan al bir dünya tasavvurunu nazara verir. varlık dediğimiz şeyin tek bir bütün olduğunu işaret eder bu tabirler. tabirlere baktığımız zaman ya zaman ya mekan ifade edildiğini görüyoruz. şu halde iki ayrı zaman yahut iki ayrı mekan mı var suali akıllara gelebilir. ama... ama dikkatli bir nazar görecektir ki bu tabirler iki ayrı dünyanın var olduğuna delil değil; varlığın izafi olarak isimlendirilmesidir. yani hakiki olan sadece diğer taraf değil aynı zaman da bu taraftır. bir farkla "bu dünya" dediğimiz şey varlık dediğimiz sahanın diğer tarafına geçilen bir kapı hükmündedir. evvel eyyamda "kapı" nüktesini iki dünyayı birbirinden ayıran bir unsur olarak kabul ediyordum lakin bugün baktığımda hata ettiğimi görüyorum. zira bir odanın tam ortasına yahut bir kenarına gerilen bir ip iki odanın var olmasına sebeb olmaz. evet belki kullanım alanı yahut şekli olarak -yani fiiliyatta- iki oda varmış gibi görünebilir hatta öyle de kabul edilebilir ama dışardan bir göz odaya girdiğinde ilk söyleyeceği şey "odanın ikiye bölündüğüdür". (gökkuşağının yerden bakılınca yarım görünmesi gibi) işte islam, algısı odayla sınırlı insana, iki oda değil tek bir oda olduğunu vaz eder!

"dünyanın ahiretin tarlası" olmasını "ne ekersen onu biçersin" ile beraber düşünürsek eğer ektiğimiz şeyi ektiğimiz yerde biçeceğimizi görürüz. (cennetin bu dünyada kurulacağı fikrinden bahsetmiyorum. böyle anlaşılmasın. dünya ile öte dünya dediğimiz şeyin arasındaki sıkı irtibattan bahsediyorum.) bu iki tabire dikkatlice nazar edilirse bir mekanla beraber bir de zaman meselesini işaret ettiklerini görmek pekala mümkün. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz "ben bu dünyada, çok sıcak bir günde yolculuk ederken bir ağacın altında azıcık dinlenen; sonra da oradan kalkıp giden bir yolcu gibiyim" buyuruyor. bizdeki iki tabiri bu hadisi nazar-ı itibara alarak düşünürsek "yarın" diye bir mesele ister istemez karşımıza çıkıyor. yarın dediğimiz şey sadece tarlaya ekilen tohumun neticesidir. sırf bu sebebten şahsi kanaatim bizim lugatimizde yer alan yarının, içinde bulunulan, idrak edilen an olduğudur. (kaldı ki her yeni gün bir önceki günün yarınıdır!) dolayısiyle tasavvuf erbabınca dillendirilen "el karda, gönül yarda" nüktesinin nereye ve neyi işaret ettiğini sezebilmek -benim için- ancak mümkün oluyor. böylelikle insan kendi faniliğinin farkına vararak ileride varacağı menzil için lazım gelen adımları atabiliyor. burada dikkat edilmesi lazım gelen şey dinin "dünyalık" bir mesele olduğu ve dünyanın ise tek olduğudur. yani iki ayrı dünya diye bir şey asli itibari ile yok. bir varlık sahası ve o sahada insana tanınan bir hareket kabiliyeti var. kendisine verilen cihazat icabı insanın varlık karşısındaki duruşu hakiki değil itibaridir, itibarendir! (hikmetine kurban olduğum Rabbim insanı nakıs kılarak dünyaya tahammül edebilecek şekilde yaratmış!!!)

böyle bir dünya tasavvurunda ne üst yapı ne alt yapı olur. böyle bir dünyada ancak ahenk olur! her şekil ve renk layık olduğu yere konulmuştur zira. Efendimiz'in (s.a.v) yaşadığı zaman zarfına asr-ı saadet denilmesi sadece Efendimiz'in varlığının o zaman zarfında vücud bulmasından değil o zaman zarfının tam bir ahenk ile idrak edilmiş olmasındandır!

türkiye'deki müslümanlık ise bir nevi kendi kendini tatminden öteye geçememekte. din insanı rahatlatan psikolojik bir unsur olarak ele alınmakta. bunu, bilerek dinin emir ve yasaklarının -güya- ağırlığından dem vuranlar, bilmeyerek de dünyanın ağırlığından şekvacı dindarlarımız yapmakta. birincisi için din yani islam, bir kitabta yazanları kuru kuruya okumaktan ibaretken; dindarlarımız için ise dinin bir takım hedefleri yahut gayelerinin gerçekleştirilmesi ancak dünyanın ağırlığının atılması ile mümkün oluyor. her iki vaziyette de din bir araç hükmünde kalıyor. din ile dünya arasındaki irtibat, dünya ile insan arasındaki irtibat neyse o oluyor. kendi doğrusunu hakikat zannedenlerin dini ve onların dünyası! böyle bir dünyada elbette ki "din ayrı dünya ayrı" ve "müslüman güçlü olacak, güzel yiyecek, güzel giyinecek..." saçmalığı boy gösterebiliyor. (birincisine bütün dediğimiz şeyi; ikincisine ise "kuru hurma yiyen kadının oğlunu" elindeyse anlat) çün ki her iki sınıf için de dünya kendilerine uydurulması lazım gelen bir saha! yani dünya ile bir "mülkiyet" ilişkisi kurulmakta. halbuki insan dünya ile illa bir ilişki kuracaksa ancak "tasarruf" cihetinden bir ilişki kurabilir. ana sitede yazdığım bir yazıda da ifade etmiştim: "bir şeyin tasarruf hakkına sahib olmak ile aynı şeyin mülkiyet hakkına sahib olmak birbirinden farklı manaya gelir ve bir şeyin ırzına ekseriyatle o şeyi tasarruf edenler geçer!" tarla-kapı-yarın mefhumları düşünüldüğü zaman görülecektir ki dünya ile kurulması lazım gelen ilişkinin yüzü mülkiyete değil tasarrufa dönüktür. o tasarruf dahi mümkün mertebe asgari seviyede tutulmalıdır zira dünyanın yüzü güleçtir!
 
Katılım
26 Nis 2007
#25
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Harika!

İslam'ın vazettiği hayat tarzı hakkında söylediklerin çok doğru ancak bunun yaşatılan bir örneği mevcut değil. Bu durumda alt yapı-üst yapı ayrımı söz konusu ve yazık ki ekonominin ağırlığı günden güne artıyor. Böyle yaklaşıyorum diye kızma, napalım şu sosyoloji denilen zımbırtı ille de olanla ilgileneceksin diyor. Mevcut durumu tesbit etmeye çalışıyorum, hayır durum o kadar kötü değil kurgulanmış olsa da üst yapı bugün daha etkilidir diyebileceğimiz örnekler var mı? Bırakın hocalar arasını bir hocanın fetvası bile zamana bağlı tutarsız! Ben umutlu değilim..
 
Katılım
3 Ağu 2008
#26
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

ferahsan' Alıntı:
Böyle yaklaşıyorum diye kızma, napalım şu sosyoloji denilen zımbırtı ille de olanla ilgileneceksin diyor.
haşa! kızmıyorum lakin -yalan yok- asabileşiyorum. :) bir türlü anlayamadığım ve anlayamadığım için anlatamadığım mesele de bu! ne için ben kendi dünyamı benim dünyama ait olmayan şeylerle izah ve ifade etmeye çalışayım. hakikaten bu meseleye kafamı çok takıyorum ve çoklarınca saçmaladığımın söylenildiği husus da bu. ben diyorum ki lisanımız yok! lisan derken kelimelerden bahsetmiyorum, kendimize ait bir dünya telakkisinin yokluğundan bahsediyorum. bende bu takıntı o çapta ki bazen kendi öz evimden nefret ediyorum! benim için değil bu ev. başkasının zevki, tercihleri, arzuları, anlayışı, yaşayışına ait!

ferahsan' Alıntı:
Ben umutlu değilim..
ben umudumu yitirmedim henüz. evet, çok zor lakin ne gönlüm ne dilim umutlu değilim demeye varmıyor. bakma, asabileşiyorum ama o kadar da değil. :)
 
Katılım
26 Nis 2007
#27
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Anlaşamadığımız husus şu: kendi dünyamızı bize ait olmayan şeylerle izah etmeye çalışmıyoruz çünkü zaten dünyamızın pek bize ait tarafı kalmadı! Tarih, lisan, din, devlet hepsinden kusur denemeyeck kadar büyük kusurlara sahibiz, gel de umutlu ol.. Hangi gençlikle? Az çok dertli olduğunu iddia eden biri olarak kendime baksam kahroluyorum senin gibilere kaldıysa bu medeniyet diye! Asabileşiyor muyum? Yok ya hu hadi ben neyse de durduk yere üzüm mesabesine almayalım seni :)
 

heyula

vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş...
Katılım
20 Ocak 2008
#28
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Hz. Muhammed (S.A.V.) Mekke'de putlar kırılmış, İslam sancağı en yükseğe çıkmışken ümmetinin artık putlara tapmayacağını söylüyor ama şunu da ekliyor: "Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve ziynetlerinin açılması (sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır)" Ehl-i İslam gönlünü çok fazla dünyaya kaptırınca işte şu anda bulunduğumuz duruma geldik. Artık politika, ekonomik şartlar dinimizi ne kadar yaşayacağımızı belirler olmuş.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#29
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

merhaba. şu sıralar bilgisayarla başım belada. ol sebebten hemen mevzua giriyorum. :)

dünyanın pek bize ait bir tarafının kalmadığı fikrinde değilim. evet, hayat başkası için kurgulanmış ama "biz" demeye devam eden birisi için biz dedirten şeyler - her ne ise artık- illaki mevcuttur. biz dedirten kuru fasulye-pilav mı olur, halay mı olur, darlanınca Allah demek mi olur, haya mı olur bilmiyorum ama illa ki birşeyler olur. mesele kuru fasulye ile pilavın mesut izdivacını kendi öz hayatımıza tatbik edebilmekte sanırım. :) fakat buna rağmen ben, necip fazıl merhumun "o gençliği karşımda görüyorum" dediği gençliği ya gözden kaçırıyorum ya göremiyorum! bu sebebten "hangi gençlikle?" sualine "bilmiyorum" diye cevab vermek zorundayım.

zamanın başvekili gibi söylersek eğer: "devlet idaresi a'dan z'ye bozuktur, düzeltmek ister."

sahiden bu memlekette bana bir doğru göstersinler ki içinde yanlış olmaya?! bana kalsa her şeyi yıkıp yenisini yapmak lazım. e ama bunun içinde 3 günden fazla aç kalmaya tahammül edebilecek millet lazım! mesela siyasi parti başkanlarından herhangi birisi "aziz milletim! bu memlekette ne varsa hepsinin düzeltilmesi lazım. bunun içinde ciddi fedakarlık gerekir. icabında aç, icabında açıkta kalacaksınız! sizi selamete kavuşturacak ağulu aş bende ve evvelen bu ağulu aşı içmek zorundasınız! şimdiden söylüyorum: benden sizlere yumuşak davranmamı beklemeyin! dert ne kadar büyükse tedavisi de o kadar acı olur! ol sebebten benim arkamdan geleceklerin kerhane müşterisi kılıklı değil tam bir fedai şahsiyetine sahib olması lazım!" dese acaba bu memlekette kaç kişi o adamın peşinden gider?

vakt-i zamanında solcu kılıklı bir kaç kişi ile hasbelkadar sohbet ederken "amerika'ya iktisaden bağımlı olmaktan ve bu işin çözümünün amerikaya defol demekten geçtiği" fikri dillendirilmişti. kendilerini tasdik ettim ve bir sual sordum: "çok güzel diyorsunuz! ama sen, ahmet oğlu mehmet olarak kaç gün açlığa tahammül edebileceksin? geçen gün oğluna aldığın bilmem kaç liralık ceketten bahseden sen oğluna o ceketi alamayacak hale düşsen ne yaparsın? seninle tamamiyle aynı fikirdeyim ve bu hususta senden en az yüz defa daha katıyım. lakin devletin enflasyondan az verdiği zamma bile tahammül edemeyen sen böyle bir tatbikatın tabii neticesi olan darlığa göğüs gerebilecek misin?" muhatablarımın hepsi sualimi meskut geçti! şu işin adını koyalım: ister müslüman ister değil herkes müşteki ama herkes dünyanın acısı kendisine isabet ettiği için müşteki! nefsini başka nefslere tercih edemeyenlerin, nefsini başka nefslere tercih edenlerin adına salak dediği bir dünyadayız.

şahsım adına nasıl bir ahlaka gönül verdiğimi işaret edeyim: kendi öz evinde koltuğun altında gördüğü paraya dahi şüphe ile yaklaşan ve o paranın kendisine ait olma ihtimaliyle değil "ya misafirime aitse" düşüncesi ile hareket eden bir adamın ahlakı. böyle bir adam, yolda bulduğu paraya değil bakmak, o paranın üzerine bastığının farkına bile varmaz ve böyle adamların olduğu cemiyette ise yoldaki paranın sahibi günler sonra bile parasını düşürdüğü yerde bulur! (tabii rüzgar, kar, yağmur gibi sair unsurları saymazsak :) )

hayal dünyasında yaşadığımı söyleyebilirsiniz! lakin ben böyle yaşıyorsam bu dediklerim nasıl hayal olabilir?
 

heyula

vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş...
Katılım
20 Ocak 2008
#30
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Mehmet Baki Bey'e hitaben:

Evvelen; yazdığınız yazının ilk kısımlarını anlayamadım. Kıt vehmim müsaade etmedi.
Saniyen; dünyanın bize ait olması demek değildir ki hükümdar biz olalım. Cola şişesinin kapağının altına düşmek, kot pantolona mahkûm olmak, tek azığımızın neredeyse hamburger vs olması dünyayı kendimizin sanmamızın sebebidir.

dehr-i dûnun devleti ahir hayal-i hab olur
aşkiya var gönlünü sen de sultan oldu tut

diyor şair. Dünya nimetleri ne olursa olsun bir rüyadan farksızdır. Her âşık-ı dünya da buradan öyle ya da böyle bir sultanlık payı almak ister kendi taht-ı saltanatına. Hubb-ı câh böyle bir şey maalesef. Hadis-i Kudsî'de şöyle buyuruyor Allah(c.c): "Ey dünya, bana kul olana sen kul ol ama sana kulluk edeni de kedine köle et." İnsan ne ekiyorsa onu buluyor karşısında.

Salisen; yarın insanların karşısına geçip de böyle bir şey söyleyecek olan adamın alacağı tepki de bellidir. Yaftalar hazır duruyor. Komünist, diktatör... Buna cesaret etmek zor iş... İnsanların sabrını sakın açlıkla sınamaya bir devlet başkanı. En tahammül edilemeyecek sınırdır, o. Bu yüzden direk kovup istediğini yapmak yerine yavaş yavaş kendine yetmeye çalışmalı, ondan sonra sınırları zorlamalıdır. Yoksa hiçbir şey yapamadan kötü gidişat(!) sebep gösterilip bir darbeye muhatap kalır.

Rabian; o komünist takılan arkadaşların grev mantığını, maaş azlığından şikâyetlerini ben de anlamış değilim. Madem bir şeyler yapmak amacındasınız bir fedakârlık yapın. Ama yok. Muhalefet demek biz de her şeyin karşısında olmak demektir. Siyaseti yanlış anlamaklığın sebebidir bu. insanlar siyaset adı altında karşılarına çıkacak her şeyi yıkma eğiliminde maalesef. "Bizimkiler yaptıysa vardır bi' hikmet-i seniyesi" mantığı bir adım öteye götürmez bizi.

Ahiren; kaybettiğin parayı bulabilmek zor iş. :) baya çırpınman gerek...
 
Katılım
24 Eyl 2007
#31
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

solcu arkadaşlara laf söylemek kolay.Kulakdan dolma sözlerle hareket eden "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunca "bir şey dendiğin de susmakdan tabi ne var!Her seferin de sen kendi olanını vurmaktan başka ne ediyorsun.Baki hocayı anlıyorum ne demek istediği orta da velakin.Şimdi peygamber efendimiz "beşikten mezera ilim " derken yaşamımız boyunca öğrenme sürecini sadece işaret ettiğini sanmıyorum.beşikte başlayan bir öğrenme süreci var.Şimdiler de bizim bebeklerimiz 850 TL beşikler de yatıyor,markalı yürütecler,kıyafetler giyiyor.hanımlarımız bilmem ne markanın dışında başını örtmüyor bile.Madde de mana yaşamanın tabi sonuçları bu yaşadıklarımız.En basit örneği herkes gardolabını açsın kaç çeşit kıyafetiniz var?geçtim banka ekstralarımız ne kadar?
Hani peygamber efendimiz ilk önce kan davasını ,sonra da faizi kaldırmıştı.Diyaneti arayın bakalım ne diyecek size :) aradım dedi ki komisyon o "faiz " değil !Ticaretin tabi sonuçlarıymış :)Hepsinden geçtim kendi sitemiz de İslami evlilik sitesinin reklamı var arkadaşlar :)Ne yani İslamiyet sadece belirli noktalara mı el koyuyor,tüm yaşam alanımız da helal dairesi için hareket çercevemiz belli.Ben dahil kaç kişi bunu uygulayabiliyoruz.Alt yapımı üst yapımı bilmem ama birileri tüm bizi biz yapan değerlerin ırzına geçiyor!Ve bizler kendi yapı adı almayacak bir düzen oluşturuyoruz.Reklamından ,ticaretimize ,aile geleneklerimizden,günlük yaşantımıza kadar saldırı altındayız.Hoş böyle sözler ettiğim de beni psikozla suçlasalar da :) doğru bir tane .Bakın etrafamıza herkesin bir doğrusu var.Bizim onları "siz böyle yapıyorsunuz "diyebilmemiz için içimiz de ki yanlışları düzeltmemiz gerekiyor.Kim çocuğu olduğun da çingene salıncağı kurabilir evin de ? bu hangi yapıya giriyor?
 
Katılım
24 Eyl 2007
#32
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Geçen hafta karşıt görüş programın da İsmet Özel şu müthiş cümleyi kullandı.

"aleviler sunnileşmeden,sunniler Müslüman olmazsa Türkiye haritadan silinmeye mahkumdur."
 
Katılım
3 Ağu 2008
#34
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

heyula' Alıntı:
Evvelen; yazdığınız yazının ilk kısımlarını anlayamadım. Kıt vehmim müsaade etmedi.
hangi yazının hangi kısımları acaba? malumdur zahir, bu başlıkta zikredilen mevzua dair birkaç kez yazmıştım.

heyula' Alıntı:
Saniyen; dünyanın bize ait olması demek değildir ki hükümdar biz olalım. Cola şişesinin kapağının altına düşmek, kot pantolona mahkûm olmak, tek azığımızın neredeyse hamburger vs olması dünyayı kendimizin sanmamızın sebebidir.
muhtemelen size bu sözleri söyleten saik "bize ait dünya" denilmesi. önceki yazdıklarımdan birinde şöyle demiştim:

mehmet baki' Alıntı:
"bir şeyin tasarruf hakkına sahib olmak ile aynı şeyin mülkiyet hakkına sahib olmak birbirinden farklı manaya gelir ve bir şeyin ırzına ekseriyatle o şeyi tasarruf edenler geçer!" tarla-kapı-yarın mefhumları düşünüldüğü zaman görülecektir ki dünya ile kurulması lazım gelen ilişkinin yüzü mülkiyete değil tasarrufa dönüktür. o tasarruf dahi mümkün mertebe asgari seviyede tutulmalıdır zira dünyanın yüzü güleçtir!
heyula' Alıntı:
Salisen; yarın insanların karşısına geçip de böyle bir şey söyleyecek olan adamın alacağı tepki de bellidir. Yaftalar hazır duruyor. Komünist, diktatör... Buna cesaret etmek zor iş... İnsanların sabrını sakın açlıkla sınamaya bir devlet başkanı. En tahammül edilemeyecek sınırdır, o. Bu yüzden direk kovup istediğini yapmak yerine yavaş yavaş kendine yetmeye çalışmalı, ondan sonra sınırları zorlamalıdır. Yoksa hiçbir şey yapamadan kötü gidişat(!) sebep gösterilip bir darbeye muhatap kalır.
verdiğim "siyasi parti başkanı" misali, insan -bilhassa müslüman- ile dünya arasındaki haddi aşan irtibata işaret içindi. elbette bir şeyleri iyileştirmek ancak ciddi bir şekilde hesablama/hesablaşma ile mümkün olur. amenna! mesele bu değil zaten. verdiğim misalin siyasi unsurlar içermesi sadece siyaseten böyle yapılması gerektiğini düşündüğümden değil. verdiğim misaldeki asıl can alıcı unsur "bir şeyin varlığı ile yokluğunu bir gören bir ahlaka" mensub olunmasına rağmen -ama bilerek ama bilmeyerek- inanılanın fiiliyata dökülememesidir.

belki şunu artık kabul etmem lazım: dünya artık yeni bir dünya! kendi kendime bu yeni dünyaya boyun eğmeyeceğimi telkin edecek kuvvet ve takata şimdilik sahibim. yani bu "yeni" dünyaya şimdilik "hayır!" diyebiliyorum! fikri, şahsiyeti, namusu, ırzı, ahlakı, vakarı, vatanı, aileyi hasılı insanı insan yapan ne varsa topyekun hepsini birden yok edecek toslamaları yok edemem belki ama en azından savuşturabilirim!

en iyisi benim yolumdur demiyorum ama şunu rahatlıkla iddia edebilirim: en az kirletecek yollardan biri budur!
 
Katılım
20 Nis 2008
#35
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

soruya direk cevap vereyim
her ikiside 19.yy için koşulsuz gereklidir
şimdi ise muamma
 
Katılım
24 Eyl 2007
#36
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Neden tenekelerin(arabalar)üstün de gezebiliyoruz diye mi?neden bu değişimi herkes kabul ediyor...buna bir türlü kafam basmıyor.
 
Katılım
26 Nis 2007
#37
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Baki Reis senin yaptığın İslam'ın özünü anlatarak, kuşatıcılığını ortaya koymaksa eğer, hayatın merkezinde geri kalan her şeyle ilişkiyi belirleyen bir din var demektir. Bu da üst yapının belirleyiciliğini ortaya koymak aslında. Üst yapının etkinliğini savunan Weber'in Protestan Ahlakının Kapitalizme yol açtığını anlatırken yaptığı da protestan asketizminin ruhuna inmekti..
 
Katılım
26 Nis 2007
#38
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Mahşer' Alıntı:
soruya direk cevap vereyim
her ikiside 19.yy için koşulsuz gereklidir
şimdi ise muamma
Gerekli kelimesini duyacak mıydık senden :) Muamma dediğin de gerekliliğe mi bağlı yoksa durumun izah edilemeyişi mi?

evla' Alıntı:
Neden tenekelerin(arabalar)üstün de gezebiliyoruz diye mi?neden bu değişimi herkes kabul ediyor...buna bir türlü kafam basmıyor.
Kabul etmek değil bu; çocuklar sokakta ip atlarken yok onlar aslında çift kale maç yapıyor demenin bir anlamı yok ki..
 
Katılım
24 Eyl 2007
#39
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

Tabi ki anlamı yok can çocuklar çift kale maç yapıyor demiyorum ,oyun oynuyorlar :) diyorum tabi ip atlamasını oyundan sayılmıyorsa "o ayrı dava" (dikkat çekelim her şey diğerinden ayrı davadır değil mi ?¿)(reisler şu smillara ters dönmüş kelle de ekleyi verin)
 
Katılım
3 Ağu 2008
#40
Ynt: Alt yapı mı üst yapı mı?

ferahsan' Alıntı:
Baki Reis senin yaptığın İslam'ın özünü anlatarak, kuşatıcılığını ortaya koymaksa eğer, hayatın merkezinde geri kalan her şeyle ilişkiyi belirleyen bir din var demektir. Bu da üst yapının belirleyiciliğini ortaya koymak aslında. Üst yapının etkinliğini savunan Weber'in Protestan Ahlakının Kapitalizme yol açtığını anlatırken yaptığı da protestan asketizminin ruhuna inmekti..
islam'ın özünü anlatmıyorum. henüz o kadar iddialı değilim. aslında -taşlanma rizikosunu göze alarak- dediğim şu: din dünyadır; dünya dindir! ikisi de aynı şeydir! (bu noktada sadece bir an için dini üst yapı olarak kabul edersek eğer benim dediklerim için belki şu denilebilir: sen bir üst yapıdan bahsediyorsun ama senin bahsettiğin yapıda alt yapı diye bir şey yok) weber ile benim dediklerim arasında ince ama derin bir fark var. weber, bir başarıyı -belki bir gidişatı- protestan ahlaka bağlarken, ben bir başarısızlığı "parçacı ahlaka" bağlıyorum. kaldı ki weber'in başarı olarak ileri sürdüğü şeyin -bir kere daha taşlanma rizikosunu göze alarak- tam bir fiyasko olduğunu iddia ediyorum.

weber biçare bir insan olarak yeni dünyada yalnızlaşmıştı. bu yalnızlığını izale edecek ve bu yalnızlığa tahammül etmesini sağlayacak -belki yalnızlığı kabul edilebilir kılmak için- şeyin din olduğu fikrine varmıştı. usul yönünden aynı "gibi" görünmekle beraber, bu, weber ile aynı şeyi söylediğimi ve aynı şeyi yaptığımı göstermez. aksine dünyayı olan üzerinden değil olması lazım gelen üzerinden değerlendirmem weber ile farkımı ortaya koyar. belki şöyle söylemek de mümkün: weber dünyanın istese de istemese de kapitalistleşeceğini ve bürakratikleşeceğini söylüyor yani gördüğü bir gidişat üzerinden geleceği şekillendiriyor. ben ise mevcut gidişat üzerinden hayata bakmıyorum. öyle bakmadığım için, içinde bulunduğum anı nazar-ı itibara alıp gelecek diye bir endişe gütmüyorum. -bir kez daha taşlanma rizikosunu göze alarak- weber, "ömer çelakıl" gibi elinde mevcut olanı zorlama tevillerle kendileştirirken; ben olanı olduğu gibi kabul edip iyileştirmeye çaba sarf ediyorum. elbette bu işin temeli dünya dediğimiz şeyden başlar.

yeni dünya parça üzerine kurulu. her parça müstakil bir derebeylik! o kadar ki bu dünya da "başarı" ancak bütün parçaların birbirine göre pozisyonunu/duruşunu/konumunu ayarlamakla mümkün. "iyilik yap denize at balık bilmezse halık bilir" umdesi artık geçer akçe değil. geçer akçe değil zira artık insan ile eşya arasında müthiş bir mesafe var. weber bu mesafeden bizar adamdır! kurtuluşu da üst yapıda aramıştır daha doğrusu izafi bir başarıyı... weber'in, insanın eşyaya teshir kabiliyetinin artmasının insan üzerindeki zararlı tesirini asgariye indirecek yolu kendi inancında görmesini de atlamamak lazım. böyle düşünmekle haksız mıdır? hayır! her insan gibi kurtuluşu istemektedir. daha iyi bir dünya arzusundan tabii ne olabilir? ama kesinlikle haklı değildir! weber'in atladığı nükte şu: insan, eşya ile ne kadar hemhal olursa o kadar yabancılaşıyor. hem kendisine ve hem eşyaya... dolayısiyle teshir dediğimiz şey kapitalizmin hem zaafı ve hem kuvveti oluyor. kuvveti oluyor eşyayı dilediği gibi kullanabilme kabiliyeti kazanıyor zaafı oluyor eşya olması lazım gelen yerde durmuyor ve böylece bir müddet sonra insan için eşya bir nevi uyuşturucu vazifesi görmeye başlıyor.

bir başka mesele ise weber dünya ile bir insanın tahammül edebileceğinden fazla bir "ilişkiye" girmiştir. evvelen dünyanın yüzünün güleçliğinden bahsettim. weber bu güleçliğe kanmış olmasın sakın? dünyanın kolay tasarruf edilebilir olması tabiri caizse fazla sıkı-fıkı bir ilişkiye yol verebilir mi?
 

Giriş yap