Bak Fazıl Say!

Katılım
27 Mar 2006
#1
Fazıl Say, piyanist ve besteci. “AB 2008 Kültürlerarası Diyalog Yılı” çerçevesinde Avrupa Kültür Büyükelçisi olan Say, “Türkiye rüyalarımız öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor.

İslâmcılar kazandı, başka yere taşınmayı düşünüyorum” diyor.. habervakti.com’dan bir cevap: Uçak biletin bizden.
Alman Süddeutsche Zeitung gazetesinin Paris’te keman ustası Renaud Capuçon ve piyanist Fazıl Say’la söyleşisinde Fazıl Say “İslâmcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70” demiş. Oysa onlar %10 bile değiller. Bu “Kültürlerarası diyalog için Avrupa Kültür Büyükelçisi”.. İçimizdeki onlardan biri.. Batının diyalogdan anladığı bu.. Son AB belgesi, batılıların bunu bile istemediklerini gösteriyor..
Biz “ötekilerle birlikte, farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşamak” istiyoruz.. Bin yıl böyle yaşadık.. Tek parti döneminde “Açık oy gizli tasnif”le bütün oylar sizinken de biz gitmedik.. Zorla herkesin başının açtırıldığı günlerde, tek tek kapı kapı fişlendiğimiz günlerde de! İşte sizin demokratlığınız bu kadar.. Bu topraklara bağlılığınız uçkur bağınız ya da banka hesaplarınız kadar mı?
Sözkonusu söyleşisinde Say “Çankaya'daki davete bile beni çağırmadılar” demiş. Çankaya bu açıklamayı yalanladı.. Zaten o söyleşisinde “Say, konserler nedeniyle devamlı seyahat ettiğini ve ayda ortalama 4 gün evde olduğunu anlattı” denmiş. Yani kendisine yapılan davetin kendine ulaşması zor. Yurtdışına gitme iddiası da palavradan ibaret. Zaten burada değil. Belki bunun adı ikametgah adresini değiştirmek..
Say, Çankaya’daki resepsiyona çağrılmadığı için Türkiye’yi terkediyor.
Peki bizim ne yapmamız gerekirdi Say!
Bizi davet etmediler değil, dilekçe vermek için bile kapıdan içeri almadılar.. Hastamızı bile nufus cüzdanındaki resim yüzünden hastahaneye almadılar da öldü gitti Medine Bircan..
Sen nasıl sanatçısın ki, halkının bu acısını duymadın..
Benim eşim, kızım, kızkardeşim, yeğenim, gelinim okuyamadı sizin o anlamsız, saçmasapan başörtüsü düşmanlığınız yüzünden.. Eşi başörtülü diye subayları ordudan attınız, hiç vicdanlarınız sızlamadan ve yargıya bile gitmelerine izin vermeden.
Adım radikale çıkmış ya, kendisine benim yüzümden bir zarar gelmesin diye büyük amcamın oğlu Yüksek Seçim Kurulu eski Başkanı Tufan Algan’ı ilk hakim olduğu günden bu yana ziyaret etmedim bir çay içmek için bile. Telefonla bile aramadım. Aramızda hiç bir sorun olmamasına rağmen. Sen bu acıyı bilir misin Say?..
Erdoğan belediye başkanı olduğunda MÜSİAD heyeti ile bir 15 dakikalık hayırlı olsun ziyareti, bir de şiir okudu diye görevinden alınırken 5 dakika ayakta konuştuk, bütün belediye başkanlığı süresince kendisi ile.. Buna benzer 40 örnek verebilirim size.. Annelerin başörtüsü yüzünden oğullarının yemin törenine alınmadığını biliyor musun sen! Ödül almak için çıktığı sahneden kıyafeti yüzünden yaka paça indirilenlerin acısını hiç hissettin mi bir gün olsun!
Cumhurbaşkanı Gül’ün siyasete girmesi için hakkında ilk yazıyı ben yazdım, Çankaya’dan bana davet gelmemesinin sebebi ya da hayırlı olsuna bile gidemememin asıl sebebi, sizin gibilerin hezeyanları yüzünden bir tatsızlık olmasın diye..
Sizin bir sürü ödülleriniz var, bizim kızlarımız daha 14 yaşında ödül almak için sahneye çıktığında kaymakam ve asker işbirliği ile sahneden zorla indiriliyor beyefendi.. Bundan dolayı biz bu ülkeyi terketmedik ve terketmeyeceğiz, sana gelince “kal” derim ama, gideceksen git gidebildiğin yere kadar.. Ama bir gün biz o senin gittiğin mahallede de, her yerde olduğu gibi, bir gün küçücük kızların başlarını örttüğü Kur’an Kursları açacağız, bunu böyle bil! Ve bir gün, elbet bir gün, din gününde görüşeceğiz..
Ha! Söyle, cenazeni camiye getirmesinler. Denk gelirsem, İmam efendi “Nasıl bilirsiniz” diye sorduğunda yüksek sesle senin için bildiğimi söyleyeceğim.. Ben yaşarken bu ülkede ölme! Ya da söyle, camiye getirmesinler seni! Veya özür dile!
Kim bu Fazlı Say diye internet sitesine bir göz attım. Hakkında 113.000 dosya var.. 294 tanesi “Sabatay’lığı ile ilgili.. Yani derin aileden ve derin yapıdan biri.. Google’dan tarama yaptığınızda ilk haber şöyle: “Adları aşk dedikodularına karışan Fazıl Say ile Zuhal Olcay'ın işte el ele, diz dize mutluluk resmi.”
Bir başka haber Japıon aşkı ile ilgili: Fazıl Say’ın Japonya’daki konseri sırasında tanışan iki sanatçının arkadaşlığı kısa sürede aşka dönüştü. Yamaguchi, Afrika turnesinde Say’ı yalnız bırakmadı. İki sevgili ilk kez Viyana’da birlikte görüldü. Japonya’da “Tomoko Yamaguchi” adıyla bilinen yıldızın gerçek adı Toshiaki Karasawa. 43 yaşındaki yıldız, 1.70 boyunda.
Bu haberleri bizim basından değil Kartel mediasının konuyla ilgili haberlerinden derledim. İşte diğer haberler: Hande Ataizi-Fazıl Say aşkı bitti. Fazıl Say’ın gizli aşkı Yaprak. “En son Jumbo'nun sahipleri Nubar-Nişan Çolak çiftinin eski gelinleri Tamar Davutoğlu ile aşk yaşayan Say, şimdi de Yaprak’la berabermiş. Fazıl Say-Pelin Batu aşkı, Fazıl Say’ın gizli aşk bombası, Fazıl Say’ın yeni aşkı Demet Sağıroğlu. Say, bu ilişkiyi yaşadığı dönemde Gülyar Balcı ile evliydi. 2. Kadınla dini nikah yapmadığına göre rejim açısından sorun yok demektir.. Zuhal Olcay, Fazıl Say’la aşk yaşıyor. Sahi çok eşliliğe karşı çıkanlar ya da kadın hakları savunucuları bu konuda ne buyururlar?.. ADD ve ÇYDD ne düşünüyorlar acaba bu hususta!
Görme Özürlüler Kitaplığı yararına yapılacak konser için İzmir’e giden piyanist Fazıl Say “Sertap ve Zuhal Olcay gibi divalarla anılmak hoşuma gidiyor” demiş.
Adam kazanova. Sanatı ile değil, aşk dedikoduları ile öne çıkmış.. Adam gün geliyor, Montreux Caz Festivali'nde jüri başkanı oluyor, gün geliyor Stravinski'nin Bahar Ayini’ni yönetiyor..
14 Ocak’ta Ankara’da doğmuş. Yazar ve müzikolog Ahmet Say'ın oğlu. Piyano eğitimini Ankara’da aynı derin aileden Mithat Fenmen ve Kamuran Gündemir, Düsseldorf’ta David Levine ile yapmıştır. 3 yaşında piyano ve ritmik dans eğitimine alınmış. Tabi Kur’an-ı Kerim eğitimi almadığı için bu konuda bir sınırlandırmaya gidilmemiş..
1994 yılında Avrupa birinciliği, ardından New York’ta dünya birinciliğini almış; Radio France Beracasa Vakfı, Paul A. Fish Vakfı, Boston Metamorphos Orkestrası, M. Clairmont Vakfı gibi kuruluşlardan ödül almış ve Newyork’ta yaşamaya başlamış.
Yani, zaten ömrünün büyük çoğunluğu yurtdışında geçen biri. Türkiye’ye ayın bir kaç günü, o da konser vermek için geliyor. Yani Viyana ve Paris’te kaldığı süreden fazla değil. “Bu ülkeden gideceğim” diye blöf yapıyor. Hande için, Batu için, konser vermek için yine gelecek.. Onun için Kültür Bakanı’nın bu blöfe kanıp beyefendiyi aramasına gerek yok.. O işin magazin yanında, kendinden söz ettirecek, şecaat arzedecek ya.
Ha! Bu arada Çankaya’dan resepsiyon için bana davetiye gönderilip gönderilmediğini, gönderildi ise geri dönüp dönmediğini merak ediyorum. Hani ben de Anadolu’da ayın yarısını konferanslarla geçiriyorum ya.. Her ne kadar Güven Erkaya ve ailesi, avukatları, mahkeme benim adresimi bulamadı(!) ise de, Çankaya’dan arzu ederlerse bundan sonrası için adres, telefon numarası, faks ve e-mailimi gönderebilirim.
Gelecek sefer de çağırmazsanız, ben de “giderim ha!?.”
Selam ve dua ile..

Abdurrahman DİLİPAK, vakit

(Kalemine sağlık ne güzel yazmış..)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#4
Ynt: Bak Fazıl Say!

Fazıl (yerinde)Say'maya devam etsin.Çok istiyorsa bu vatanı terk etsin.Bizler vatanımızdan memnunuz.Hiçbir şartta vatanımızı kimselere bırakmayız.Değer verdi o kadar insan ona.İşte fazla şımartırsan böyle olur.Git güzel kardeşim, ardına bakmadan git ! Biz bir Fazıl Say buluruz ama sen bir vatan daha bulamazsın.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#5
Ynt: Bak Fazıl Say!



Vatanı ret anayı ret soyunu ret etmek gibi bence!Modernliği ne sanıyor bunlar hala anlamıyorum...Allah akıl ve göz versin bunlara ...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#6
Ynt: Bak Fazıl Say!

Say'ın endişelerini anlamalıymışız. Zira Say, türban serbest kalsın diyerek veya soykırım oldu diyerek ülkesine küfretmiyormuş.

Endişesini dile getiriyormuş. (Bu tarz cümlelerdeki ikiyüzlü ahlakçılık üzerine bugüne dek çok yazdım.) Ama büyük bir maharetle bu tür çapraz bağlantılar kurarak bizi gerçeklikten koparmaya çalışanlar bu kez de kendi bilinçaltlarındaki tortuları temizleyemediklerinden etrafa 'karanlıklarını' saçıyorlar durmadan. Karanlığınızın gözlerine bakıyorum ve soruyorum:

'Biz' ve 'onlar' şeklindeki söylemin en 'ılıman' koşullarda bile bir ayrımcılık olduğunu, kaba genellemelerle kendi halkının büyük bir kısmını düşman ilan ettiğini söylemeyelim mi? Say'ın endişesini anlamak adına: Halkı 'iyi biz' 'kötü İslamcılar' şeklinde bölmenin korku ve nefret üreten bir dil oluşturduğunu, bundan içte ve dışta kimlerin nemalanacağını sormayalım mı? "Adaletli olan değil, güçlü olan haklıdır" demeye getirmenizin altında yatan faşizanlığı her seferinde hatırlatmayalım mı?

Tesettürlülere karşı gazetelerinizde yürütülen son derece aşağılayıcı söylemler sonucu türbanlıların dükkânlarda, asansörlerde, sokaklarda sözlü tacize ve hakarete uğradığını söylemeyelim mi? Yarın öbür gün ya bir kadını sırf başörtülü olduğu için vurmaya kalkarlarsa ne olacak diyerek biz de endişelerimizi dile getirmeyelim mi? (Zaten bu konuda önceden mimli değil misiniz?) Bir kesimin 'son kalemiz' dediği cumhurbaşkanlığı makamı için 'mücadele' sürerken Türk-Kürt kutuplaşmasının nasıl körüklediğini, şehit cenazelerinin nasıl kan siyasetine alet edildiğini sormayalım mı? Yirmi yıldır bir türlü bitirilmeyen PKK ile mücadeleden hangi kişi ve kurumların nemalanmakta olduğunu da size sormayalım ve rahatça yaslanalım mı arkamıza?

Bunca zaman bu ülkenin çeşitli şehirlerindeki kiliselerde görev yapan rahiplerin iki yıl gibi kısa bir süre zarfında gençlerin intikam ve nefretini kazanması Say'ın endişelerini anlayalım diyenleri hiç endişelendirmiyor mu? Nasıl oldu da hayatında bir tek misyoner veya rahip görmüş değilken halkımızın yüzde 75'i -yapılan araştırmalara göre- en büyük tehdidin misyonerlerden geldiğine inanıyor?

Bugüne dek bu tür kutuplaşmaları besleyen en çok da sizin manşetleriniz, köşe yazılarınız ve zihni teslim alan ima dolu söylemleriniz değil miydi? Hrant Dink'in 301'den yargılanırken, asla kast etmediği bir cümle yüzünden tamamen haksız yere hedef gösterilmesinde sizin bu türden imalarla bezeli manşetlerinizin hiç mi payı yoktu? Onun katledilişi ve mahkemede birçok delilin karartılması, Hıristiyanları diri diri kesen gencin itiraf kayıtlarının hasıraltı edilişi, Şemdinli'de bomba atarken halk tarafından kıskıvrak yakalanan askerlerin tahliye edilmesi gibi konulardan hiç endişe duymamanız bizi sahiden korkutmasın mı ülkenin geleceği adına?

Neyi savunuyorsunuz? Yüzde 70'lik bir nüfus toptan tehdit olarak kabul edilsin ama banka hortumlayanlar, silah ve uyuşturucu tacirliği yapanlar, AB'yi sözde ister görünüp aslında kendi ekonomik güçlerini yitirecekler diye Türkiye'yi son derece 'karanlık' gösteren her türlü kumpası el altından destekleyenler mi yayılsın iyice koltuklarına? Bürokrasiyi çıkarlarına göre kuran yüzde 30'luk bir azınlık hep kendi sultasını sürdürsün diye gerektiğinde militarist dile sığınsın, gerektiğinde milli hassasiyetlerimizi kışkırtarak gençlerin adam kesmesine çanak tutsun.

Ama bu arada: Halkın yüzde 70'i daima mağdur edilmeye devam etsin. Mağduriyet de kendi seçkinlerini üretiyor maalesef ve kutuplaşma artıyor. Bu cumhuriyetin size verdiği nimetleri ötekiler için de isteyeceğiniz yerde cumhuriyet elden gidiyor diye kızıştırdığınız gençlerin din veya devlet adına suç işlemesine meşruiyet kazandırıyorsunuz. Acaba ne adına?


Leyla İPEKÇİ

ZAMAN
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap