Aşk Böyle anlatılır...

nahide

Uzak dur benden lain dünya!
Katılım
21 Nis 2008
#21
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Aşk çalgıcısı uşluk vaktinde şunu çalar:
Kulluk bir bağdır, efendilik baş ağrısı. Şuhalde aşk nedir? yokluk deryası. aşkın ayağı orda kırıktır


ALINTIDIR
 
Katılım
13 Nis 2008
#22
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Aşk, unuttuğunu sanırken yeniden başlayan bekleyiş
İç sıkıntısı, yürek acısı, vicdan belası
Yitik bir duygudur kendini hatırlatmaya çalışan.
 
Katılım
13 Nis 2008
#25
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Fermanlara geçecek aşklar eskide kaldı diyorlar ve uzun uzun anlatıyorlar bıkmadan.
Ne demiş şair: Eski aşklar sayıklanmaktan
Yenileri telaştan yorgun
 
Katılım
13 Nis 2008
#27
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Mahşer' Alıntı:
“Aşkın doğması için sevgiliyi görmek, aşkın büyümesi için sevgiliyi görmemek lazımdır... Sevgilimiz olmadıkları halde kendilerine karşı sempati duyduğumuz insanlar pek çoktur. Şu var ki hayranlık ve sempati aşkın ilk tohumlarıdır. Bunlarla beraber arzunun doğması için ümide ihtiyacımız vardır. Bir aşk, sonunda ümitsizliğe düşebilir; fakat başlangıçta ümit etmeyen aşk yoktur. Demek aşkın doğması için en az üç şart bir araya gelmeli: Hoşlanma, ümit, arzu. Bu şartlar aşkın doğması için lazımdır, büyümesi için kafi değildir. Çok defa hoşlandığımız, bizi sevmesini ümit ve arzu ettiğimiz insanlara karşı alakamız, birkaç temastan sonra sönüvermiştir. Aşk, sevgiliden uzakta büyür. Bu kanun hiç şaşmaz: Aşkı besleyen, sevgilinin kendisi değil, daima hayalidir. Çünkü hayal hakikatten daima daha güzeldir.s.100” “Her aşk fanidir, geçicidir. Aşık, hakikatle temas ede ede, yarattığı hayal ile sevgilisi arasındaki farkları sezmeye başlayacaktır. Bu aşkın, «Sükutu hayal» yani ölüm devresidir... Her hayali aşkın - ki aşk denince de hep bu türlüsü kasdedilir- sonu bu hayal sükutudur. Fakat, Allah’a şükür, bu hayali aşkların çoğu hakiki sevgiye istihale ederler. Artık buna aşk denemez. Denirse ona klasik manasından başka bir mana verilmiş olur. Hakiki sevgi, dostlar arasında, kardeşler arasında, ana-evlat, karı-koca arsında yerleşen devamlı, ölümsüz, alev gibi parlayıp sönmeyen, az değişiklik ve daha sabit, ılık bir ruh iklimi içinde sürüp giden alakadır. Bu sevgi ölmez, çünkü muhayyilenin yarattığı mükemmel bir hayale değil, bütün kusurları ve meziyetleriyle hakikate bağlıdır; Bu sevgide sevilen şey, eksiklerini muhayyilesinin doldurduğu ideal bir gölge değil, kusurlarını müsamahalı ve filozof bir kalbin affettiği, kabul ettiği insanın ta kendisidir. Bu sevgide hayal yoktur ki sükutu hayal olsun; daha doğrusu hayal, hakikatten ürküp kaçmayacak bir itidal derecesi içinde vardır. s.101”
Ne isabetli bir aşk ve sevgi tarifi!.... bu eseri okuduğumda çok etkilenmiştim. Üstadın gözlem gücüne, muhayyilesinin zenginliğine, tam on ikiden vuran tespitlerine hayran kalmıştım. Belki bazı eserleri unutmaya başladıkça yeniden okumak lazım.Hafızamızda her daim onlardan bir iz olmalı.

"Aşkın doğması için sevgiliyi görmek, aşkın büyümesi için sevgiliyi görmemek lazımdır." bu söz aşkın en önemli kanunlarından biri sayılabilir bence.

Sevgiliyle irtibata geçince tatlı hayaller içinde koymaya yer bulamadığımız sevgilinin bir ademoğlu olduğunu farkediyoruz. Şansımız varsa bu durumu atlatabiliyoruz ve o ilk günlerdeki tutkulu aşkı ara sıra hatırlayıp kafamızda anlamlandırmaya çalışarak yola devam ediyoruz.
Bu kötü mü? Hayır ! aşk güzel yaşandıysa yerini mutedil, sıcacık bir sevgiye bırakmaya dünden razıdır zaten. Her daim şiddetini koruyan tutkulu aşklar bu dönüşüme uğramasa yürek dayanır mı zaten? Bu dönüşümü yaşayamayan aşkları hüzün beklemekte.... Tek taraflı bir kopuş kaçınılmazdır.Bir taraf aşkından ölürken, karşı tarafın onu çoktan gözden çıkarmaya niyeti vardır.

Üstadın sözlerinin yorumu ihtiyacı yok ama bu sözlerin bana düşündürdüklerini yazmak istedim sadece.
 
Katılım
17 Nis 2008
#28
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

aşk görmek mi kalbi?
uzaktan sevmek mi seni?
sen kalbime uzakken
yaşamakmı seni?
aşk nasıl anlatılır?
unutuldukça mı dallanır?
sen yapraklarıma uzakken
rüzgar mı getirir seni?
 
Katılım
13 Nis 2008
#29
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Uzaktan sevmek aşkın gücünü yansıtır.
Aşk asil bir duyguysa şayet
Bunu uzaklıklara borçludur...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#30
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

soru:aşkı yaşamadan (âşık olmadan) aşkı anlayabilir mi insan , ya da bu anlatılanları anlayabilir mi ? ve âşık olduğunu nasıl anlar insan ?

âşıklık kendini sevmekle mi başlar, kendinden geçmekle mi ?
 
Katılım
13 Nis 2008
#31
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Sorular çok fazla geldi biraz gözüm korktu. En kolayını seçmeye çalışıyım bari.
Aşk yaratılmışların içinde elest bezminden beri var olan bir duygudur. Mutasavvıflar bu dünyanın aşk üzre yaratıldığını düşünürler. En azından şimdiye kadar öğrendiklerimden böyle bir sonuç çıkarabiliyorum. İnsanlarıa bahşedilen aşkın ortaya çıkması değişik şekillerde değişik zamanlarda olabilir. miktarı da kişinin gönlünün yüceliğine göre değişir.

Hiç âşık olmamış kişilerin aşk ile ilgili anlatılanları, yazılanları, söylenenleri anlayıp anlamayacakları konusunda kararsızım. Aslında insanoğlunda o potansiyel var. İlla ki başından geçmiş olması gerekmez diye düşünüyorum.

Benden bu kadar diğer sorulara daha ehil arkadaşlar cevap versin.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#32
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

nevakar' Alıntı:
Sorular çok fazla geldi biraz gözüm korktu. En kolayını seçmeye çalışıyım bari.
sorular müsavidir, en kolayını seçerken en zoruna takılmış olabilirsin sayın hocam.

Aşk yaratılmışların içinde elest bezminden beri var olan bir duygudur. Mutasavvıflar bu dünyanın aşk üzre yaratıldığını düşünürler. En azından şimdiye kadar öğrendiklerimden böyle bir sonuç çıkarabiliyorum. İnsanlarıa bahşedilen aşkın ortaya çıkması değişik şekillerde değişik zamanlarda olabilir. miktarı da kişinin gönlünün yüceliğine göre değişir.
Mutasavvıflaar dünyanın aşk üzerine yaratıldığını düşünedursun, sizce dünya ne üzerine yaratılmıştır ? Yani şunu söylemek istiyorum, "aşk üzerine" yaratıldığı söylenen kainatı anlamak içün aşkı mı anlamak gerekir ? İlla aşk denilince aklımıza evvela "ilahi aşk" mı gelmeli ? Bir beşeride ilahi aşkın tezahürünü görmek olmaz mı ? Ben mutasavvıf felsefesine henüz tamamiyle idrak edebilmiş değilim, aklımda bir çok soru var onlar hakkında, bir sır bence onlar.

İlla ki başından geçmiş olması gerekmez diye düşünüyorum.
O zaman siz hayatında "kırmızı" rengini görmemiş bir âmâya kırmızının nasıl bir şey olduğunu, yazılanları okuyarak anlatabilirsiniz?Yanlış mı anladım efendim ?

Benden bu kadar diğer sorulara daha ehil arkadaşlar cevap versin.
Ehillikten kasıt nedir hocam? Mürekkeb yalamış olmak mı veyahut aşk hakkında birçok şey okumuş olmak mı ? Sizce bu soruları gören meşveret azaları neden yanıt vermiyorlar, divanda aşk hakkında bir çok şey mevcut, bir çok şey okunuyor, neden irdelenmiyor sizce ?
 
Katılım
13 Nis 2008
#33
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Cevap vermiyorlar. Ben de birisi cevap versin diye bekliyorum. Forum arkadaşlarımız aşk hakkında çok yazıyorlar ama sizin sorular da zor sayın yöneticim.. Düşünüyorlar sanırım.

"Aşk üzerine" yaratıldığı söylenen kainatı anlamak içün aşkı anlamak gerekir.
Aşk denilince aklımıza evvela "ilahi aşk" gelmeli diye bir kural yok. Aşkın her çeşidi değerlidir benim gözümde. Bir beşeri aşkta ilahi aşkın tezahürü tabii ki görülebilir.Misal Leyla ile Mecnun..

Hayatında "kırmızı" rengini görmemiş bir âmâya kırmızının nasıl bir şey olduğunu
anlatırım. Tabi ki rengin pırıltısını göremez ama benim kırmızıya bakmaktan aldığım zevki hissttirebilirim ona . ifadelerim güzel ve etkileyici olursa kırmızıyı görmüş gibi heyecanlanamaz mı sizce? Bu da edebiyatın gücünü gösterer aslında. kırmızıyı görmemiş birine bütün incelikleriyle kırmızıyı anlatabilmek . Hiç âşık olmamış birini aşkın büyüsüyle bağlamak, ona aşkın yüceliğini hissetirebilmek...

Ehillikten kastettiğim bu konuda çok mürekkep yalamış olmak değil, güçlü bir aşkı yaşamış ya da yaşıyor olmaktır.Aşk üzerine yazılmış en güzel eserler büyük aşkların anlatımı değil midir?

Tasavvuftan bahsetmeyi ise gerçekten ehil kişilere bırakmak lazım . Ben tasavvufa ilgi duymakla birlikte çok derinliklerine indiğimi söyleyemem. Yüksek lisansımı Yeni edebiyat üzerine yaptığım için o sahada yoğunlaştım.Yeni edebiyatçıyım yani ama eski edebiyatı daha çok seviyorum Kısmet böyleymiş.
 
Katılım
20 Nis 2008
#34
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Aşkın okulu yoktur. süslenme ve tavlama okulu olabilir :)
Tabi gerçek dünya ile muhayyiledeki dünya arasında fantastik bağkuran zekaları saymazssak.

"soru:aşkı yaşamadan (âşık olmadan) aşkı anlayabilir mi insan , ya da bu anlatılanları anlayabilir mi ? ve âşık olduğunu nasıl anlar insan ?"

Ben busoruya açıklık istiyorum "Aşk" ı anlamalıyım "aşıklığımı"..?
Keza Aşk kavramı hakkında aşığın vereceği cevap tarafsız olmayacaktır.
Ve Aşk kavramı ise soru önüne gelen konuşsun
ama Aşıklık ise soru Aşık olmak gerek.

Zaten sonra o badeden içeriz kendimizden geçeriz :)

Farz edelim Aşıklık

Bir kişinin aşk anılarını yada aşka dair hissettiği argümanlardan aşkın tarifine ulaşılmaz .aşkın tarifini bu (hastalığa) kapılmış kalp ve kalp sayesinde bütün vücudu teesiri altına alınmış bünyenin sahibi zavvalıcık verir.
Yani Aşk münhasıran gelişen ve tariflenen bir olgudur.
Yazılarından alıntı yaptığım Peyami Safa nın vermiş olduğu formül aşkın formülü değil (aşıklığın) formülüdür. aşk başka birşey aşıklık başka birşey
Pek tabiki Safa'nın vermiş olduğu formül genel kanı itibariye kendi muhayyilesindeki aşkı ve okuduğu diğer aşk hikayelerini karşılaştırması sonucu çıkmıştır. nedir formül "Hoşlanma, ümit, arzu". ben abes bir durum göremiyorum.

yaznın başında anlamanızı istediğim "aşık hastalıklı bir zavvalıdır." :)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#35
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Muhterem hocam, âciz evvela size teşekkür etmeli, netekim şayet siz bahsi geçen soruları kendi pencerenizden yanıtlamaya gayret etmeseydiniz, ben de üsteleyip biraz daha öteye götürmezdim konuyu yalan yok.Ben irdeleyen, eleştiren, yazan bir topluluk olmamızı istiyorum aslında, bizim sair mahluklardan ayrılan yanımız aklımız veyahut düşünme kabiliyyetimizdir diye düşünüyorum.Netekim sadece düşünmek de faide vermiyor çoğu zaman, hatta fazlasının akla zarar olduğuna şahidim.Fakat düşündüklerimizi ifade etmek sadece varsa eksikliklerimizi ortaya çıkarmakla kalmaz yeni insanların ufuklarında bir ışık olmaya sebeb olabilir.Sığ yaşamamak gerek...

Sorularımın zorluk derecesinin ne olduğu çok da önemli değil, çünkü sorulmuş olan soruların kesin doğru diye nitelendirebileceğimiz cevapları yok, açık uçlu sorular yani.Bundan dolayıdır ki meşveret kardeşlerimiz konu hakkındaki görüşlerini irdeleyerek ifade edebilirler, ben zannetmiyorum ki zor diye cevap vermesinler.

Hayatında "kırmızı" rengini görmemiş bir âmâya kırmızının nasıl bir şey olduğunu
anlatırım. Tabi ki rengin pırıltısını göremez ama benim kırmızıya bakmaktan aldığım zevki hissttirebilirim ona . ifadelerim güzel ve etkileyici olursa kırmızıyı görmüş gibi heyecanlanamaz mı sizce? Bu da edebiyatın gücünü gösterer aslında. kırmızıyı görmemiş birine bütün incelikleriyle kırmızıyı anlatabilmek . Hiç âşık olmamış birini aşkın büyüsüyle bağlamak, ona aşkın yüceliğini hissetirebilmek...
âciz bu istidada sahib değil hocam, ben hayatında renk görmemiş bir kişiye rengin nasıl olduğunu açıklayamam, bazı şeyleri anlatmakta edebiyat da yetersiz kalır. tamam belki şehirleri anlatabilirim, kokuyu hissettirebilirim, hatta güzelin saçlarını, dudaklarını, gözlerini edebiyatı konuşturarak onun karşısında canlandırabilirim.fakat aynı şeyi aşkta veyahut renkte yapamam, mücerret bir mefhumu anlatmak için mücerret ifadelerden faidelenmek bence çok uç bir şey.

vakıaya bir de şuradan bakınız; âmâlık sadece bizim şu kainatı algıladığımız 2 tane olan kiminde ela kiminde mavi olan kiminde ise bilmem ne olan kısım mı ? yoksa kalb-i nazar diye tabir bulunan "kalp gözü"nün âmâ olması mı bizi bu mücerred mefhumları anlatmakta zorlar ?

belki aşkın heyecan duyulması gereken bir şey olduğu anlatılabilinir kelimelerin kifayetsizliğine rağmen, belki aşkın yaşanılası bir şey olduğunu hissettirebilir bu kelimeler ama bunlar aşkı yaşayan kişinin hissettikleriyle müsavi midir gerçekten ?

gerçekten şiiri, edebiyyatı, hayatı anlamak/anlamlandırmak için "aşk"a ihtiyaç olunduğunun farkında değil mi insanlar ?

aşk kusurları örter mi ? örtülen kusurlar aşk ile mi ömürlüdür, sokak lisanıyla aşk kusurların halının altına mı iter ?

Ben tasavvufa ilgi duymakla birlikte çok derinliklerine indiğimi söyleyemem. Yüksek lisansımı Yeni edebiyat üzerine yaptığım için o sahada yoğunlaştım.Yeni edebiyatçıyım yani ama eski edebiyatı daha çok seviyorum Kısmet böyleymiş.
fakir edebiyatın yenisinin olmayacağı görüşünde, netekim bugün yeni diye tabir bulunan edebiyat şekli eskinin bir devamıdır, zincirin son halkalarından ibarettir.yeninin kurucularının aslında eski edebiyata vâkıf insanlar olduğunu söylenilemez mi ? bugün baktığımızda tanzimat dönemine eski edebiyatın bütün yeni eserlere sinmiş olduğunu görmek mümkün değil mi?

diyeceksiniz ki "ha o vakit, edebiyat evrim geçirdi"

açıkcası bugün el üstünde tutulan şairlerin şiirlerine baktığım vakit, gerçekten bir evrim geçirdiğimize inanıyorum. divan şairinin mazmunlarından esinlenen devir şairleri kuralları ve gelenekleri yok sayarak yeni kurallar ve yeni imgeler peşindeler.

Konu nereden nereye geldi :)

Muhterem hocam, meşveret azalarının konuya iştiraklarını beklerken, yeni edebiyatçı profilinize ve eski edebiyata olan hayranlığınıza dayanarak "evrim geçiren Türk edebiyatı" konusundaki görüşlerinizi alabilir miyim ? Bana katılıyor musunuz ? Yoksa farklı düşünleriniz var mı bu konuda ?


zeyl:

Açıkcası divanda gördüğüm eksikliklerden bir tanesi, yeni edebiyat kolumuzun biraz "hafif" kalmasıdır, âciz edebiyatın yenisiyle pek alakadar olmadığından ve sair üyeler de zannımca pek istemediklerinden bu konular su yüzüne çıkmıyor, yeni edebiyattan yüksek lisans yapmanıza sevindiğimi ifade edeyim, netekim divanımızın "yeni edebiyat" kısmıyla ilgileneceğiniz ümidindeyim...




not: "muhterem hocam diye yazdığım kısımlar "nevakar" hocaya seslenişlerimdir, bu yazı kaleme alınırken "Mahşer" hocamın iletisinden bîhaberdim."
 
Katılım
20 Nis 2008
#36
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Bu bir sorunmu?
Aristonun Platon karşılaştırması yapabilecek felsefi anlama kabiliyetindeki kardeşiniz:)
Divanın üyelerinin mevzuu bahis "Aşk" olunca pat diye ilahiyata dayandırmalarını anlamıyorum.

Yahu durun bidakka daha aşkı tarifliyemiyemiyorsunuz nedir bu hız.
Zanedersem bu Fuzilinin suçu bukadar açık ve akıcı aşk dimağ tezahürü olursa olacağı bu.
Daha müslüman olmadan miraca çıkmaya çalışmak gibi bişiy :)

Yahu üstad Fuzili Türk edebiyatının Aritosudur desem kızarmısın?
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#37
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Mahşer' Alıntı:
Ben busoruya açıklık istiyorum "Aşk" ı anlamalıyım "aşıklığımı"..?
muhterem, bana diyorsun ki: " Ey Mustafa, sen hangi durağı soruyorsun aşk durağını mı, âşıklık durağını mı, tarif edeyim"

bende diyorum ki muhterem, aşkı tatmadan âşıklığı , âşıklık ile hemdem olmadan da aşkı tadamayacağına dikkat çekiyorum.Neden aşk'ı ve âşıklığı ayırma gereği duyuyorsun ki ? Burada kavramların ne olduğu üzerinde durmuyoruz, kağıt üzerinde farklılıkları olabilir bu mefhumların ama biri diğerini barındırır.Burada konuştuğumuz bu değil, sorulara bir daha göz atmanı tavsiye ediyorum
 
Katılım
20 Nis 2008
#38
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Kusura bakma analatik gözlem kronikleşmiş bende bikere
belagat ,fesahat, idark = "eeveet anladım" formül bu
Diyalektik halay ve saz arkadaşları sonraki aşama.

Tamam üstad birleştirelim ozaman
 
Katılım
13 Nis 2008
#39
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

An Düşmesi

büyük yavanlığın zaman
kazandığı susuz gezegenlerin
arazisi! tarifsiz lanetlenişlerin
kuvvetli masumiyetiyle alay
eden merhale! talan
edilmiş yalnızlıkların tersyüz
çevrilerek bekletilmesiyle anlamlanmış
sahte mukaddes, sahte susayış, sahte
sabrediş izi!
toprak ve tüllerin kralı! zehrin bilgisi!
sen rüzgara uzat kalbinin mimarını ve
çöz suyu deryadan, kat mermere,

acıt yeryüzünü!

Bu şiir uç bir örnek olabilir ama "bugün el üstünde tutulan şairler"katagorisine giren bir şair sanırım. Şiirdeki imgeleri ele alırsak, bu imgelerin benim ruhuma bir şiir zevki verdiği söylenemez.Bu tarz postmodern diyebileceğim imgeleri anlayıp onlardan hoşlanan bir sanatsever kitle vardır muhakkak. Ama bana hitap etmediği kesin. Ben suyu deryadan çözüp mermere katamıyorum bir türlü. Katsam da bu söylemden zevk almıyorum. Sitenin genel olarak zevk anlayışı klasik edebiyata yoğunlaşmış.
Yeni edebiyat ifadesi çağımımızın edebiyat anlayışını yansıtmıyor tabi. Mesela benim tezim Sait Faik'le ilgiliydi. Sait Faik artık ne kadar yeniyse...Çağdaş ya da günümüz edebiyatı olarak ayrı bir dönemin ele alınması daha doğru olur sanırım.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#40
Ynt: Aşk Böyle anlatılır...

Mahşer' Alıntı:
Yahu durun bidakka daha aşkı tarifliyemiyemiyorsunuz nedir bu hız.
Efendi, tasamız aşkı tarif etmek değil, aşkın tarifi sözlüklerde yer alıyor, mes'ele yaşamak ve anlamak arasındaki farktır.

Mahşer' Alıntı:
Zanedersem bu Fuzilinin suçu bukadar açık ve akıcı aşk dimağ tezahürü olursa olacağı bu.
Muhterem, bu cümlede anlatmak istediğini ben anlamadım, çok acele yapıyorsun bence. Cümleleri dolaylamadan, olası yanlış anlaşılmalara sebebiyyet verecek cümleleri yamamadan ve dahi tekrar okumadan "gönder" tuşuna basıyorsun.Zaman çok, daha şafak karanlık, yavaş yavaş, anlaşa anlaşa gidelim bence.Zira okuduklarımadan bir şey anlamayınca, fakir yoruluyor...

Mahşer' Alıntı:
Yahu üstad Fuzili Türk edebiyatının Aritosudur desem kızarmısın?
Böyle dersen kızarım, ama neden sorusuna cevap vererek ve mantıklı bir nedene dayandırarak açıklarsan bu mevzuyu neden kızayım, teşekkür ederim o zaman.Dersen ki bana " muhterem sen söyle böyle mi değil mi? " Fuzulî ile mukayese edecek kadar Aristo bilgisine sahib değilim.Zira bildiklerimle bu ikisini kefeye koymaya kalkarsam Aristo zararlı çıkar emin ol.Hatta ben üstadın bir beyitini Aristo ile denk tutabilir ve dahi Fuzûlî yi ağır bastırabilirim.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 1)

Giriş yap