cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#1
Çapkın, çakırkeyif, derbeder bir üslup. Şımarık, atak, serazad bir zekâ. Kızdırdığı zaman bile sevimli. Kitabı gülerek kapıyorum, yarı sarhoş, yarı mutlu, yarı doymuş, yarı aç.

"Hangi Batı" bir facianın hikâyesi: iki yüzyıldan beri kurbanı ve kahramanı olduğumuz bir facianın.(1) Bu millî dram, şairin kalemiyle "feerique"leşmiş. Dost bir sesin musikisi, Ariel'in rebâbı gibi, sizi şiire ve şirin'e kanatlandırıyor. Evet, Attila İlhan'ın ilk vasfı bir sesi oluşu; sıcak ve aydınlık bir ses.
Düşüncelere gelince... Bu haşarı üslup, düşünce yumağ1 ile oynayan sevimli bir kedi yavrusu: koşuyor, zıplıyor, saklanıyor, tekrar fırlıyor bir köşeden. Kâh açılıyor, kâh düğümleniyor yumak. Arada bir koptuğu da oluyor. İlhan, çok defa şair, bazen gazeteci, bazen de bir derginin Paris muhabiri. Muallim Naci'nin tehzibinden geçmemiş bir Cenap. Türkçe yazan bir Ali Namık. Daha usta, daha tecrübeli bir Ali Kemal, Paris Musahabeleri nin Ali Kemal'i.
Kitaba Niyazi Berkes'den bir epigrafla giriyoruz, iştihayı tıkayan kakavan bir epigraf. Bir avuç kelime leşi...
"Önsöz yerine", gerçek bir beyanname. Şuura bıçak gibi saplanan, yalın ve gür bir ifade. Uçurumun kenarında uyanan bir vicdan, nesillerin şikâyetlerini haykırıyor, şikâyet ve gafletlerini. Anlaşıyor muyuz? Temelde, evet; teferruatta, hayır.
"Çağdaşlaşmayla batılılaşma arasındaki fark" ne demek? Batılılaşma miti eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye, daha doğrusu aynı nazenin taze bir makyajla arz-ı endam etti: çağdaşlaşma. Intelijansiyamızm uğrunda şampanya şişeleri patlattığı bu ihtiyar kahpe, Tanzimat'dan beri tanıdığımız Batı'nın son tecellisi. Çağdaşlaşma, karanlık, kaypak, rezil bir kavram. Rezil, çünkü tehlikesiz, masum, tarafsız bir görünüşü var. Çağdaşlaşmanın kıstası ne? Hippilik mi, bürokrasi mi, atom bombası imal etme gücü mü... Çağdaşlaşmak, elbette ki Avrupalılaşmaktır. Avrupalılaşmak, yani yok olmak. Avrupa bizi çağdaş ilan etti, Avrupa, daha doğrusu onun yerli simsarları. Zira, apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız, düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin. İki yüzyıldır bir "anakronizm"in utancı içindeyiz, sözümo-na bir anakronizm. Bu 'çağdışı' ithamı, ithamların en alçakçası ve en abesi. Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve kapitalist Batı'nın abeslerine perestiş olsun? Fâni ve mahallî abesler. Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köleliğe peşin peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi, LSD gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir, asrîleşmek yani maskaralaşmak, gavurlaşmak.

İlhan, çağdaşlaşmak "sorununu", "çağdaş yöntemlerle ulusal uygarlık bileşimi yapmak" diye alıyor. Çağdaş yöntem ne demek kuzum? Başka bir medeniyetin hazırladığı, başka bir medeniyetin hâkimiyet kurmasına yarayan karanlık güçlerin bütünü değil mi? Bu yöntemler, ülkeden ülkeye aktarılabilir mi? Çok titiz, çok sabırlı bir ayıklamadan geçirilmeleri, ehlileştirilmeleri gerekmez mi? "Ulusal uygarlık" ağacına nasıl aşılayacağız bu yöntemleri? îki yüzyıldan beri aşılamaya çalışmıyor muyuz? Çağdaşlaşmak belli tedaileri olan bir kelime, cıvık, sinsi, kaypak.

Sevimli şair, felaketlerimizin kaynağını araştırırken "Tanzimat ve sonrası, bize, Batılıların önerdiği ve denetlediği bir batılılaşma düzenidir," diyor., "bu düzen imparatorluğu batırmıştır, çünkü endüstrileşmeyi sağlayan değil, engelleyen bir tutum içermektedir".(2) Şüphe mi var? Dört kıtayı sömü-rerek palazlanan kapitalizm canavarı, bindiği dalı kesecek değildi ya!

Avrupa'nın inayetiyle Türkiye'yi kendileri yönetecek. Kalabalığı savaşa hazırlamak mı, ne savaşı? Kalabalık Caliban'dır, sevimsiz, pis, ahmak Caliban.(4)
întelijansiya, ülkesiyle her türlü bağlarını koparmış bir "desenchante"ler topluluğu. İlhan doğru söylüyor. Okumak kopmaktır. Okuduğumuz ölçüde yabancıyız. Şairi dinleyelim: "Yeni Türk sanatçısı, kendisini Batılı diye alır. İçinde yaşadığı toplumu doğulu diye küçümser. Küçük aydınlar, hatta biraz gözü açık mahalle kızları, yalnız çeviri roman okumakla, Türk filmlerine gitmemekle, basbayağı övünürler. Büyük şehirlerimizin, o Allah muhafaza, sanat çevrelerinde Fransız resmi, İngiliz şiiri, Rus müziği, İtalyan sineması herhangi bir Türk sorunundan önce konuşulur".(5)

Sonra, Pondichery'den, Antiller'den söz ediyor yazar. Ve oklarını aydın kardeşlerinin iman tahtasına saplıyor insafsızca: "Antilli yazar, halkına olmayan bir geçmiş bulmaya çalışadursun, biz rahatça var olan, hem de nasıl var olan, koskoca bir geçmişe sövmekteyiz. O kadar ki, yeni, Batılı, üstelik de ilerici sandığımız bir yazara, elin Bulgari sizin klasikleriniz nedir, diye sorunca bizim klasiklerimiz yoktur, cevabını alır".(6) Konuşan şiirin ta kendisi, şiirin yani maşeri vicdanın. Var ol İlhan! Sonra yine nesre geçiş, nesre yani ukalalığa. Bir alay kefere ismi, sevimsiz ve lüzumsuz. Şahin, hep aynı yükseklikte kanat çırpamıyor. Ama bir kanat darbesiyle tekrar yükselebiliyor hakikata: "Yok, yok, genç sanatçı Batılı olmanın Türk olmamak demeye gelmediğini anlamalıdır. Uygarlığımızı değiştirmek ne lâf? Türk'üz, Türk kalacağız. Uygarlığımızı çağdaş ölçülerle yeniden değerlendirmesini bileceğiz (biraz karanlık değil mi?). Batılılık bu (neden Batılılık olsun, insanlık). Yoksa yarım yırtık bir yabancı dil belleyip bir yabancı uygarlığın kuyruğuna eklenmek değil".(7)

Arkasından, gerçek Paris'i bütün tezatlarıyla sergileyen birkaç sayfa.
Orada "umutsuz çırpınışlar ve çizgi dışı arayışlar var" diyor İlhan. Yabancıları büyüleyen de Paris'in bu tarafı, ama "Paris'in iç yaşantısıyla, organik yaşamasıyla kendi düşlerimizi" karıştırmayalım. Çok doğru. Ortalama Fransız, bugün de baba Flaubert'i tiksinti ile öğürten o dar kafalı, o şaşı tecessüslü papağandır. Fransızm cihanşümul hamakatine ayna tutmak isteyenler, Flaubert'in Dictionnaire des îdees Reçues'ünü uzatıversin hazrete. Fransa, ne devler ne cüceler diyarı. Kapitalizmin bütün ihtişamını ve sefaletini vitrinleştiriyor sadece. İlhan, fazla konuşuyor belki, ama ne yapsın? Yurdunun afyonlanmış intelijansiyasını uyarmak için İsrafil'in sûr'una sarılsa hakkı var.
Az sonra, şairin çok şairane bir hayretiyle karşı karşıyayız. Bir orta mektep tarih kitabında, Sümerleri, Hititleri, hatta Etrüskleri bulamayınca afallıyor. Unutuyor ki, tarih düpedüz bir ideolojidir. Avrupalının yazdığı tarih, Hıristiyan Avrupa'nın gururunu okşayacak bir masallar yığınıdır. Hele orta mektep seviyesindeki tarih! Sayın İlhan, Anatole France üstadımızın Penguenler Adası'm hatırlasın, bilhassa önsözünü. Her içtimaî sınıfın, her milletin, her medeniyet camiasının kendine göre bir tarihi vardır, hatta her tarihçinin diyecektim.

Şairin elinde kelimeler zaman zaman, karanlıkları aydınlatan birer şimşek pırıltısı oluveriyor: Yeni roman, gerçeküstücülük vs. hep belli bir bünyenin hastalıkları. Biz mecbur muyduk bunları ithale? İlhan doğru söylüyor: "Türk edebiyatının en önemli sorunu, bugün için bir öz kişiliğini bulma sorunudur".(8)
İkinci bölüm: "Kuşku Kapısı". Yalanla beslenen bir neslin ızdıraplarıyla karşı karşıyasınız; ızdırapları, isyanları ve arayışlarıyla. "Yirmi yıldır her toplumsal sınavda çaka çaka başımız döndü" diyor şair. Sonra, intelijansiyamızı Baytekin'in uşağı Kolu'ya benzeterek faciayı bir mizahla beşeri-leştiriyor. Severek okuyacaksınız o sayfaları.(9) Asırlık bir faciayı üç kelimeye hapsetmiş: "Uşaklaşmayı uygarlaşmak sanmak". "Hangimiz Batı'dan bizim toprağımıza gelmiş bir yaman Baytekin'in sağ kolu değiliz?.. Filanın Baytekin'i Bertold Brecht'dir, falanmki Andre Breton'dur, feşmekanın-ki Sartre, Joyce ya da Garaudy!" Sonra coşuyor ilhan ve yeniden bir vicdanın sesini duyuyorsunuz: "Çinhindi'nde tam Fransızlaşmak, tam Amerikanlılaşmak için nasıl birtakım Kolu'lar çekik gözlerini ameliyatla düzeltmeğe uğraşıyorlarsa, sen de tut dilini iğdiş et, sanatının imge düzenini boz, ses uyumunu kır, sonra da artık Batılı oldum diye övün! Seni beğense beğense tek kişi beğenir: Avcı Baytekin".(10) Nur ol aziz şair!

Birden Metternich'in öğüdünü hatırladım; tarihin derinliklerinden gelen bir dost sesi:
"Devlet-i Aliyye günden güne zayıflamaktadır. Niçin sak-lamalı: Onu bu hale düşüren sebeplerin başında Avrupalılaşma gelir. Temellerini III. Selim'in attığı bu zihniyeti, derin cehaleti ve sonsuz hayalperestliği yüzünden, II. Mahmut son haddine vardırır. Babıâli'ye tavsiyemiz şu: hükümetinizi dinî kanunlarınıza saygı esası üzerine kurun. Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, ıslah edin. Ama yerine, size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın. Batı kanunlarının temeli Hıristiyanlıktır. Türk kalınız. Avrupa'nın şartları başkadır, Türkiye'nin başka. Avrupa'nın temel kanunları, Doğu'nun örf ve âdetlerine taban tabana zıttır, ithal malı ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler".(11)
---------------------------------------------------------------------------------------------------
1-Attila İlhan, Hangi Batı, ikinci basım, Bilgi yayınevi, İstanbul 1976.
2-a.g.e., s. 15.
3-a.g.e., s. 17.
4-Shakespeare'in "Fırtına"sında adı geçen kahraman. Bir büyücü ile Şeytanın oğlu. Daha büyük bir güce boyun eğmek zorunda kalır ama daima başkaldırır.
5-agc, s. 28.
6-a-g-e., s. 30.
7-a-g-e., s. 30.
8-a.g.e., s. 83.
9-a.g.e., s. 91 vd.
10- a.g.e., s. 94.
11- Engelhardt. Ed. La Turauie et le Tanzimat, Paris, A. Cotillon, 2 cilt, 1882-1884, c. 1, s. 48 vd. Türkçe çevirisi Ali Reşat, Türkiye ve Tanzimat, Kanaat Kütüphanesi, 1912.
Cemil Meric'in konuyla ilgili diğer bazı yazılan için bkz. Bu Ülke, "Avrupa'nın Yeni bir ihraç Metaı". iletişim Yayınları, 7. baskı, 1992, s. 97-98. Mağaradaki-ler, "Kültür ve Emperyalizm". Ötüken Yayınları, 1. baskı, 1978, s. 38 vd. "Sola Göre Kültür Emperyalizmi", a.g.e., s. 46 vd. Kırk Ambar, "Avrupalılaşma mı Avrupahlaştırma mı?". Ötüken Yayınları, 1980, s. 263 vd.
(Umrandan Uygarlığa,24-31)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#2
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

" Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve kapitalist Batı'nın abeslerine perestiş olsun? " düğüm soru bu olsa gerek..?

Bir dersimde hatta ve hatta sınav sorusu olarak karşıma çıkan sevgili kavram çağdaşlık, hocanın sesisin matkapcasına beynime açmaya çalıştığı gedikten içeri giremeyen güzide lafız.. Bana da o zaman kime göre çağdaş neye göre çağdaş ? diye sordurtmuş bir süre öyle gezdirtmişti kendisi..

Yine ilhan'dan bir alıntı ile "lisede sophokles okuduk klasik türk musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. sanki sinan leonardo'dan önemsiz, mevlana dante'den küçüktü, itri ise bach'ın eline su dökemezdi. aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimler aktarmak hastalığımız tepmişti." demek istiyorum.

Ağır gelecek, hazır değilimdir dediğim Cemil Meriç'in okuma vesilem olduğunuzdan ve düşünce kanallarımı faaliyete geçirdiğinizden ötürü teşekkür ederim; bundan daha ağır gelecek şey, bazı matkaplara karşı düşünce duvarının incelmesi olacaktır.

ve nokta. Metternich ne güzel söylemiş !
 
Katılım
18 Mar 2009
#3
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

NuN' Alıntı:
"

Yine ilhan'dan bir alıntı ile "lisede sophokles okuduk klasik türk musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. sanki sinan leonardo'dan önemsiz, mevlana dante'den küçüktü, itri ise bach'ın eline su dökemezdi. aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimler aktarmak hastalığımız tepmişti." demek istiyorum.
He he he!!!
Bunlar çok samimi itiraflar.Dedeefendinin bir eserini icra etmek isteyen Cumhurbaşknalığı senfoni zımbırtısı bunu gericilik görüp eserin icrasını tehlike arz eder görmüştür.Olayın tam zamanını bilmiyorum ancak bunu bir akademisyenin kitabında okumuştu.(Sahih bir rivayettir.)

Bugün biz hala Cemil meriç gibileri bir tarafa çekmeye çalışıyoruz.Yok sağcıydı,yok sosyalisti,yok komünistti yok nurcuydu yok şöyle yok böyle derken asıl ilgilenmemiz gerekn noktlar üstünkörünün de üstünde kalıyor.İdeolojik çekişmeler yüüznden çok kurban verdik.Hala vermek istemiyorsak şu -cı,-cu kisvesinin altındaki fikri yapıya bakmalıyız diye düşünüyorum.
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#4
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

kardeşim katılıyorum sana. ama insanlar birilerinin egemen güçleri altında rahat ettikleri için, kendi hürriyetlerini hep ötelemektedir. ne elim ki; kendine verilen hürriyeti bir başkasının düşünce sisteminde arayan insanlara. birileri çıkıpta sen kendin ol kendin kal deme cesareti gösterebilecek mi? ve inanıyorum ki pejmurde bütün putları bir ibrahim peygamber cesaretiyle devirecektir....
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#5
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

..sanki doğru başkasında olunca doğruymuşacsına birçok insan zanna kapılıp gidiyor, halbuki "zan etmeyiniz" buyulmamış mıdır? bir kişinin "yan"lışı peşinde yanmaya gidiyor bir "sürü" insan. kişilerin kendi doğruları başkalarının yanlışına dönüşüveriyor.


hsulker' Alıntı:
ve inanıyorum ki pejmurde bütün putları bir ibrahim peygamber cesaretiyle devirecektir....
amin :) Allahın izniyle, inanıyoruz buna ;)
 
Katılım
18 Mar 2009
#6
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

hsulker' Alıntı:
kardeşim katılıyorum sana. ama insanlar birilerinin egemen güçleri altında rahat ettikleri için, kendi hürriyetlerini hep ötelemektedir. ne elim ki; kendine verilen hürriyeti bir başkasının düşünce sisteminde arayan insanlara. birileri çıkıpta sen kendin ol kendin kal deme cesareti gösterebilecek mi? ve inanıyorum ki pejmurde bütün putları bir ibrahim peygamber cesaretiyle devirecektir....
Pejmürde'nin daha kırk fırın ekmek yemesi lazımdır tüm bunlar için.Birgün bir ağabeye sormuştum acep dedim halimizi nasıl düzeltiriz,nasıl çıkarız bu benlik krizinden,ne zaman döneriz kültür öğelerimize,nasıl dalgalandırırız İslam sancağını ru-yı zeminde böyle uzayıp gitti nasıllar ve ne zamanlar....Tek bir cevap geldi:Ancak bir nesil yetiştirmekle olur tüm bunlar.Nesil yetiştiricileri lazım bizlere.Okumuş,yaşamış,şahid olmuş zamanında zalimin zülmüne uğramış muzdaripler zümresi lazım...Eğitim şart sloganı vardı bir aralar.Hakikaten eğitim şart, ama adam gibi eğitim...Yoksa ne idüğü belirsiz tarih kitapları ile,Tanrısallaştırılımış devlet büyüklerinin menkıbellerini dinlemek ile,batıdan devşirdiğimiz şekilsel inkılaplarla bu iş olmaz...Olmadı zaten,olmuyorda ileride de olması zor görünüyor.Tarihimizle övünmek yerine geride kalanlara tedkik edebilecekleri bir tarih bırakmalıyız...Gözü kapalı herşeye hay hay diyen,genel doğrulardır deyip geçiştiren,mukallid tavırdan bir türlü muhakkik tavıra geçemeyen hiç bir kimse nesil yetiştirmede model olamaz.Eğitim sistemimizizn en alt seviyesindeki anaokulu veya okul öncesi eğitim gözden geçirilmeli.Sınıf öğretmeni adayında aranması gerekn sadece bir diploma ve kpss puanı olmamalı,bunun yanında kültür değerlerine ve inanç sistemine olan görüşleri ölçülmeli ve ancak belli bir seviyede olanlar bu ülkenin yarınını teşkil eden nesilleri yetiştirmeli... Konuyu çok dağıttım kusura bakmayın.

İbrahimi bir nesil,evet,ama putları yıkmak için kullanılan cesaret ile anarşizm karıştırılmamalı.Ayrıca putları yıkmak ile sadece bir zemin hazırlamış olursunuz.Yıkmanın ardından yapmak gelmezse anarşizmden farkı kalmaz bunun.

Selametle…
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#7
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

umuyorum, böyle bir düşünceyi başarabilirsin...her ne kadar pesimist bir hava sezinlesek de, insanların kafalarındaki putları yıkmak uzun uğraşın neticesi olacaktır. yoksa cismani bir tanımlama güdülen amacın dışındadır. hülasa edersek; insan kendi hürriyetini kendisi düşünsün. düşüncesini bir başkasının inisiyatifine bırakması besle iştigaldir...bir başkasının agzına bakmak ve dediklerini havari edasıyla perestişvari amaçlara götürmesi şık durmayacaktır.
 
Katılım
18 Mar 2009
#8
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

hsulker' Alıntı:
insanların kafalarındaki putları yıkmak uzun uğraşın neticesi olacaktır.
İşte benimde işaret ettiğim nokta bu.Bu putların yapımı okul öncesi eğitimden okul sonrası hayata kadar devam ediyor.Ben diyorum ki daha bu putlar oluşmadan yok olsun.Tabiki %100 bir başarı sağlamak çok güç ancak yinede denemekte fayda var...
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#9
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

doğrusu ilginç tespitler... ama ben biraz farklı düşünüyorum.. insanların kafasındaki putları cismanileştirmek yerine hayranlık ve tastamam kendisini o başat düşünce(özne) egemen verilerine bırakmasıdır. eğitimin ciddi sorunları olabilir ama neticede putlaştırılmak istenen öznenin de teşvikiyle , elikolu bağlı öznenin başat güce sürüklenmektedir....
PeJMüRDE' Alıntı:
İşte benimde işaret ettiğim nokta bu.Bu putların yapımı okul öncesi eğitimden okul sonrası hayata kadar devam ediyor.Ben diyorum ki daha bu putlar oluşmadan yok olsun.Tabiki %100 bir başarı sağlamak çok güç ancak yinede denemekte fayda var...
 
Katılım
18 Mar 2009
#10
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

hsulker' Alıntı:
doğrusu ilginç tespitler... ama ben biraz farklı düşünüyorum.. insanların kafasındaki putları cismanileştirmek yerine hayranlık ve tastamam kendisini o başat düşünce(özne) egemen verilerine bırakmasıdır. eğitimin ciddi sorunları olabilir ama neticede putlaştırılmak istenen öznenin de teşvikiyle , elikolu bağlı öznenin başat güce sürüklenmektedir....
Elbetteki kişiler hürdür ancak kişiler hürdür diyerek onları kültür ve gelenek öğelerimizden ayrı tutamayızİstediğini okusun,istediğini kendine mürşid etsin diyemeyiz.Çünkü bu aşırı serbestliğin sonu asimiledir..Benim bahsettiğim eğitim bu.Önemli olan bize düşen görevi yapmak.Bugün hala Japonyada gelenek görenek dersleri veriliyor.Acaba niye?Yanlış anlamayın muhterem benim düşüncemdeki eğitim sistemi baskıcı değil,sadece biraz daha milli.Bir tv reklamı var biliyorssunuzdur.Öğretmen bazı yabancı yazarların isimlerini ve bir iki tanede Türk yazar ismi okuyor.Sanki yoklama yapıyor sınıfta.Çocuklar hep bir ağızdan öğretmenin saydığı isimlerin sınıfta olmadığını teyid ediyor.'Yok' kelimesi ile.Aslında bu yazarların kitaplarının okulda olmadığını vurguluyorlar.Elbette o yazarlarda okunsun ancak öncelik bizimkilerde olmalı.Bugün Hz.Mevlana deyince dans hocası sanan,Yunus Emre deyince Sordum sarı çiçeğe mısrasını tekrarlayan nice kişiler var.Başka bir bilgimiz yok,bu zümreye benide katın çekinmeden.Çünkü bizde uzak kaldık bu öğelerden.Neyse,hoş bir sohbet oldu inşaallah devam edebiliriz vakit bulunca, biraz işim var,izninizle...
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#11
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

merhaba. kanımca aynı dili konuşuyoruz. ayrıksı nokta sunulan örneklerden kaynaklanıyor. ama ne önemi var ki aynı dili konuştuktan sonra...
 
Katılım
18 Mar 2009
#12
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

hsulker' Alıntı:
merhaba. kanımca aynı dili konuşuyoruz. ayrıksı nokta sunulan örneklerden kaynaklanıyor. ama ne önemi var ki aynı dili konuştuktan sonra...
Doğrudur :)
 
Katılım
20 Nis 2008
#13
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

"Cumhurbaşknalığı senfoni zımbırtısı" haha buna bayıldım
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#15
Ynt: cemil meriç: "hangi batı" Umrandan Uygarlığa,24-31

PeJMüRDE' Alıntı:
ha ha...gökte ne yağmış ki yer götürmemiş...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap