Beyit şerhi

Katılım
12 Tem 2010
#21
Ynt: Her güne bir beyit şerhi ...

Peki ağabey, o zaman ben divanın diğer odalarında terennüme devam edeyim :)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#22
Ynt: Her güne bir beyit şerhi ...

Hammed' Alıntı:
Peki ağabey, o zaman ben divanın diğer odalarında terennüme devam edeyim :)
:) muhterem ya hu kötü bir şey demedim, bir rica sadece. dikkate almak zorunda değilsin ayrıca.derdim yazdıklarımızdan geniş bir kitlenin faydalanması. başlığa ne kadar fazla dost katılırsa o kadar faydalı olacaktır, acizane görüşüm bu ...
 
Katılım
12 Tem 2010
#23
Ynt: Her güne bir beyit şerhi ...

Uluğbey' Alıntı:
:) muhterem ya hu kötü bir şey demedim, bir rica sadece. dikkate almak zorunda değilsin ayrıca.derdim yazdıklarımızdan geniş bir kitlenin faydalanması. başlığa ne kadar fazla dost katılırsa o kadar faydalı olacaktır, acizane görüşüm bu ...
Estağfirullah el azim..
Ağabey kötü dediniz manasında değildi..Dikkate almam sizin "hassasiyetinizin" gerçekliği,gerekliliği ve makul oluşundan..
Niyetiniz dahi takdire şayan..
Bazen ifadelerimde problem olduğunun farkındayım ağabey, daha evvel'den işittiydim..Hak ta veriyorum..Amma velakin yazarken sadeleştirme kaygısı taşımak istemiyorum...
O yüzden dedim diğer odalarda terennüme devam edeyim diye.. :) Yani problem yok, amma ben beceremiyorum zaten şerh meselesini, edebiyatta okumadım..Yani usulünü de bilmem, üslubunu da..Sadece anladığım manayı yazasım geliyor bazan..Onu da başka odalarda yazarım ::)
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#24
Ynt: Her güne bir beyit şerhi ...

Hammed' Alıntı:
Amma velakin yazarken sadeleştirme kaygısı taşımak istemiyorum...
taşımayın zaten. bakın caaaanım "ibn-i vakt" ne hale gelmiş. :)

hem zaten yeni neslin anlayacağı şekilde anlatmak "yeni nesil küheylanı bilmeyor bari merkebi tarif edelim" demek gibi bir şey. :p
 
Katılım
6 Şub 2009
#25
Beyit şerhi ...

"Arızun arz it güle gülşende zîbâlanmasun
Serve göster kaddüni nâz ile ra'nâlanmasun"


Ahmet paşa

vezin : Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

arız : yanak

gülşen : gül bahçesi

kad : boy

zîbâ : güzel , süslü

Ra'na : güzel hoş görünen


Nesir : "Ey sevgili yanağını güle göster de gülşende güzellik iddiasında bulunmasın, bıyunu serve göster ki naz ile salınmasın "


Ahmet Paşa ' nın en çok sevdiğim beyitlerinden birisidir..burada aşık sevdiğine sesleniyor ve sevgilisine ait bazı özellikleri yüceltiyor..sevgilinin yanağı evvela gülden daha güzel gösterilmiş.Yanağını güle göster ki güzellik iddiasında bulunmasın , yani senin yanağın kadar güzel olamaz bir gül diyor..Yanak divan edebiyatında renk bakımından
güle, gonca laleye benzetilir fakat herzaman bu benzetilen çiçekler sevgilinin yanağını kıskanırlar..onun yanağına benzemeye çalışırlar..eğer sevgili gül bahçesine girecek olsa güller utancından başlarını yere eğerler utanırlar bu güzellik karşısında.

serv yani selvi ağacıda divan edebiyatında çokça kullanılan unsurlardan biridir ve sevgilinin boyuna benzetilir..servi ağacı bildiğimiz gibi su kenarlarında yetişir ve rüzgarla hafif sallanması sevgilinin yürüyüşünü hatırlatır.bu beyitte şair sevgilinin bazı özelliklerini yüceltmiş onun yanağının gülden , boyunun nazlı nazlı salınmasını ise serviden üstün tutmuştur..

Edebi sanatlar :

gül, gülşen serv arasında tenasüp sanatı , arız - kad , gül -serv , zibalanmasın - ra'nalanmasun arasında karşık leff ü neşr sanatı vardır..
 
Katılım
6 Şub 2009
#26
Ynt: Beyit şerhi

hatamız varsa söyleyin lütfen bana düşmezdi beyit şerh etmek ya neyse...
bu arada bu saate kadar siteye giremedim size de oldu mu bilmiyorum çok sinirlendim :mad:

bugünü borç hanemize yazmazlar herhalde ::) :)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#27
Ynt: Beyit şerhi

Gülsema' Alıntı:
hatamız varsa söyleyin lütfen bana düşmezdi beyit şerh etmek ya neyse...
bu arada bu saate kadar siteye giremedim size de oldu mu bilmiyorum çok sinirlendim :mad:

bugünü borç hanemize yazmazlar herhalde ::) :)
estagfurullah güzel güzel... mühim olan beyitler üzerine düşünmek. açıkcası konu üzerinde pek hevesim kalmadı. umduğum desteği bulamadım divan üyelerinden :) başlık da değişti zaten her güne bir beyit şerhi değil de beyit şerhi oldu. yani her gün beyit şerh etme zorunluluğu kalktı :) katılmak isteyen günde 1-10-100-0 tane ile konuya katılabilr.

destek veren herkese teşekkürler.
 
Katılım
12 Şub 2009
#28
Ynt: Beyit şerhi

Servi, sadece sevgilinin boyu ile ilişkilendirilmez. Evet, daha çok sevgilinin boyunu ifade eder. Öyle ki servi istiare yoluyla sevgili anlamında kullanılır. Ancak sevgili hiçbir zaman âşığa yüz vermez. Bu yönüyle de servi, sevgili ile ilişkilendirilir. Servi ince uzun boyludur, ama meyve vermez. Sevgili de âşığa yüz vermez. Servi, dikine uzar. Dik başlıdır. Sevgili gibi...

Servi ile akarsu ilişkisi beyitlerde hep kullanılır. Şairin gönlü su olup serviye doğru akar. Ancak servi dikine büyüyen bir ağaçtır, suya, aşığa eğilmez.

Gönlüm akar su gibi sen serv-i dil-cûdan yana
Yaşuma bak seyre çık cânâ leb-i cûdan yana REMZÎ

Nesir: “Ey gönül çeken servi boylu sevgili, gönlüm su gibi sana doğru akar; (akan) yaşlarıma bak da nehrin kıyısına doğru gezintiye çık.

dil-cû: gönül arayan, gönül çeken.
leb-i cû: nehir kıyısı
seyre çıkmak: gezinmek.
cânâ: ey sevgili.

Yorum: Şair, servi boylu sevgilisinin gözünden akan gözyaşlarına merhamet edip nehre doğru gezintiye çıkmasını ister. Akarsu şairin gözünden akan yaşlardır. Onu
nehrin dudağı denilen kıyısına çağırır. Yani dudağından öpmek ister. Tabi ki âşığın isteği yine olmaz.





Bu arada birçok servi türü vardır. Dîvan şiirinde geçen servi mezarlıklarda boy gösteren Akdeniz servi'si de denilen ağaçtır. Mesela yine ülkemizde yaygın olan dallı servi söz konusu olamaz...
 
Katılım
6 Şub 2009
#29
Ynt: Beyit şerhi

"Güzeller devlet-i vaslın bulup mağrur olan aşık
Neşât-ı vasldan endûh-ı hicrân olduğın bilmez "


Fuzuli

neşât : sevinç

endûh: keder

nesir :

( Güzellere kavuşmak saadetine erip gurur getiren aşık , kavuşma sevincinden ayrılık elemi doğduğunu bilmiyor)

mecazi güzellere kavuşmanın sevincini ve gururunu yaşayan aşık bilmiyor ki deniyor her kavuşmanın sonunda muhakkak bir ayrılık olacaktır..onun için gerçek sevgiliye hakiki sevgiliye kavuşmayı dilemeli istemeliyiz ki ondan ayrlık elemi olmaz
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#30
Ynt: Beyit şerhi

Kalmazsa ger ol gûşe-i dâmân elimizde
Elden ne gelür çâk-ı girîbân elimizde

(Nef’î)

Ger: eğer
Gûşe:köşe
Dâmân: (dâmen) Etek. Divan şiirinde âşığın gözü, inci gibi yaşlarla dolu bir etektir ve bu inciler sevgili için yollara serilir.
Çâk-ı girîbân: yakanın yırtılması.

Sevgilinin eteğinin bir parçası elimizde kalmazsa elden ne gelir, en azından kendi yakamızın yırtığı elimizde. Ya da sevgili bizden elini eteğini çekmişse, bizimle ilgilenmiyorsa yapılacak bir şey kalmamış demektir, tek yapabileceğimiz dövünüp yakamızı bağrımızı yırtmak ve bu vesileyle bir nevi teselli bulmaktır.
Sevgilinin eteği âşığa göre sultanların padişahların eteğine denk hatta onlardan daha da üstündür. Sıradan bir insanın padişahın eteğine ulaşması ne kadar zorsa aşığın da sevgilinin eteğine ulaşması o kadar zor ve imkansızdır.
Yaka yırtmak ise âşığın ızdırap içinde olduğunun önemli bir işaretidir. Sevgilinin ilgisizliği ve ulaşılamazlığı aşığın bu ızdırabını ikiye katlar.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#31
Ynt: Beyit şerhi

Yâhû. Bölüm boş kaldı yine. :-\ Az önce bir şeyler karalamıştım, hem Uluğ Bey'e de borçluyum, hata için affola.


Serverlik ister isen üftâdelik şiâr et
Kim düşmeden ayâğa çıkmadı başa bâde.

Fuzûlî

Eğer yücelik ve saygınlık istiyorsan, düşkünlüğü veya (fakirliği) kendine mâl’ et. (Bilirsin;) şarap da kadehe düşmeden dudak hizasına gelmiyor.

Bu beyitteki “üftâde” kelîmesinin ilk anlamı “düşkünlük”tür. Ama ben beyti yorumlarken, fakirlik veya alçakgönüllülük olarak yorumladım. Çünkü düşkünlük günümüzde daha farklı anlamlarda da kullanılabiliyor. Bence beyti anlamak için, tarihte adını bütün Cihâna duyurmuş bir kişi üzerinden gitsek iyi olur. O kişi olarak da Fâtih Sultan Mehmed’i seçtim, inşallah beyti şerh edici nitelikte bir misal teşkil eder.

Napolyon, İskender, Sezar, Hitler, Timur, Cengiz ve daha niceleri. Bu isimlerin hepsi tarihte kazandıkları zaferlerle bilinirler, sıfat olarak da “büyük kumandan, güçlü hükümdar, sözünü geçiren serdengeçti” gibi sıfatlara layık görülürler. Fakat bu şahısların hayatları incelendiğinde, muhakkak zayıf yönlerine sıkça rastlarsınız. Meselâ, Napolyon şahıs olarak bir ülkeyi andırır. İlk önce doğar, sonra parlar, sonra duraklar ve en sonunda yıkılır. Birbirinden müthiş zaferlere imza atmış olan Napolyon, küçük bir adada, tac ve tahttan uzakta, normal bir insan olarak ölür. Cengiz Han’a bakarsak; harika savaşlar çıkarttığını görürüz. Fakat o istilacı ve kan emici tavrı onun insanlığını dibe vurur. Zaten devleti de, O öldükten sonra parçalanır, halefine dağıtılır. Timur. Devasa filleriyle önüne geleni deviren ve büyük topraklar ele geçiren bu sert adam bir şeyi unutmuştur. O kadar zafer kazanmış, fakat devletini mâmur edememiştir. At sırtında öldükten sonra da devleti çocukları arasında paylaşılmış ve 100 sene içinde devletten eser kalmamıştır. Hitler. Dünyayı kasıp kavuran bu “cüce” adam; intihar ederek “pisi pisine” ölmekten kurtulamamıştır. Arkasında ise yaptığı zulümler kaldı.
Ve daha niceleri…

FÂTİH…

Peki, bu serdengeçtilerin arasında Fâtih’i Fâtih yapan neydi? Tarihte bir istilacı padişâh olarak değil de, hoşgörü timsali bir cihan hükümdârı olarak anılması neye bağlıydı?

Beyte bakarsak; “üftâdelik şiâr et” der Fuzûlî. Bu sözü öyle üç-beş kuruşa söylemediği de Fâtih’ten bellidir. Zîra Fâtih; büyümeden önce küçülmesini bilen bir uludur. Bu özelliği de, o civanmert hükümdârlığının altında yatan zarif, şâir ve mutasavvıf olan kimliğinde; yani “maneviyatında” gizlidir.

Fâtih’in gençliğine bakmakta fayda var. Şimdi bir hayal dünyasına çıkalım ve kendinizi Fâtih’in yerine koyun. Daha hiç ayak basmadığınız odaları olan koskoca bir saray. Etrafınızda pervâne onlarca hizmetli. Yediğiniz önünüzde, yemediğiniz arkanızda. Sırtınızda; âlim, şâir, muzaffer bir hükümdâr baba. Süslü kaftanlar, geniş entâriler. Her yönüyle ihtişam. “Leb” demeden, söyledikleriniz emir telakki edilip anında bütün Çorumlular önünüzde diziliyor. Yani, ne derseniz emir telakki ediliyor ve kimsecikler size karşı gelemiyor. Çünkü siz şâh-ı zâdesiniz, yani şehzâde.

Böyle bir ortamda, karşınıza “Molla Gürânî” isminde eli sopalı bir hoca dikiliyor ve “hık” dediğiniz an sopayı yiyorsunuz. Koskoca şehzâdesiniz ve gördüğünüz muameleye bakın. Babanıza şikayet ediyorsunuz, “Baba, baba. Sen ki devletlü, koskoca, haşmetmeâb…” deyü övgülere mazhar kıldığınız babanız, “Diz çök evlat hocanın önünde!” diyor ve eğiliyorsunuz daha yaşken. Küçük yaşta ehlîleşiyorsunuz ve daha küçükken küçülmeyi öğreniyorsunuz.

Büyüdünüz ve babanız size tahtı bıraktı. Önünüzde de büyük bir savaş var. Ama siz benliğinizi öyle yenmişsiniz ki, Dünyâ nâmına nâmınızı duyurmak gibi bir dertten öyle uzaksınız ki, o kadar “küçüksünüz” ki birden büyüyorsunuz ve o ibretlik sözü söylüyorsunuz: “ Baba, eğer sen hükümdârsan gel ordunun başına geç. Yok, eğer ben hükümdârsam emrediyorum, tiz ordunun başına geçeceksin!” Söze bakın hele, küçükken birden büyümeye bakın.

Daha da büyüyorsunuz. İstanbul’u fethediyorsunuz, İstanbul’u, o koca şehri. Dünyâ’da nâmınız her köşede çınlıyor, “büyük” olarak anılıyorsunuz, büyüksünüz. Ama hâlâ vakti gelince küçülmeyi elden bırakmıyorsunuz ve bir hatanızda hocanız Ak Şemseddin “Hizaya gel!” diye emredince orada kalıyorsunuz ve “emir büyük yerden” diye itaat ediyorsunuz. Unutmayın, siz bir anda da cihan hükümdârı olma yolundasınız.

Sarayınızda bir sürü âlim var, hepsi birbirinden âlim koca insanlar. Bazıları önünüzde eğilmiyor. Ne cüret değil mi? Ne yapardınız? Fâtih’siniz, büyüksünüz. Fakat, kıllarına dahi en ufak olsun bir zarar getirmiyorsunuz, çünkü onlara biçtiğiniz kıymet hadsiz, onlar âlim çünkü, sizi Fâtih yapan büyük insanlar.

O kadar tevazûlusunuz.

Peki ya Napolyon, İskender, Sezar, Hitler, Timur, Cengiz ve daha niceleri. Nereden geldiler, ne ettiler ve nereye gittiler? Hepsi öldükten sonra devletleri de kısa sürede öldü. O kadar toprak fethettiler. Fakat hiçbirine ne ilim götürdüler, ne hoşgörü. “Büyüğüm” dediler ve bir anda küçüldüler.

Bir yanda da siz. Vefât ettikten sonra dahi devletiniz 4,5 asır yaşadı. Gittiği her yere ilim, ahlâk, hoşgörü nakşetti. Eğer siz de yukarıda ismi zikredilenler gibi kuru kuruya bir fetih makinası olsaydınız, inanın o mübarek isminiz gökkubbede asırlarca çınlamazdı. Fâtih deyince akla kan emici ve istilâcı bir mahlûk (hâşâ) gelirdi ki; şu an O’nun hakkıda duyduğumuz hayranlık bizde mevcut bulunmazdı.

O; büyümeden küçülmeyi bildi ve “serverlik istediği için üftâdelik şiâr etti.” Değil mi ki; bâde, ayâğa düşmeden başa çıkmıyor.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#32
Ynt: Beyit şerhi

‎Şehr i yârime kuş uçmaz ki edem arz-ı niyaz
Kalmadı nâme-resân nakş-ı serimden gayrı

Azîzî

Nâme-resân: mektup ulaştırma işi.

Divan şiirinde aşk bir nâmedir. Âşığa sevgiliden gelen mektup bir vuslat etkisi yapar.

nakış:resim, süsleme sanatı.işleme

Divan şiirinde sevgilinin saçı, ayva tüyü ya da benlerle dolu yüzü de bir nakış sayılır.

ser:baş

Sevgilimin şehrine (veya şehr-i yârıma) kuş uçmaz (ya da posta güvercinleri oraya ulaşamaz, çünkü çok uzaktır) ki isteklerimi yâre bildireyim. Bu durumda başımdaki nakışlardan(işlemelerden) gayrı bir mektup götürücü (ulak, tatar) kalmadı. (Tek çâre, sevgiliye kendi şahsımın gitmesidir.)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#33
Ynt: Beyit şerhi

Dem-be dem seyl-âb-veş eşk-i revânum çağlar
Döğünüp taşlarla ağlar hâlüme ırmağlar

Zâti


Akan gözyaşlarım sürekli sel gibi çağlamaktadır.(Beni bu halde gören) ırmaklar, taşlara döğünerek benim hâlime ağlamaktadır.


Âşığın gözyaşlarının sel gibi çağlaması âşığın acısının büyüklüğüne işaret ediyor. Ki gözyaşları çok fazla akınca kan gelmeye başlayacaktır. Ki "kan ağlamak" deyimi de buradan gelmektedir.Dem-be-dem ifadesinde "dem" sözcüğünün başka bir anlamı da kandır. Bu kelimenin bu anlamı doğrudan kastedilmemiş, dolaylı olarak söylenmiştir.Sel ve dem kelimelerinden hareketle gözyaşlarının kanlı olduğu sonucuna ulaşabiliriz.

Taşlara döğünme durumu var bir de. Ki bu durumda tıpkı "kan ağlamak" deyiminde olduğu gibi bir kalıplaşmış ifadedir. Acının şiddeyini gösterir.Âşığın bu hâline acıyan ırmakların bu acı karşısında ağlayıp sızlaması, taşlara döğünmesi durumu söz konusu.

Ayrıca dikkat edersek beyite "ç" sesiyle bir ırmak sesi hissediliyor beyitten...Aliterasyonu da tabii ki hissedebiliyoruz...


selam
 
Katılım
18 Mar 2009
#34
Ynt: Beyit şerhi

Ağabey çok beğendiğimi birde böyle ifade edeyim.Kısa ve net bir şerh olmuş.Ş ve ç sesi bir ırmak hışırtısı vermiş hakikaten.

Beyite ben şöyle baktım:Kan ağlamak veya ağlamak sufiler için müthiş bir arınmadır.Kalbin temizliğini ve bedenin maddeden arınmasını ve safileşmesini temsil eder ağlamak hele hele kan ağlamak.Eğer beka bulmak niyetindeysen evvela madden tecrid olmalısın derler hep.Şaire ırmakların ağlaması çok müthiş bir semboldür.Zira ırmak demek su demek ve su demek safilik ve riyasızlık demek;bir nevi ayine demek.Bu kadar saf ve riyasız,maddeden tecrid olmuş birşeyin şairin haline ağlaması şairi yücelere taşır zannımca.Düşünsenize ırmaklar bile belki gıptadan ötürü belkide merhametten ötürü başını taşlara vura vura ağlıyor.


Bana Fuzuli'nin su kasidesini hatırlattı bu beyit.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#35
Ynt: Beyit şerhi

Bir romanda yahut bir yerde okumuştum bu kan ağlamakla ilgili bir bölümde. Hiç kan ağlayacak kadar ağladığım olmadı elhamdülillah, hocalarımın verdiği bilgiye dayanarak çok ağladıktan sonra gözyaşları kanlı akar deyu bir bilgimiz var.Fakat adını şimdi hatırlayamadığım kaynakta acısı büyük olan kişilerin ağlarken göz çukurlarının altına kesici bir aletle bir çizik çektikleri ve bu şekilde de gözyaşlarının kanlı olarak döküldüğü metaforu yer almaktaydı. İlgimi çekmişti bu bilgi. Mantığa uygun diye düşünüyorum. Ama buradaki göz çukurunun altına bir çızık çekmek zinhar Müslüm babayı dinleyipte kola çekilen bir jilete benzetilmeye :)

Bana kanlı gözyaşları hep gizemli gelmiştir...
 
Katılım
18 Mar 2009
#36
Ynt: Beyit şerhi

UluğBey' Alıntı:
Bir romanda yahut bir yerde okumuştum bu kan ağlamakla ilgili bir bölümde. Hiç kan ağlayacak kadar ağladığım olmadı elhamdülillah, hocalarımın verdiği bilgiye dayanarak çok ağladıktan sonra gözyaşları kanlı akar deyu bir bilgimiz var.Fakat adını şimdi hatırlayamadığım kaynakta acısı büyük olan kişilerin ağlarken göz çukurlarının altına kesici bir aletle bir çizik çektikleri ve bu şekilde de gözyaşlarının kanlı olarak döküldüğü metaforu yer almaktaydı. İlgimi çekmişti bu bilgi. Mantığa uygun diye düşünüyorum. Ama buradaki göz çukurunun altına bir çızık çekmek zinhar Müslüm babayı dinleyiple kola çekilen bir jilete benzetilmeye :)

Bana kanlı gözyaşları hep gizemli gelmiştir...
:D müslüm baba divan edebiyatındaki lirizmi bilseydi hamuş kesilirdi vesselam :D Buradaki kesilirdi kelimesi her anlamıyla birlikte fehm edilirse mana zenginlik kazanacaktır :D
 

eskici00

elif,lam,mim..
Katılım
28 Kas 2010
#37
Ynt: Beyit şerhi

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Fuzuli




''Bahçıvann gül bahçesini sele versin (=su ile mahvetsin) , (boşuna) yorulmasın ; (çünkü) bin gül bahçesine su verse (de senin) yüzün gibi bir gül açılmaz.''

Bu beyitte sevgilinin güzelliği, yanağının rengi övülmekte , dünyaya bu güzellikte başka bir kimsenin gelme ihtimalinin olmadığı anlatılmaktadır.

Yüz, rengi ve şekli dolayısıyla güle benzetilir,teşbih sanatı yapılır.Bahçıvan gül yetiştirmekle vazifelidir.Hüsn-ü ta'lil sanatı ile bu göreve yeniden güzel bir sebeb bulunur;sevgilinin yüzünün renginde ve şeklinde gül yetiştirmek.

''Suya vermek , bağ-ban , gülzar , gül , su '' kelimeleri birbiriyle ilgilidir.Bir araya gelerek tenasüp sanatı yapılmıştır.

Ayrıca ''tek'' hem (gibi) anlamına gelen benzetme edatı , hem de (tek,eşsiz) anlamındadır.Beyitte her iki anlamı da görmek mümkündür.Bu kelime tevriyeli olarak kullanılmış olabilir.(Özellikle bu kendi görüşümdür.)

Bir ile min kelimeleri arasında da tezat vardır.
 
Katılım
11 Ara 2010
#38
Ynt: Beyit şerhi

Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
Bâkî


gül- hasret

nergis (Teşbih-Teşhis)

yol- yollara kulak tutmak--kulak

kıyamet

intizar:bekleyiş

Şerh edebilir misiniz?
 
Katılım
11 Ara 2010
#39
Ynt: Beyit şerhi

Gül-i ruhsāruna karşu gözümden kanlu akar su
Habįbüm fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Ruhsār: (F.) yanak.
Habįb: (A.) sevgili, dost.
Fasl: (A.) dört mevsimden her biri.

Yanağının kırmızı gülüne karşı gözyaşları da gözümden kanlı akar. Sevgilim
bu gül mevsimi, ilkbahardır. Bu mevsimde akarsular bulanık akmaz mı?

Yanak hem gül hem de sudur. Kırmızılığı ile güle benzetilir, parlaklığı ile de
su gibidir. Sevgilisinin yanağını gören âşık da gözünden kanlı yaşlar akıtır. Göz
yaşının kanlı oluşu da ilkbaharda suların bulanık akışına benzetilmiştir.

Âşık, sevgilisi için kanlı göz yaşı döker. Yani kul kendini yaratan Rabbi için,
ona ulaşmak için cefalar çekmiştir ve bu uğurda o kadar ağlamıştır ki artık
gözünden yaş değil kan akmaktadır. Kan maddedir, kulun gözünden yani nur
kaynağı olan gözden maddeyi akıtması saflığa ulaşması söz konusudur. Böylece
kul Allah’a maddeden uzaklaşmakla yakınlaşır. Gül ve Habįb olan Hz.
Muhammed’dir. Gül mevsiminde yani Hz. Muhammed’in zamanında da
maddeden uzaklaşmak Allah’a yaklaşmak esastır. Dolayısıyla kulun maddeyi
özünden atarak manaya dalması, saflığa erişmesi belirtilmiştir.

(Sibel ÜST'ün "FUZŪLĮ’NİN “USANMAZ MI” REDİFLİ GAZELİNİN YAPISALCILIK
AÇISINDAN İNCELENMESİ " başlıklı makalesinden alınmıştır.)


Buradaki 'bu akar sular bulanmaz mı' ile başka kastedilen bir şeyler olabilir mi acaba?
Bu beyitin şerhini alıntıyla vermemin umarım bir mahsuru yoktur. İleride inş. ben de şerh etmeye çalışacağım.
 
Katılım
18 Mar 2009
#40
Ynt: Beyit şerhi

gul_' Alıntı:
Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
Bâkî


gül- hasret

nergis (Teşbih-Teşhis)

yol- yollara kulak tutmak--kulak

kıyamet

intizar:bekleyiş

Şerh edebilir misiniz?
(Ey sevgili!)Gül,senin hasretinden dolayı yolunu gözler,kulağını yola tutmuş bir haber işitmek diler.(Gül),nergis gibi kıymate kadar senin yolunu gözlesin,gelişini hasretle beklesin.

Beyitte gül ve nergisin fiziki özelliklerine dayanarak bir teşhis yapılmıştır.Gül ilk haliyle bir goncadır.Saba yeli ona sevgiliden haber uçurunca bu gonca sevincinden açılır ki buna gülmek denir.(Gonce-i handan)Saba yeli kulağı,gönlü kitli olan goncaya sevgiliden haber uçurunca gonca güle inkılab eder.Sabanın karşısındaki gül kulak misalidir.Hemde sevgiliden haber işitmek için can atan bir kulak.Nergisi az çok bu şiirle uğraşan bilir.Mazmunları anlattıkları sözlüklerde nergisin yunan mitolojisinden gelme bir hikayesi vardır.Nergis şeklen bir göze benzer.Sanki yol gözleyen,intizar halindeki bir göze.İşte şair bunları iyi kullanmış.

Bunun haricinde beyitte bir beddua söz konusu gibi,yanılıyor olabilirim.Naçizane şerhe kalkıştık inşaallah güzel olmuştur.

selametle...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap