Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#1
Tasavvufta 4 kapı vardır:

1- Şeriat Kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı

Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.


Öğrencilerinden biri Hz. Mevlâna'ya sormuş;

" Efendim, bu dört kapı meselesini pek anlayamıyorum.Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız? "
" Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at,sonra gel anlatayım."

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Hz. Mevlâna'nın öğrencisini yere yıkmış.
Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş.
O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış.
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.
Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.
Öğrenci Hz. Mevlâna'ya dönmüş, olanları anlatmış.

Hz. Mevlâna; " İşte sana istediğin örnekler...
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.
Şeriatta kısasa kısas olduğu çin , tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

- İkinci, tarikat kapısındadır.
Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz geldi.
" Sana kötülük yapana bile iyilik yap." Onun için döndü oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradan'dan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısına da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile...

böyle diyordu Hz. Mevlâna ( Rh. A) ....


peki.. benim aklımı kurcalayan konu ise..
şeriat olmadan tarikat olur mu ??

buradan yakınız ki;


Hz. Mevlâna ve Şems-i Tebrizî ile ilgili yazılan kitapların sayısı gün geçmesin ki artmasın..
ikisi tercüme, ikisi telif 4 roman ismi verebiliriz:

1. Nefrin Tokyay, 'Tebriz'in Kış Güneşi' (Aralık 2005)

2. Ahmet Ümit, 'Bab-ı Esrar' (Kasım 2008)

3. Saide Kuds, 'Kimya Hatun' (Şubat 2009, Farsça'dan)

4. Elif Şafak, 'Aşk' (Mart 2009, İngilizce'den)

tanımıyanlar tanıyor, önyargısı olanlar varsa kalkıyor, edebiyata farklı bir bakış açısı geliyor.. <mu?>
peki.. yazılan olduğunca bunlara eleştiri yazan da oluyor. benimse aklımı kurcalayan sorular oluşageliyor.

Dücane Cündioğlu, 3 gündür yayınladığı makalelerinde sözü geçen kitapları eleştiriyor:

"Hakikatten yoksun! Ve samimiyetten! Ferd planında çekilen ızdırabın kokusu duyulmuyor; ne şahsî bir hesaplaşmanın, ne de gerçek bir acının."

"Romancılarımızın hepsinin de ucundan kenarından, kendilerince ve fakat farklı nisbetlerde kuklalaştırdıkları ortak kahramanlar işte bu birkaç tarihî isim. Ne rol verilmişse kendilerine, onu oynamak zorunda kalmışlar. Yazarların özgür muhayyileleri, iplerini ne tarafa çekmeyi dilemişse, kuklalar da çaresiz o yöne meyletmişler."

"Yazarları hakikate ihanetle suçluyor değilim. Hâşâ! Bilâkis mecaz ve misal'in, metafor ve allegori'nin özüne sadakatsizlik ettikleri için kendilerini eleştiriyorum.

Meyhaneye girip ayık çıktıkları için... Gazoz içip serhoş taklidi yaptıkları için... VE dahi 'Hâmuşan'da susmak yerine nârâ attıkları için..."

"Mevlâna.... İslâm âleminin Shakespeare'i!" (s. 38)

Başka bir zaman olsa, bu denli bayağı bir benzetmeyle karşılaştığım daha ilk anda muhtemelen elimdeki kitabı -bir daha açmamak üzere- kapatır ve bir kenara koyardım. "

"Hataların ortak özelliği özensizlik; bir kısmı da yetersizlik!

Türkçe Hz. Mevlâna'nın mürşidi Seyyid Burhaneddin'e lâyık görülen şu ifadeye bir bakalım:

**— "... ve Kur'an-ı Kerim'de yazan bir hükmü hatırlattım: Mümin müminin aynasıdır." (s. 98)

Oysa Kur'an'da böyle bir ayet-i kerime yok! Aksine bu bir hadîs-i şerif. Öyle hadis literatürüne filân vâkıf olmaya da gerek yok, çünkü Şems-i Tebrizî Makalât'ında, Hz. Mevlâna ise Fîhimâfih'inde bu hadîsi şerh ediyorlar.

Tam da burada, "Tanzimat ilan ettik değişen bir şey olmadı; iki defa Meşrutiyet ilan ettik, o da pek işe yaramadı; en son Cumhuriyet ilan ettik yine aynı tas, aynı hamam! Acaba şimdi de biraz ciddiyet mi ilan etsik?" diyen Sakallı Celâl'in kulakları çınlasın!"

Pablo Picasso ise şöyle demiş:

"Hepimiz biliyoruz ki sanat, hakikat alanına ait bir şey değildir. Hakikati —en azından, anlamamız için bize dayatılan hakikati— farketmemizi sağlayan bir yalandır sanat! Sanatçı, yalanlarının doğruluğuna başkalarını ikna edecek yolu bulmalıdır."

kitapları okumuş olan arkadaşların, okuduktan evel ve sonraki düşüncelerini, okudukları kelamlarda içlerine sinmeyen şeylerin var olup olmadığını, bu okumaların fikrî-hissî yapılarına olumlama/**karışıklık getirip getirmediğini sormak istiyorum


ve bir de ilk sorumu tekrar ile
şeriat olamdan tarikat olur mu? Hz. Pir üzerine "kurgu" yazılır mı?

kitabı sorageldiğim 1 arkadaşım
"o zaman yeni yazar olmayacak, yeni şey yazılamayacak" dediydi
böyle midir?

soracaksınız ki ey NuN, okudun mu "aşk"ı?
gerçek "aşk"a dair, içimde kıpırdanan bir **yanlış yola gidilecek.. mi? fikriyatı ekseninde dönüp duruşum okumamı engelledi.. gerçeği ararken, 73 fırkaya ayrılan bir ümmetin 72kısmına dahil edebilecek yorumlamalar olası mı idi??

yorumlarınızı bekliyorum, bu fikriyat döne döne başımı döndürmesin deyü sormak istedim :)

hatamız varsa affola.
 
Katılım
12 Şub 2009
#2
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

Çok şey verdi bu yazı okuyana.Teşekkürler.

Yunus da bu mevzûyu şöyle anlatıyor:

Çıkdım erik dalına anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu

(Erik dalına çıktım,orada üzüm yedim;bahçenin sahibi bana kızarak:"Niye cevizimi yedin." dedi.)

Erik,şeriattır.Dışı yenir,içinde kocaman bir çekirdeği vardır.
Üzüm,tarikâttir.Tamamı yenir,fakat içinde küçük de olsa çekirdeği vardır...
Ceviz,hakîkattir.Cevizin özüne ulaşmak için sert kabuğunu kırmak gerekir.
Bostan sahibi kızar.Çünkü hakikate insan kendi başına ulaşamaz.Mürşid-i kâmilin rahle-i tedrîsinden geçmek gerekir...
 
Katılım
20 Nis 2008
#3
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

"peki.. benim aklımı kurcalayan konu ise..
şeriat olmadan tarikat olur mu ??"

üstadım cevap neyine yarıyacak? hangi kapıdasın sen?
 
Katılım
18 Mar 2009
#4
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

Selamün aleyküm kardeşim.

Yazıdan magazinsel olarak çıkardığım bir sonuç var;Acep ufukta bir sufi roman kurgusu mu planlanıyor?Bunun yazarı olmak isteyen birinin endişelerini sezmedim değil doğrusu.

Daha önce bu mevzuda konuşmuştuk ve o zamanda şimdi vereceğim örneği vermiştim.Tasavvufta derya ve hakikat incisi metaforu vardır.Deryanın derinliklerinde bulunan inciyi bulmak için evvela yüzmeyi bilmek gerektir.Biz bu yüzme işine şeriat demişitk.Yani işin resmi kısmı.Ama yüzme bilmezsen bırak inciyi bulmayı denize bile giremezsin.Denize giremeyincede inciye giden yolu bulamazsın.Bu yol tarikattir.İncinin bulunduğu sadef ise marifettir.İnci ise hakikattir.Yüzme bilmeyen,tarikat,marifet ve hakikatten yoksun kalır.

Diğer bir ifadeyle; Hakiki manada iman etmeyen cennete giremez.Veya Kelime-i Şehadet gibi şeriatta bir anahtardır.

Bahsedilen kitapların yalnızca birini okudum.Orada ismi geçen bazı yazarlara karşı antipatim vardır.Bunu yıkmaya çalışsamda bunu bir türlü beceremiyorum.Maaşlı Mevleviler olsun,şeb-i aruzda yapılan ayin demiyorum bakınız gösteriler olsun ve süslü cümleler ile kurguladıkları yalancı sufi anlatıları olsun ne olursa olsun bunların hiçbiri samimi gelmiyor bana.İlla ki bir tanıtma yapılacaksa bunların yöntemi bu olmamalı diyorum.Sahi daha kimi kime tanıtıyoruz ki,herkes her şeyi tanıdı artık.Ama yanlış mı tanıdı yoksa doğru mu tanıdı işte bu tartışılır.

Sufilerin esrarengiz tavırları ve muğlak ifadeleri insanların dikkatini hep çekmiştir.Günümüz modas malumunuz, derin derin dalışlar ve sonsuz bir ruh dinginliği.Ruhunu özgür bırakma seansları ve zengin sufi adaylarına verilen sufilik konferansları.Ama kimler tarafından;tabiî ki akademisyenler tarafından.Bu insanların peşinden koştuğu sadece huzur.Bu huzur hakikatin verdiği huzur.Direkt olarak hakikat istenir mi?Eminim ki bu konferanslarda ve buna benzer faaliyetlerde şeriat lafzı geçmez.Bu kitaplarda da sanmıyorum ki şu öğütlensin;Hakikat için evvela şeriat.

Bu tür kitapların üslubuda çok çekicidir.Şiir gibi akan kelimeler ardından kelimelerin cem olmasıyla oluşan cümle harmanları.Şiirin oluşturduğu o esrarengiz hava özenti bir sufiliği meydana getirir kanaatimce.Aslında özendikleri hakikat değildir,özendikleri oradaki cümle kurguları ve şiirleridr.

Ünlü mesnevi şarihi Bursalı İsmail Hakkı Hz. Şöyle bir tespitte bulunuyor:İnsanda beş mertebe vardır:tabiat,nefs,kalp,ruh ve sır.Bunların ilk ikisi insanın hayvani tabakasını teşkil eder.Ney’i eğlence maksadı dinleyenler,onun içindeki gizli manaya yükselemezler.İnsan tabiatı sesten hoşlanır.Gençler henüz nefslerini yenemedikleri için,ney sesi onlarda kötü arzular uyandırır.Buna göre gençlerin ney dinlemesi ve sema etmesi haramdır.Ney sesi olgunlarda sevgi ve muhabbet uyandırır.İnsan ney sesini kalbi ve ruhu ile dinlerse Allah’ın sırrına erişmiş olur.Böyleleri sema esnasında Allah’ın nurunu görür.

Hz.Mevlana bişnev diyerek başlar mesneviye.Bu bir emirdir.Kalbe,ruha verilen bir emirdir.Bu emre itaat eden sırra erişmiş olur.Bu sırra erişenlerin hareketleri hakkanidir.Ancak,bu ney sesini tabiat ve nefs kulağı ile dinleyenlerin hareketleri şeytanidir.

Acaba tüm bu kitapları bizler hangi göz ile okuyoruz?Tabiat ve nefs mi yoksa kalp,ruh ve akabinde sır mı?

Selametle…
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#5
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

dedeefendi' Alıntı:
Çok şey verdi bu yazı okuyana.Teşekkürler.
eyvallah teşekkür bizden olsun.

Mahşer' Alıntı:
"peki.. benim aklımı kurcalayan konu ise..
şeriat olmadan tarikat olur mu ??"

üstadım cevap neyine yarıyacak? hangi kapıdasın sen?
kapımızı bilemeyiz de üstad olmadığımız aşikâr.. şer'i kurallara uymadan, "ben Hz. Muhammed'in ayağının tozuyum" diyen bir Hz. Mevlâna'ya dair yazanlara olan önyargılarımın önünü kesmek suretiyle kesin yargılar edecekler şu başlık altında incelersek.. daha içseline bilmem gerek varm'ola?

PeJMüRDE' Alıntı:
Yazıdan magazinsel olarak çıkardığım bir sonuç var;Acep ufukta bir sufi roman kurgusu mu planlanıyor?Bunun yazarı olmak isteyen birinin endişelerini sezmedim değil doğrusu.
ve aleyküm selam kardeşim

çok şeyden endişem vardır ki 1i de odur doğrudur. dahî başka 1 endişem de.. yazmaya ehil miyiz.. ler mi?


PeJMüRDE' Alıntı:
Acaba tüm bu kitapları bizler hangi göz ile okuyoruz?Tabiat ve nefs mi yoksa kalp,ruh ve akabinde sır mı?
veyahut hangi göz ile yazıyorlar?


PeJMüRDE' Alıntı:
Bahsedilen kitapların yalnızca birini okudum.Orada ismi geçen bazı yazarlara karşı antipatim vardır.Bunu yıkmaya çalışsamda bunu bir türlü beceremiyorum.Maaşlı Mevleviler olsun,şeb-i aruzda yapılan ayin demiyorum bakınız gösteriler olsun ve süslü cümleler ile kurguladıkları yalancı sufi anlatıları olsun ne olursa olsun bunların hiçbiri samimi gelmiyor bana.İlla ki bir tanıtma yapılacaksa bunların yöntemi bu olmamalı diyorum.Sahi daha kimi kime tanıtıyoruz ki,herkes her şeyi tanıdı artık.Ama yanlış mı tanıdı yoksa doğru mu tanıdı işte bu tartışılır.
benim de benim de.. ben yıkmak da istemiyorum zinhâr dediğin üzre yanlış mı doğru mu tanıdılar/tanıttılar tartışmasında tanıdıklarınCA tanıtan da olagelirler.. yanlış ise... yanlışCA

PeJMüRDE' Alıntı:
Ünlü mesnevi şarihi Bursalı İsmail Hakkı Hz. Şöyle bir tespitte bulunuyor:İnsanda beş mertebe vardır:tabiat,nefs,kalp,ruh ve sır.Bunların ilk ikisi insanın hayvani tabakasını teşkil eder.Ney’i eğlence maksadı dinleyenler,onun içindeki gizli manaya yükselemezler.İnsan tabiatı sesten hoşlanır.Gençler henüz nefslerini yenemedikleri için,ney sesi onlarda kötü arzular uyandırır.Buna göre gençlerin ney dinlemesi ve sema etmesi haramdır.Ney sesi olgunlarda sevgi ve muhabbet uyandırır.İnsan ney sesini kalbi ve ruhu ile dinlerse Allah’ın sırrına erişmiş olur.Böyleleri sema esnasında Allah’ın nurunu görür.

Hz.Mevlana bişnev diyerek başlar mesneviye.Bu bir emirdir.Kalbe,ruha verilen bir emirdir.Bu emre itaat eden sırra erişmiş olur.Bu sırra erişenlerin hareketleri hakkanidir.Ancak,bu ney sesini tabiat ve nefs kulağı ile dinleyenlerin hareketleri şeytanidir.
eyvallah hocam.

selametle...
 
Katılım
15 Eyl 2008
#6
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

şeriat derki;seninki sana benimki bana
tarikat derki;seninki sana benimkide sana
marifet derki;ne seninki var nede benimki
hakikat derki;ne sen varsın nede ben
 
Katılım
15 Eyl 2008
#7
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

Aslında bi çoğumuz daha şeriat kapısında bile değiliz.
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#8
Ynt: Aşk.. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat

Şerîat,tarîkat,hakîkat,marîfet,kutbiyyet,kurbiyyet,abdiyyettir aslında bu makamların toplamı.Bu yediyi herkes söylemez.Dörtte kalır çoğu insan.Abdiyyet Efendimiz'in(sav) kademesidir.Ona yakın olmak abdiyyettir.Bu kademelerde şöyle anlatılır:
Şerîatta;deveni sağlam kazığa bağlayacaksın,sonra Allah'a emanet edeceksin.Yani kazığa güvenmek yok,Allah'a güveneceksin ama kazığa bağlayacaksın.
Şerîatte böyle.Tarîkatte böyle değildir.Evvela Allah'a emanet edeceksin,sonra kazığa bağlayacaksın.Aradaki nüansı anlatabildim mi?İşte tarîkat budur.
(Alıntı)

Benim açîzâne kanaatimce ise;bu basamakların hepsi birer sefer tası gibidir.Birinci tası açıp içini görmeden tabiri câizse çorbayı içmeden diğer yemekleri göremezsiniz.Şer-î kuralları bilmeden tarikate uzatırsanız gönlünüzü;taşları dizip de kule yapmanızın imkanı yoktur.Yani kamil insan olabilmenizin..Çünkü en alttaki taşın yerinde boşluk vardır sadece.Şerîati es geçip de ben oldum diyenler,sadece kuru iddia sahipleridir.Olduğuna ahâlinin inandığı büyük zevât-ı kirâmın hiçbirisi böyle yapmamıştır.Hz.Abdülkâdir'ler,Hz Mevlânâ'lardaha yakın zamanda Hacı Bayram-ı Velî'ler,Aziz Mahmud Hüdâî'ler hiçbirisi böyle yapmamıştır.Hepsinin çok ciddi dinî birikimleri ve tatbikatları vardır.Onun üzerine oldular.Hz Mevlânâ'yla ilgili menlıbeler okuduğumuz zaman, gerek Sipahsâlar gerek Ahmet Eflâki'den,ayakları şişinceye kadar namaz kıldığını öğreniyoruz.Mesela Selahattin Zerkûb-i Konevî anlatıyor:"Bir akşam Konya'nın kış gecelerinden birinde sohbet ederken Hazret'e hararet bastı,dışarı çıktı.Dışarı buz gibi.Açık.Don var.Efendim üşümesin diye içeri çağırmak için dışarı çıktım.Baktım secdede.Şimdi kalkar diye bekledim,kalkmadı.Yanına yaklaştım.Ağlamış,yüzünden akan yaş yere bir buz sütunu oluşturmuş.Yerle gözü arasında buz sütunu oluşmuş,kalkamıyor secdeden.Derisi incinir diye hohlaya hohlaya buzu erittim,sonra rica ede ede zorla içeri aldım."
Yaaa işte böyle... Hazret'i bitmez tükenmez aşkıyla tanıdık biz, ama taşın altındakini hiç göremedik nedense..Hamken, piştiğini sonra yandığını bildik de nasılını bilemedik bi türlü..Şerîatsiz tarikat olur mu hiç soruyorum sizlere?


Notun dibi:Bir fırın somun yedikten sonra yazılabilecek romanları,ekmeğin ucunu çimtikleyerek yazanların kitaplarına verilen paraya yazıktır bence.Onların yerine ana kaynakları okuyalım.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap