Âşıkların ateşini söndüren bir sabâ esintisi..

Katılım
16 Eyl 2009
#1
"Şiirin hikmetli olanları da mevcuttur."

Muvatta II, 986; Müsned (Ahmed b. Hanbel) I, 303; Sahih-i Buhari VII, 30; Sahih-i Müslim I, 594; Mesnevi III. b.4079

Bir meyve, bir çekirdek...

Göz, gez ve arpacık... ‘'Kaf ile Nûn"... O "Ol!" deyince olur.

Mısra kapı kanadı demek, servi dalı ve merdiven... Beyit ki evdir; kapıdan girilmelidir. Bir evi ziyaret etmenin maksadı ne ola ki içindeki kişiyle görüşmekten öte? O kişi mânâdır. Vezin ki aruzdur, evin orta direği; kafiye ki tamdır, yarımdır; tenezzüh gereği. Evin dıştan ve içten güzelliği mimarın üslubuna göre ya muhteşemdir ya daha muhteşem. Bazan da kötü, çok daha kötü... Nazım ki "ipliğe inciler dizme"dir, dizidir ya dizedir; manzume bir gerdanlıktır, billur bedende firuzedir.

Fakirlikte sultan tavırlı muhteşem kullar kârıdır, adı şiir... Ve şair, derya gibi duruldukta coşkun akan ırmak... Ayin ve efsun okuyan sihirbazdır ki o; berrak sözleri kulağına hep cennet hurileri fısıldar.

Mânâ ki derin bir denizdir, şiir ki derinlerde, en derinlerde esrarlı bir inci. Şair ki vurguna alışkın dalgıç, daha derinde, daha derinden. Satır satır, salkım salkım, her dize bir dürr-i Aden, her beyit bir misk-i Huten. Tam ayar saraylarda nakışlı eşik, ve mânâ uyutan sözlere murassa beşik.

Mevsimi bahardır şiirin, bahçesi gülistan... Âşıkların ateşini söndüren bir sabâ esintisi... Gül goncası yürekleri açacak bir esinti. Papağanları besleyen şeker gibi tatlıdır da bal gibi hararet verir. Ruh için gıda, seven için hayat, İsa'da nefestir. Kılıç gibi keskin, hançer gibi güzel...

Şiir ki yazılmadan okunursa güzeldir. En güzel şiirini kendisi için yazar bu yüzden her şair. Fecrin tuvalinden yıldızları avuçlayıp gönlümüze serperken de, gecenin beşiğinde ayı ikiye bölüp tazarrular bestelerken de, şair bir sesin ve bir ahengin avcısıdır. Kalabalıkların orta yerinde, yalnızlığının en ucunda, söz değmemiş tenha kıyılara kelamın direklerini dike dike, bir çağdan çıkıp bir çağa daha, bir çağa daha koşmaktır işi. Ta ki çağlar ve çağlar sonra kendine bir dost bulsun, kaderini paylaşacak bir arkadaş, bir yoldaş edinsin ve beyaz martılara kardeş olsun... Aynı dilden söylenen ve aynı sesleri verdiği zannolunan o gamlı besteyi gökkubbenin sarrafına ya halis altın, ya delinmemiş inci kıratında sunsun. Ezbere söylenen mavilerin yapayalnız alfabesinde boşluğa uzayıp giden masallar anlatsın bize tarihten ve evvel zaman içinde aşkları dillendirsin esrik ve ritmik sesiyle. Eski bir flintanın kör kurşunu girdiği vakit yüreklere, eski bir süvarinin yund atına mahmuz vurup yağmalanmış ülkelere koştuğunu anlatsın. Dostunun ölüm haberini alımlı alevlerde yağmalanmış kalpleri yaksın sonra ve ağlasın şair. Sınırları karıştırmadan ve mevsimleri şaşırmadan, karlar altında nevbahar gibi, ya sevgiden yorgun; ya sevgiye vurgun...

Şair, bakire bir mânâyı en ahenkli tezgâhta dokur gibidir, yani ki Leyla'nın mezarı başında bir Mecnun mersiye okur gibidir. Ta ki mânâdan sarhoş, ve âhenkten bîhoş olup acısını unutsun, farkında olmadan dünyasını değiştirsin ve sevgiliyi tam yüreğinden tutsun.

Şiir bir lisan-ı gaybdır ki her dizesinde bir başka kapı, her beytinde bir köhne yapı açılır. Kalbî bir zikir, belki yüksek bir fikirdir. Yağmurdan önce sarsar ve âfet, yağmurdan sonra eleğimsağma ve ülfet. Aşka kasem edercesine hasret, maverada şeker ezercesine davettir. Söz basamakları sayılsa âyet; sonra hadis, kelam-ı kibar ve şiiredir davet... Sonrası ya laftır, ya küfürdür nihayet. Ve herkes ne söylediğine bakmalı elbet...

Akıl git başımdan; gözyaşına da şiir diyemem ki!..


İskender Pala
 
Katılım
30 Ocak 2010
#2
Ynt: Âşıkların ateşini söndüren bir sabâ esintisi..

Yahyâ Kemal'den bahsettikten sonra aklıma şöyle bir şey geldi: İskender Hoca da Yahyâ Kemal'in yaptığı vazifenin 21. yy'daki izdüşümünü yapıyor bana göre. İrfânımızın hatırdan silinmeye başladığı bir demde yâdımızı tazeliyor. Benim edebiyata, şiire, tarihe olan merakımın bidayetinde payı büyüktür. Allah razı olsun İskender Pala'dan, kalemine kuvvet versin...
 
Katılım
16 Eyl 2009
#3
Ynt: Âşıkların ateşini söndüren bir sabâ esintisi..

Hocam benim tarihle aram pek iyi değildir, öyle edebiyatın derinine de hiç inmedim. (Tarih dersinde uyur, edebiyatta da dinliyor gibi yapardım) Amma birgün İskender Pala geldi bizim fakülteye... Bir konuşma ki sormayın. Tarih de vardı, edebiyat da. Muazzamdı. Konuşurken bi insan hiç mi teklemez!? Hâsılı, hayatımdaki en güzel konuşmaydı diyebilirim. Allah onu çok sevsin...
 

Giriş yap