Ece Ayhan

Katılım
24 Eyl 2007
#1
A. HAYATI
1. DOGUMU, ÇOCUKLUGU, AİLESİ VE YETİSME ORTAMI
Ece Ayhan’ın hayatı hakkında ilgili kaynaklarda verilen bilgiler oldukça sınırlı ve genel niteliklidir. Bunda, özel hayatının ayrıntılarıyla bilinmesine kendisinin de sıcak bakmamasının önemli bir payı olsa gerek. O, hayatının;ülkemizin yasadıgı toplumsal, tarihsel, kültürel ve ekonomik süreçlerdekiçarpıklıklara tanıklık edebilecek, “özel”ligi asarak bu bakımlardan birer belge/gösterge gibi okunmaya olanak verebilecek belirli noktalarını zaman zaman
anlatmaktan hoslanan, hatta bunu ortaya koymayı bir tür sanatçı/ aydın sorumlulugu
olarak gören bir sairdir; ama bunun dısında kalan yasantısal ögelerin üzerinde
neredeyse hiç durmadıgı, soruldugunda da bunları basit bir iki cümleyle geçistirmeyi
tercih ettigi gözlenebilir.

Ece Ayhan Çaglar, 10 Eylül 1931’de, babasının o sırada mal müdürü olarak
görev yaptıgı Datça’da (Mugla) dogdu. Babası Behzat Çaglar, Geliboluludur. Annesi Ayse Hanım (kızlık soyadı Deniz) ise Gelibolu’nun Kavak köyünden Eceabat’ınYalova köyüne göçmüs olan bir ailenin kızıdır. Behzat Beyin babası agır ceza mahkemesi baskâtipligi, dedesi Gelibolu müftülügü yapmıstır.9 Anne Ayse Hanımın babası Hafız İbrahim Deniz, çiftçiligin yanı sıra ticaretle de ugrasmıs, ayrıca bir süre Eceabat’ın Sivli köyünde imam olarak görev yapmıstır. Babası Behzat Bey, 1932’de Küre’ye atanmasıyla baslayan mal müdürlügü görevinden 1933’te istifa ederek Çanakkale’ye yerlesmis10, bundan sonra ailesinin geçimini avukat yanında
arzuhalcilik yaparak saglamaya çalısmıstır. Aile, 1940 yılının ekim ya da kasım 23
ayında Çanakkale’den göç ederek İstanbul’a yerlesmistir. Sair, bu olayı su uzun
cümlelerle anlatır:

“Biz de; 1940 kasımında bir gün baba Behzat, anne Ayse, abla İffet veben 9 yasında kısa pantollu bir çocuk olarak Çanakkale’den) ön kapıdan girilmeyen İstiklal İlkokulu’nu, o zaman her seye yukardan bakan üç katlı Saat Kulesini, kömür çuvalları tasıyan ayakkabısız kahverengi develeri, odevelerin uzun kirpiklerini, İngiliz Bahçesini, Seyh Ahmet’in oglu, filmini,
çelmeli kaçmalı deve güreslerini, Sarıçay’ın üstündeki tahta köprüyü,perdeleri bile bulunmayan bombos bir evi, bir (ve her) ‘vurulan’ türküde adı geçen Aynalı Çarsıyı, ‘sarısın’ hösmerimleri, okul kapısında yaslı bir kadının sattıgı üvezleri, suyu döküldükçe kus gibi öten küçük testileri, karantina rengini, çatanaları… ve de Hastane Bayırını çok seviyordum) vapurla (belki
‘üstten mahmuzlu’ Antalya vapuru olabilir, neredeyse kaptan kösküne, bacasına kadar siyaha boyalıydı) güverte yolcusu olarak ama ambarda incecacalarla, 1916’da Gelibolu ‘yarımada’sından (Datça’da bir (yarımada’dır,‘Kherkonessos’) kaçan İnglizlerden kalma ve 1978’e kadar, gittigimiz heryere, görünmeyen bir köpegimiz gibi, tasıdıgımız açılır kapanmaz bir
masayla –orta ikiden baslayarak iste siirleri bu masada kurdum-, çiçeklerle(camgüzeli ve ıtır), sepet içinde bir kediyle birdenbire kalktık, Demirkapı’daki bir asker-sivil terzisinin mıknatıslı bir çelik, makasla yere düsen toplu igneleri toplaması gibi, bir ‘toplanma’ ya da bir ‘toparlanma’) geregi İstanbul’a, -Gerçeküstücülerin düzenledigi bir haritaya baka dünyanın iki
baskentinden biri olan (öbürü Paris) İstanbul!-, iste Cankurtaran’a geldik.”

Yazı ve siirlerinde soyadını kullanmamayı tercih eden Ece Ayhan, daha çok
“kraliçe” anlamıyla bilinen ve kadın adı olarak kullanılan “ece” sözcügünün kendi adında yer alısıyla ilgili yadırgamaları bertaraf etmek için açıklama yapma geregi deduyar:“Yeri geldi: ‘Ece’ sözcügü ‘agabey’ anlamına gelir tarihte. Dobrucalı Ece [Halil (Yakup)] Bey’den Eceabat yapılmıstır. Bektasi menakıpnamelerinde Pir sultan Abdal’ın kız kardesi ‘Ecemi Sıvas’ta astılar’
der.
”Ece Ayhan 1962’de Deniz Hafize Hanımla evlenmis, bu evliliklerinden tek
çocukları olan Ege 1963’te dünyaya gelmistir. Esini 1968’de kanser nedeniyle
kaybeden sair, baska bir evlilik yapmamıstır.Ece Ayhan’ın, gerçekten büyük zorluklarla, yoksulluk ve yoksunluklarlageçmis olan hayatına kendi bakısında –neredeyse tüm siirlerini de bastan basa kateden- derin bir keder duygusunu sezmemek olanaksız. Zaten dünyaya gelisini bile“bir yanlıslık” olarak görmektedir: “Benim logaritmalı ve atonal hayatım dogrusu ya, bir yanlıslıkla baslamıstır. Yani böyle diyebilirim degil mi? (Bakın baska bir yanlıslıkla da
bitebilir). Efendim? Etphendos?”Sıkıntılarla geçen bu hayatın ondaki kederi besleyen kökleri çocukluguna,aile ve yetisme çevresine kadar uzanır. Takunya bile giyemeyecek, yalınayak
dolasmak zorunda kalacak denli agır kosullarda geçirdigi çocukluk yıllarını
anımsamak, onu sık sık hassaslastıran bir durumdur:
“(Ben Ece Ovası’nda –Akbas- yalyanak çocuklugumda belki de son
kez aglamıstım; Yalova köylerince tekke ve çok eskiden Sestos denen
Hero’nun kalesinde, zeytin agaçları arasında Fazıl Ahmet’in bayraklı türbesi
önünde ayagıma dikenler batmıstı. Takunya ancak okul açıldıgında
giyiliyordu. Ve evet, 50 su kadar yıldan beri ben kendimi aglamamak için
tutarım!)”
Ece Ayhan, “Esas Durus, Mülkün Temelidir”, Ludingirra (1), Bahar 1997.
Ece Ayhan, Morötesi Requiem, s.94. Burada, hem kendi siirini hem de İkinci Yeni siirini açıklamak
için sıklıkla kullandıgı “atonal” ve “logaritmalı” sözcüklerine hayatını nitelemek için de gönderme
yapması, onun “siir ve hayat iliskisi” baglamındaki karsılıklılıgı kavrayıs biçimini ve bu yöndeki
yaklasımlarının hangi kabullerle temellenmis oldugunu göstermesi bakımından da çok çarpıcı ipuçları
vermektedir.




Ece Ayhan, “Sivil Sair”, Siirin bir Altın Çagı, s.171. Sair, ailesinin İstanbul’a göç edisinden söz
ettigi baska yerlerde de bu olay için “ekim” ayını vermektedir: “1940 ekiminde ailecek,
Çanakkale’den İstanbul’a, Sultanahmet’e, daha dogrusu Cankurtaran’a gelmisiz. 9 yasında, kısa
pantolluyum. İstanbul’da ilk oturdugumuz, iki katlı ahsap ev hâlâ duruyor. Tabii biraz tahtaları
çarpılmıs ve güneslerden, yagmurlardan egilmis olarak. Cankurtaran İlkokulu’nun, Akbıyık ve
Çatladıkapı tarafında. Yesil evin ikinci katındaki odadan, gri demiryolu ve mavi Marmara Denizi
görülürdü; ayaga kalkınca."
“Benim (takunyasız) çocuklugum, 1940 ekiminden baslayarak İstanbul’da ilkin Cankurtaran’da geçti.
Oturdugumuz ahsap ev üst üste iki odadan olusuyordu. Bir-iki kez agda yapıldıgını anımsadıgım üstteki odadan, ayaga kalkılınca, mermer denizi ile Sehzade Adaları görülürdü. Açık havalarda dauzakta karlı Uludag!”







Erdoğan Kul -Doktora Tezinden alınmıştır-
 
Katılım
24 Eyl 2007
#2
Ynt: Ece Ayhan

BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA

Gelir dalgın bir cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lambayı. Uzanır
ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklarbir dilde
bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze
tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir
Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici Dede.
Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.
 
Katılım
24 Eyl 2007
#3
Ynt: Ece Ayhan

ORTA İKİDEN AYRILAN ÇOCUKLAR İÇİN ŞİİRLER

Sivil ölümden konuşuyoruz dağılan neftilikler
arkadaşlar Makedonyalı kalın usta marangozlar.
Kapaklanır bir adam daha kaçıncı, aktığımızı görünce
ters çevrilmiş kente karşı işte onun denizlerine
delikanlı kostaklarımızı çıkarmış ve ırmaktır.

Erkek ölümden konuşuyoruz yeni ormanlardan
dahi "dikeni seven gülüne katlanır bir kadın"dan.
Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları
bir küçük tabut tabakada gezdirirler ölüleri fakfon
burunları çekmek üzre, ince çağrışımlıdır.

Ey orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar! aslında başlayan
askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci'de mi inerler?
süsüne kaçılmamış bir cenaze törenine gitmek için.
 

Dirvas

Bir çocuk rüzgar gibi, kenti terk ediyor.
Katılım
27 Tem 2007
#4
Ynt: Ece Ayhan

Yort Savul / Ece Ayhan

Arif Çağlar için

1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

2. Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya

3. Bir, Yeryüzüne nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?

4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?

5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessutanlarda bayraksız davulsuz?

6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk

7. Çocuklar ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak yazınız

8. Kurşun kalemle de olabilir
Yort Savul!
 
Katılım
24 Eyl 2007
#6
Ynt: Ece Ayhan


Allah razı olsun .Ece ayhan'ın en iyi bilinen şiirin de bu hata :) eee ne olacak oturup yazmazsan kopyala yapıştır yaparsan bir de üstüne dikkat etmezsen olacağı budur.
 
Katılım
24 Eyl 2007
#7
Ynt: Ece Ayhan


MOR KÜLHANİ

1.Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2.Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3.Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4.Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5.Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler




6.Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
 
Katılım
24 Eyl 2007
#8
Ynt: Ece Ayhan

ŞİİRİN DENİZ KIYISINDAKİ SESİ

Denize atılmış şiirdir bence
Yurtsayan, yurdu bilinmeyen bir yıldız

Şiirin deniz kıyısındaki sesine bırakılmış ölümdür
yanacak sarayların kestiği bir, yarım ay.

ECE AYHAN
 

Giriş yap