BİR ZAMANLAR TÜRKİYE’DE ŞİİR

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#1
İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı İsmet Özel, 11 Ocak 2011 akşamı Küçükçekmece Belediyesi Cennet Kültür Sanat Merkezi’nde “Bir zamanlar Türkiye’de şiir” başlıklı bir söyleşi yaptı.

Söyleşide Ali Ural’ın sorularını cevaplandıran İsmet Özel, Türkiye’de bir zamanlar şiir saygısı olduğunu ve bu saygının insanların saygıya değer şeylere özenmelerine yardım ettiğini ifade etti. Aruz vezniyle doğmuş olan Türk şiirinin Tanzimat sonrasında Divan edebiyatı olmaksızın hayatiyetini devam ettirmeye çalıştığını, Cumhuriyet döneminde Türkçe’nin kendini yeniden var etme gayretinin şiirle mümkün olacağı bilinciyle bir edebi hayatın yürüdüğünü, 27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiye edilmesi sonrasında ise şiirin ‘tutamak olma’ özelliğiyle kabul edildiğini beyan etti. 1960 sonrası mevcut olan şiir saygısının, şiirin tutamak olma hususiyetiyle izah edilebileceğini dile getiren İsmet Özel, ilk şiirinin 1963 yılında yayınlanmasının da o ortamın mevcudiyetiyle irtibatlı olduğunu ifade etti.

Şairlerin, harf inkılâbından sonra da bu ülkede şiir yazılabildiğini ve Türkçe’nin latin alfabesine rağmen harikulade bir dil olduğunu gösterdiklerini söyleyen İsmet Özel, 1954 – 1959 yılları arasında Türk şiirinin dünya şiiriyle atbaşı gelen bir seviyeyi tutturduğunu, 1960 yılından sonra ise şairlerin Türk Milleti’nin ayaklar altına alınamayacağının kanıtı olmaktan çıktıklarını izah etti. Türk şiirinin son modern atılımının 1954 ve 1959 yılları arasında vuku bulmasının sebebini de açıklayan Genel Başkan İsmet Özel, 1954’te Türk Milleti’nin CHP tarafından yönetilmemek konusundaki kararlılığının görünür hale geldiğini ve 1950’deki iktidar değişiminin tesadüfî bir şey olmadığının anlaşıldığını, bu dönemin 1959’la sona ermesinin ise 1960’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçe sayıldığı bir askeri harekâtın vuku bulmasıyla alakalı olduğunu belirtti. 1960’tan sonra şiir alanında Türk Milleti’nin gıda temin edeceği metinleri üretmenin kimseye cazip gelmediğini, yalnızca kendisinin bunu bir vazife addederek 1965’te Partizan şiirini yazdığını, kimsenin hala Türk Milleti’nin hayatiyetiyle bir irtibat kurmaya niyetli olmadığını gördüğünde Amentü şiirini yazdığını, millete ihaneti bir madalya gibi yakasında taşımayı iyi sayan insanlara karşı ise Savaş Bitti şiirini yazdığını ifade etti.
TÜRKÇE, ŞİİRİN KIRPINTILARINDAN DOĞMUŞTUR

Türklerin dışındaki milletlerin şiirlerinin onların lisanlarının işlenmiş, güzelleştirilmiş, etkinleştirilmiş bir formu olarak, o lisanların doğuşundan sonra ortaya çıktığını; hâlbuki Türkçe’nin şiirin kırpıntıları olarak, şiirden dökülenler olarak mevcudiyet kazandığını ifade eden İsmet Özel, Türkiye’deki nazım geleneğinin, Batı’dakinin aksine, nesir geleneğinden daha güçlü olduğuna dair yaygın kanaatin bununla alakalı olduğunu belirtti. Batı dillerinde yer alan poem, poetry, poésie, poetic gibi kelimelerin o dillerdeki şiirin “yapma”yla alakalı bir manaya işaret ettiğine; Türkçe’ye bakıldığında ise “şuur”la irtibatlı olan “şiir”in “anlama”yla irtibatlı bir manaya işaret ettiğine dikkat çeken İsmet Özel, Nazım Hikmet’in “Hürriyetin ilk şarkısı anlamaktır. Anladığını anlatmayan alçaktır” dediğini hatırlatarak Partizan, Amentü ve Savaş Bitti şiirleri yazılmamış olsaydı bir şeyleri anlamak isteyen insanların, Türkiye’de kimlerin yaşadığına dair bir takım ipuçlarından mahrum kalacaklarını dile getirdi.

İSMET ÖZEL ŞİİRİ KEMİREN BİR KURT GİBİDİR

Edebiyatın her zaman için daha önceki edebiyat eserlerinin üstünde hayat bulduğunu ifade eden İsmet Özel, André Gide’in “Tesirden kaçanlar, bu asil akrabalığa kendilerini layık görmeyenlerdir” sözünü hatırlattı. Yine de kendisinin hangi şairlerden etkilendiği sorusunu cevaplandırmakta zorlandığını, bu manada belli bir şaire işaret edemeyeceğini ifade eden İsmet Özel, “Yorgun” şiirinde yer alan “Ölüler beni serinliğe yakıştıramaz” mısraının mana bakımından İstiklâl Marşı’ndaki “Sen şehid oğlusun incitme yazıktır atanı!” mısraıyla yakınlığına dikkat çekerek, çocukluğundan beri İstiklâl Marşı’ya tanışıklığı olmamış olsa bu mısraı kuramayacağını dile getirdi.

‘Şiir okumanın bir yarayı pansuman etmek gibi olduğu’ ifadesinin manasının sorulması üzerine İsmet Özel, şiiri hem kendi yaramızı hem de sevdiklerimizin yarasını tedavi etmek üzere okuduğumuza; şiir okumada, tıpkı yaralanmış olmak gibi, olmasaydı daha iyi olacağını söylediğimiz şeylerin olmasından beklediğimiz faydanın mevcudiyetine işaret etti. Kendi şiirinin ise kemiren bir kurda benzediğini, bu şiirin, yarım yamalak okunsa dahi, okuyanın içine kurt düşüren bir şiir olduğunu ifade eden İsmet Özel, Türk Milleti’nin hayatından şiir çıkarıldığında geriye Türk Milleti’nin tozu ve dumanı bile kalmayacağını , kâfirlerin Türkiye’de şiir burçlarını ele geçiremediklerini beyan etti.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap