Bir Şair Olarak Fatih...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Bugün bilinen bir gerçek vardır ki o da bir ülkenin sosyal hayatıyla, siyasetiyle, ekonomisiyle edebiyatının atbaşı gidiyor olmasıdır. Devlet ne kadar müreffehse edebiyatı o kadar ihtişamlı; ne kadar zayıfsa edebiyatı da o kadar cansız ve soluktur. Bunu anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok. Kendi öz tarihimize baktığımız zaman edebiyatla sosyal hayatın paralelliğini görebiliriz. Nitekim onlarca birinci sınıf şairin yetiştiği 16. asır, Osmanlı devletinin de dünyanın zirvesinde bulunduğu bir dönemdi. Devlet-i âl-i Osman’ın, yabancıların deyimiyle hasta adam durumuna geldiği zamanlarda ise edebiyatımızın, şiirimizin ihtişamından çok şeylerin yittiğine şahit oluyoruz.

Çağ kapatıp çağ açan ve İstanbul’u fethetmekle Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in “Letüftehanne'l-Kostantiniyye.Vele ni'mel-emiru emiruha vele ni'mel-ceyşu zalike'l-ceyş”
(İstanbul elbette fethedilecektir, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel askerdir.) Hadis-i şeriflerine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed, çocuk yaştan itibaren kuvvetli bir ilim tahsili görmüştür. Babası Sultan Murad, sarayının kapısını âlim ve şairlere açmış; saray, dolayısıyla Fatih, onların feyizleriyle farklı ve manevî atmosferler yaşamıştır. Padişah olduktan sonra da Sultan Mehmed Han, gerek yerli, gerekse yabancı ilim adamlarına, sanatkârlara iltifatlarda bulunmuş, onlardan hak ettikleri desteği hiçbir zaman esirgememiştir.

Kudretli ve kuvvetli bir padişah, üstün niteliklerle donanmış bir kumandan olmasının yanında hassas bir ruh yapısına sahip olduğu bilinen Fatih, Avnî mahlasıyla az fakat adından söz ettirecek kadar şiir yazmış; Osmanlı padişahları arasında ilk divan sahibi olma hususiyetini kazanmıştır. Fatih’in divanı Ali Emirî Efendi tarafından bulunmuş ve Fatih Millet Kütüphanesine bağışlanmıştır.

Sultan olmasaydı daha kuvvetli bir şair olabileceği tahmin edilen Fatih Sultan Mehmed’in bilinen/bulunan çoğunluğu gazel olmak üzere, çeşitli nazım şekilleriyle yazılmış yetmiş küsur şiiri vardır. şiirlerinde İstanbul’u fetheden bir sultan edasını bulmak mümkün değil. Genellikle bir kısmı tasavvufî özellikler taşıyan rindane gazellerle aşktan, sevgiden bahseden şiirler yazmıştır. Onun bu durumunu Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu “ Bir bakıma bu hususun, onun şahsiyetine uygun olduğu da söylenebilir. Zira o, maddî zevk ve safaya bîgâne olan, hizmetlerini mânevî bir vazife telâkki eden bir hükümdardı. Umumiyetle aşktan, sevgiliden bahsetmesini, başka bir âlemi terennüm ederek bir dinlenme ve yaşanılan hayatın yorucu meşgalelerinden uzaklaşmak ihtiyacına, bir nevî mânevî bir hicret duygusuna bağlayabiliriz.”1 şeklinde yorumlamaktadır.

Avnî’nin şiirlerinde kahramanca, sultanca ve otoriter ifadelerin olmayışı, aslında onun hassas yapısını ortaya koymaktadır. Zira o, devlet yönetiminde ve cenk meydanında güçlü bir padişah ve asker; fakat insan ve kul olarak mütevazı bir yapıya sahip olmak gerektiğinin terbiyesini almıştır.
Fatih’in şiirlerini incelerken bir tasnif gereği duyacak olsak, bu tasnifin önemli bir bölümünü aşkın insan üzerindeki yoğunluğu teşkil edecektir.
Avnî, şiirlerinde cihana hükmeden bir padişahtan ziyade, kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşayan bir garip âşıktır. Öyle ki derdini açabileceği hiçbir samimî dostu yoktur; üstelik sevgiliye olan aşkından dolayı da düşmanları çoğalmıştır.

Aşk içinde kimi yâr idem kime hâlüm diyem
Düşmen oldular senünçün dostum âlem bana


Âşık, ayrılık belası ile ağlayıp inlediği zaman gözlerinden yaş yerine kan akmaya başlar.

Ağlasa âşık belâ-yı hecr ile nâlân olup
Gözlerinden akan anun yaş yerine kan olup


Âşık, ölümden korkmaz. Nasıl ki Yûnus “Ölen hayvan imiş/ Âşıklar ölmez” hükmünde karar kılmışsa, Avnî de hakikî mânâda ölümü âşık için korkulacak bir durum olarak görmez. Âşıka dünyayı ve canını terk eylemek kolaydır; ama canandan ayrılış güçtür.

Âşıka dünyâ vü can terk eylemek âsân olur
Lîk cânân terkini itmek gelüpdür câna güç


Fatih Sultan Mehmed Han, devrinin edebî sanatlarına, mazmunlarına, remizlerine hâkim bir şairdir. Onun, yaşadığı zamana göre, sade diyebileceğimiz Türkçe ile yazdığı birçok beyti, söz sanatları bakımından da zenginlik arz eder. Bunun için sadece iki beyit inceleyelim:

Bir güneş yüzlü melek gördüm ki âlem mâhıdır
Ol kara sünbülleri âşıklarının âhıdır


(Yüzü güneş gibi parlak bir melek gördüm ki dünyaya ışık saçan bir ay gibidir. Onun kara saçları da âşıklarının ahlarıdır.)

Meselâ bu beytinde Avnî, güneş, mâh (ay), sünbül, kara gibi kelimelerle tenasüp sanatı için güzel bir örnek sunuyor. Kara sünbül tamlaması ile istiare sanatı yapıyor. Beyitte güneş, ay gibi parlak maddelerle birlikte kara ve sünbül kelimelerinin kullanılması suretiyle tezat sanatı yapılıyor.
Âşığın içi yangın yeridir. Çektiği ahlarla birlikte içindeki ateşler de âşikâr olur. Ah, dumanlıdır, karadır; bir yönüyle sevgilinin saçlarına, diğer yönüyle de kara bulutlara benzer. Saç şekil itibarıyla sümbüle benzer.
Beytin biraz derinliğine inecek olursak Fatih’in sıradan bir şair olmadığını anlarız.
Klâsik şiirimizde sevgilinin yüzü nurlu olduğu için İslâm’a; parlak olması hasebiyle güneşe yahut ay’a; kıymetli oluşu sebebiyle de hazineye benzetilir. Saç ise bu benzetmede kesreti/çokluğu ve kara rengi sebebiyle kâfire/küfre işaret ederken, yine kara rengi sebebiyle güneşin nurunu engelleyen buluta, yahut şekli itibarıyla hazineyi beklediğine inanılan yılan yahut ejderhaya benzetilir. Bütün bu mazmunlar,0 istiareler bir arada düşünüldüğü zaman Avnî’nin beytinde gizlenen farklı bir manzara ile karşılaşabiliriz.

Bâğ-ı âlemde yüzün mânendi bir gül isteyip
Cüst ü cû edip gezer gül-zâr bülbül şâh şâh


(Dünya bağında senin yüzünün benzeri bir gül arayan bülbül oradan oraya sıçrayarak, bütün dallarda seni gezer.)

Bu beyit de aslında çok az şairin becerebildiği sanatlarla doludur. Bülbülün bağda dallar üstünde sıçrayıp gezmesini şâir, sevgili güzelliğinde bir gül aramasına bağlıyor. Beyitte bülbül kelimesini gördükten sonra “cüst ü cü” kulağımıza bülbülden bir nağme gibi gelmiyor mu?
şâh şâh kelimeleri de bülbül şakımasını hatırlatır mahiyette kelimelerdir. Ayrıca uzun süre aradığını bulamayan insan âh âh... ya da şâh şâh çeker ki, şâh kelimesi burada hem dal, hem de sevgili, şâh anlamlarındadır.

Avnî’nin gazelleri arasında dolaştığımız zaman bu türden nice güzel beyitlere rastlamak mümkündür. Netice olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fatih, padişah ya da İstanbul’u fetheden güzel bir kumandan olmasaydı bile, güzel söyleyişleri, taze buluşları ile Divan Edebiyatımızın seçkin şairleri arasında yer alması mümkün olabilirdi.


Vedat Ali TOK
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#2
Fatih'in Gönlünü Fethedenler (fetih haftasına özel)

Meşhur tasnifimizi tekrar ederek söze başlayalım: Medeniyetlerin “olmazsa olmazları” ndan dört tanesi çok önemlidir:
1- İlim-İrfan
2- Fikir-Felsefe
3- Güzel Sanatlar
4- Yönetim/Maddi-Moral destek

Medeniyetlerde genellikle bunların temsilcileri ayrı ayrı şahıslardır. Her ilim adamı filozof olmaz, Her filozofun Bedî sanatlarla irtibatı olmaz. Her sanatkârın da yöneticilik iradesi bulunmaz. Ama bazen bu özelliklerin bir veya ikisini bir araya getiren “Zülcenaheyn ” ile olan insanlarla da karşılaşmak mümkündür. Fakat bu dört özelliği kendinde barındıran, buluşturan, ‘dört kıtada at oynatan’ kimseler de var mı diye bir soru sorulursa şöyle cevap verilebilir:

Böyle kimseler eskilerin tabiriyle azın azıdır. Fatih Sultan Mehmet bu dünyanın çok az tanıdığı kabiliyetlerden biridir. O kozasını Molla Hüsrev ve Molla Güranilerle örerken İslam felsefesinin Gazali-İbn Rüşt çizgisinde ki tartışmalarını gündeme taşımış şiir sanatını en üst noktada temsil etmiş ve bütün bunlarla birlikte büyük bir fetihten sonra büyük bir devletin temellerini atmıştır. Farklı sesleri bir araya getirerek muhteşem bir “”orkestra” oluşturabilmiştir.

İkinci Mehmet akli melekeleri kadar kalbi mevhibeleri, hissi derinlikleri kadar idari yönlendirmeleri bir araya getiren bir padişahtır. Babası ikinci Murad döneminde zirveyi zorlayan ilmi ve kültürel faaliyetlerin ortasında yetişen Fatih gönül dünyası için akla gelen Akşemseddin’dir. Akşeyh XV. Yüzyılın hem maddi hem manevi hastalıklarına çare arayan tabiplerden biridir.
1390 tarihinde şam’da doğan Akşemseddin gönül terbiyesini Ankara’da Hacı Bayram-ı Veli’nin yanında tamamladıktan sonra Beypazarı ve İskilip’ten sonra Göynük’e yerleştirmiştir.

İlmi ile amil idi
Bir insan-ı kâmil idi
Müjdeleri hamil idi
Gönlü güzel Akşemseddin

Bedenlerin tabibiydi
Gönüllerin habibiydi
Gariplerin sahibiydi
Gönlü güzel Akşemseddin

Gönüllerin Fatihidir
Fetihlerin Fatihidir
Fatihlerin Fatihidir
Gönlü güzel Akşemseddin.

Gönlü güzel olanlar güzel gönüller yetiştirebilir, gönüller üzerindeki kir ve pasları temizleyenler aşka zemin hazırlayabilirler. Bu gerçeği Avni mahlaslı sultan şöyle ifade etmektedir:

Meşrebi-i ayinesi olsa mükedder zevkden
Avniya etmez müride faide irşadlar


Buradan Gönülnameye geçilebilir. Asrın büyük şairleri Melihî ve Ahmet Paşa başta olmak üzere kaleme alınan “gönül” redifli şiirlerin en güzellerinden biri de Fatih Sultan Mehmet’e aittir.


Prof. Dr. Mustafa KARA
 
G

Gülşah

#3
Ynt: Bir Şair Olarak Fatih...

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!


Arif Nihat Asya
 
Katılım
16 Eyl 2007
#4
Ynt: Bir Şair Olarak Fatih...

Gerek sanat,gerek yönetim,gerek diğer konularda muhteşem yetenek ve düşüncelere sahip olan Fatih beni her zaman kendine hayran bırakır.Ozellikle sanay konusundaki anlayışı ve yeteneğine gıpta ile bakarım.Feyz almak gerek vesselam.Selametle...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#5
Ynt: Bir Şair Olarak Fatih...

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana


(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.

Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana


Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'

Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana


Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'

Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana


Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.

Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan
Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana


Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!

Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana


Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)

Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb
Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana


(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.

Avnî (Fatih Sultan Mehmet)
 
Katılım
29 Ağu 2007
#6
Ynt: Bir Şair Olarak Fatih...

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana

(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.


Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana

Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)


Bunlar ne derin sözler.Bi de deriz ki kelimeler yetmiyor anlatmaya
Bildiğimiz kelime sayısı sığlarda boğacak kadar olunca o sığlardan karaya da çıkılmaz.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#7
Ynt: Bir Şair Olarak Fatih...

Allah yolunda savaşmaktır niyetim
İslam dininin mücerred gayretidir gayretim

Allah'ın ve evliya ordusunun yardımıyla
Küfür ehlini baştan başa kahreylemektir niyetim

Peygamberlere ve Velilere dayanmışlığım var benim
Allah'ın lütfundandır fetih ümidim ve kuvvetim

Nefsimi ve malımı dünyada feda etsem ne olur
Hamd olsun, var yüzbinlerce gazaya rağbetim

Ey Mehmed! Ahmed-i Muhtar'ın mucizeleriyle
Umarım galip olur din düşmanlarına devletim


Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hadisine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed'in bu şiiri ''İ'lây-ı Kelimetullah ve Nizam-ı Âlem'' ülküsünü bizlere manalandırıyor. Mübarek Sultanımızın fetih aşk ve şevki bu şiiri okuyan her mümine bir nebzede olsa o aşkı tattrıyor olsa gerek. Şiirin sonunda Muhammed diye kendisine hitap etmiş. Demek ki Mehmed ismi o yıllarda Muhammed ismine delalet etmiş değil. Ve yine anlaşılıyor ki ismi kulağına Mehmed olarak değil Muhammed olarak fısıldanmış.

Son iki dize de Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in mucizeleriyle düşmana galip geleceğini umuyor. Diyorum ki, evvelden bu mucizelerin tecellisini bizzat müşahede etti mi, yaşadı mı? Yoksa son iki dize de ''Harp hiledir'' hadisine mi kinaye yapıyor?

Hakanımızın şiirde ne denli kabilliyetli olduğunu kimse inkar edemez. Din düşmanları bile... Fâtih Sultan Mehmed bir padişah olmasaydı, yine de bu şiirleriyle ''Avni'' mahlasıyla günümüzde anılırdı.

Bu şiiri önceleri okumuştum ve kendi kendime kim yazdıysa ne müthiş yazmış diyordum. Sonra, öğrendim ki Fatih Sultan Mehmed yazmış.

Bizim arzuladığımız siyasi lider; insanları din ile aldatan ve saf Anadolu insanını hüsrana uğratanlar değil. Bizim arzuladığımız lider, inkilap adı altında küfür sistemini kuranlar hiç değil. İnkilap hokkabazlığı yapanlar dine mutabık sisteme büsbütün engel olmadılar mı? Bizim arzuladığımız lider; Allah yolunda savaşmaya niyeti olan, İslâm dinin mücerred gayretini gayret edinen, Allah ve evliya ordusun yardımıyla küfür ehlini kahreylemeyi dileyen, Peygamberlere ve Velilere istinadı olan, ümit ve kuvvetini Allah'ın lütfunda arayan, nefsini ve malını Allah rızası için veren, sisteminde din düşmanlarını türetmeyi değil, onlara mâni olmayı bilen bir lider. Yıllardır bu kahramanın aşkıyla yanıp tutuşmuyor muyuz? Dualarımızda Allah'tan bunları malik lideri niyaz etmiyor muyuz? Umud ediyorum ki bu zevâlin sonu da kemâle varacaktır.

Şiirde ki her niyetini saffetiyle icra ettiğine târih şahit olmadı mı? O ne güzel insandı, o ne güzel Başbuğ idi...

-alıntıdır-
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap