Edebiyatımızda erken gitmeyi seçenler

Katılım
29 Ocak 2008
#1
Geçenlerde okudum ve çok üzüldüm.Edebiyatımızda erken gitmeyi seçen intihar eden şair ve yazarların hayatını...
:'(
 
Katılım
29 Ocak 2008
#2
Ynt: Edebiyatımızda erken gitmeyi seçenler

Birlikte yaşadılar birlikte öldüler...
Son Mektup Bir Aşk Hikayesi









Andre Gorz
AYRINTI YAYINLARI

'Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel...... Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum.'

Andre Gorz sevgilisi, hayat arkadaşı, hayatının anlamı Dorine'e yazdığı mektuba bu sözlerle başlar. Anlamını tümüyle kavramak için aşklarının hikâyesini yeniden kurması gerektiğini söylerken, bunun bir 'vaat', 'ömür boyu sürecek bir sözleşme' olduğunun altını çizmeye özen gösterir. Heyecanları, mutlulukları ve sıkıntılarıyla elli sekiz yıl süren bir beraberliğin, birlikte varoluş mücadelesinin hikâyesini duygusal olduğu kadar da düşünsel bir platforma oturtmaktadır. Evliliği bir burjuva kurumu, aşkı da 'iki kişinin en az toplumsal olan alanda bir araya gelmesi' olarak değerlendirirken, aşkında bir dinamiği olduğu, değişken koşullara göre yönlendirip uyarlanabileceği gerçeğini keşfeder Dorine'le birlikte....

Gorz, Marksizmi varoluşçu bir yaklaşımla benimsemiş, kuramsal çalışmalarında özellikle yabancılaşma ve özgürlük konularına eğilmiştir. Kapitalizme özgü işbölümünü, dünya kaynaklarının akıldışı kullanımını eleştirerek siyasi ekolojinin ve özgürlükçü sosyalizmin en önemli düşünürlerinden biri haline gelmiştir.

Hayatları boyunca yer yüzündeki haksızlıklar karşısında sessiz kalmayıp, mücadele etmeyi seçen Gorz ve Dorine, Dorine'in uzun yıllar süren acı verici, onulmaz hastalığının ardından radikal bir karar almak zorunda kalırlar: kendi hayatlarına son verme haklarını kullanmak... Böylece, yaşamda olduğu gibi ölümde de ayrılmayacak, 'diğerinin ölümünden sonra yaşamak' zorunda kalmayacaklardır...

Her şey gibi aşk, sevgi kavramlarının da içinin boşaltıldığı, çabucak tüketildiği günümüzde bir umut, hatta bir isyan çığlığı gibi karşımıza çıkıyor Gorz'un bu mektubu. Sarsıcı ve hatta yüreğimize işleyen bir çığlık... :'(
 
Katılım
29 Ocak 2008
#3
Ynt: Edebiyatımızda erken gitmeyi seçenler

yazar ve şairler neden intihar ederler
Stefan Zweig



--------------------------------------------------------------------------------
YURTSUZ GÖÇMEN STEFAN ZWEIG
İslam Gemici

Avusturyalı yazar ve muhabir Stefan Zweig, 28 Kasım 1881'de Viyana'da doğdu. 18 yaşına geldiğinde, Viyana Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bilimleri Fakültesi'ne girdi. Yüksek öğrenimini burada yaptı.
Zweigilk şiirlerini 1901'de "Gümüş Teller" adıyla yayınladı. Bu epik eser, ona, tarihsel minyatürleri ve biyografi yazıları ile aynı derecede şöhret kazandırdı.
1902'de "Yeni Özgür Basın Gazetesi"nde, uzun yıllar devam edecek bir işe başladı. Theodor Herzl ile buradayken tanıştı ve dost oldu. Aynı yıl, Paul Verlaine ve Baudelarie'in şiirlerini Almanca'ya tercüme etti. Aynı yılın yaz mevsiminde yaptığı Belçika seyahatinde Emeli Verhaeren ile tanıştı ve 1904'e gelindiğinde, Verhaeren'in şiirlerini tercüme etti. Yine aynı dönemde, "Hipolyte Taine'in Felsefe" başlıklı doktora tezini vererek, yüksek öğrenimini tamamladı.
1907-1909 yılları arasında Seylan, Gwaliar, Kalküta, Benores, Rangun ve Kuzey Hindistan'ı gezdi. Bunu, 1911'deki Newyork, Kanada, Panama, Küba ve Portoriko'yu kapsayan Amerika Seyahati izledi.1914 yılında Belçika'ya Emile Verhaeren'in yanına gitti. 1. Dünya savaşı, Stefon Zweig Belçika'dayken patlak verince, Viyana'ya döndü. Savaş Bakanlığı, Zweig'i " Savaş Arşivine" memur olarak tayin etti. Bu görevi sırasında " Yabancı Ülkelerdeki Dostlara Açık mektup'u yazdı ve yayımladı.
Zweig, 1917-1918 Yıllarında Herman Hesse, Fritz Von Uruh, James Joyce, Ferrucio Buroni ve Anette Kolb ile görüştü. 1920 yılına gelindiğinde, Frederike Von Winternit ile Viyana'da evlendi. 1927'de Almanya'nın Münih şehrinde "Duygu Karmaşası", " Yıldızın Parladığı Anlar" ve " Tarihsel Baş Minyatür" adlı kitapları yayımlandı. Yine 1927'nin 20 şubat tarihinde "Rilke'ye Veda" başlıklı konuşmasını yaptı. Bir yıl sonra ise , Ünlü yazar Kont Leo Tolstoy'un 10
0. Doğum Yıldönümü Kutlamaları'na katılmak üzere Sovyetler Birliği'ne gitti.
1931'deki seyahati Fransa'ya oldu. Cap d'Antibes'te Joseph Roth ile buluştu.
Tarihler "1993"ü gösterirken, Nazilerin yakmağa başladıkları kitaplar arasında 5. Zweig'ın eserleride yer alıyordu.1934 yılında,Nazilerle Stefon Zweig arasındaki çatışmalar doruk noktasına ulaşınca, Zweig'dan "savunma" istendi ve hemen arkasından, Zweig'ın Kapuzineberg'deki evi basılarak, silah araması yapıldı. Eğer evde silah bulunmuş olsaydı, Zweig'ın hapsi boylayacağı kesindi. Bu uğraşmalar üzerine Zweig, ailesini bile yanına almadan yurdu terketti ve Londra'ya yerleşti. Bu esnada "Rotterdamlı Enasmus'un Zaferi ve Trajedisi" adlı eseri yayımlandı.
Zweig 1937'de karısı Frederike'den ayrılıp ve bir yıl sonra Portekiz'e giderken yanında Lotte Altman adında bir kadın vardır. O sıralarda Avusturalya, Alman Reich'ına katılır ve Zweig da Ingiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat eder.
1939'da " Kalbin Sabırsızlığı" adlı romanı yayımlanır ve Zweig da, Portekiz seyahatine birlikte çıktığı Lotte Altman ile evlenir. 1940 yılının temmuz ayında, karısı Lotte ile birlikte önce Newyork'a ve sonra da konferanslar vermek üzere Brezilya, Arjantin ve Uruguay'a giderler. Aralıkta Newyork'a geri dönerek "Amerigo-Tarihi Bir Hatanın Öyküsü" adlı kitabı yazmağa başlar. 1941'de "Brezilya-Geleceğin Ülkesi" isimli kitabı yayımlar. Brezilya daha sonraları Stefon Zweig'ın hayatında çok önemli bir yer tutacaktır. Bu kitabın yayımlanmasının ardından Zweig ve eşi, Brezilya'nın Petropolis şehrine yerleşirler. Orada "Bir Satranç Öyküsü"nü kaleme alır. Bu kitabın önemi şuradan kaynaklanmakta: "Bir Satranç Öyküsü", satrançı gerek pratik gerek felsefi olarak çözümlemiş biri,yani Zweig tarafından yazılmıştır Satrancı derinlemesine çözümlemiş bu kitabı okurken, Trevenian'ın "Şibumi" isimli romanında anlatılan "Go" oyunu ve yazarın bu oyunu, hayata bir uygulamaları hatıra geliyor.
Zweig romanda, ilginç bir satranç maçını, okuyucunun anlayıp takip edebileceği şekilde anlatırken, Şunun farkına varılıyor: Bir Satranç Öyküsü" kitabı da, tıpkı bir satranç karşılaşmasında olduğu gibi, hamlelerden ve açılımlılardan oluşuyor. Bu kısa roman da, anlatım aşama aşama gelişirken, yine başka bir enterasan durum çıkıyor okuyucunun karşısına: "Out of Africa" romanıyla ünlenen Danimarka'lı yazar Karen Blixen'in de keşfedip, "Ölümsüz öykü" hikayesinde uyguladığı, "Doğu Anlatım Biçimi" yani "öykü içinde öykü" şeklinde bir ifade tarzını kullanıyor S. Zweig...
Genel olarak "Doğu Anlatım Biçimi" diyebileceğimiz bu tarz anlatım, Batı Roman'ında kullanılan flaşbektençok farklı... Veya şöyle diyelim: Flaşbek, "Öykü içinde öykü öykü içinde öykü" biçimindeki anlatım bir versiyonu...
Zweig'ın bu eserinde de "Binbir Gece Masalları"nın anlatım biçimi, yazarın, Arjantin'e giden gemide karşılaştığı ilginç bir karekter nedeniyle karşımıza çıkıyor. Yazar, okuyucusuna bir gemi yolculuğu ve gemide yaşananları anlatırken, birdenbire enterasan bir doktor "tak"diye olaya karışıyor. Daha sonra, doktor öyküsünün, ne gemi yolculuğuyla ne de diğer insanlarla hiç bir bağlantısı yok. Bu 2. öykü, bizi bambaşka ve fantastik bir dünyaya götürüyor. "Bir satranç Öyküsü" aynen "Ve Şehrazat, Şehriyar'a demiş ki..." diye başlayıp, binlerce sayfa tutan hikayelerin anlatıldığı çizgiyi takip ediyor. Bu, aslında hoş birşey... Çünkü, bize ait ve değişik bir anlatımşekli kullanılıyor. Bu durum da, okuyucu "giriş, gelişme, sonuç" biçimindeki kuru ifade biçiminin tekdüzeliğindenkurtarıyor ve bambaşka dünyalara taşıyor.
Stefon Zweig, 1941'de Montaig ne üzerineçalışmaya başlar ve " Dünün Dünyası-Avrupa Anıları" adlı otobiyografisini kaleme alır.
Zweig 22 Şubat1942'de karısı Lotte ile birlikte intihar eder ve devlet töreniyle Petropolis Mezarlığına gömülür.
S.Zweig'ın başlıca eserleri: Gümüş Teller (şiir), Erika Ewald' ın Aşkı (4öykü), Denizdeki Ev (oyun), Kılık Değiştirmiş Komedyen (oyun), Yakıcı Sır (kısa öyküler), Avrupa'nın Kalbi, Koku (öykü), Amok, Bir Aşkın Öyküleri, Duygu karmaşası (öyküler), Yıldızın Parladığı Anlar, Beş Tarihsel Minyatür, Marie Antoinette, Vasat Bir Karekterin Portesi, Rotterdamlı Erasmus'un Zaferi ve Trajedisi, Kalbin Sabırsızlığı (roman), Bir Satranç Öyküsü (1942, Buenos Aires), Amerigo- Tarihi Bir Hatanın Öyküsü, Dünün Dünyası-Avrupa Anıları, Avrupa'nın Mirası, Kalvin'e Karşı Costellio veya Zobalığa Karşı Özgür Düşünce, Dünyanın Fikir Mimarları (3 Cilt).
Bir Satranç Öyküsünü kaleme alışı, Zweig'ın 60. doğum gününü kutladığı döneme rastlar. Zweig daha Salzburg'dayken satranç oynardı. Petropolis'e yerleşince, bir kitabı alır ve karısı Lotte ile "beyük ustalar"ın oyunlarını oynamaya başlarlar. Bu sırada, "Bir Satranç Öyküsü"nü yazma düşüncesi doğar.
S. Zweig, bu son nesir çalışmalarını "hariçte bir çalışma" olarak değerlendirir. Bu öykünün, birçok okuyucuya soyut geleceğini düşünüyordu. Fakat "Bir Satranç Öyküsü", yazarın en başarılı eserlerinden biridir. Konu evrenseldi: Zeki bir insan, vahşi zorbalığın eğemenliğine karşı, özgür kalmakta nasıl direnebilir?
Bir Satranç Öyküsü'nün finali, yazarın, 1942 yılı başlarındaki ruh halini yansıtır. Umutsuzluk içindeki Zweig, en sevdiği yazarlar olan Goethe, Homeros ve Shakespeare'de teselli arıyordu.
Okumak için bir şeyler ararken, tesedüfen Montaigne'in "Denemeler'ine rast gelir ve okur. Montaigne, ölüm karşısında özgür olmakistiyordu. Zweig da, Naziler'denkurtuluş için tek çare olarak ölümü görüyordu.
1942'nin 14 Şubat günü, karı- koca Zweig'lar Ernest Feder ile beraber, meşhur Rio Karnavalı'nı seyretmeye gittiler. StefonZweig, neşeli ve huzurlu görünüyordu. Rio de Jonerio'da karnavalın yapıldığı salı günü , "Singapur Olayı" ile gazete manşetlerini okudu: "Daha Fazla Direnmek Imkansız ! Ingiltere'de Derin Üzüntü!" Başka bir haberde de şunlar yazılıydı: "Süveyş Kanalını Hedef Alan Alman Hucumu, Libya'da!"
Zweig, bu manşetler karşısında geçirdiği şoku, çevresin- dekilere belli etmemek için boşuna uğraştı. Aniden, karnavalı seyretme isteği yok oldu, ve hemen karısı ile birlikte Petropolis'e döndü.
23 Şubat 1942 sabahı, Rua Gonselves Dias, 34, Petropolis adresindeki yatak odasının kapısı, öyleye kadar açılmadı.Bu durumdan şüphelenen hizmetçiler, polise haber verdiler.Yatak odasına giren polisler, sırtüstü yatan Stefanile elini onun göğsüne koymuş olan Lotte'yi buldular. "Veronal" adındaki ilaçtan almışlardı. Titizce düzenlenmiş masanın üstünde, pulları bile yapıştırılmış olan veda mektupları duruyordu. Ayrıca, Petropolis Vali-si'ne hitaben yazılmış, "Deklarasyon"başlıklı bir mektup vardı:
"Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce, son bir görevi yerine getirmeğe kendimi mecbur hissediyorum: Bana ve çalışmalarıma, böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya'ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün, bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve benim lisanım konuşulduğu dünya, bana göre mahvolduktan, ve manevi yurdumAvrupa'nınkendi kendisini yoketmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayıdaha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu.
Ama 60 yaşından sonra, yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi. Böylece, ruhsal çalışması, her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.
Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardındangelecek olan sabahınkızıllığını hala görebilirler!Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum."
Stefon Zweig ve karısı, işte bu son mektubu ve yazılmış yüzlerce sayfalık eserleri geride bırakarak hayata veda ettiler.
Intiharın derinlemesine incelemesine burada girecek değilim. Fakat gerek S. Zweig, gerekse bu şekilde dünyadan ayrılan Virginia Woolf, Jack London gibi sanatçılarda şunu gözlemlemek mümkün: Kişisel egoları çok güçlü. Ayrıca "umutsuzluk" olgusu hayatlarının son dönemine hakim. Bu ikisi bir araya gelince de,intihar kaçınılmaz oluyor.
???
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#5
Ynt: Edebiyatımızda erken gitmeyi seçenler

Zaman'ın her ayın ilk Pazartesi'si verdiği kitap zamanı ekinde bu konu işleniyordu, takip edenleriniz vardır elbet.Bahsi geçen ekte ilgili bölümleri okumuştum, açıkcası konuyu burada da görmek hoşuma gitti, teşekkür ederim bunun için.

Kişi için en değerli olan şey elbet candır.Canından vazgeçmek benim meczup tabiiatlı dediğim insanlara mahsustur.Bu tabiatlı insanlarda meczublukları şairlik olarak tezahür bulur.Dünyanın kendilerini anlamadıklarından dem vururlar.Nilgün Marmara Kızıltoprak'ta, denize ters yönde, bir çığlık bile atmadan kendini 6. kattan aşağı bırakır.Onun altını çizdiğim bir cümlesi var,diyor ki :

" Hayatın neresinden dönersen kârdır."

Yine bir şair araştırma görevlisi intiharından önce kalema aldığı mektubuna Nilgün Marmara'nın yukarıda verdiğim cümlesini de ekler.

Batı dünyasında intihar daha fazla görülüyor, bizde intiharı seçen insan sayısı ile onların ki çok farklı.Bunun bizim dini inancımızdan kaynaklandığını varsayıyorum.

Belki şairler bundan dolayı anlamsızdırlar belki anlaşılamadıkları için rahatsızlar.Zira insan bazan öyle hezeyanlarla karşı karşıya kalabilir ki bunu anlatma ihtiyacını şerha şerha duyar damarlarında ama gel gör ki hangi kelimeye sarılsa onu bu hezeyandan çıkarmayı bırakın biraz daha iter onu ikiliklere.Servet-i Fünuncuların anlayışı gibi yani.

Kelimeler bir araya geldiklerinde öyle bir dünya meydana gelir ki anlayabilene aşk olsun.Zira erken gitmeyi seçenler bu dünyanın kargaşasında kendine yer edinemeyenlerdir, çaresizlerdir, bir çıkış iktiza etmiştir, tek çıkış da bilinmeyendir,yani ölümdür diye düşünüyorum.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap