Bilim dini çürütür mü?

Katılım
18 Mar 2009
#21
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Uluğbey' Alıntı:
dinin bilimi beslemesi kulağa daha hoş geliyor. aralarında bir alt küme üst küme ilişkisi kurulabilir mi bilmiyorum.ama alt kümede yer alan elemanların hepsi üst kümeyi de temsil edeceğinden bir eksiklik bırakabilir bu durum. yani bilimin savunduğu her şey din tarafından desteklenir diyemeyiz, yukarıda dediğim gibi, bilim değişen bir şeydir. din ise hayır ! bugün bilimin kümesinde doğru olan bir şey yarın bilimin kümesi dışında olabilir.

zannımca gazali dini akıldan üstün tutuyordu ve nefs-i mutmainne yolunda kalbin temizliğini koşul olarak kabul eder.

farabi ve gazali'yi okumak gerek daha derin bir perspektiften bakabilmek için. ya da ferahsanı beklemeliyiz :) bir tutam Mahşer ve baki... hatta yemeğe bir de dil-şad el atarsa pejmürde de gelip sunarsa o yemek tadından yinmez :)

belki yaparlar arkadaşlar bi kıyak :)
Ulen gene saki olduk niye ben sunuyorum ağabey :)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#22
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

güzele sakilik yakışır kardeşim :)

hele ben gibi yaşı kemale ermiş çirkin bi zat mı yapsın bunu :)elbette eli yüzü ve kalbi temiz bi arkadaş yapmalı ;)

arzular şelale

hürmetler
 
Katılım
18 Mar 2009
#23
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Abi bu sakilerin akıbeti hiç iyi değil ben bilirim bunu :).kemale erenler genelde baş köşede hemde kadeh ilk kendisine sunulur.Başım üstünde yerin var.Güzeli yaratan aşığın gözünden yine kendi güzelliğini seyredermiş.

İrtibatı koparmayalım.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#24
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

sen şu Fikret Akif mes'elesine gel bakalım :)

takipteyiz

eyvallah
 
Katılım
27 Mar 2006
#25
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Uluğbey' Alıntı:
ya da ferahsanı beklemeliyiz :) bir tutam Mahşer ve baki... hatta yemeğe bir de dil-şad el atarsa pejmürde de gelip sunarsa o yemek tadından yinmez :)

belki yaparlar arkadaşlar bi kıyak :)
ya biri el atmasın nolurr...:)
 
Katılım
18 Mar 2009
#26
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Uluğbey' Alıntı:
sen şu Fikret Akif mes'elesine gel bakalım :)

takipteyiz

eyvallah
Geleceğim o mevzulara ama önce eski sayfaları bi karıştırayım.Şöyle bir çalışayım bu gece hallederim inşaallah.
 
Katılım
27 Mar 2006
#27
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

PeJMüRDE' Alıntı:
Geleceğim o mevzulara ama önce eski sayfaları bi karıştırayım.Şöyle bir çalışayım bu gece hallederim inşaallah.
Hocam çok iyi olur acayip takıldım :)
 
Katılım
18 Mar 2009
#28
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Bilim, dini çürütür mü?

Bu soruyu görür görmez aklıma gelen iki kişi oldu.Birisi Tevfik Fikret diğeri Mehmed Akif’tir.Eğer kısa bir cevap vermek isteseydim şunu söylerdim;Hayır ikisi bir aradayken bir çürüme olmaz ancak bu bir aradalık bozulursa bir çürüme söz konusu olabilir.Bunu şöyle düşünün;İnsan bedeni ve onun ruhu.Madde ve ruh…Gene arşıma bu ikili çıktı.Hiç şaşırmadım ama çünkü alem bu ikisinden ibaret.Ruhun bedeni terk etmesi sonucu beden çürür.Bedenin ruhu terk etmesi sonucuda ruh çürür.

Tevfik Fikret meşhur Tarih-i kadim adlı şiirinde yıkmadık değer bırakmamıştır.Tarih,din ve cemiyet onun nazarında çürümüş ve fosilleşmiştir.Bu şiirle ne derece din düşmanı olduğunu ne derece şüpheci olduğunu,ne derece nihilist olduğunu,ne derece materyalist olduğunu ve en önemlisi ne derece pozitivist olduğunu ispat etmiştir.
Tevfik fikret’in ömrünün büyük bir çoğunluğu şiir ve resimle geçmiştir.Kendisi mensubu olduğu felsefi akımların iyi bir taşıyıcısı ve savunucusu değildir.O’nun taraftarlığı çok özendiği Frenk edebiyatçılarına özenmekten ibarettir.Bilimin her şeyi açıklayabileceğini,insanın Tanrı olduğunu iddia eder ancak bu iddiların dayandığı duvarlar rutubet tutmuştur.Ufak bir sarsıntıda yıkılacak özellikte bir duvardır bu duvar.Fikret, cemiyetin içinde bulunduğu cahilliğin sebebini İslam olarak görür.Fikret inanmadığı islamın amentüsüne karşı Haluk’un amentüsü yazmıştır.
1-Akıl.Aklı büyük sahir olarak niteler.Çünkü akıl her şeyin büyüleyicisi ve yaratandır onun nezdinde.
2-Hak
3-Hürriyet
4-Fen.
5-İnsanın kudreti.Bu madde ile şunu kasteder Fikret;

Beşerin böyle dalaletleri var;
Putunu kendi yapar,kendi tapar

Yani insan kendi vasıflarını büyütüp dışarı çıkararak,kendine benzer şekilde,tanrıları meydana getirmiştir.

Geçelim Mehmed Akif’e.Akif’te toplumun durumunu harap görür.Ancak onun bakış açısı ve bu soruna getirdiği çözüm yöntemi Fikret’ten farklıdır.Akif cemiyet içinden yaralara merhem arar.Ve merhemi İslam olarak görür.Fikret ise cemiyetin sorunlarını Aşiyan’dan mağrur bir şekilde takip eder.Ve sorunalrın sebebini İslam olrak görür.çözümü ise bilim olarak görür.Ancak bu çözümün bir kanadı eksiktir.Akif için cemiyetin merhemi marifet ve fazilettir.Marifet=bilim,fazilet=ahlak o da eşittir İslam.Çünkü İslam, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Peygamber’in(s.a.v) tebliğ ettiği bir dindir!!

Latife: Akif,Fikret’in Robert kolej gibi din eğitimi veren bir müesseseye hoca olduğunu öğrenir ve bu zıtlığı şu beyit ile iğneler:

Önce Allah’a söğer,sonra biraz bol para ver
Hiç utanmaz,Protestanlara zangoçluk eder.

Güzel ahlakın kaynağı olan İslam’ı biz kendimiz fosilleştirdik ve kalıba soktuk.Bir sürü hurafe ile onu beş para etmez insanların hücumuna hedef ettik.Bunu sorumlusu kulaktan duyma bilgi ile taklidi bir imana sahip olan bizleriz.Yıllarca ilimi ve dini ayırmışız.Kur’an ı sadece mezarlıkta okumak ve fal bakmak için kullanmışız.

İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak nede fal bakmak için

Akif bir isyankardır bu laşkalaşmış ve ilimden bilimden yoksun Müslüman nüspettesi insanlara ve zamana karşı.

Böyle gördük dedemizden sözü dinen merdut
Acaba saha-i tatbiki neden namahdut?
Çünkü biz bilmiyoruz dini,evet bilseydik
Çare yok,göstermezdik bu kadar sersemlik.

Atalarımızın inancımı ve onların bilmem kaç yüz Put’u mu yoksa bir Allah mı?diye soru soran cahiliye devri müşriklerinden farkımız ne?

Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile…
Müslümanlık bu değil,biz yolumuzdan saptık
Müslümanlık bu mu yahu?diye insan yanıyor
Demek;islamın ancak namı kalmış Müslümanlarda
Nu yüzdenmiş demek hüsran-ı milli son zamanlarda
Ölüler dini değil,sende bilirsin ki bu din,
Diri doğmuş duracak dipdiri durdukça zemin

Bu tür şiirler ile islamın ne derece yanlış anlaşıldığı noktasına işaret etmiş ve bunu hem kalben hem aklen ispat etmiştir.Yani hem bilim hem din bahsinde menfi düşünce sistemlerinin ağzının payını vermiştir.

Cemiyetin bu cehalet çukuru içinde debelenmesinin sbebini ve batının bir kuklası olmamızın sebebini ilimden uzak kalmak olarak gören Akif şöyle der;

Bu cehaletle yürümez,asra bakın asr-ı ulum
Başlasın terbiyeniz ailelerden oğlum

Terbiyenin ailede başladığı ve ailenin bunu İslam ile vereceğini çok iyi bilir Akif.Bir sosyolog edasıyla cemiyetin en küçük yapı taşı olan aileyi, geleceğin irfan ordularının neferi olacak olanların ictima alanı olarak görür.Bir mürebbidir aile.Akif Türk gençliğine model olarak seçtiği Asım ve arkadaşlarını Avrupaya ilim öğrenmek için göderdiğinde onlara şunu nasihatlar;

Fen diyarında sızan namütenahi pınarı,
Hem için hem getirin yurda o nafi suları.
Aynı menba’ları ihya için artık burada,
Kafanız işlesin oğlum,kanal olsun arada.

Buradaki ihya kelimesi çok önemlidir.Çünkü ihya canlandırmak demektir.Yani bizde ölü vaziyette olan bir şey canlanacaktır.Öyleyse biz bunu yapabiliriz.Bize bir ab-ı hayat lazımdır.Ve bu ab-ı hayatı zulumat ülkesinden getirecek olan İskenderler yani Asım’lar gerektir.

Akif,Avrupadaki ilmi gelişmeleri öylesine yakından takip eder ki atomu işaret eden beyitleri vardır;

Yarının ilmi nedir,halbuki?Gayet müdhiş:
Maddenin kudret-i zerriyesi uğraştığı iş,
O yaman kudrete hakim olabilsem diyerek,
Sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek.
Ona yükseldi mi artık,değişir ruy-i zemin;
Çünkü bir damla kömürden elde edecekler temin
Öyle milyonda değil,namütenahi kudret!!!

Atomun patlatılacağını 26 sene evvelden haber veren Akif bilim ile ahlakı yani dini birleştirir.Tüm bu söylemlere bakarak şunu söyleyebiliriz.Akif’te pozitivist ancak onun pozitivistliği yol göstericidir,sahası dışında kalan hususları inkara ve yıkmaya yönelmeyen bir anlayış olup,taklitçi ve tamimci bir anlayış değildir.Oysaki menfi pozitivistler bilim uğruna dini feda ederler onu yıkarlar.Akif bilimden mahrum kalırsak batının kuklası hainle geleceğimizi söyler;

Garbın emriyle yatıp kalkmaya artık mahkum,
Çünkü hakim yaşatan şevket-i fenden mahrum.
Biz evet hasmımızın kudret-i irfanından
Binasibiz de o yüzden bu şerefsiz hüsran!

Bilimin yanında fazileti yani ahlakıda ön planda tutan Akif şöyle der;
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik,ne vicdandır;
Fazilet hissi,insanlarda Allah korkusundandır

Dmek ki fazilet Allah korkusu ve sevgisiyle kazanılır.İstediğin kadar bilim sahibi ol eğer fazilet yoksa bilim insanlığa hizmetten öte eziyete döner.Misal nagazaki ve Hiroşima.Misal gazze,misal halepçe,misal Bosna,misal Çeçenistan,misal Türkistan…

Akif tüm bunların farkındadır ve artık bir ihya hareketi başlamalıdır.Bu ihya hareketi halkı uyandırmakla olur.Halka dinini,tarihini,imanını,milliyetini,insanlığını öğretirsek bu ihya gerçekleşektir.Bunu kim yapacaktır peki?Akif bu hususta münevverleri,ilim adamlarını ve din alimlerini ve din görevlilerini mesul tutar.Fakat Akif bu tabaka insanlardan şikayetçidir.Çünkü hiçbiri görevini yapmaz.Münevverler batı hayranıdır,bohemdir,ferdiyetçidir;

Bizde erbab-ı tefekkürle avamın arası,
Pek açık.İşte budur bence vücudun yarası.

Bu tenkidden edebiyatçılarda nasibini alır;

Üdebanız hele gayetle bayağı mahlukat
Halkı irşad edecek öyle mi bunlar?Heyhat!!

İlimsiz hocalarada taş atar Akif;

Ne Hüda’dan sıkılırlar,ne Peygamber’den
Bu ilimsiz hocalardan,bu beyinsizlerden,
Çekecek memleketin hali ne olmaz düşünün.

Din alimleri ve görevlilerini şöyle tenkid eder;

Misyonerler gece gündüz çalışırken, acaba,
Oturup vahy-i ilahi mi bekler ulema?

Bu millet ne zaman ki basma kalıp inançlardan,bilimin dinsiz olamayacağı anlayışından kurtulur; işte o zaman selamete kavuşur.Eğer bugün Akif’i iyi idrak etmiş olsaydık acaba hala bilim ile dini ayrı kulvarda koşturur olur muyduk?Herşeyi hatta yaradılışı bile bilimle açıklamaya çalışan insanlar sebebler zincirine hergün başka bir sebeb eklemekteler.Yazıyı görüp:’ bu harflerin işidir demek’ nasıl ki yazan kişiye haksızlıksa,musıkıyı dinleyip:’bu notaların ve müzik aletlerini işidir demek nasıl haksızlıksa,resimi görüp:’bu boyaların renginin işidir’demek ne kadar haksızlık,abes ve çirkin ise aynen öylede sebebi görüp müsebbibi görmemek aynı derecede abes,haksız ve çirkindir.

Selametle…
 
Katılım
18 Mar 2009
#29
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

PeJMüRDE' Alıntı:
Bilim, dini çürütür mü?

Bu soruyu görür görmez aklıma gelen iki kişi oldu.Birisi Tevfik Fikret diğeri Mehmed Akif’tir.Eğer kısa bir cevap vermek isteseydim şunu söylerdim;Hayır ikisi bir aradayken bir çürüme olmaz ancak bu bir aradalık bozulursa bir çürüme söz konusu olabilir.Bunu şöyle düşünün;İnsan bedeni ve onun ruhu.Madde ve ruh…Gene arşıma bu ikili çıktı.Hiç şaşırmadım ama çünkü alem bu ikisinden ibaret.Ruhun bedeni terk etmesi sonucu beden çürür.Bedenin ruhu terk etmesi sonucuda ruh çürür.

Tevfik Fikret meşhur Tarih-i kadim adlı şiirinde yıkmadık değer bırakmamıştır.Tarih,din ve cemiyet onun nazarında çürümüş ve fosilleşmiştir.Bu şiirle ne derece din düşmanı olduğunu ne derece şüpheci olduğunu,ne derece nihilist olduğunu,ne derece materyalist olduğunu ve en önemlisi ne derece pozitivist olduğunu ispat etmiştir.
Tevfik fikret’in ömrünün büyük bir çoğunluğu şiir ve resimle geçmiştir.Kendisi mensubu olduğu felsefi akımların iyi bir taşıyıcısı ve savunucusu değildir.O’nun taraftarlığı çok özendiği Frenk edebiyatçılarına özenmekten ibarettir.Bilimin her şeyi açıklayabileceğini,insanın Tanrı olduğunu iddia eder ancak bu iddiların dayandığı duvarlar rutubet tutmuştur.Ufak bir sarsıntıda yıkılacak özellikte bir duvardır bu duvar.Fikret, cemiyetin içinde bulunduğu cahilliğin sebebini İslam olarak görür.Fikret inanmadığı islamın amentüsüne karşı Haluk’un amentüsü yazmıştır.
1-Akıl.Aklı büyük sahir olarak niteler.Çünkü akıl her şeyin büyüleyicisi ve yaratandır onun nezdinde.
2-Hak
3-Hürriyet
4-Fen.
5-İnsanın kudreti.Bu madde ile şunu kasteder Fikret;

Beşerin böyle dalaletleri var;
Putunu kendi yapar,kendi tapar

Yani insan kendi vasıflarını büyütüp dışarı çıkararak,kendine benzer şekilde,tanrıları meydana getirmiştir.

Geçelim Mehmed Akif’e.Akif’te toplumun durumunu harap görür.Ancak onun bakış açısı ve bu soruna getirdiği çözüm yöntemi Fikret’ten farklıdır.Akif cemiyet içinden yaralara merhem arar.Ve merhemi İslam olarak görür.Fikret ise cemiyetin sorunlarını Aşiyan’dan mağrur bir şekilde takip eder.Ve sorunalrın sebebini İslam olrak görür.çözümü ise bilim olarak görür.Ancak bu çözümün bir kanadı eksiktir.Akif için cemiyetin merhemi marifet ve fazilettir.Marifet=bilim,fazilet=ahlak o da eşittir İslam.Çünkü İslam, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Peygamber’in(s.a.v) tebliğ ettiği bir dindir!!

Latife: Akif,Fikret’in Robert kolej gibi din eğitimi veren bir müesseseye hoca olduğunu öğrenir ve bu zıtlığı şu beyit ile iğneler:

Önce Allah’a söğer,sonra biraz bol para ver
Hiç utanmaz,Protestanlara zangoçluk eder.

Güzel ahlakın kaynağı olan İslam’ı biz kendimiz fosilleştirdik ve kalıba soktuk.Bir sürü hurafe ile onu beş para etmez insanların hücumuna hedef ettik.Bunu sorumlusu kulaktan duyma bilgi ile taklidi bir imana sahip olan bizleriz.Yıllarca ilimi ve dini ayırmışız.Kur’an ı sadece mezarlıkta okumak ve fal bakmak için kullanmışız.

İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak nede fal bakmak için

Akif bir isyankardır bu laşkalaşmış ve ilimden bilimden yoksun Müslüman nüspettesi insanlara ve zamana karşı.

Böyle gördük dedemizden sözü dinen merdut
Acaba saha-i tatbiki neden namahdut?
Çünkü biz bilmiyoruz dini,evet bilseydik
Çare yok,göstermezdik bu kadar sersemlik.

Atalarımızın inancımı ve onların bilmem kaç yüz Put’u mu yoksa bir Allah mı?diye soru soran cahiliye devri müşriklerinden farkımız ne?

Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile…
Müslümanlık bu değil,biz yolumuzdan saptık
Müslümanlık bu mu yahu?diye insan yanıyor
Demek;islamın ancak namı kalmış Müslümanlarda
Nu yüzdenmiş demek hüsran-ı milli son zamanlarda
Ölüler dini değil,sende bilirsin ki bu din,
Diri doğmuş duracak dipdiri durdukça zemin

Bu tür şiirler ile islamın ne derece yanlış anlaşıldığı noktasına işaret etmiş ve bunu hem kalben hem aklen ispat etmiştir.Yani hem bilim hem din bahsinde menfi düşünce sistemlerinin ağzının payını vermiştir.

Cemiyetin bu cehalet çukuru içinde debelenmesinin sbebini ve batının bir kuklası olmamızın sebebini ilimden uzak kalmak olarak gören Akif şöyle der;

Bu cehaletle yürümez,asra bakın asr-ı ulum
Başlasın terbiyeniz ailelerden oğlum

Terbiyenin ailede başladığı ve ailenin bunu İslam ile vereceğini çok iyi bilir Akif.Bir sosyolog edasıyla cemiyetin en küçük yapı taşı olan aileyi, geleceğin irfan ordularının neferi olacak olanların ictima alanı olarak görür.Bir mürebbidir aile.Akif Türk gençliğine model olarak seçtiği Asım ve arkadaşlarını Avrupaya ilim öğrenmek için göderdiğinde onlara şunu nasihatlar;

Fen diyarında sızan namütenahi pınarı,
Hem için hem getirin yurda o nafi suları.
Aynı menba’ları ihya için artık burada,
Kafanız işlesin oğlum,kanal olsun arada.

Buradaki ihya kelimesi çok önemlidir.Çünkü ihya canlandırmak demektir.Yani bizde ölü vaziyette olan bir şey canlanacaktır.Öyleyse biz bunu yapabiliriz.Bize bir ab-ı hayat lazımdır.Ve bu ab-ı hayatı zulumat ülkesinden getirecek olan İskenderler yani Asım’lar gerektir.

Akif,Avrupadaki ilmi gelişmeleri öylesine yakından takip eder ki atomu işaret eden beyitleri vardır;

Yarının ilmi nedir,halbuki?Gayet müdhiş:
Maddenin kudret-i zerriyesi uğraştığı iş,
O yaman kudrete hakim olabilsem diyerek,
Sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek.
Ona yükseldi mi artık,değişir ruy-i zemin;
Çünkü bir damla kömürden elde edecekler temin
Öyle milyonda değil,namütenahi kudret!!!

Atomun patlatılacağını 26 sene evvelden haber veren Akif bilim ile ahlakı yani dini birleştirir.Tüm bu söylemlere bakarak şunu söyleyebiliriz.Akif’te pozitivist ancak onun pozitivistliği yol göstericidir,sahası dışında kalan hususları inkara ve yıkmaya yönelmeyen bir anlayış olup,taklitçi ve tamimci bir anlayış değildir.Oysaki menfi pozitivistler bilim uğruna dini feda ederler onu yıkarlar.Akif bilimden mahrum kalırsak batının kuklası hainle geleceğimizi söyler;

Garbın emriyle yatıp kalkmaya artık mahkum,
Çünkü hakim yaşatan şevket-i fenden mahrum.
Biz evet hasmımızın kudret-i irfanından
Binasibiz de o yüzden bu şerefsiz hüsran!

Bilimin yanında fazileti yani ahlakıda ön planda tutan Akif şöyle der;
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik,ne vicdandır;
Fazilet hissi,insanlarda Allah korkusundandır

Dmek ki fazilet Allah korkusu ve sevgisiyle kazanılır.İstediğin kadar bilim sahibi ol eğer fazilet yoksa bilim insanlığa hizmetten öte eziyete döner.Misal nagazaki ve Hiroşima.Misal gazze,misal halepçe,misal Bosna,misal Çeçenistan,misal Türkistan…

Akif tüm bunların farkındadır ve artık bir ihya hareketi başlamalıdır.Bu ihya hareketi halkı uyandırmakla olur.Halka dinini,tarihini,imanını,milliyetini,insanlığını öğretirsek bu ihya gerçekleşektir.Bunu kim yapacaktır peki?Akif bu hususta münevverleri,ilim adamlarını ve din alimlerini ve din görevlilerini mesul tutar.Fakat Akif bu tabaka insanlardan şikayetçidir.Çünkü hiçbiri görevini yapmaz.Münevverler batı hayranıdır,bohemdir,ferdiyetçidir;

Bizde erbab-ı tefekkürle avamın arası,
Pek açık.İşte budur bence vücudun yarası.

Bu tenkidden edebiyatçılarda nasibini alır;

Üdebanız hele gayetle bayağı mahlukat
Halkı irşad edecek öyle mi bunlar?Heyhat!!

İlimsiz hocalarada taş atar Akif;

Ne Hüda’dan sıkılırlar,ne Peygamber’den
Bu ilimsiz hocalardan,bu beyinsizlerden,
Çekecek memleketin hali ne olmaz düşünün.

Din alimleri ve görevlilerini şöyle tenkid eder;

Misyonerler gece gündüz çalışırken, acaba,
Oturup vahy-i ilahi mi bekler ulema?

Bu millet ne zaman ki basma kalıp inançlardan,bilimin dinsiz olamayacağı anlayışından kurtulur; işte o zaman selamete kavuşur.Eğer bugün Akif’i iyi idrak etmiş olsaydık acaba hala bilim ile dini ayrı kulvarda koşturur olur muyduk?Herşeyi hatta yaradılışı bile bilimle açıklamaya çalışan insanlar sebebler zincirine hergün başka bir sebeb eklemekteler.Yazıyı görüp:’ bu harflerin işidir demek’ nasıl ki yazan kişiye haksızlıksa,musıkıyı dinleyip:’bu notaların ve müzik aletlerini işidir demek nasıl haksızlıksa,resimim görüp:’bu boyaların renginin işidir’demek ne kadar haksızlık,abes ve çirkin ise aynen öylede sebebi görüp müsebbibi görmemek aynı derecede abes,haksız ve çirkindir.

Selametle…
Bu yazı Süleyman hayri Bolay hocanın 'Türkiyede Ruhçu ve maddeci görüşün mücadelesi' adlı kitaptan yararlanılarak oluşturulmuştur.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#30
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

- Ağustos 19 tevfik Fikret'in ölüm yıldönümü idi Allah gani gani Rahmet eylesin.Anmadan geçemeyeceğim.-

Benim anlamadığım bilim ve din neden ayrı sahalar olarak gözükmek zorundadır diğer bir değişle bir bütünden bahsediyorsak nasıl parçalara bölebiliriz.birazdan burada bakmak gerek sanırım.
 
Katılım
27 Mar 2006
#31
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

evla' Alıntı:
Benim anlamadığım bilim ve din neden ayrı sahalar olarak gözükmek zorundadır diğer bir değişle bir bütünden bahsediyorsak nasıl parçalara bölebiliriz.birazdan burada bakmak gerek sanırım.
Evet bizce ayrı sahalarda değildir çünkü biz her şeyi Allah'ın yarattığına inanıyoruz ama birileri hayır diyor bir ortak ata vardı ve zamanla her canlı bu atatan evrimleşti... off bu insanlara nasıl anlatılır ki...
 
Katılım
18 Mar 2009
#32
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

kardelen' Alıntı:
Evet bizce ayrı sahalarda değildir çünkü biz her şeyi Allah'ın yarattığına inanıyoruz ama birileri hayır diyor bir ortak ata vardı ve zamanla her canlı bu atatan evrimleşti... off bu insanlara nasıl anlatılır ki...
Bu insanlara anlatılmaz zaten.

Gözleri görmez,kulakları duymaz,kalbleri mühürlenmiştir onların.
 
Katılım
27 Mar 2006
#33
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

PeJMüRDE' Alıntı:
Bu insanlara anlatılmaz zaten.

Gözleri görmez,kulakları duymaz,kalbleri mühürlenmiştir onların.
Evet Allah'ın hidayet vermediğine biz acizler nasıl bişeyleri anlatabiliriz... Ama yine de...
 
Katılım
18 Mar 2009
#34
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

kardelen' Alıntı:
Evet Allah'ın hidayet vermediğine biz acizler nasıl bişeyleri anlatabiliriz... Ama yine de...
Ama yinede demene gerek yok muhterem.İnanmayacaklar diye kendini parçalayacak mısın?Böyle bir ayet inmedi inmedi mi Efendiler Efendisine.
 
Katılım
27 Mar 2006
#35
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

PeJMüRDE' Alıntı:
Ama yinede demene gerek yok muhterem.İnanmayacaklar diye kendini parçalayacak mısın?Böyle bir ayet inmedi inmedi mi Efendiler Efendisine.
Tevbe : 87 :" ...Kalplerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar "
 
Katılım
8 May 2007
#36
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Din, insanları saâdet-i ebediyyeye ya'nî sonsuz saâdete, huzura götürmek için Allahü teâlâ tarafından peygamberleri vâsıtasıyla gösterilen yol demektir.

Bilim ise, evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir.

“Bilim dini çürütürmü?”

Dini bilimden çok modernlik taslayan insanlar yok saymaya çalışır. Her insanın aklı vardır ve bu aklı ile dünyada olup bitenleri keşfeder. Dünyadaki her şey de Allah’ın bize sunduğu nimetlerdir, bunu araştırıp keşfetmek de dinimizin bir emri değil midir?
 
Katılım
26 Kas 2008
#37
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Bu konuya alıntı yaparak katılmak istiyorum
bu yazı benım söylemek istedıklerımı fazlasıyla anlatıyor...
selametle...



İslam dini akıl ve vicdan dinidir. İnsan, aklı ile dinin bildirdiği gerçekleri görür ve vicdanını kullanarak gördüklerinden sonuç çıkarır. Örneğin akıl ve vicdan sahibi bir insan kendisine hiçbir bilgi verilmese bile evrendeki herhangi bir varlığın özelliklerini incelediğinde bunun üstün bir Akıl, İlim ve Güç sahibi tarafından yaratıldığını anlar. Veya dünyada yaşamın meydana gelebilmesi için gereken binlerce koşuldan sadece birkaçını görmesi bile, dünyanın insanların yaşayabilmeleri için özel olarak yaratılmış bir gezegen olduğunu anlaması için yeterlidir. Akıl ve vicdan sahibi bu insan, dünyanın tesadüfen oluştuğu gibi bir iddianın saçmalığını ise kolaylıkla anlar. Kısacası aklını ve vicdanını kullanarak düşünen her insan Allah'ın varlığının delillerini tüm açıklığı ile görebilir. Bu insanlardan bir ayette şu şekilde bahsedilir:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."(Al-i İmran Suresi, 191)

Bu nedenle Allah, Kuran'da insanları çevrelerindeki yaratılış delillerini düşünmeye ve incelemeye çağırır. Tüm evrende var olan sistemleri, canlı ve cansız varlıkları inceleyen, gördükleri üzerinde düşünen ve araştıran her insan Allah'ın üstün aklını, ilmini ve sonsuz gücünü tanımaya başlayacaktır. Allah'ın insanları, üzerinde düşünmeye çağırdığı konulardan bazıları ayetlerde şöyle bildirilmektedir:


Düşünen, akıl ve vicdan sahibi her insan için evrende, üstün bir Yaratıcı olan Allah'ın varlığının delilleri açıkça görülmektedir.
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (Kaf Suresi, 6-10)

O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (Mülk Suresi, 3)

İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? (Tarık Suresi, 5)

Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu? Yere; nasıl yayılıp-döşendi? (Gaşiye Suresi, 17-20)

Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi Allah insanları, gökyüzü, yağmur, bitkiler, hayvanlar, doğum, coğrafi özellikler gibi konularda araştırma ve inceleme yapmaya çağırmaktadır. Tüm bu varlıkları incelemenin ve araştırmanın yolu ise başta da belirttiğimiz gibi bilimdir. Bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler insanlara yaratılışın sırlarını, Allah'ın sonsuz ilmini, aklını ve gücünü tanıtır. Ve tarih boyunca insanlığa büyük hizmetler veren bilim adamlarının önemli bir bölümünün Allah'a inanan dindar kimseler olmasının nedeni de budur; bilimin Allah'ın kudretini takdir edebilmenin bir yolu olması...



O, göklerin ve yerin Yaratıcısı'dır...


(Şura Suresi, 11)




ALLAH İNANCI BİLİM ADAMLARINA BÜYÜK ŞEVK VE HEYECAN KAZANDIRIR

Yukarıda da söz ettiğimiz gibi din, bilimi teşvik eder ve bilimle uğraşan akıl ve vicdan sahibi insanlar Allah'ın varlığının delillerine çok yakından şahit oldukları için, aynı zamanda güçlü bir imana da sahip olurlar. Çünkü bu insanlar yaptıkları her incelemede, her yeni buluşta Allah'ın yarattığı mükemmel bir sistem, kusursuz bir detay ile karşılaşırlar.

Örneğin, gözler üzerinde inceleme yapan bir bilim adamı, yalnızca insan gözündeki kompleks sistemi gördüğünde bunun asla tesadüflerle, aşamalı olarak meydana gelemeyeceğini hemen anlar. Biraz daha incelediğinde, gözün oluşumundaki her detayın mucizevi bir yaratılışı olduğuna şahit olur. Gözün birbiriyle tam bir uyum içinde çalışan onlarca ayrı parçadan oluştuğunu görür ve onu yaratmış olan Allah'a olan hayranlığı kat kat artar.

Aynı şekilde evreni inceleyen bir bilim adamı, kendini bir anda binlerce mucizevi dengeyle karşı karşıya bulur. Sınırlarını belirlemenin mümkün olmadığı uçsuz bucaksız uzayda yer alan milyarlarca galaksi ve bu galaksilerdeki milyarlarca yıldızın büyük bir uyum içinde varlıklarını sürdürebilmesi ona büyük bir araştırma şevki verir.

Bunlardan dolayı, iman sahibi bir insan bilimsel araştırmalar yapmak ve evrenin sırlarını öğrenmek konusunda, son derece istekli ve kararlı olur. Çağımızın en büyük dehası olarak kabul edilen Albert Einstein bir yazısında iman eden bilim adamlarının dinden aldıkları bu ateşleyici gücü şöyle dile getirmiştir:

"Ben şunu iddia edebilirim ki, dini, kozmik yönden sezişler, bilimsel çalışmalarda çok daha kuvvetli hissedilmektedir. Şüphesiz ki bu duyguyu, bilimsel zihniyeti ile ilk kuranlar en kuvvetli sezmişlerdi. Evrenin yapısını, bilimsel ve akılcı bir şekilde anlamak, insana en derin iman duygusu verir. Yıllarca mesai sonunda kavradıkları evren anlayışı, Kepler ve Newton'a böyle derin duygular vermiştir.

Bilimsel araştırmaların yalnız pratik alanında kalanlar, bu konuda her zaman her yerde yanlış açıklamalara düşmüşlerdir. Ancak hayatlarını tamamen bilimsel araştırmalara vermiş olanlarındır ki, bu seziş ve ilham, kalplerine dolar ve ancak bu çapta adamlardır ki, binbir güçlüğe rağmen bu aramalarına devam ederler. Onlar bu kuvveti din duygusundan alırlar. Bir çağdaşımız pek doğru olarak şöyle demiştir: Bizim materyalist çağımızda en derin din duygusunu, pozitif bilim yolunun ilk arayıcıları sezmişlerdir."1

Johannes Kepler Yaratıcı'nın eserlerindeki lezzeti tatmak için bilimle ilgilendiğini söylerken, tarihin en büyük bilim adamlarından biri olan Isaac Newton ise bilimsel araştırmalarını yapma çabasının ardındaki sebebin Allah'ı bulup tanımak isteği olduğunu ifade etmiştir.

Bu sözler dünya tarihinin en önemli bilim adamlarından sadece birkaçına aittir. Bu kişiler ve - ileriki bölümlerde inceleyeceğimiz - bunlar gibi daha yüzlerce bilim adamı evreni inceleyerek Allah'ın varlığına iman eden, Allah'ın ihtişamla yarattığı kanunlardan ve olaylardan etkilenerek, daha fazlasını keşfetme isteği duyan kimselerdir.

Görüldüğü gibi, Allah'ın evreni nasıl bir yaratılışla var ettiğini görebilme isteği, tarihte pek çok bilim adamının en büyük motivasyon kaynağı olmuştur. Çünkü evrenin ve canlıların yaratılmış olduklarını kavrayan bir insan, aynı zamanda bu yaratılışta bir amaç olduğunu da kavrar. Amaç ise doğal olarak anlam meydana getirir. Bu anlamı kavrayabilmek, delillerini bulmak, detaylarını incelemek isteği, bilimsel çalışmalara büyük bir güç kazandıracaktır.

Ancak eğer evrenin ve canlıların yaratılmış oldukları gerçeği reddedilirse, bu anlam da ortadan kalkacaktır. Örneğin materyalist felsefeye ve Darwinizm'e inanan bir bilim adamı, evrende hiçbir amaç olmadığını, herşeyin kör tesadüflerin ürünü olduğunu zannedecektir. Bu durumda evreni ve canlıları araştırmanın da gerçek bir anlamı kalmaz. Einstein bu gerçeği, "din duygusu ne zaman kaybolsa bilim, ilhamı olmayan bir deneyciliğe dönüyor"2 sözüyle özetler.

Bu durumda, bir bilim adamının hedefleyebileceği yegane amaç, yaptığı bir buluşla ünlü olmak, tarihe geçmek ya da çok para kazanmak olabilir. Bu hedefler ise onu samimiyetten ve bilimsel dürüstlükten ayırabilir. Örneğin bilimsel bulgulara dayanarak vardığı bir sonucu, bu sonuç bilim dünyasında hakim olan yaygın kanıya ters düştüğü durumda, ününü yitirmek, kınanmak, küçük düşürülmek gibi endişelerle gizlemek durumunda kalabilir.


Evrende var olan her varlık kusursuz bir tasarıma sahiptir. Örneğin fizikçi Lipson'ın da belirttiği gibi küçücük bir sinir hücresi elektrik mühendisliği yönünden bir şaheserdir.
Evrim teorisinin uzun bir zamandır bilim dünyasında kabul görmüş olması, bu samimiyetsizliğin bir örneğidir. Gerçekte bilimsel verilerle yüz yüze kalan çok sayıda bilim adamı, evrim teorisinin canlılığı açıklamaktan çok uzak olduğunu görmekte, ama sırf tepki çekmemek için bunu ifade etmemektedir. Amerikalı fizikçi H. S. Lipson bu konuda şu itirafı yapar:

Canlılar hakkında Darwin'in bildiğinden çok daha fazlasını biliyoruz. Örneğin sinirlerin nasıl çalıştığını biliyoruz ve bence her sinir elektrik mühendisliği yönünden bir şaheserdir. Ve bizim vücudumuzda bunlardan milyarlarcası vardır... Bu durumda benim aklıma gelen kelime "tasarım"dır. Ama biyolog meslektaşlarım bu kelimeden hiç hoşlanmamaktadır.3

Yaratılışı ifade eden "tasarım" kelimesi, sırf bu kelimeden hoşlanılmadığı için bilimsel literatürün dışına atılmak istenmekte, çok sayıda bilim adamı da bu dogmatik tutuma boyun eğmektedir. Lipson, bu gerçeği şöyle açıklar:

Aslında evrim bir anlamda bilimsel bir din haline geldi; hemen hemen bütün bilim adamları bunu kabul etti ve birçoğu onunla uyumlu olması için gözlemlerini eğip bükmeye hazırlar.4

Bu çarpık durum, 19. yüzyılın ortalarından itibaren bilim dünyasına hakim olmaya başlayan "dinsiz bilim" aldanışının bir sonucudur. Einstein'in belirttiği gibi "dinsiz bir bilim topaldır"5. Bu yüzden de bu aldanış, hem bilim dünyasını yanlış hedeflere yönlendirmiş, hem de bu hedeflerin yanlışlığını görmesine rağmen kayıtsızca sessiz kalan bilim adamları ortaya çıkarmıştır.

Bu iki etkiden birincisini ilerleyen sayfalarda detaylı olarak inceleyeceğiz.


İMAN EDEN BİLİM ADAMLARININ "HİZMET ŞEVKİ"

Allah'ın varlığına ve büyüklüğüne iman eden bilim adamlarının dünyaya yönelik bir makam, mevki, ün veya para gibi hırsları olmadığı için, bilimsel araştırmalarda gösterdikleri gayret de son derece samimi olur. Bu insanlar bilirler ki, evrenle ilgili olarak keşfettikleri her sır tüm insanlara Allah'ı tanıtacak, insanlara Allah'ın sonsuz gücünü ve ilmini gösterecektir. Ve insanlara Allah'ın varlığını anlatmak, yaratılış gerçeğini tanıtmak iman eden bir kişi için kuşkusuz önemli bir ibadettir.

İşte bu samimi düşünceler içinde olan inançlı bilim adamları, tüm yaşamları boyunca büyük bir şevkle evrendeki kanunları, doğadaki mucizevi sistemleri, canlılardaki kusursuz mekanizmaları, akılcı davranışları keşfetme yolunda önemli çalışmalar yaparlar. Yaptıkları çalışmalardan da son derece fayda verecek sonuçlar alırlar, büyük ilerlemeler gösterirler. Bu yolda zorluklarla karşılaşmaları onları yılgınlığa sürüklemez. Veya insanlardan bir karşılık göremediklerinde de şevklerinde bir azalma olmaz. Çünkü onlar yaptıkları işte Allah'ın hoşnutluğunu kazanmayı amaçlamaktadırlar.

Allah rızası için, iman eden diğer insanlara da fayda verebilme amacını taşırlar. Ve bu konuda bir sınır tanımazlar. Verebilecekleri en yüksek faydayı sağlamak ve insanlara en güzel şekilde hizmet edebilmek için çalışırlar. Bu samimi çabalarına karşılık olarak da son derece verimli insanlar olurlar. Yaptıkları işlerden her zaman güzel sonuçlar çıkar.

Bilimselliğin dinden uzak kalmakla oluşacağını zannedenler ise kuşkusuz büyük bir yanılgı içerisindedirler. Herşeyden önce Allah'a iman etmeyen kimseler dinin getirdiği manevi şevki yaşayamazlar. Belki en başında heyecanla başladıkları bilimsel araştırmalar, bir süre sonra onlara tekdüze ve monoton olaylar olarak görünmeye başlar. Bu zihniyetteki kişilerin hayattaki amaçları, kısa sürede bitecek olan dünya hayatına yönelik çıkarlar elde etmektir. Para, makam, şöhret, itibar gibi dünyevi hırslar içinde olan bu kişiler ancak kendilerine bunları kazandıracak çalışmaları yaparlar. Örneğin, üniversitede kariyer yapmak isteyen bir bilim adamı ancak kendini daha üst bir mevkiye geçirebilecek alanlarda çalışma yapar. İnsanlara fayda getirebileceğini düşündüğü bir konu olsa bile, kendi çıkarları açısından bir şey getirmeyeceğini düşündüğü bir konuda araştırma yapmaz. Veya karşısına araştırma yapabileceği iki konu çıktığında, bu ikisi arasında hangisinin kendisine daha çok maddi kazanç, itibar ve makam sağlayacağı yönünde bir kıyas yapar ve diğerinin insanlar için daha faydalı bir sonuç getirebileceğini bilse bile o konudan uzaklaşabilir. Kısacası bu tip insanlar, kendilerinin bir çıkarı olmadığı sürece asla diğer insanlara fayda vermeye, onlara hizmet etmeye yanaşmazlar. Maddi yönde veya iyi bir makam, mevki elde etme, insanlar arasında itibar kazanma konusunda bir çıkar sağlama imkanları ortadan kalktığı anda, onların çalışma azmi de yok olur gider.

Allah'a iman eden bir insanın yaşadığı şevk ve heyecan ise sadece bilim alanında değil, sanat, kültür gibi hayatın daha birçok alanında insanlara geniş ufuklar açar. Ve asla tükenmeden, hatta giderek daha da katlanarak devam eder.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#38
Ynt: Bilim dini çürütür mü?


meftun okumaya üşenenler için kısaca özetleyebilir misin ? ne anlatılıyor bu alıntıda ?
 
Katılım
26 Nis 2007
#39
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

Bismillahirrahmanirrahim..

Valla Şerif Mardin gelse bu baskıya isim koyamazdı Öğretmen Bey :)

Ama madem bulaştık biraz patates baskısı fena olmaz buraya, hadi elimize yüzümüze bulaştıralım.

Öncelikle, konuyla ilgili gerçekten problemleri olan ve bir şeyler öğrenmek isteyen birileri varsa bendeniz için hayati önem taşıyan ol sebepten buraya da daha önce tartışmalarını yansıttığımız sosyal bilim-din ilişkisi başlığına ve öğretmen beyin tartışmaya açmış olduğu gazali felsefe ve pahası konusuna bir göz atsınlar derim ben.. (ikiside felsefe bölümünde yer almakta diye hatırlıyorumn) Zira bu başlıklarda din-bilim ilişkisi kimi zaman daha dar kimi zaman ise daha geniş bir çerçevede ele alınmıştı ve yapılanlar çok da değerli tartışmalardı.

Şimdi Gazali'den Farabi'den falan bahsedilmiş ama ben bu meseleler daha önce çok konuşulduğu için tekrar değinmeyeceğim. Birkaç asır atlayıp Kant'a kadar gelelim istiyorum. Tabi Kant'a kadar felsefenin geçirdiği aşamalar önemli ama ona vurgu yapmamın sebebi fenomenler alanı (duyularla algılayabildiğimiz içinde bulunduğumuz alem) numenler alanı (duyusal olmayan, dolayısıyla hakkında bilgi sahibi olunamayacak alem) arasındaki ayrıma işaret etmesiyle ve "İnanca yer açmak için bilgiyi bir kenara bıraktım" şeklindeki meşhur sözüyle şu an üzerinde tartıştığımız konuyu farklı bir boyuta çekmiş olmasıdır. Kant böylece bilgi ile imanın birbirinden tamamen farklı iki alan olduğunu dile getirmiştir. Her ne kadar Kant'ın yaklaşımı bilimsel olanı sarssa da sonraki dönemlerde onun yaptığı bu ayrım bilimle dinin çeliştiği düşüncesine kaynaklık teşkil etmiştir. Her neyse rasyonalizm, pozitivizm, evrim, devrim derken geldik burada bilimle din bağdaşır mı bağdaşmaz mı tartışıyoruz. Ne alakası var bunlarla, Uluğbey haklı konunun ucu taa Gazali’ye hatta daha da ötesine dayanıyor diyebilirsiniz ama mesele şu Gazali din için problem olup olmadığını değerlendiriyordu, bugünse bilim için problem olup olmadığının derdindeyiz.

Aslında başlığı ilk gördüğümde Kierkegaard’ın “leap to faith” olarak adlandırdığı sonraki kullanımlarıyla daha çok “leap of faith” olarak bilinen anlayış geldi aklıma. Türkçe bilimsel makalelerde nasıl kullanılmıştır bilmiyorum ama derin felsefi tartışmaları bir kenara bırakırsak inanca atlayış, sıçrayış gibi bir anlam taşıyor bu kavram. Kısaca inanç için bir seçim gerekiyor ve siz inançsızlıktan inanca bir sıçrayış gerçekleştirdiğinizde durum değişiyor. Kant’ın yaptığı gibi salt bir ayrımdan söz etmiyorum ama inancı da bir yerden sonra sadece inanç işi olarak ele almak gerekiyor; her şeyi deney ve gözlemle ortaya koymak mümkün olsaydı (akılla izah etmekten farklı bir durum) inanmanın pek de değeri kalmazdı değil mi?

Kaldı ki kuantum fiziğiyle fiziğin geçirdiği büyük değişimi düşünürsek bilimin de bugün ne kadar kesin bilgiler ortaya koyabildiği tartışılır. Bugün bilim adamlarının kendilerinin bir çok konuda sergilediği ihtiyatlı yaklaşımı ne yazık ki pozitivist anlayışın etkisinden kurtulamamış kişiler sergileyemiyor. Evrim konusunda da aynı belirsizlik söz konusu. Evrimin savunucuları da %100 bir kanıttan söz edemiyorlar ve bildiğiniz gibi evrimden doğası gereği deney ve gözlemle doğrulanması mümkün olmayan bir teori (!) olarak bahsediyorlar. Yani kesinmiş gibi bilim dünyasına sunulan evrim de tartışmaya fazlasıyla açık. Bahsedilen tartışma programına gelince orada yapılan ve ne olduğunu adlandıramadığım tuhaf şeyin (iki tarafın savunucuları için de) tartışmadan benim anladığımla bağdaşmadığı kesin.

İnanç demişken; Historical Jesus (Tarihi İsa) diye koskoca bir kitap yazıp, sonunda İsa’nın tarihi varlığını ispatlayamadığı halde inancından vazgeçmeyen birinin inancını nasıl algılarsınız? Bence önce inancın ne olduğunda karar kılmak lazım, pek mümkün gözükmüyor ama sanırım denemeye değer :)

Selametle efem..
 
Katılım
3 Ağu 2008
#40
Ynt: Bilim dini çürütür mü?

"bilim dini çürütür mü?"

bir tasavvuf erbabına bir ilim adamını göstermişler ve demişler ki "bu adam Allah'ın varlığını bin ayrı delil ile isbat ediyor!" tasavvuf erbabı büyük bu takdime mukabil müthiş bir cevab vermiş "demek o Allah'ın varlığından bin defa şüpheye düşmüş!"

"bilim dini çürütür mü?" suali yerine "ilim lazım mı?" derseniz suret-i katide lazımdır. akıl boşuna verilmemiş...

komünizm için ne derler bilirsiniz: kapitalist olmanın uzun yolu.... belki ilim de öyledir... imana ermenin uzun yolu...

el cevab: ilim kabadır, iman ise ince ol sebebten ilim çürütmekle kalmaz kokutur azizim, kokutur!

bence bilim-din tartışması müslümanları bağlamaz. bırakın onu başkaları yapsın. tebliğ ve telkin meselesi mi? bakın o ayrı dava...

bunları yazdım amma yazdıklarımdan ben de emin değilim! :)
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 1)

Giriş yap