baş örtüsü meselesi çözüldü-biz kaybettik-

Katılım
3 Ağu 2008
#21
Ynt: baş örtüsü meselesi çözüldü-biz kaybettik-

başka bir başlıktan iktibas ederek:

ilahiyat fakülteleri vakt-i zamanında islam ilimleri akademisi olarak isimlediriliyordu ama 12 eylülle beraber islami ilimler yerine ilahiyat denilmeye başlandı. daha öncesinde de (940'lar, 950'ler) islami ilahiyat deniliyormuş lakin dedik ya 12 eylül her şeyin olduğu gibi oranında içini boşalttı. 12 eylül ve 28 şubat... bu memlekette 12 eylülle başlatılan yeşil kuşak operasyonu 28 şubatla nihayete erdi. 28 şubata kadar sistem ile kavgalı olan guruh 28 şubatla birden değişti. bakıldı ki "eski sözler" ve "eski duruş" ile bu iş olmuyor sisteme "entegre" olalım dediler. 28 şubat vazifesini hakkı ile ifa edip kenara çekildi. "28 şubat 1000 yıl sürecek sözü bakın yalan oldu" diyenler bu memleketin bilhassa 80 sonrası neslinin 28 şubatın da yıkıcı tesiriyle ne hale geldiğinden haberi bile yok. bir kısmı kendi içindeki çirkinlikleri görmek istemiyor bir kısmı ise bu çirkinliklerden rahatsız bile değil.

şöyle söyleyebiliriz: siyaseten ve ictimai olarak 1839 da tanzimat fermanı ile başlayan kahrolasıca gidişat 28 şubat ile kemale ermiş ve batı adamının istediği müslüman tipini "yaratmıştır." eğer bugün birileri tasfiye ediliyorsa o da bu gidişat için içeride gizli saklı adam tutma lüzumu kalmamasındandır. kalmadı; zira, artık "efradını cami ağyarını mani" düsturundan bihaber nesiller yetiştiriliyor. bu nesile göre yılbaşı gecesinde kırmızı donda giyilir sabahında bayram namazı da kılınır. "benim kalbim temiz" dillendirildiğinde itiraz edenler artık "herkes kendi işine baksın" demeye başladı. eğer ki vakt-i zamanının idarecileri ve kanaat önderleri (ki halen varlar) 12 eylül ile beraber evren paşa ve şurekasına tevdi edilen yeşil kuşak projesine itiraz edebiliyor olsaydı vaziyet farklı olabilirdi allah'ul alem. bugün başörtüsü için gözyaşı akıyor ve Allah'ın emri mağduriyete sebeb oluyorsa vakt-i zamanında ağlamayanların yüzündendir. adına türban dedikleri zaman "durun bakalım. türban değildir o" denilseydi işler farklı olabilir (miy)di? şu işin adını koyalım: artık başörtüsü diye bir meselemiz yoktur. yakın zamanda bu memlekette başörtüsü konuşulduğu şekliyle (kamuda yasaklanan) mesele olmaktan çıkacak ve işte o zaman şimdilerde herkesin takamadığı marka başörtüleri çoklarının başında göreceğiz. yine yakın zamanda başörtüsünün bağlanma şekli değil hangi marka başörtüsü takıldığı konuşulacak ve bunu bizzat başörtüsü takanlar yapmaya başlayacak. modernleşmesini 930-940'larda tamamlayan sekülerlerimizin hanımlarının çanta ve elbise muhabbetleri yapması gibi yani.

28 şubat ile birlikte adına ister dindar ister muhafazakar ister müslüman deyin işte o insanların tahteşşuuruna "sistemle kavga edemezsin" ibaresi kazındı. 28 şubata kadar ama iyi ama kötü bir davası olanlar 28 şubattan sonra iki yoldan birini seçti:

1- sistemi kabul etmiş görünüp davasına sistem içinde devam etme
2- sistemin mottolarına sığınıp kendi varlığını devam ettirme

her iki yolunda sonu maaelesef acı verici. birinci yolu seçenler er veya geç sistemin dümen suyuna girecekler zira sistem asla ve kata kendinden olmayanı kabul etmiyor. bizim unuttuğumuz efradını cami ağyarını mani düsturuna sonuna kadar iman eden bir sistemin içerisinde asliyet ve şahsiyetinizi muhafaza ederek yaşayamazsınız. sistemin kulandığı araçlar da içine aldığını değiştirmek, inceltmek, törpülemek üzre işliyor. bu yolu tercih edenlerin işi çok zor ve maalesef sisteme henüz bu şekilde bir fiske bile vurabilen çıkmadı. vurulması da mümkün görünmüyor. bu yolu seçenler için "bütün"ün ne olduğu henüz bilinmeyen bir meseledir.

ikinci yolu seçenler ise maalesef kaybedilmişlerdir, kaybetmişlerdir. başörtüsünü insan hakkı olarak takdim eden her cins muhafazakar, dindar, müslüman bu "sınıfa" girer. başörtüsüne yasak getirmenin insan haklarına muhalefet etmek olduğunu ifade eden bu güruh aynı insan haklarından istifade eden homoseksüalite ile saf tutmuştur ve istese de istemese de homoseksüaliteyi müdafaa etmese bile homoseksüaliteye ses çıkarmamak borcundadır. öyledir zira sistem bu cins şeyler (homoseksüalite, zina, flört, v.s...) üzerinden, kendisinin içinde varlığını devam ettiren kişiyi imtihana tabii tutar. yani sistem kendine sığınanı farkında olsun yahut olmasın seküler bir sahaya iter.

her iki yolun neticeside aynıdır. değişen şey sadece zaman!

bu hengamede artık sisteme diş bileyen, nefret eden, ictimai olanı ferdi olana tercih edenlerin neslinden pek kimse kalmadı. benim nazarımda "has" olanlar bunlardır.

baş örtüsü mü? kalmadı öyle bir mesele. asıl meselemiz ve asıl çetin savaşımız daha yeni başlıyor:

talut caluta karşı!
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap