Divan Edebiyatında Aşk Anlayışı

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
#1
Dünya dönmeye başladığından bu yana aşk, varolagelen en yoğun duygudur. En eski dönemlerden itibaren sözlü ve yazılı edebiyatın en çok işlediği konu aşktır.

Aşk, Divan edebiyatının vazgeçilmez konusudur. Divan edebiyatında aşk, ıstırap ve acı doludur.
Divan edebiyatında aşk, ilacı bulunmayan bir derttir; fakat Divan şairleri bu derde sahip oldukları için mutludurlar. 16.yy şairi Fuzuli’nin

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”

beyiti bu durum için verilebilecek en güzel örneklerdendir. Görüldüğü gibi, şair, içerisinde bulunduğu aşk derdinden şikâyetçi değildir; tam tersine aşk derdiyle yaşadığı için mutludur.

Divan edebiyatında aşk, uğruna her şeyin feda edilebileceği bir değer olarak görülmektedir.
“Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil!” dizesinde Fuzuli, “Ey gönül! Sevgili canını istemiş, vermemek olmaz.” diyerek aşkın her şeyden güçlü bir duygu olduğunu dile getirmiştir. Burada şair, sevgili (aşk) için ölümü dahi göze alır ki aşka ve aşkın yüceliğine o kadar çok inanmaktadır. Ayrıca, yine Fuzuli’nin “Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde yer alan

Cânı cânâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân itiraf etmek gerek noksanına.”

beyiti de buna örnektir. Şair, bu beyitte, sevgili uğruna can verilerek aşkın tamamlandığını, bunu yapmayanların eksiklerini kabullenmeleri gerektiğini vurgular. Bu örneklerde de görüldüğü gibi Divan edebiyatında ve Fuzuli’nin gazellerinde, aşk uğruna her şey göze alınır, bu uğurda yapılamayacak şey yoktur.

Divan edebiyatı eserlerinde aşklar platonik, sevgili vefasız ve zalimdir. Âşık olan kişi ise her zaman bahtsızdır. “Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı/ Felekler yandı ahımdan, murâdım şem’i yanmaz mı?” beyitinde Fuzuli, sevdiğinin onu canından usandırdığını, derdiyle göklerin yandığını; fakat dilek mumunun yanmadığını vurgulamaktadır. Bu alıntıda da görüldüğü gibi şair, sevgilinin eziyetlerinden ve kötü davranışlarından şikâyetçidir. Sevgili, bu durumda vefasız ve zalim; seven ise bahtsızdır. Bir başka Divan şairi olan Hayali, bir gazelinden alınan,

Cefâya öykünüben cevre can verir şimdi
Vefâ vü mihr ile mu’tad gördüğün gönlüm.”

beyitinde “Vefa ve sevgiye alışmış gönlüm, şimdi sıkıntı çekmeye öykünerek (taklit ederek) eziyet ve sıkıntı sözcüklerini anlamlı kılar, onlara can verir.” diyerek sevgilisinin zalimliğini dile getirmektedir. Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere, sevgili kendisini sevene sürekli acı çektirir, zalimliğini her fırsatta göstermeye çalışır.

Divan edebiyatının bir başka önemli nazım biçimlerinden olan kasidelerde de aşk, farklı şekillerde algılanıp şiirlere konu olur. Kasidelerde daha çok, şairin, bir devlet büyüğüne ya da kendisine duyduğu hayranlık, aşk boyutunda işlenir. Şairin kendisine duyduğu aşktan bahsederken akla gelen ilk isim 17.yy Divan şairi Nef’i’dir.

Sözde nazir olmaz bana ger olsa âlem bir yana
Pür-tumturak u hoş-eda ne Hâfız’ım ne muhteşem.”

beyitinde şair, “Bütün dünya bir yana olsa, sözü benim sözümü tutacak bir şair çıkamaz/ Ben ne Hâfız’ım (döneminin en ünlü İranlı şairi) ne muhteşem şiirlerim hoş edalı ve gösterişlidir.” diyerek kendisini övmüştür ve yolla kendisine duyduğu abartılı aşkı anlatmıştır.

Sonuç olarak, Divan edebiyatında aşk, sevilenin (âşık olunanın) zalimliği ve acı çektirme isteği; seveninse (âşığın) bahtsızlığı ve acı çekmesi üzerine kurulmuştur. Bütün bunlar, sevenin sevdiğine kavuşmasına engeldir ve bu kavuşamama durumu, aşkı daha da yüceltmiştir.



Mahir Ünlü, Ömer Özcan. Edebiyat 1. İstanbul: İnkılap Kitap Evi, 2001.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
#2
Ynt: Divan Edebiyatında Aşk Anlayışı

Divan şairlerinin aşka ilişkin kullandıkları bazı metaforlar:

-Divan şairi aşkın has bahçesinde yaşayan kişidir. Onun için aşk, merkezdedir. En büyük divan şairlerinden biri olan Fuzuli, “aşık” olduğu söylenebilecek biri değildir. O aşkın tüm katmanlarını hayatının her evresinde yaşar; o aşka aşıktır, sevgiliye değil. Doğu ve Batı toplumlarında “aşka aşık olma” haline ilişkin kullanılan ortak metaforlar istiareler vardır. Bunlardan biri gül ile bülbüldür. Bülbülün gül karşısındaki tavrı, aşığın sevgili karşısındaki var oluşuna benzetilir. Bülbülün gül karşısında şakıması, aşığın sevgili karşısında inlemesiyle bir tutulur. Bülbülün bağrına kan oturması ise gülün renginden dolayıdır. Gülün bülbülü görmezden gelmesi ve kayıtsızlığı, melankolik kalp halini bize verir. Kalbin çeşitli oluşumları vardır ve bu oluşumlar her zaman aynı şekilde meydana gelmez. Bir zaman olur kalbin içine dünyaları sığdırırsınız, bir zaman olur kalbiniz size sığmaz olur. Divan edebiyatında kullanılan bu sembollerin kalbe yansıması aşkı çoğaltır.

Şairlerin gül ile bülbülden başka kendilerini özdeşleştirdikleri bir diğer metafor da mum ile pervanedir. Divan şiirinin ışığı mumun başında yanar, o ışığa düşen pervane de aşığın ta kendisidir. Bu benzetme doğuya ait aşk sembollerinin başında gelen bir anlayışı temsil eder. Aşk tekildir, iki kişilik değildir ve sadece bir kişiyi ilgilendirir; seveni...

Mum bir ışık yayar, bu ışık aşkın aydınlatılması manasına gelir. Bir şairin dediği gibi aşk ateşi önce maşuku sonra aşıkı yakar. Mum sevilendir ve etrafındaki pervane ona aşık olan kişidir. Aşkın oluşması bir bakışla yani tek bir kıvılcımla olur; işte bu kıvılcım mumun üzerindeki ateşi yakar. Daha sonra pervanenin mum etrafında dönüş süreci başlar. Tıpkı pervanenin mum ışığına giderek yakınlaşmak istemesi gibi aşık da tutkunu olduğu sevgiliye giderek daha çok yakınlaşmak ister...Ta ki mumun alevine dokunup kanadını yakıncaya kadar. Mum bu esnada kovalandıkça yakalanmak isteyen bir sevgili gibidir. Aşk, sevgili merkezli bir dönüşten ibarettir. Ne yapsanız, ne etseniz, ne okusanız ne yazsanız; yolunuz hep sevgiliye çıkar. Mumun alevinden etkilenip ona ilk dokunuşu yapan pervanenin yanan kanadı, azap içindedir. Azabın anlamı “acı, elem, ıstırap”dır ve bir diğer anlamı da “lezzet”tir. Aşığın tattığı bu acı, bir zaman sonra onun tabi hali olmaya başlar. Öyle bir nokta gelir ki pervane metaforundaki aşık, mumun alevinden aldığı şevkle iki kanadıyla ateşe sarılmak ister ve tamamıyla yanar. Bu benzetme, aşığın sevgili huzurunda can vermesi ile özdeşleşir; ve mumun bundan hiç haberi yoktur. Kaldı ki aşk, sevgili için olmaktır. Divan şairleri, “sevgili için can taşıyan aşıktır; canı için sevgili arayan ise menfaatperesttir” der.

Alıntı
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
#3
Divan şairleri insani aşkı ne boyutta yaşıyorlar?

Divan şairleri insani aşkı ne boyutta yaşıyorlar?

-Aşkı, gökyüzündeki hilalin dolunay olması süreciyle eşitleyebiliriz.
Hilal, aşkın oluşması esnasındaki ilk kıvılcıma benzer. İlk görüşte aşkta işlenen her zaman “göz” olmuştur; “Küçüksu’da gördüm seni, gözlerinden bildim seni” dizesi bunu en güzel anlatan dizelerdendir. Divan şairi o göze, iki kaş çizer, ardından süzme bir burun ve al bir dudak nakşeder zihninde. Şair, yine zihninden, hilal şeklinde gördüğü sevgiliye bir müddet sonra kişilik kazandırır ve zihnindeki bu sevgilinin nerede, nasıl davranacağını tahayyül eder. Tüm bunlar, çeşitli kurallarla belirlenmiştir divan şiirinde. Örneğin sevgili daima siyah saçlı, siyah gözlü ve siyah benlidir. Hiç bir zaman sarışın bir sevgili yoktur. Bu kurallar şairin fikirlerini gittikçe damıtarak inceltir ve öyle bir şiir zemini oluşur ki dil artık kendiliğinden şiire uygun bir hale gelir.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
#4
Asıl mutluluk hasret...

Divan şairleri asıl mutluluğu başkalarının mutsuzluk olarak nitelendirdiği “hasret”te buluyorlar.

Divan şairiyle günümüz insanının dünyaları çok farklı. Modern çağda mutluluklar çok basite indirgenmiş durumda. Zira modern çağ gönlü ıskaladı. Şimdilerde mutluluk parayla elde edilebilen şeylerle ölçülüyor. Oysa mutluluk dediğimiz kavram soyuttur ve kalp ile zihnin ortak değerleri bize mutluluk olarak yansır. Yaşadığımız çağda mutluluk “lezzet”le ilgili, geçmişteki mutluluk ise “haz”la ilgiliydi. Yıllar geçtikçe maneviyat yerine maddiyat ön plana çıktı ve mutluluk anlayışı bu eksende dönmeye başladı. Birşeyi elde etmek için ne kadar fedakarlık gösterirseniz, elde ettiğinizde de o denli mutlu olursunuz. Oysa şimdi kimse, hiçbir şey için çok büyük fedakarlıklarda bulunmuyor; dolayısıyla mutlulular da anlık yaşanıyor.

Bir divan şiiri; “Pay’ın sadası gelse de sen hiiiç gelmesen” der. Yani “ayağının sesi gelse de sevgili, sen hiç gelmesen”.... Şair buradaki “hiç” kelimesini öyle uzun kullanır ki, okuyucu bu “hiç”in kıyamete kadar süreceğini düşünür. Divan şairi sevgilisinin sadece ayağının sesini dinleyerek aldığı hazla, kıyamete kadar yaşayabilecektir. Şairin sevgilinin sadece ayak sesini dinleyerek mutlu olması, sevgilinin gelmesini istememesi ise; gelmenin gitmeye yani ayrılığa bir yol olduğunu düşünmesindendir. Oysa şimdiki sevgiler için “gelsin, tükensin ve gitsin” deniyor.


İ. Pala'nın bir röportajından alıntıdır.
 

alicabar

Divan Üyesi
#5
Ynt: Divan Edebiyatında Aşk Anlayışı

Dest bûsı arzûsuyla ger ölürsem dostlar;
Kûze eylen toprağım sunun ânunla yare su.
Fuzûli

Açıklama:

"Yarin dudağından birdefa öpme isteğiyle eğer ölürsem dostlar, öldüğüm zaman mezar toprağımdan bir desti yapın ve onunla yare suverin." diyor büyük usta.

Çağımızda ki günlük sevdalara en güzel cevap budur bence. Sevmek, menfaatten uzak kalarak sevmek... Zannediyorum biz yaman sevdaya kapıldığımız zaman bu kadar düşlünmek hiç işimize gelir miydi.

Tükenme ey sevdam! Zira sensin beni yaşatan,
Coş ey deli gönül! Sensin sevdaları başlatan.
Çaparî(ben)
 

ponuey

Divan Üyesi
#6
Ynt: Divan Edebiyatında Aşk Anlayışı

Halk edebiyatında aşk temasının nasıl işlendiğini açıklayabilir misiniz?
 

Lamia

Divan Üyesi
#7
Ynt: Divan Edebiyatında Aşk Anlayışı

Halk Edebiyatının Aşkı ve Sevgilisi

Divan edebiyatında karşımıza çıkan "sevgili", gerçeklikte somut bir karşılığı olmayan; zihinlerde kurgulanan bir sevgilidir. Âşık, zihninde oluşturduğu bu sevgiliye âşık olur.
Halk edebiyatında sevgiliye dair benzer tasvirler olsa da ortak bir sevgili tiplemesi yoktur; herkesin “güzel”i kendine göredir ve ona özeldir.

Arayan Âşık Olmalı

Halk edebiyatında aşkta aktif olma isteği hakimdir.. O yüzdendir ki aşıklar diyar gezer ve aradığını bulur:


Ardına düşmeyle güzel sevilmez
Güzelleri koşup koşup bulmalı
(Karacaoğlan)

Halk şairine göre insanlar dünyaya sevmek ve sevilmek için gelmiştir:

On beşinde bir güzeli sevmeyen
Bu dünyaya hayvan gelir bön gider
(Karacaoğlan)
Halk şiirinde sevgili her yönü ile tarif edilir. Boy, yüz, eller, diş, gözler ve hatta giyiniş ile ilgili ayrıntıların da belirtildiği olur.
Bunlardan bazılarına göz atalım:
Ela Göz, Kara Kaş
Halk şiirinde “göz” en önemli motiflerden biridir; zira göz, aşığa umut verir ya da aşığın umudunu kırar.
Göz için daha çok“ nergis, badem” benzetmeleri yapılırken gözün rengi için çoğunlukla “elâ” tercih edilir :
“Ela gözlüm ben bu yerden gidersem,
Bir nişan vereyim al kerem eyle.
Çok tuz ekmek yedik yar senin ile
Şimden geri hoşça kal kerem eyle.
*
Ela gözlü nazlı dilber
Meylini bu yana dönder
Evvel benim idin amber
Elin mi oldun elin mi oldun?
Ela göze bir de kaş ve kirpik gerek; yay ve ok gibi olmalı. Göze, kara kaş ve kirpikler yakışır:
Kaşın yaydır, kirpiklerin ok imiş,
Senin derdin yüreğimde çok imiş
(Kerem ile Aslı)
Her sabah her sabah suya giderken
Yâr yolunda toprak olsam toz olsam
Bakıp dört köşeyi seyran ederken
Kara kaş altında ela göz olsam
(Aşık Veysel)
Uzun Bir Boy
Sevgilinin boyu, mutlaka uzundur ve servi endamlıdır; kısa boylu sevgiliye pek rastlanmaz:
Kadir mevlam hoş yaratmış halini
Seni seven neyler dünya malını
Haddeden çekilmişler ince belini
Boyu benzer şimdi servi dalına
(Kerem ile Aslı)

Işıl ışılışıldayan ince elbiselim
Yere basmayıp yürüyen servi boylum
...
(Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı)
Her sabah, her sabah seyran gezerken
Iras geldim selvi boylu fidana
Top top olmus kirpiklerin bolunmus
Hos benzettim samur kaslar kemana
(Dadaloğlu)
Rastlansa da bir kusur sayılır:
Kavurma koydum tasa
Doldurdum basa basa
Benim yarim çok güzel
Azıcık boydan kısa
(Erzurum Yöresi)
Sümbül Saç
Halk şiirinde, sevgilinin saçı sümbüle atfen tasvir edilir.
“Dinle gel sözümü ey saçı sümbül”
*
“Zülfüdür sümbüle benzer
Ne güzel tarayıp düzer
Gurbet ele düşmüş gezer
Han Aslı’mı gördünüz mü?”
***
“Dedim yanakların dedi gülümdür
Dedim kâkülün dedi sümbüldür”
...
(Aşık Hasan)


“Yıkılmış dilberin mâmur illeri
Susmuş bülbül söylemiyor dilleri
Dağılmış sümbülü solmuş gülleri
Yüzüne dökülmüş teller perişan”
*
“Saçı sümbül topğundan yücedir
Bir telini vermem dünya malına”
Sümbülün ayırt edici özelliği uzun ve düz olmasıdır. Sevgilinin saç için sümbülü tercih etmesinin sırrı bu olsa gerek.
Aşk Ahlakı
“A benim bahtiyarım
Gönülde tahtı yârim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yârim” dizeleri, Anadolu insanının aşk ahlakının özünü oluşturur.
Sevgi özeldir, sevgili güzel... Aşığın gönül tahtıdır onu yeri. Bir başkasının ona bakması bile incitir aşığı.
Bu kıskanma o kadar uç noktaya varır ki bazen sevgili, doğan güneşten, yüzüne değen yelden,kendisinden hatta üç yaşındaki kardeşten bile kıskanılır.
“Lele dilber kaçma elden
Seni senden kıskanırım
Doğan aydan esen yelden
Seni günden kıskanırım

Tabibim hışmınan bakma
Ben kulun odlara yakma
Yanağına güller takma
Seni andan kıskanırım

Halden bilen haldaşım var
Yola gider yoldaşım var
Üç yaşında kardaşım var
Seni ondan kıskanırım”
(Aşık Ömer)

Aşık, buna karşılık olarak sevgiliden sadakat bekler.
Buna muhalif bir davranışı olmaya görsün:
“Hâni yâ vasfettiğin dilber senin sâdık duyû
Dün gece ol dilberi bir bâdeye oynattılar”
(Dertli)
Bu, bir “ihanet”tir.
Bunu hazmedemez; sitemler başlar ardı sıra:
“Eski libas gibi âşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş”
(Seyrânî)
“Çünkü güzel bende meylin yoğ ise
Benim işim minnet ile zor değil”
***
“Ben seni severim sıdk ile candan
Sen beni sevmezsen söyle ar değil”
(Karacaoğlan)
Ne olursa olsun, aşık servi boylu, ay yüzlü sevgiliden vazgeçmek istemez.
Aşktan vazgeçmek olur mu?
Bunu sevgili de bilmeli.
Halk şiirinde aşık, mütevaziliğin doruğundadır. Sevgiliden, kendisini üzmemesini , sevgisine karşılık verme-sini ister ve bekler.
Bunun için dil döker:
Ne kaçarsın benden ey yüzü mâhım
Seni seven var mı benden ziyade
Rûz u şeb durmayıp alırsın âhım
Âşıkım ağlatma bundan ziyade
(Gevherî)
Bütün bu yalvarmalara rağmen bir de sevgili “yâd eller” e gitmişse/verilmişse, aşık asıl büyük darbeyi o zaman almıştır;artık ölümü arzular:
Dediler yârini yâd eller almış
Kadir Mevlâm ihsan eyle ölümü
(Karacaoğlan)
Sevgilinin vefasızlığına bir yere kadar dayanılabilir aşık. Sabrın tükendiği noktada sevgilinin uyarılma za-manı gelmiştir:
“Hüsnüne mağrur olma ey yüzü mahım
Niceler bu tarzı revişten geçti
Sana kar etmedi feryadı ahım
Tiğı ahım gühi keşişten geçti
x
Seni bi mürüvvet seni bi vefa
Kim kime eyledi ettiğin bana
Şimdi yar olmak dilersin ama
Niyetim sevdiğim iş işten geçti
X
Benden sana izin ey çeşmi afet
Kimlerle eylersen eyle muhabbet
Şimden sonra sen sağ bende selamet
Sururi bu alışverişten geçti.”

Sevgili boş yere gururlanmakta ve aşığı üzmektedir.
Halk şiirinde “ gönül kimi severse güzel odur” ve “suret” in “güzel” olması bir kalpte karşılık bulmasına bağlıdır:

Güzelliğin on par’etmez
Şu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa
(Aşık Veysel)

Herkes sevgili olabir ve vefa görmeyebilir; ama "sevgili", “yâr” olabilirse her şey değişir.
O yâr ki tek başına aklı baştan almaya gücü yeter.
Yârin olduğu yerde hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
‘Yâr’ deyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lâmbada titreyen alev üşüyor
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.”
(Abdurrahim Karakoç)
“Halk”ın sevgi diyarında gezinti yaptık.
“Divan”da buluşmak dileğiyle.