Attila İlhan

Katılım
11 Mar 2010
#21
Ynt: Attila İlhan

AH

yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
bulutlu siyah ah bulutları eflatun
o boy aynasından çıktı fransızın malı
vişne asidi vardı tadında rujunun
ah sinema yıldızı filan olmalı
ağızlığı kristal son derece uzun

bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik su tozu dökülüyor
sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor

ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam
çok vapurun battığı bir liman orospusu
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay ışığında deniz akordeon solosu
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam

görkemli çadırında italyan lunaparkın
sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini
ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın
sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini
kaşları ip incesi kumral kirpikleri kalın
kim görse şaşırır sakalının süslerini

tavana asılmış sosyalist saçlarından
ah sabah sabah omuzları kan içinde
işkence sonrası genç bir kadın militan
yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
adı bile çıkmamış dudaklarından
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ...

ATTİLA İLHAN
 
Katılım
11 Mar 2010
#22
Ynt: Attila İlhan

BEN ARTIK KÜSÜM

beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına

beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar
 
Katılım
11 Mar 2010
#23
Bence malumdur

BENCE MALUMDUR

dikenin
kalbime battığı bir sonbahar günüdür
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
içini kurtlar kemirir
bence malumdur
buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün
senin ateşler içinde olduğun
bence malumdur
ellerin muhakkak çocuk elleridir
hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün
onlar neden daima okul türküleridir
süleymancıktan bahseder
kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden
süleymancıktan
ve karınca yuvalarından bahseder
ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından
gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün
sen ansızın gökyüzünde görünürsün
gözlerinin rengi
bence malumdur
elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün
eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler
sokakların üstüne bulutlar gelirler
bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir
bir yıldız bir yıldızın ardınca gider
yıldızların kaybolduklari yer
bence malumdur
karanlıkta bir şeyler kopar dağılır
uzaktan yabancı sesler duyulur
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
elin hayallerimi dağıtır
bilirsin
sen elini bulutların içinde gezdirirsin

ATTİLA İLHAN
 
Katılım
11 Mar 2010
#24
bakarsak

BAKARSAK

Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak
Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak
Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak
Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak
Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar
O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak
 
Katılım
11 Mar 2010
#25
Batan bu köhne şileb

BATAN BU KÖHNE ŞİLEB...



garson masa iyi manzarayı değiştir

sırası mı mehtabın yıldız yağmurunun

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

sapa bir yerindeyim umutsuzluğumun

hava soğuk olmalı ağaçlar bütün duman

eğer bulabilirsen ölü bir kar getir

beyazlığı kalın bir su gibi uzayan

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

batan bu köhne şilebde ne işleri var



çünkü battım kasa boş ne para ne çek

çünkü bütün telefonlar ısrarla alacaklı

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

hani o sarışın kirpikleri saçaklı

yanağını viski bardağıyla serinleten

sonra nilay hani kafayı buldu mu ağlar

cam yeşili yasemin cıgara dumanı nursen

batan bu köhne şilebde ne işleri var



garson masa iyi manzarayı değiştir

büyük şimşek çakmalı gök gürültüsü filan

şöyle dalları kıran şakırtılı bir yağmur

köpek havlamaları bulut karanlığından

zehir bulabilir misin çabucak öldürecek

artık arsenik mi olur siyanür mü olur

hangisi olursa olsun hepsi işime yarar

yoksa bir tabanca bul bir avuç mermi getir

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

batan bu köhne şilebde ne işleri var
 
Katılım
11 Mar 2010
#26
bela çiçeği

BELA ÇİÇEĞİ



Alsancak garı'na devrildiler

Gece garın saati bela çiçeği

Hiçbir şeyin farkında değildiler

Kalleş bir titreme aldı erkeği

Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler

Çantasını karısı taşıyordu



Hiç kimse tanımıyordu kimdiler

Gece garın saati bela çiçeği

Üçüncü mevki bir vagona bindiler

Anlaşıldı erkeğin gideceği

Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler

Bir türlü karısına bakamıyordu



Ayaküstü birer bafra içtiler

Gece garın saati bela çiçeği

Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler

Karanlık gelmişi geleceği

Birdenbire sapsarı kesildiler

Vagonlar usul usul kımıldıyordu
 
Katılım
11 Mar 2010
#27
bir üç beş

BİR ÜÇ BEŞ



desen ki denizin tuzu

çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar

desen ki kendilerinden karga çığlılarıyla kaçanlar

en fakiri en zengini çirkini ve orospusu

seni unutmuş olsun

sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun

kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o

bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun

desen ki unutulmuşsun



denizler kızılca kıyamet akıp geçiyor

zamana karşı geliyorsun

bir üç ve beş leylekler artık gitti

şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor

unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman

bir üç ve beş derken şişede rom bitti

sen yaşamaya başladığın zaman



üşümüş gökte o yalnız bulut

kendini hic yerinde hissetmiyeceksin

keyif senin

istersen talihini billur akıntılarla bir tut

ellerini göğsüne kavuştur

doğu batı kuzey güney diyerek

koştur

bir üç ve beş istersen rom kadehleri gibi

nasıl ki unutulmuşsun

devril

ve bitir maceranı
 
Katılım
11 Mar 2010
#28
Ynt: Attila İlhan

ELDE VAR HÜZÜN



Söyleşir

Evvelce biz bu tenhalarda

Ziyade gülüşürdük

Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının

Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler

Zamanlar değişti

Ayrılık girdi araya

Hicrana düştük bugün



Ah nerde gençliğimiz

Sahilde savruluşları başıboş dalgaların

Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

Elde var hüzün



O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan

Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

Sırılsıklam âşık incesaz

Kadehlerin mehtaba kaldırılması

Adeta düğün

Hayat zamanda iz bırakmaz

Bir boşluğa düşersin bir boşluktan

Birikip yeniden sıçramak için

Elde var hüzün
 
Katılım
11 Mar 2010
#29
geçerdi hep

GEÇERDİ HEP



Geçerdi hep

Pırıltılı kanunlar

Neves gecelerden

İhtimal buhranlı gecelerdi hep

Yüreğinde yalnızlığın tortusu

Vazoda yaseminler

Ufukta yağmur kuşları

Çözülmez bilmecelerdi hep

Ansızın dalar

Bir yorgunluğa uyanırdın

Güneş çekilmiştir bahçelerden

Lambalar çok erken yanmış

Aldatılmak korkusu

Sık sık bozulan yeminler

Enfarktüs kuşkuları

Sinsi bir kederdi hep

Zaman zaman düşündüğün

Aklına geldikçe güldüğün

Şan şeref ve ün

Beyhude şeylerdi hep
 

Giriş yap