Artvin

Semender

❤️Adem'i Âdem yapan üç harf beş noktadır ❤️
Katılım
29 Tem 2018
#1
Güzel ülkemizin cennet mekanlarından sadece biri olan,yeşili iç açan,ciğerleri oksijen dolduran,şelâleleri nağme nağme çağıldayan,insanları aziz mi aziz muhlaması leziz mi leziz ARTVIN
Beş günlük Karadeniz yolculuğumuzun muhteşem duraklarından biriydi Artvin.Yol boyunca yanımızdan uzayıp akan dereleri yolculuğumuz boyunca bize arkadaşlık ve rehberlik etti.Başınızı kaldırdığınızda upuzun ağaçların yaprakları arasından süzülen güneş huzmelerini görmek insanda müthiş bir huzur ve "Allah'ım yoksa Cennet'te miyim?"sorusunu sorduracak hayranlık bırakıyor.
Konaklamak için kaldığımız otelde gezilip görülebilecek doğal yerleri sorduğumuzda ilk Karagöl ikinci olarak da Çifte Köprü'yü tavsiye ettiler.Mençuna Şelalesi'ni görmeden de ayrılmayın haaa diye uyardılar.Ertesi gün sabahın erken saatlerinde uyandığımızda yorgun bir günün ertesinde olsak da uykumuzu aldığımızı ve dinlendiğimizi hissettik.Oksijen bolluğundan ve doğal havadan olsa gerek.Hemen Çifte Köprü'nün yolunu tuttuk.Artvin Ortacalar Köyü'nün Çifte Köprü mekânı.Tek kelimeyle muhteşem.Çifte Köprü denmesinin hikmeti ise birbiriyle aynı en boy ve yükseklikte yapılmış iki kesme taş köprü olması imiş.Osmanlı zamanında Kafkasya'ya asker sevkiyatı yapmak amacıyla yapılmış.Sadece atların geçebileceği genişlikte en verilmiş.Köprülerin altından şırıl şırıl akan dere ve metrelerce yüksekliğindeki ağaçların yaprakları müthiş bir uyum içinde saatlerce dinleyebileceğiniz türden bir serenat veriyordu adeta.
Köprülerin hemen yanında doğal ortama sadık kalarak ahşaptan yapılmış bir restaurant vardı.Çifte Köprü Restaurant.Kahvaltımızı burada yaptık.Tabii enfes muhlama ve Karadeniz çayı olmazsa olmazlarımızdandı gezi boyunca.Yalniz Artvin'in havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez daha bir leziz geldiler bana.Ağaçlara dikkatlice baktığımda dalların arasındaki karakovanlar dikkatimi çekti.Arılar harıl harıl çalışıyordu.Kimileri kovana giriyor kimileri çıkıyor mesaileri bitmek bilmiyordu.Insanı uzun uzun düşündüren cinsten bir belgesel tadında.Aylardan haziran olmasına karşın dağların doruklarındaki karlar hala erimemişti.Ara ara bu doruklardan akan şelaleler uzanıyor, Çifte Köprü deresinde buluşuyordu.Içimden "Kestane,gürgen,palamut,Altı yaprak üstü bulut " şarkısını söyleyip durdum.
Yeşiller ve mavilerce uzanarak bizi tefekkür alemine gönderen bu eşsiz manzaraya üzülerek de olsa veda ettik.
Ikinci durağımız Mençuna Şelâlesi.Karadeniz'in sarp yokuşlarına tırmanarak,çay bahçelerinin içinden yürüyerek,tahta asma köprüden geçerek kan,ter,gözyaşı içinde halimizle, bizi bekleyen güzellik abidesi Mençuna Şelalesi'ne doğru yola koyulduk.Yolda,elinde tırpanla hızlı hızlı yürüyen bir amcaya rastladık samimi yardımsever bir amca.Bizi bilmediğimiz yerlere gitmememiz konusunda baya uyardı.Geçen günlerde yolunu şaşırıp yara bere içinde kalan yerli bir turisti örnek gösterdi.Ayı ve diğer yabani hayvanlara karşı dikkatli olmamız gerektiğini söyledi.Çay hasatından uzun uzun bahsetti.Ne kadar da emek isteyen bir iş olduğunu o zaman daha iyi anladım.Zira o kadar yokuş ve yürümekte dahi zorlanılan bahçelerden çay toplamak herkesin harcı değil.Bir yudumunu bile ziyân etmemek gerek.O zamandan aklımda kalan sevimli kelime "teleferük" Amcamız bize o samimi Karadeniz ağzıyla çayı teleferüklerle toplu alana taşıdıklarını anlattı çünkü.Yolumuza devam ettik.Patikadan ilerlerken onca zamandır yürüdüğümüzü ve amcadan başka bir insan görmediğimizi fark ettik.Biraz korksak da pes etmeden yolumuza devam ettik.Yukarıdan bir aile geliyordu.Hemen adamın kucağında taşıdığı bir bebek dikkatimizi çekti.Biz kendimizi çıkarmaya yorulurken,zorlanırken bu adam daha 2 ya da 3 aylık bebeğini çıkarmış şelaleye."Mençuna'ya çıkan en genç insan"diyerek espri yaptı.Takdir ettim doğrusu.Doğuştan Çelebi Bebek.
Nihâyet karşımızda heybetli Mençuna.O nasıl bil güzellik.Nasıl bir görkem.Eskiden beridir meraklıyım şelalelere.Türkiyedeki çoğu şelaleyi de görmüşümdür.Yalnız Mençuna doğallık,el değmemişlik ve görkem olarak hepsini geride bırakıyor maşallah .Bundan ötesi sanırım Niagara ya da Angel Şelaleleri.Suyundan içtik muhteşem bir lezzet.Suyun tadı varmış meğer.Hele güneş ışığı ile sıçrayan suların kavuştuğu yerde oluşan gökkuşağı renkleri.Görebilmenin ne kadae büyük bir nimet olduğunu idrak ediyorsunuz.Insan Hayret makamına ulaşıyor.Sübhanallah demekten başkası gelmiyor insanın aklına.Şelalenin döküldüğü yer de metrelerce yüksekte.Aşağıda bir göl oluşturuyor.Sonra yine metrelerce yüksekten ikinci bir şelale daha oluşturuyor.Yillar geçse de unutulmayacak bir gezi oldu bizim için.
Artvin'e yolunuz düşerse Mençuna'ya muhakkak gidin.Doya doya gezin,dinleyin,seyredin ve bol bol tefekkür edin.Yollarımız açık olsun.
 

Ekli dosyalar

Son düzenleme:
Katılım
5 Ağu 2018
#2
Cennetin fragmanı gibi...Şu ülkede merak ettiğim gezmek istediğim tek şehir uzun zamandan beri...Doğaya yeşile hasretiz nede olsa...
 
Katılım
5 Ağu 2018
#3
Ayder ve Uzungöl’e gittiğimde hayal kırıklığı yaşamıştım.Bu doğal güzelliklerin içine o kdr pansiyon otel nasıl sokulabilirdi ?Artvin ve Rize’de birkaç yayla bu ranttan korunmuşsa benzıyor sadece
 
Katılım
6 Ara 2014
#4
O dönemin şartlarında dahi mimari açıdan estetiğin ve ergonominin zekice harmanlandığı Çifteköprü ,günümüz şartlarında son teknoloji ile imar edilen dök asfaltı geç köprülerine adeta taş çıkartıyor.

Çok güzel tasvir etmişsiniz öyle ki işi gücü bırakıp gidesi geliyor insanın.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap