Bu nedir? Ne değildir? Merak ediyorum da...

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#1
merak ettiklerimizi buradan konuşarak bir nebze de olsa merakımızı giderelim, bir sonuca varmak zorunda değiliz, en cevapsız soruları bile sorabilir, bunlara bir yanıt arayabiliriz.


İlk merak ettiğim şey şu:


1-Tenkid nedir? Gerekli midir?
2-Fikir Teatisinden anlamamız gereken nedir, üslup nedir ve üslubun gereği/gerekleri nelerdir?
3-Tenkid etmemiz için nelere dikkat etmemiz gerekir, tenkide nereden başlamak tenkidi nerede bitirmek gerekir ?

bismillah deyüp bir başlayalım bakalım !


atış ser-best!

hürmetler
 
Katılım
3 Ağu 2008
#2
Ynt: Bu nedir? Ne değildir? Merak ediyorum da...

merhaba;

uluğbey' Alıntı:
ser, baş; best, bağlı demektir. sen bu kelimeyi ayrı yazdığına göre mevzuu bir yerlere bağlamak niyetindesin zahir. :)

haydi işkembe-i kübra ile kelle-i şerif'in mesut izdivacının bu suallere ne şekilde nazar eylediğine bakalım:

tenkid şimdilerde söylenildiği şekli ile eleştiri demek değildir. tenkidden gaye, bahse mevzuu teşkil eden ne ise -işte onun- "iyi"leştirilmesidir. başkaca bir şey değil. şöyle söylemek de mümkün belki: "tenkid, hakikate yaklaşmak ve mümkün mertebe hakiki kılmak sanatıdır." bunun iki yolu vardır ya daha iyisi gösterilir yahut "eksiklik"in kusur olmadığının şuuru ile mevcut yapı iyileştirilmeye çabalanır.

tenkid kesinlikle menfi bir manaya gelmez. menfi görülmesi, "ekseriyatle" tenkid edilen her ne ise onun menfiliklerinden arındırılması için yapılmasından ötürüdür. halbuki bu usula dair bir meseledir esasa dair değil. kainatta her şey birbirini tenkid eder. çiftçi toprağı, usta çırağı; pervane çerağı; bulut dağı...

tenkidde usul meselesi muhimdir. hani bizde bir söz vardır: " gaye üzüm yemek değil bağcıyı dövmek". -yeri gelmişken tekrar edeyim ki biz atasözü denilen şeyler üzerine hakiki manada tefekkür etsek bu bile adam olmamıza kafidir.- işte bu söz işin hem niyet hem tatbikat kısmına işaret ediyor. usul dediğimiz şey tutulan yoldur. şimdilerde yöntem deniliyor galiba emin değilim. usul sahibi olmadan asıl sahibi olunmaz. erbabı bilir ki usul asıldan evveldir zira hedefe götürecek cihazatı usul dediğimiz şey elinde tutar. öyle ya münekkid usul sahibi değil ise tenkidin gayesi olan "telvin" ne çapta sudur eder? hatta eder mi? meseleyi müşahhas kılmak için bir misal verelim:

hz. ömer efendimizden:

hz. ömer hutbede ümmete seslenirken kadınların çok yüksek mehir istemelerininin doğru olmadığını; bu tatbikatın evlenmeyi zorlaştırdığını söyler. hutbenin bitmesinin akabinde bir kadın hz. ömer efendimize hitaben: "ya ömer! sen Allah'ın kuranında ve peygamberin sünnetinde olmayan ve Allah tarafından verilmiş hakkımıza sınır mı koyuyorsun?!" der. hz.ömer hemen hutbeye çıkıp şöyle der: " bu kadın doğru söylemektedir. ben yanlış yaptım" ve hutbeden inerken " kadınlar bile bu dini ömerden iyi bilmekte" şeklinde kendi kendine söylenir.

şimdi soralım bakalım:

1-kadın mevzua hakim olmasa idi bu sözü edebilir miydi?
2-hz. ömer nefsine hakim olmasa idi bu sözü kabul eder miydi?
3-ümmet hakikati teneffüs eylemese idi bu söz söylenilir miydi?

kadın hz. ömer efendimize hitab ederken ayağını yere sağlam basıyor idi. öyle sağlam basıyordu ki "asıl"ın ne olduğu hususunda zerrece şüphesi yoktu zira hitabında kaynak göstermekteydi -benim gibi işkembe-i kübradan değil :) -

usul tutulan yol ise; uslub o yolda yürüyüş tarzıdır dersek yanlış olmaz zahir. bizim medeniyetimizde münazara vardır amma münakaşa yoktur. şimdilerde söylenen şiddetli fikir tartışmaları münakaşanın kabuk değiştirmiş ifadesinden başka bir şey değildir. usul ve uslub sahibi ferd vahid nefsi hesabına değil "iyi" hesabına yahut "daha iyi nasıl olur?" hesabına hareket eder. müslüman bilir ki dünyayı olduğu gibi kabul edip daha iyiye getirmek borcundadır. yani güzel kardeşim her müslüman münekkiddir farkı sadece şurada: hakikat ile teması ne kadar ise tenkid kabiliyeti de o kadardır.

fikir teatisi meselesine dair yazdıklarımdan bir şeyler bulmak mümkün olabilir. adı üstünde fikir teatisi. daha ne olsun ya hu!

tabii bir de şu var: "belki de hatalı düşünüyorum; emin değilim!"

selam ile...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#3
Ynt: Bu nedir? Ne değildir? Merak ediyorum da...

  hımm eyvallah ağabeyim ! Büyüksün !

   tenkid dairesi etrafında bir tur da ben atayım ve ekleme yapmak isteyen varsa başka arkadaşlar ekleme yapsın ve diğer konulara hızla ! geçiş yapalım inşaallah.

   imdi, tenkidin kelime anlamı baki ağabeyin de bahsettiği gibi bir şeyi temizleme, o şeyin kötü taraflarını atma işlemidir.pekâla, kötü tarafları tayin etmek husunda münekkid nasıl bir anlayışa sahib olmalıdır ? Edebiyatımızda bu sahada önemli bir yer edinen Nurullah Ataç bize 'samimiyyet' anahtarını işaret ediyor. Samimiyyet bence tenkid anahtarının en önemli dişlerinden bir tanesidir,fakat elbette yeterli değildir. Bir eserin ya da çalışmanın tenkidi ancak münekkidin ilgili konuda hakim olabilmesiyle mümkündür, nerede geçtiğini hatırlayamadım, bir yazar 'tenkid eliden eser ile tenkidi yapan münekkidin aynı düzeyde olmalı' tezini öne sürüyordu.Gerçekten de iyileştirilmek istenilen sahada münekkidin yapması gerekenlerin en evvelinde ilgili eser ile aynı düzeye çıkmaya çalışmak olacaktır. Zira terazinin bir tarafında nitelikli bir çalışma varsa o çalışma o düzeyden aşağı seviyede tenkid edilemez.( zaten baki ağabey bu mevzuyu hz ömer'den verdiği bir kıssa ile anlatmıştı,ettekrarü ahsen velev kane yüzseksen diyorum :) )


konunun püff noktası -bence-:
usul asıldan evveldir !




zeyl

iyi de aga kafama bir şey takıldı : Bugün Kur'anı kendi kafalarına göre yorumlayanlar, ölçüp biçenler Hz.Ömer'in yaşadığı bu mevzuyu duymamışlar mıdır ve aşağıdaki ayeti? O kadın gibi dirayetli insanlar neden çıkıp bir dur ! demez, dese de kimse güvenmez?

Ayet:

"Ve işte Biz onu (Kur'an'ı) böyle apaçık ayetler olarak indirdik. Çünkü Allah istediğine hidayet eder. (Hacc 16)" Elmalılı Hamdi Yazır
 
Katılım
27 Mar 2006
#4
Ynt: Bu nedir? Ne değildir? Merak ediyorum da...

Yakın zamanda bir kitap okudum sizde duymuşsunuzdur bab-ı esrar Ahmet ÜMİT' in son kitabı.Kitap Mevlana,Şems-i Tebrizi ve mevlevilik üzerine yazılmış güzel bir kitap.Aklıma takılan şu, belkide bu konuya ilişkin pek fazla bilgim olmadığı için daha önce kafama takılmamıştı ,Şems-i tebrizi ve Mevlana arasındaki (kitapta yazıldığına ve ondan sonra yaptığım ufak çaptaki araşatırmalaya göre söylüyorum) aşk.. Mevlana elbette Şemste Rabbinin aşkını gördü ama merak ettiğim Şemsten sonra Mevlana'nın ibadeti bırakıp, ney üfleyip ve şiir söylemesi.Yani mevlana gerçekten ibadeti bırakmış mı ya da ibadet yapılmadan Allahın sevgili kulu nasıl olunur?

Sözlerimde bi saçmalık varsa lütfen affedin ama kitap bittiğinden beri kafamda Mevlana var.Baki hocam söz sizde.. :)
 
Katılım
3 Ağu 2008
#5
Ynt: Bu nedir? Ne değildir? Merak ediyorum da...

kardelen' Alıntı:
....merak ettiğim Şemsten sonra Mevlana'nın ibadeti bırakıp, ney üfleyip ve şiir söylemesi.Yani mevlana gerçekten ibadeti bırakmış mı ya da ibadet yapılmadan Allahın sevgili kulu nasıl olunur?
evvelen; bahsettiğiniz kitabdan sayenizde haberim oldu. aynen böyle mi geçiyor sahiden? eğer böyleyse feci ki ne feci!

saniyen şunu ifade edeyim: hz. pir mevlana celaleddin-i rumi hakkında malumatım yok denecek kadar az! amma tarikat dediğimiz şey edebten ibarettir. o halde şunları demek yanlış olmaz zahir:

şeriat olmaksızın tarikat olmaz! evvelen bunu anlamak lazım. şeriatten zerre taviz vermeksizin de hakikate vasıl olunabileceği bu yolun büyüklerince dillendirilmiştir lakin karanlıkta sefer eden adam ne çapta bu işi başarabilirse tarikat olmaksızın da işte o kadar başarılabilir. şeriate muhalif bir tarikat olamayacağına; hz. pir'in ise şeriattan ayrı bir yol tutup "aşk" denilince akla gelen ilk isim olması muhal olduğuna göre mevlana hazretlerine iftira atmamak lazımdır!

şunu anlamak lazım: "aşk" için muhabbette lazım mükellefiyette. şimdilerde bazıları -içi boşaltılmış-mevleviliği hümanizm ile bir tutmakta. hal böyle olunca hz. insan tabirinden tüten mübarek manayı bir takım şekillere feda ediyorlar. halbuki hz. insan'ı bir parça idrak edebilmek için efendiler efendisi'ni bilmek lazımdır. O bilinmeden gidilecek her yol karanlığa açılmaya mahkumdur. ve yine birileri muhabbeti inkar yolu ile işin kabuk tarafının kafi olduğunu düşünmekteler. halbuki olması gereken, mükellefiyetsiz muhabbet olamayacağını ve mükellefiyetin bir müddet sonra muhabbete istihale edeceğini idraktir.

hanım şairlerimizden birinin olması lazım:

"muhabbetten Muhammed oldu hasıl
Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl"

şimdi soralım mükellefiyeti inkar edenlere: ilk mısradaki muhabbet kim ile kim arasında? ya ikinci mısradaki muhabbet, efendiler efendisi'nin mükellefiyet olarak bildirdiklerinden ne kadar beri?

salisen ise hz. pir'in bir devresi dahi olsa böyle bir halin kendisinden sudur ettiğini- en azından buyurduğunuz şekilde- hiç ama hiç düşünmüyorum. dediğim gibi hz. pir'in hayatı hakkında malumatım yok ama "tarikat edebten ibarettir" fehvası beni bu şekilde düşünmeye sevk ediyor.

acizane, ömer tuğrul inançer hocaya nazar edilmesini salık veririm. inançer hocanın internette sohbeti olsun, mülakatı olsun bol miktarda mevcut.

selam ile...
 
Katılım
3 Ağu 2008
#6
Ynt: Bu nedir? Ne değildir? Merak ediyorum da...

uluğbey' Alıntı:
iyi de aga kafama bir şey takıldı : Bugün Kur'anı kendi kafalarına göre yorumlayanlar, ölçüp biçenler Hz.Ömer'in yaşadığı bu mevzuyu duymamışlar mıdır ve aşağıdaki ayeti? O kadın gibi dirayetli insanlar neden çıkıp bir dur ! demez, dese de kimse güvenmez?
aga ehline müracaat etmek lazım lakin malumundur ehli şu sıralar epey meşgul. rahatsızlık vermek istemem.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap