baki dayının pazar sohbetleri

Katılım
19 May 2008
#21
Ynt: baki dayının pazar sohbetleri

Emeğinize elinize sağlık Baki hocam..Heyecanlı yerinde de kesmeseniz hani...:)

mehmet baki' Alıntı:
ah ah! evvel eyyamda ıhlamur çay kekik bilumum otlar kaynatılırdı da hasta olana içirilirdi. şimdi nerede bu incelik. kaldı mı böyle yeğenler! insanın ağlayası geliyor bazen... :)
Öyle gerçekten aynı dertten bende muzdaribim :'(
 
Katılım
27 Eki 2007
#22
Ynt: baki dayının pazar sohbetleri

baki dayı ve hamza sözleşirler birgün eyüpte eyüp camiinde cuma çıkışı buluşurlar bu buluşmadan hoş bir muhabbet çıkar baki dayım pazar günü yayınlayacaktı ama dayanamadım ben şimdi yazacağım

baki:selam muhterem nasılsın

hamza:sen nasılsın mirim

baki:iyilik beni niye çağırdın
hamza:sana bir hikayecik anlatacam hem de bakimizi görelim dedim

baki:ee ne durursun işim çok meşgul biriyim ben muhterem

hamza:mirim ben deli bir şemsim de mevlana mı bulamam

baki:muhterem niye şems olmayı niye dilersin mevlana olmazsın

hamza:bak mirim mevlanayı herkes anlar herkes dinler şems kapalı bir kutudur herkes onu anlayamaz dinleyemez onun tekkesi müridleri sevenleri yoktur onu anlayan Hak dostlarıdır o öyle talebelere ders de veremez hatta birgün bir şeyh talebeliğe kabul et der de
sen gerçekten istiyormusun der sen yapamazsın ki der o da yaparım der

baki:mirim neden yapamaz koca şeyh

hamza:yapamaz çünkü koca şeyhe sorar sen benle içki içermisin sokaklarda ya da deli divane gezer misin gecelerde ya da tekkeyi bırakıp benle halvet edermisin günlerce

baki:kardeş susar tabii şeyh

hamza:tabi susar yapamaz beceremez halk için mi yaşarsın hak için mi o hak için halkla yaşar

baki:anladım hamza

hamza:bak baki dayı şems talebe yetiştiremez sabırlı değildir o alimlere akıl hocalığı yoldaşlık gardaşlık eder mevlana şemsi görünce ondan başkasını görmez olmuş
halbuki şems kimdir tanınmayan bir derviş ama mevlana tanınan büyük bir alim ama şems i tanıyınca aşık olur maşukunun dizinin dibinden ayrılmaz mevlanaya şems lazımdır şemse mevlana

dayı bu arada sana bir mesajım var
www.istemeydanistepehlivangörelimseniferahsan
baki bit de kuruldu

baki:eek: ne olaki muhterem
hamza:dayı anlasana baki istihbarat teş.
baki:heee kusurumu mazur gör

bite isminle gir şifren de bitinle bitlendik hamzam olucak kardeş

dikkat et kendine baki
www.sızdıksizinteskilataenyakınadamınabakferahsan
 
Katılım
3 Ağu 2008
#23
Ynt: baki dayının pazar sohbetleri

merhaba yeğenlerim;

uzun bir müddet ara vermek zorunda kaldığımız cevdet'imin hikayesine -yayın tarihimizi değiştirmek sureti ile- kaldığımız yerden devam ediyoruz.

evet, camiin kapısına kadar berebar geldiğim nora usul usul giderken müezzin efendi ikindi namazına ümmeti çağırmaya başladı. elbet davete icabet boynumuza borç dedik ve bir temiz abdest alduktan badehu huşu ile namazımı eda eyledik. namazı müteakib cemaat ile musafaha eyleyorken dikkatim camii kapısının takribi on arşın ilerisinde bekleyen zenne kısmından birine takıldı. gittiğini düşündüğüm nora idi bu! hemen yanına revan oldum ve:

-merhaba kızım. hayırdır?
-bey amca sıkıntım var diyordum ya...
-evet.
-adını bilmediğim sıkıntıyı size nasıl söyleyeyim
-anlamadım
-bey amcacığım aklınıza bir istifham düşmemesi için bunu söylemek lüzumu hissettim. bu sebebten geri döndüm.

nora'nın bu son cümlesi beni mest etti yeğenlerim. insan bu sözden tüten inceliği görür de nasıl mest olmaz ya hu! kendi kendime: " baki can! bu kızda bir haller var. gözün göremeyeceği cinste bir letafet bünyesine zerk edilmiş. ne yap et bu kız ile mümkün mertebe uzun..." derken nora demesin mi : " müsaade ederseniz sizinle bir müddet hasbihal etmek dilerim." tabii dayınız fırsatı ganimet bilen bir zihniyetin son temsilcisi olduğu çün nora'nın teklifini heyacanladığını belli etmeden kabul etti.

sessiz sedasız yürümeye başladık. farkında olmadan ilk karşılaştığımız mekana avdet etmişiz. bir müddet daha sükut ile bekledikten sonra nora: "çok zor!" dedi.

-çok zor olan nedir hanım kızım?
-her şeyin çok kolay olması!

(sohbetin bu yerinde bendeniz müthiş bir hayret içerisine düştüm. zira bu kelam ancak derun bir nazarın dahası batıni tarafı olanların edebileceği bir kelam idi. nora sözüne devam ile...)

-her şeyin aslında çok kolay olması buna mukabil zor kabul edilmesi canımı yakıyor.
-haksız değilsin kızım lakin...
-haklı da değilim değil mi?
-evet.
-onun da farkındayım. zaten çözemediğim düğüm bu.
-bu ne'ye benzer biliyor musun kızım? bu; bulanık suya düşmüş yüksüğü aramaya benzer. elini suya ne kadar çok sokup çıkarırsan su o kadar bulanıklaşır. olması gereken aramak değil beklemek. bekle ki su durulsun; yüksük kendini göstersin, sen de bir hamle de yüksüğü sudan çek al.
-beklemek...
-evet. beklemek. Allah buldurtmayacağını aratmaz ama bunun manası beklemeyi bilmemek değildir.
-bu dediklerinize benzer bir hali bir zaman evvel sadece bir an için yaşadım ama biraz farklı idi...
-nasıl?
-geçenlerde büyük bir yangın olmuştu. haberdarsınızdır
-evet
-o yangın esnasında evde mahsur kalmıştım. ne yapacağımı bilemedim. bir an sonra bende bir hal hasıl oldu. alevlerin arasında kendimi gördüm...
-anlayamadım
-kendimi gördüm. alev ile benim aramda bir fark olmadığına şahid oldum. bu hal o kadar kolay ve bir anda peyda oldu ki sanki zerrelerim alevdenmişcesine yanmaya başladı. zor olan bu yangına tahammüldü.
-sonra?

nora sohbetin bu kısmında hafif mütebessim bir çehre ile sükutu tercih etti. ben o esnada nora'nın söylediklerini kendimce tartarken nora'yı da tepeden tırnağa süzmekteydim. çehresine tebessüm kondurmuş bu kızın sinesinin fazlası ile naif olduğunu düşünmekteydim. belli ki tebessüm nora için bir kaçış, bir denge noktası; sükut ise bir nevi istirahat mevkii idi. muhtemelen bir hayal aleminde yaşıyordu ve yine muhtemelen etrafında olan biten çok şeyden bizardı ama bizar olduklarına karşı da bir meclubiyeti mevcuttu. alaka cezbedici tarafı ise bu kızın tezatlarını nasıl becerdiyse ustalıkla idare edebildiğiydi. ama nereye kadar idare edebilirdi. tam böyle düşünürken nora:

-dayanabildiğim yere kadar dayandım

demesin mi. birden ne olduğunu anlamaya çalışırken noranın devam eden sözü ile rahat bir nefes aldım.

-evet. sonra dayanabildiğim yere kadar dayandım ama bir müddet sonra bayılmışım. kendime geldiğimde etrafımda bir sürü insan gördüm. hatırladığım bu.

nora böyle söylerken ben de rahat bir nefes aldım. bir an kendi kendime düşündüğümü açıktan mı telaffuz ediyorum deyu endişe etmiştim. ne olursa olsun bu kızda insanı kendisine celb eden bir efsun vardı.

-pek iyi kızım. nasıl kurtuldun alevlerden.
-birisi içeri girip yardım etmiş.
-kimmiş pekiyi?
-bilmiyorum ama annem ne kadar bulmaya çalıştıysa da bir netice elde edemedi.
-......
-muhtemelen bulunmak istemiyor. öyle olmasa idi çoktan bulurdu annem.
-belki de bilinmek istemiyordur.
-belki de.
-kabul edersen bir teklifim olacak.
-buyurun lütfen
-acizane şu bizans'ta ahbabım çoktur. dilenirse bulmanıza yardım edebilirim
-anneme sormak lazım. ondan habersiz adım atmak dilemem. zaten bu işe benden çok o ehemmiyet vermekte.
-sebeb?
-"tanımadığı biri için canını meydana koyan kimdir aceb?" diye söylenip durmakta. onca çok mühim bir mesele bu.
-sence değil mi pek iyi?
-elbette mühim ama mühim olan insanın çok kolay ölebilecek olması! kolayı herkes yapar değil mi?

işte sohbetin en netameli kısmı burası idi. zira nora'ya göre ölüm kolay yaşamak zordu ve ona göre yapılan gayet tabii bir hareketti. muhtemel ki kendisi dahi aynı hareketi yapar arkasına bakmadan çeker giderdi. kendi kendime: "cevdet'imin işi hem çok kolay hem çok zor" diye söylendim.

- hanımefendi ile müsaade olursa tanışmak dilerim. belki bir faidem dokunur. kim bilir?
-olabilir elbette. yalınız bir zaman bu tanışmayı tehir etmek lazım.
-elbette kızım. ne zaman dilerseniz.

bu sözün akabinde nora yine mütebessim bir çehreye büründü. o zaman nora için tebessüm etmenin bir nevi kaçış olduğuna kesin kanaat getirdim.

-şimdi müsaade ederseniz benim gitmem lazım
-estağfirullah kızım. müsaade senin.
-kalın sağlıcakla
-kendine mukayyet ol kızım

ve usul usul yürümeye başladı. ben evvelen noraya badehu az önce durduğu yere baktım. boşluk yoktu. çoğu insan gittiği zaman insan gidenin boşluğuna bakmaz zira hayata kaldığı yerden devam eder. ama bu kız boşluğu doldurup da gidiyordu. bir nevi imza ediyordu....

diyelim ve çay demleye gidelim. malum geldi nevbahar! bir bardak çayla ne güzel sohbet edilir nevbahar ile....

hürmetler...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap