Beyit şerhi

Katılım
12 Şub 2009
#41
Ynt: Beyit şerhi

Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
Bâkî

(Ey Sultan Süleyman!), gül senin hasretinle kulağını yere dayasın, nergis gibi kıyamete kadar yollarını gözlesin.

Bâkî, bilinmezliğin karanlık kuyusunda Yusuf gibi yaşarken Kânûnî Sultan Süleymân onun elinden tutup kuyudan çıkarmış
ve sonra Şiir Mısrı'nın sultânı eylemişti. Sultân Süleymân onun bir gazeli için kânunları hiçe saymış, bir dânişmend iken
Bâkî'yi medresede bir makâma atamıştı. Yapılan itirazlar karşısında Bâkî için, kânun benim demiş, bu büyük şaire
ne kadar değer verdiğini göstermişti.
Sultan Süleymân, Bâkî için, dört mevsim bahar gibiydi. Çünkü o, yaşadığı müddet içinde Bâkî'nin şiirine
hayranlığının neticesinde onu hep başının üstünde taşımış, onun her türlü ihtiyacını karşılamıştır. Sultân Süleymân'ın büyüklüğünde
Bâkî'nin katkısı ne kadarsa Bâkî'nin büyüklüğünde Kânûnî Sultân Süleymân'ın da o kadar katkısı vardır. Çünkü büyük bir medeniyetin
büyük sanatkârı olur.
Büyük adamları, ancak büyük adamlar anlar. Anlaşılmamaksa dünyadaki en büyük sıkıntılardandır. Bâkî kendisini anlayan kişinin ölümü
ile çok sarsılmıştır. Yıllar sonra:

Nâm ü nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdi çemende berg-i dıraht i'tibârdan

mısralarını terennüm ederken, sanki bahardan kastı Sultân Süleymân'ın devri olsa gerek. İtibârdan düşmek tabiri ile bunu ilişkilendirebiliriz.

İşte bu beyitte de Şâirler Sultânı Sultânlar Sultânı'na ağlıyor. Yakın bir zamanda vefât haberini aldığı Sultân Süleymân'a hasretini
böyle dile getiriyor.


Eskiden orduların gelişlerini kulağı hassas olan kişiler yere kulaklarını dayayıp anlarlarmış. İhtimâl ki Sultân Süleymân'ın ölümü haberi
cenâzesi Zigetvar'dan gelmeden ölüm haberi İstanbul'a ulaşmış olmalı ki onun yolunu gözlediklerini bu beyitten çıkarabiliriz.
Onun cenazesini getiren ordunun ritmik ayak seslerini duymak için kulaklar yere dayanmış,kulelere çıkan gözcüler de günlerce onların gelişini beklemektedir.

Gül, şekil yönüyle kulağa benzer. Dîvân şairleri kulak ve gül kelimelerini bir arada sıklıkla kullanmışlardır.

Nergis de göze benzetilir. Ekseriyetle göz ile beraber kullanılır. Nergis efsânesine göz atılmasında fayda var. Uzun uzun yazmak zor. Ona da bakmak gerekir.

İntizar, halk dilinde beddua anlamına gelir. O devirde beddua anlamına geldiğini sanmıyorum.
 
Katılım
11 Ara 2010
#42
Ynt: Beyit şerhi

Şerhler, için çok teşekkür ediyorum...

Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
Bâkî

(Ey Sultan Süleyman!), gül senin hasretinle kulağını yere dayasın, nergis gibi kıyamete kadar yollarını gözlesin.)
ifadesinde gülün kıyamete kadar nergis gibi beklemesinin istenmesi beddua gibi duruyor sanki.

Yani, bu beyit Kanuni'nin ölümü üzerine mi yazılmış? Onun ölümü üzerine şairin içinde bulunduğu ruh hali, duyguları mı anlatılmış? Doğru mu anlamışım?
 
Katılım
11 Ara 2010
#43
Ynt: Beyit şerhi

NERGİS


Farsça'da "nergis" Arapça'da "nercis", Türkçe'de "nergis, nerkis" adıyla geçen kelime Yunanca "narkisos"tan gelmektedir.

Sözlükte, "Nergisgillerden, çiçekleri ayrı ve köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan beyaz ve sarı çiçekleri olan bir süs bitkisi" şeklinde tarif edilir. Yaprakları zerrin gibi koyu sarı renkli, göbeği açık yeşil, çiçeği olan, lale gibi soğanlı bir süs bitkisidir.

Nergis üç değişik anlamda daha kullanılır.

Mitolojide: Efsaneye göre Narsis (Narkisos) çok güzel ve aşktan anlamayan bir delikanlıdır. Onu sevip de derdinden perişan olan kızlar, bu genci tanrılara şikayet ederler. Tanrıların verdiği ceza sonucu Narsis, bir gün derede kendi aksini görür, ona âşık olur, sarılmak isterken suya düşüp boğulur. Vücudu çürüdükten sonra boğulduğu yerde göze benzer bir çiçek biter ve bu çiçek bütün güzellere hayran ve baygın bakar. Başka bir efsaneye göre bir ırmak ile perinin oğludur Narsis. İnsanlar ve periler ona âşıktır. Hatta Ses (Echo) adlı bir peri onun aşkından ölmüş ve bir taşa dönüşmüştür. Şarkta bir efsaneye göre de Gül ile Nergis arasında bir aşk yaşanmış, bu iki sevgiliden Nergis göz şeklinde bir çiçek haline sokulmuş ve kıyamete kadar hicran ve intizar çekmeye mahkum edilmiştir.

Psikolojide: İkinci olarak nergis, yukarıdaki efsaneye istinaden bir hastalığa ad olmuştur. Kişinin sadece kendine hayranlık duyması ve kendisini aşırı beğenmesi şeklinde kendini gösteren hastalığa "narsisizm" adı verilmiştir.

Edebiyatta: Son olarak nergise Divan Edebiyatında rastlanır. Divan şairleri sevgiliyi anlatırken gül, lâle, gonca, sümbül, şebboy, karanfil gibi birçok çiçek isminden ve bu çiçeklerin özelliklerinden faydalanırlar. İşte nergis de Divan edebiyatında sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir. Bu çiçeğe mest ve mahmur gibi sıfatların verilmesinin nedeni ise, yapısında uyuşturucu bir madde taşımasıdır. Fakat, şark eserlerinde bu uyuşturucu hassasından hiçbir şekilde bahsedilmemiştir. Nergisin uykusuzluk hâlini Nedim:

"Aceb ne bezmde şeb-zinde-dâr-i sohbet idin

Henüz nerkis-i mestinde bûy-i hâb kokar"

"Acaba mecliste sohbet edip uyumadın, mahmur gözün de hâlâ uyku kokusu var." diyerek anlatır ve sevgilinin gözlerindeki mahmurluğu uykulu oluşuna bağlar.

Nergise mest ve mahmur sıfatlarının verilmesi hususunda Sûdî'nin düşüncesi şöyledir:

"Çiçeğin ortasındaki yeşil kısım uzaktan siyaha benzetilir, işte şairlerimiz bu yuvarlaklıktan, siyahımsı görünmesinden dolayı çiçeği göze, yapraklarını da kirpiğe benzetmişlerdir." Sûdî Efendi " Hâfız Şerhi"nde nergis ile ilgili olarak: "koyu ela gözlü dilberin çeşmi ki, ona şehlâ ve ahberî derler" mütalaasında bulunmuştur. Burada ahber nergis çiçeği ve elâ göz anlamına, şehlâ ise koyun gözlü ve tatlı şaşı anlamına gelmektedir

Nergisle yapılan bazı tamlamalar vardır ki, bunlardan ilki "nergis-i fettan" diğeri ise "nergis-i şehlâ" dır. Nergis-i fettan âşığın gönlünü allak bullak eder. Âşık bu gözü gördüğü zaman kendinden geçer ve ne yaptığını bilemez.Hekimler bu derde çare bulamayacaklarını bildiklerinden hastayı muayene etmeye gerek duymazlar.

"El çeküp kat'-i nazar kılmış ilâcumdan tabîb

Bildi gûya kim harâb-ı nerkis-i fettânunam"

Fuzûlî

"Hekim benden ümidini kesip beni tedaviden el çekmiş, sanki senin fitneler koparan nergis gözün yüzünden harâb olduğumu bilmiş." Şair hastadır, mest ü harâbdır. Hastalığın sebebi nergistir. Bu yüzden de doktorlar bir çare bulamazlar.

Nergis-i şehlâ ise, güzel ve baygın göz anlamındadır. Bahçede hep baharın geleceği tarafa bakar ve zamanı geldiğinde sarı sarı açılır:

"Hatâ o nerkis-i şehlâdadır sözümde değil

Eğerçi her sühânım bî-bedel beğendiremem"

Şeyh Galip

Şeyh Galip yukarıdaki beyitinde sözlerini beğendire-memesindeki hatâyı, sözlerine değil; sevgilinin güzel ve baygın bakan şehlâ gözlerine bağlar.

Bazı beyitlerde nergis uykulu ve mest halinin yanında efsanedeki hikâyesiyle de yer alır.

"Çü devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalım

Niteki nerkis mest olur mest-i bî-riyâ olalım”

Şeyhî

"Lâle mevsiminde samimiyetle içki içelim. Nitekim nergis kendinden geçmiştir, biz de riyasız olalım." Burada nergisin hem mest olduğu hem de sever gibi görünüp sevmediği, samimi olmadığı, riyakâr olduğu ifade edilerek efsanedeki olaya telmih yapılır.

Çoğu zaman beyitlerde sevgilinin mahmur gözlerinin kederinden âşık hasta düşer. Bu da nergisin sebep olduğu başka bir olaydır:

"Bîmar tenün nerkis-i mestün eleminden

Hûnin ciğerün lâ'l-i dür efsânun içindür"

Fuzûlî

"Tenim, sarhoş nergisin gözünün eleminden hastadır, ciğerim inci saçan dudağın yüzünden kanla doludur, muzdariptir."

Edebiyatımızda bazen göz ile nergis mukâyese edilir. Çoğunda göz üstün gelir, nergis sevgilinin gözlerine özenmektedir. Buna muvaffak olamayınca hasedinden hastalanır. Bir yandan da sevgiliye âşıktır. Böylece "alîl ü sakîm" (hasta ve sakat) birine benzetilir.

Âşık da sevgilinin gözlerine olan tutkunluğu sebebiyle nergis gibidir. Onun gibi hasta ve sakat, boynu eğri, gözleri uykusuzluktan ve ağlamaktan kızarmıştır:

"Nergis asâya düştüğü dâim degül aceb

Sevdâ-yı çeşminün seherinden sakîmdür."

Ahmet Paşa

"Nergis, deyneğe düştüğü zaman değil de gözlerinin sevdasının seherinden mi hastadır acaba?"

Nergisin sadece sarı değil başka renkte olan çeşitleri de vardır. Kızıl renkte olanı altın unsuru ile karşılanır. "Yolları zer-nigâr eylemesi, çemene zer-efşân olması, eline câm-ı zer alması, başına zerrin külâh giymesi veya başında tâc-ı zerrin bulunması" bu sebeptendir. Yine rengi dolayısıyla "sîm ü zerle dolu bir keseye, altın micmer ve altın şamdana" benzetilir. Bu benzetmelere sapı da dahil edilmiştir.

Nergisi son olarak Tâhir ile Zühre hikâyesinin Azerbaycan varyantında görürüz. Buradaki nergis, Hanverdi Sevdâkâr'ın kızıdır ve Tâhir'e âşıktır. Bir süre burada kalan Tâhir, zevk ve safa içinde yaşar. Bir gün Hanverdi Sevdâkâr ticaret yapmak için köşkten ayrılırken biri hariç bütün anahtarları Tâhir'e verir. O tek anahtarı kızı Nergis'e emanet eder. Nergis de dolaşmak için çıkarken anahtarı cariyelerinden birine verir. O da anahtarı düşürür. Tâhir anahtarı bulur ve Hasbahçe'yi açar. Gül dalına konmak isteyen bir bülbülün, gülün dikeninin göğsüne batmasıyla öldüğünü görür. O zaman Tâhir, Zühre'yi unutmuş olduğunu düşünür, bir kuş kadar bile sadık ve fedâkâr olmadığına hayıflanarak Zühre'nin yanına dönmek üzere yola çıkar. Böylece şimdiye kadar görünüşü ile hep karşı tarafı mahveden, yıpratan nergis bu hikâyede gerçek aşka yenik düşer.

"Mey-i gül-gûnda degül nergis-i mestün aksi

Kadeh olmuş göz açub âşık-ı didâr sana"

Fuzûlî

"Gül renkli şarap, görünen sarhoş gözünün aksi değildir. Hak aşığı göz açıp sana kadeh olmuştur." Buradaki nergis, gözün mest olduğunu yani sarhoşluğunu ifade ediyor.

"Nergisün fikri Fuzûlî göz ü gönlünde gezer

Dutar âhû vatan ol yerde ki otlu suludur."

Fuzûlî

"Nergise benzeyen gözünün düşüncesi Fuzûlî'nin gözünde ve gönlünde gezer. Âhû otlu ve sulu yerde vatan tutar."

"Harâb-ı câm-ı ışkem nergis-i mestün bilür hâlüm

Hârâbat ehlinün ahvâlini hammâr olandan sor"

Fuzûlî

"Aşk kadehinden kendini bilmez derecede sarhoşum, yani mest-i harâbım. Benim hâlimi ancak senin sarhoş gözün bilir. Meyhaneye devam eden insanların hâllerini meyhaneciden sor.”

"Sana gülşende nisâr etmek içün her nergis

Götürüpdür başa altun dolu bir sîm tabak"

Fuzûlî

"Her nergis, senin yoluna saçmak için başında altın dolu bir gümüş tabak götürüyor."

"Bahuban nergise bîmâr gözün kıldum yâd

Nergisi nâle vü efgânuma hayrân etdüm"

Fuzûlî

"Bahçedeki nergise bakıp hasta, mahmur gözünü andım. Öyle ağlayıp feryâd ettim ki nergis bu feryâdıma hayret etti." Nergis hasta ve mahmur göze benzetilir. Aynı zamanda nergis, açık bir göz gibidir, kapanmaz, hayretle açılan göze benzer.

"Ey göz ol nergis-i hûn-hâra nigâh etme dahi

Rûzigârum gâm-ı ışk ile siyâh etme dahi"

Fuzûlî

"Ey göz, o kan içen göze artık bakma. Benim hayatımı aşk gamı ile daha fazla karartma." Göz en kuvvetli mecâzî aşka ilham eder. Bu göz güzelliği âşığı manen öldürür. Artık âşığın karşı koyması kırılır ve gözünü o nergise benzeyen güzel göze bakmaktan men eder. Çünkü göz siyah olduğu için âşığın hayatını karartır.

"İki gözi nergis-i şehlâya benzer dilberün

Bûy-ı zülfinün damâğa belki anberden lezîz"

Muhibbî

"Sevgilinin iki gözü şehlâ nergise benzer. Saçının kokusu damağıma belki amberden daha hoş gelir"

"Kudretini gör ki nergis nerm ider bâlînini

Lîk görinmez benüm gözüme o derden lezîz"

Muhibbî

"Kudretini gör ki nergis yastığını yumuşak eder. Lâkin benim gözüme o kapıdan güzeli görünmez.”

"Kanumı nûş eyleyen ol nergis-i mestânedür

Ol sebepden hûn-ı dilden gözlerüm peymânedür"

Muhibbî

"Kanımı şarap eden o sarhoş bakışlı nergistir. Gönül kanı yüzünden, gözlerim şarap kadehidir.”

“Gonce hemyânından alsa zer 'aceb midür sabâ

Nergisün çeşminden alur sürmesin bir ugrudur"

Muhibbî

"Gonca, sabah vakti heybesinden altın alsa, şaşılır mı? O göz sürmesini nergisten alır, bir hırsızdır."

"Çemende nergisün tâcın başında

Kapar peyk-i sabâ gâyet de 'ayyâr"

Muhibbî

"Sabah rüzgarı postacısı, çemende nergisin başındaki tacını kapar, gayet de hilecidir."

"Gözlerini açmağa yoktur mecâli nergisün

Giceden benzer ki mey içmiş başında var humâr"

Muhibbî

"Nergisin gözlerini açmaya gücü yoktur. Geceden şarap içmiş, başında hâlâ sersemlik kalmışa benzer."

"Câm-ı la'lin nûş ider bağ içre her dem lâleler

Nergis-i şehlâ elinde sâgar-ı zerrin tutar"

Muhibbî

"Laleler bağ içinde her an dudak kadehini içer. Elâ gözlü nergis elinde altın kadeh tutar."

"Gerçi kim la'l-i lebi cânlar bağışlar 'âşıka

Nergis-i mesti velî cân ü cigerler pâreler"

Muhibbî

"Gerçi dudak suyu âşığın canına can katar, ama sarhoş gözü can ve ciğerleri parçalar.”

"Nergis şarâbı dün gice nûş eylemiş meger

Bak çîn seherde çeşmine kim görinür humâr"

Muhibbî

"Nergis dün gece şarap içtiği için seher vaktinde gözüne sarhoş görünür.”

"Seni gözlerler açup göz her biri tutup kulak

Nergis ü gül gülşen içre dîde vü gûş oldılar"

Muhibbî

"Servi ve fıstık ağacı, gözün nergis, yanağın gül olalı senin boyuna köledir."

""Olmadı tenhâca bir işret çemende yâr ile

Üstüme göz dikti nerkisler nigeh-bân oldu hep"

Nedim

"Çimenlikte sevgili ile başbaşa kalamadık, nergisler üstümüze gözlerini diktiler, hep gözetlediler."

"Gerdiş-i sâgar kadar lezzet verirdi âşıka

Tıfl iken ol mest-i nâzın nerkis-i bîmâresi"

Nedim

"Nazlı güzelin hasta gözleri küçük çocuk iken âşığa kadeh dönüşü kadar lezzet verirdi."

"Pür-sâfâ idüp beni meclisde ser-mest eyleyen

Bâde-i sâfî midür şol nergis-i şengül midür"

Amrî

"Neşe dolu edip beni mecliste sarhoş yapan, saf şarap mıdır, şu nergis-i şengül müdür?

"Çemende kurdı çün gül şahı meclîs

Eline câm-ı zerrin aldı nergis"

Amrî

"Nergis eline altın kadeh aldı, gül gibi çimende padişah meclisi kurdu.”

"Gözüm ol nergis içün vâlih ü hayrân kalmış

Gönlüm ol sünbül içün zâr u perîşân olmış"

Amrî

"Gözlerim sevgilinin gözlerine şaşırmış, hayran kalmış gönlüm saçları için kaygılı ve ağlayan olmuş."

"Ey beni sünbüllerinden zâr u ser-gerdân iden

Göze göz nergisleriyle vâlih ü hayran iden"

Amrî

"Ey beni saçlarından kaygılı, perişan eden, göze göz gözleriyle şaşkın ve hayran eden sevgili."

"Gözlerinden lûtf u ihsan ummasa nergis-i şehlâ

Yollarında kâsesin komazdı a'malar gibi"

Amrî

"Padişah, nergisin gözlerinden güzellik ve iyilik beklemese, yollarında körler gibi çanağını koymazdı."

"Her zaman ol nergis-i fettan mest

Hançer-i bürrân elinde kan mest”

Üsküplü İshak Çelebi

"Gönlü allak bullak eden göz ve keskin hençer elinde olan kan her zaman sarhoştur."

Burada nergisin gönlü allak bullak etmesi ve sarhoşluğu açıklanır.

"Yüzün görüp gül ü nergisle subh-dem bâğun

Yüzi gözi açılub yine sâd u hurremdûr”

Üsküplü İshak Çelebi

“Sabah vakti gül ve nergisin yüzünü görerek yüzü gözü açılan yine güler yüzlü göz kapağıdır."

"Açılur senden yana hergün gözüm nergisleri

Âfitâbum hânenün câmı güne karşı gerek"

Yahya Bey

"Gözümün nergisleri hergün senden yana açılur(her gün gözümü senden ayırmam); ey güneşim (güneşe benzeyen sevgilim), evinin penceresi güne karşı olmalıdır."

"Nergisün gördükçe şebnem çeşm-i hâb âlûdını

Uyhusın açmaya lutf ile yüzine su seper"

Mesîhî

"Şebnem nergisin uykulu, mahmur gözlerini gördükçe, uykusunu açmak için güzellikle yüzüne su seper."

"Çeşmün ile kâmetün kaşun tururken ey sanem

Nergis ü serv ü hilâle bakmaga 'ar eyleyem"

Mesîhî

"Ey güzel! Gözlerin, boyun, kaşın dururken nergise, selviye, hilâle bakmaya utanırım."

Aşağıdaki gazelde ise Mesîhî nergisi redif olarak kullanmıştır:

"Çemende bülbüli zâr itmege seher nergis

Kaya bakışlar ile eyledi nazar nergis

Humârı gâlib olup var ise kazandı sudâ'

Ki başına dögün urup 'ilâc ider nergis

Şarâb-ı şebnemi altun kadehler içre koyup

Gümüş bileklü güzel sâkiye küyer nergis

Karâr itmez avucında dirhem-i jâle

Eline her ne girerse hemân içer nergis

Kebâb gibi senûn meclisüne girince

Yakup durur döne döne şehâ ciger nergis

Meger ki süzen i gamzenden ihtiyât itmez

Ki karşu rişte-i zülfüne göz diker nergis

Şarâbı-ı bezm-i elesti şu denlü içmişler

Ki haşre dek ola mahmur çeşm-i her nergis

Süre süre yüzini kimyâ-yı makdemüne

Vücudın eyledi baştan ayağa zâr nergis

Mesîhî şefkati yok çün bu dehr-i bî-mihrün

Yürekde dağını kime 'ıyân ider nergis”

Mesîhî

"Nergis çemende gonce-i lâ'lün safasına

Taht-ı zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker"

Bâkî

"Nergis bahçede gonca dudağın neşesine, zümrüt taht üzerine çıkar, altın kadeh çeker."

"Câm-ı gurûr 'akıbet 'âlemi görmez eyledi

Nergis-i bâg gûyıyâ Hürmüz-i tâc-dârdur"

Bâkî

"Gurur veren içki kadehi sonunda alemi görmez eyledi. Bahçe nergisi güya Hürmüz padişahıdır"

"Câm-ı zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti

Nergis ki taht-gâh-ı çemen tâc-dârıdur"

Bâkî

"Devlet meclisi, aydınlığı altın kadeh ile buldu, nergisin padişah tahtının yeri bahçedir."

"Nâfeye benzedicek hâlüni erbâb-nazar

Nergis-i mestüni yâd eyleyüp âhû didiler"

Bâkî

"Sarhoş nergis-i anıp ceylan dediler, görenler halini ahu kokusuna benzetecek."

"Gelmesün bezm-i 'ayşa nâ-mahrem

Nergis-i bâgı dide-bân idelüm"

Bâkî

"Nergis bahçesini gözleyelim, hayat meclisine yabancı gelmesin."

"Metâ'-ı ma'rifet geldi revâcın bulduğı demler

Zer-efşân eylesün nerkisler evrâk-ı gülistânı"

Bâkî

"Marifet malı geldi, değerini bulduğu zamanlar nergisler gül bahçesinin yapraklarını altın yaldızlı eylesin."

"Cür'a-rîz olsa eğer gülşene câm-ı keremün

Tuta nerkis-sıfat elde kadeh-i zetr sünbül"

Bâkî

"Senin cömertliğinin kadehi gül bahçesine birkaç damla dökse, sümbül nergis gibi elinde altın kadeh tutar."

“Gül ü nergis yine altun beneklü câme geymişler

Libâsı lâlenün egninde bir dibâ-yı zibâdur”

Bâkî

"Gül ve nergis yine altın benekleri olan elbise giymişler, elbise lalenin sırtında bir süslü ipektir."

"Kızarur bâdeden ol nergis-i mestâne biraz

Mey-i nâb içse gözi mâ'îl olur kana biraz"

Bâkî

"Sarhoş nergis şaraptan biraz kızarır; hâlis şarap içse gözü biraz cahilliğe eğilmiş, meyletmiş olur.”

"Muntazır olsa n'ola nergis gubâr-ı kûyına

Tûtiyâya Bâkıyâ muhtâc olur çeşm-i 'alil”

Bâkî

"Nergis intizar eden bekleyen olsa, sevgilinin bulunduğu tozlu yere ne olur, görmeyen göz sürmeye, Tanrı'ya muhtaç olur."

“Bir dil-sitâne döndi bu gün sahn-ı gül-sitân

Kad serv ü çeşm nergis-i şehlâ 'izâr gül”

Bâkî

"Gül bahçesinin ortası bugün bir gönül bahçesine döndü; boy servi, göz baygın nergis, yanak güldü."

“Pây-bûsın isteyen ol sâkî-i gül-çihrenün

Kendüyi nergis gibi mest-i ser-endâz eylesün”

Bâkî

"Gül çehreli sakinin ayağını öpmek isteyen, kendini nergis gibi korkusuz sarhoş etsin."

“Gösterür sahn-ı gül-istân çarh-ı minâdan nişân

Şâh-ı nergis bâgda şekl-i Süreyyâdur yine”

Bâkî

"Gül bahçesinin ortası mavi gök kubbeden işaret gösterir, nergis padişah bahçede yine ülker yıldızı şeklindedir.”



..(kozadergisi)
 
Katılım
12 Şub 2009
#44
Ynt: Beyit şerhi

Bu beyit Kânûnî Sultân Süleymân'ın ölümü için Bâkî'nin yazdığı terkîb-i bende şeklindeki mersiyenin dördüncü bendinin beşinci beyitidir. İntizar kelimesi ile ilgili olarak bir kaynağa başvurmadım, o anki düşüncemle söyledim. Yanlış söylemiş olabilirim. Sadece öyle düşündüğümü söyledim. Fakat, Bâkî gibi birisi bir kelimeyi ifade ettiği her anlama göre kullanmasını bilen büyük bir şairdir. Lügatlere başvurmak gerekir.
 
Katılım
11 Ara 2010
#46
Ynt: Beyit şerhi

Dest busi arzusiyle ger ölsem dostlar
Kuze eylen toprağım sunun anunla yara su


Anlamı: Dostlar, eğer onun elini öpme arzusuyla ölürsem, toprağımdan testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
Söz Sanatları:
Aliterasyon: s ve u sesleri ile
Tenasüp: arzu, toprağ, su, kuze kelimeleri arasında
Leff ü Neşr: Ölmek ile toprak ve dost ile yar kelimeleri arasında


Yorumu:
Şair burada sevgilinin elini dünyadayken, hayattayken öpemezsem, ki ben onun elini öpmeyi çok istiyorum, o zaman ben öldüğüm zaman beni yakın ve külümden, toprağımdan bir testi yapın. Böylece sevgili gelecek o testiden su içecek hem eline hem de dudağına değmiş olurum demektedir.
Kelimeler:
Dest-bus: el öpme
Ger: Eğer
Kuze eyle-: testi yapmak



NOT: Böyle bir şerh okudum.
Buradaki ...ben öldüğüm zaman beni yakın ve külümden...ifadesinin yerinde olmadığını düşünüyorum...
 
Katılım
17 Ocak 2011
#47
Ynt: Beyit şerhi

Arkadaşlar hepinize Merhaba,

Çok güzel dötlükler ve şiirler bulmuşsunuz.

Hele şerhleriyle beraber olanlar bir başka güzel olmuş elinize sağlık.
ben de iki satır bir şiirle katlımak istedim.
Şerhine gelince o kadar maharetli değilim kusura bakmayın.

Nân için medh etme nâdanı nâdanlık budur
Hayber-i nefsin helâk et şahı merdanlık budur.

Gönüller şen olsun
 
Katılım
24 Eyl 2007
#48
Ynt: Beyit şerhi

Hoşgeldin güzel emeklerin olsun burada.
 
Katılım
11 Ara 2010
#49
Ynt: Beyit şerhi

Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
Bâkî

(Ey Sultan Süleyman!), gül senin hasretinle kulağını yere dayasın, nergis gibi kıyamete kadar yollarını gözlesin.)

İskender Pala, teşbih bahsinde bu beyiti örnek vermiş. Ben teşhis sanatı görmüştüm.
Benzetme unsurları nedir acaba?
 
Katılım
11 Ara 2010
#50
Ynt: Beyit şerhi

---Sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.

buradaki sanat hüsni talil diye düşünüyorum.
bir yerde tevriye denmiş. hangiisi doğrudur?
 
Katılım
12 Şub 2009
#51
Ynt: Beyit şerhi

gul_' Alıntı:
Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
Bâkî

(Ey Sultan Süleyman!), gül senin hasretinle kulağını yere dayasın, nergis gibi kıyamete kadar yollarını gözlesin.)

İskender Pala, teşbih bahsinde bu beyiti örnek vermiş. Ben teşhis sanatı görmüştüm.
Benzetme unsurları nedir acaba?
Divan şairleri beyitlerini bina ederken kelimelerinin birçok yönden içe içe geçmelerini sağlarlar. Ben yazdım, şiir oldu demezler günümüzdekiler gibi. Kelimeler arasında türlü ilişkiler aranır. Mesela renk ve şekil ilişkisi bunlardan ikisidir. Nergis-göz, gül-kulak ilişkisine divan şairleri sıkça yer verirler. "Nergis ile gül çemene göz kulak olurlar. Dikkat edersek gül şekil itibariyle kulağa benzer. Nergis de hep gözdür zaten.

Burada o devirdeki bir hakikate yer verilmiş. Padişah sefere çıkalı çok olmuştur. Seferin zaferle intâc ettiği haberciler tarafından şehre iletilmiştir. Ahali ordusunun başında İstanbul'a gelen padişahı hasretle beklemektedir. Hassas kulaklı kişiler yerdeki titreşimlerden yaklaşan orduyu hissederler ve karşılama merasimine hazırlık yaparlarmış. Ayrıca gözcüler de kulelerden sabırsızlıkla ufuklardan gelen ordunun haberini beklermiş.
Bâkî bu güzel beyitinde o devrin bir ânını bize tasvir etmiş. Nur içinde yatsın.
 
Katılım
12 Şub 2009
#52
Ynt: Beyit şerhi

sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.

buradaki sanat hüsni talil diye düşünüyorum.
bir yerde tevriye denmiş. hangiisi doğrudur?
[/quote]

Cihanın yaslara bürünmesi. Cihan, dünya. Birisi gitti diye dünya yaslara bürünüyorsa bir burada teşhis vardır. İki, yas, bürünülen bir kıyafete benzetilmiş, ama benzetilen unsur söylenmediği için kapalı istiare vardır. Ayrıca cihandan kasıt dünyadaki insanlardır mecâz-ı mürsel vardır. Bülbülün dertli dertli soluması da teşhistir.

Hüsn-i tâlil olabilmesi için " Sen gittin diye gökler kara bulutlara büründü" gibi bir ifade olmalıydı. Gökyüzünün karabulutlarla kaplanmasını onun gidişinden ötürü karalar giydirerek güzel bir sebebe bağlamış olurduk. Ayrıca yine kapalı istiare yapmış da olurduk. Sürç-i klavye eylediysek affola...
 
Katılım
11 Ara 2010
#53
Ynt: Beyit şerhi

Evet, hüsn-i talil sanatı mevcut değil..

Tevriye sanatı, "soluyor dallarda gül" ifadesinde var sanırım.
"gül" ün çiçek olarak solması ve gül kadar güzel sevgilinin üzüntüden sararıp solması kastedilebilir.
 
Katılım
12 Şub 2009
#54
Ynt: Beyit şerhi

gul_' Alıntı:
Evet, hüsn-i talil sanatı mevcut değil..

Tevriye sanatı, "soluyor dallarda gül" ifadesinde var sanırım.
"gül" ün çiçek olarak solması ve gül kadar güzel sevgilinin üzüntüden sararıp solması kastedilebilir.
sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.

Soluyor kelimesinde tevriye varsa şu şekilde olur: Solumak, nefes almak bir de renginin solması. Gülün soluması diye bir şey bilmiyorum. Duymadım. Biraz zorlama olur gibi geliyor bana.
Cihan kelimesinde de zorlama ile iki anlamlılık olabilir. Cihan bir erkek ismidir aynı zamanda. (Kadın ismi olarak da kullanılır.)
Gül kelimesi hem çiçek hem de gülmek fiilidir.Bundan dolayı tevriye vardır deniyorsa, olmaz derim.
Şu unutulmamalıdır ki tevriye bir kelimenin iki anlama gelecek şekilde kullanılması ve uzak anlamın kastedilmesidir.
Aya baktım seni gördüm
Sana baktım ayı gördüm

Mısralarında "ayı" sözünün uzak anlamı kastedilir ki tevriyedir.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#55
Ynt: Beyit şerhi

Gittin amma ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz geçen sohbet-i yârânı bile.

Neşâtî

Geçenlerde Ömer Tuğrul Hocanın radyo sohbetinde Hz. Peygamber'in vefatını dinlemiştim. Hoca her zamanki gibi olayı vukûfiyetle anlattı. Az evvel bu beyti okuyunca aklıma o anlattıkları düştü, beyit bende farklı bir veche kazandı.
Meşhur hadiseyi herkes biliyor. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra Hz. Ömer kılıcını çekiyor ve 'Kim Resûlullah öldü derse kafasını uçururum.' diyor, sonra Hz. Ebubekir'in itirazı malum.
Bu hadisede Hz. Ömer hakkında telakki edilenler, Hz. Peygamber'in vefatını hazmedememesi, O'nun vefat ettiğini kendisine kabul ettirememesi yönünde. Halbuki hadisede Hz. Ömer'in tavrı, tam da yukarıdaki beyitte ifade edilen duygular neticesinde gelişmiş bir tavırdır. Hz. Peygamber aralarından ayrılınca, ashabın gönlünde bir boşluk meydana gelmiştir. O söz, bu boşluğun tesiriyle sadır olmuş bir sözdür.
Aynı şekilde bu hâl şeyhi vefat eden dervişlerde meydana gelir. Şeyh vefat edince dervişte, kemâlâtının artık sona ereceği vehmi ortaya çıkar. Bundan dolayı yeni şeyhe ısınmada her derviş az veya çok sınıntı çeker. Başka bir deyişle, evvelkinin bıraktığı boşluğa yenisini oturtmakta güçlük yaşar. Bu tabii bir haldir.
Bunun için Neşâtî de büyük ihtimalle boşluk anında söylediği bu beyitte, giden sevgilinin ardında büyük bir hasret bıraktığını, hatta sevgili sohbetinin bile onsuz tad vermediğini ifade ediyor.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#56
Ynt: Beyit şerhi

Gerçekten güzel bir köprü oluşmuş beyit ve anlattığın hadise arasında, yorumuna sağlık.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#57
Ynt: Beyit şerhi

Dil-şâd' Alıntı:
Gerçekten güzel bir köprü oluşmuş beyit ve anlattığın hadise arasında, yorumuna sağlık.
Eyvallah hocam, teşekkür ederim.


Elif gibi nola ben cân içinde saklasam anı
Okun bir bagrı katı dilsitânun yâdigârıdur.

Zâtî

“Katı yürekli bir gönül çelenin yâdigârı olan oku Elif gibi cânım içinde saklamasam...” Veya;
“Oku bağırları kesen bir gönül çelenin yâdigârı olan oku Elif gibi cânım içinde saklamak saklasam...”

Divan şiirinde Elif harfi ile ok arasında münasebet kurulur. Münasebet, sevgilinin gamzesinin(göz ucuyla bakış atması) oka benzemesi cihetiyledir. Sevgilinin kaşları yaydır, kirpikleri ise oktur. Göz ucuyla bakış okun yaydan çıkmasıdır ve ok âşığın bağrına saplanır, âşığın bağrından kan akar. Kan kelimesinin yazılışında(قان) Elif harfi ortadadır. Bu, âşığın ok saplanmış etrafı kanlı bağrına benzetilir.
Beyitte şair, sevgilinin yâdigârı olan oku cânında saklamak istediğini söylemektedir. Bu, âşık için bir şereftir. Benzetme ise şu yöndedir ki; cân kelimesinin yazılışında da(جان) Elif harfi ortada bulunur.
 
Katılım
3 Ocak 2013
#58
Ynt: Beyit şerhi

asık oldugum tuyaldan yüzüme bakmaz habib
yöresine ugramaz ölümlü bimarun tabib


bu beyitte geçen tuyal sozcugunun anlamını bulamadım.yardım edermısınız ?
 
Katılım
27 Ara 2005
#59
Ynt: Beyit şerhi

edebiyatçı' Alıntı:
asık oldugum tuyaldan yüzüme bakmaz habib
yöresine ugramaz ölümlü bimarun tabib


bu beyitte geçen tuyal sozcugunun anlamını bulamadım.yardım edermısınız ?
izlediğim yöntemi anlatayım:

1- İlk önce ilgili beytin kime ait olduğunu tespit etmeye çalıştım. Necati Beg'in bir beyti olduğunu buldum.
2- Necati Beg divanını açtım ve ilgili beyti buldum. (25 nolu gazelin ilk beyiti)
3- Kelimeyi önce Devellioğlu lügatinden sonra Kamus'i Türki'den sonra da ansiklopedik divan şiiri sözlüğünden araştırdım. (yoktu)
4-Ali Nihat Tarlan'ın derlediği divanda ilgili gazelde "tuyal" kelimesine (t nin altında nokta var, transkripsiyonda bu bilgiyi kamus-i türki de kullanıyoruz biliyorsunuz, tı ile t farklı) bilelden diye bir not düşmüş.Muhtemelen "bildiğinden beri" anlamı taşıyan bir sözcük dedim kendi kendime.
5-Daha sonra internette Necati Bey ile ilgili yazılan makalelere şöyle bir göz attım. Selçuk Üniversitesindeki bir araştırma görevlisinin yazdığı " Necati Bey divanında deyimler" isimli makaleye göz gezdirdim. İlgili makaleyi ek olarak vereceğim altta. Bu makalede ilgili beyti şu şekilde verilmiş :

402- Âşık olduğum duyaldan yüzüme bakmaz habib
Yöresine uğramaz ölümlü bimarın tabib (G. 25/1)

bunu da okuduktan sonra,taşlar yerine oturdu. (tuy>duy) Yani özetle sevgili( tabip)kendisine aşık olduğumu duyduğundan beri o ölümlü hastanın(kendisini kastediyor) yöresine uğramaz oldu.


iyi çalışmalar !
 

Ekli dosyalar

Katılım
30 Ocak 2010
#60
Ynt: Beyit şerhi

Beyitler... Beyit şerhleri olmazsa Divan eksik kalır. Dedeefendi ve Dilşad hocalar buyursalar da buralar şenlense...

Bî-nikâb u bâ-nikâb arz-ı cemâl eylerdi yâr
Geh hilâli bedr u geh bedri hilâl eylerdi yâr.
Yozgatlı Fennî

Bî-nikâb: peçesiz, perdesiz
Bâ-nikâb: peçeli, örtülü

Sevgilim bazen yüzünde peçe olduğu halde, bazen de peçesiz olarak cemalini gösterirdi. Bu suretle bazen hilali dolunay, bazen dolunayı hilal haline getirirdi.

Beyit iki açıdan insanı etkiliyor.
Sevgili yüzündeki peçeyi kaldırdığında yüzünün bütün bütün ortaya çıkması dolunaya, yüzüne peçeyi geçirdiğinde ortaya çıkan görüntü hilale benzetilmiş. Divan şiirinde sevgilinin yüzü sık sık dolunaya benzetilir. Ay yüzlü, ay gibi parlak yüz, yüzün ayın on dördü gibi parlaması gibi tabirlere çok sık rastlanır. Fakat hem dolunay, hem hilal, yüzdeki peçeyle birlikte bu beyitte çok başarılı kullanılmış.

Bir de beytin ikinci veçhesi var, aşıkane yönü. O öyle bir sevgili ki, kendini öyle gizliyor ki aşıktan, bırakın oturup iki kelam edebilmeyi, şöyle bir uzaktan görse kalbi duracak gibi oluyor aşığın. Onun için sevgili al şale bürünüp yürüyünce aşığın da gönlü şalın ucu gibi sevgilinin topuk hizasından sürünüp yürüyor. Bir bakışı kalbe kılıç darbeleri indiriyor. Aşığın karşısına geçse de peçeyi indirip kaldırarak cilvede bulunsa dolunay hilale hilal dolunaya dönmüş çok mu...
 

Giriş yap