en sevdiğim şiirler

Katılım
13 Nis 2008
#61
Ynt: en sevdiğim şiirler

"Bütün bunların üstüne

Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

Can kuşum, umudum, canım sevgilim."

Erdem Beyazıt

Şiirn bu kısmı bile bir ömrü anlatmaya yeter.

Teşekkürler Mahşer...
 
Katılım
20 Nis 2008
#62
Ynt: en sevdiğim şiirler

afiyet olsun efenim :)

Çok zorlanarak okuduğum bir şiirdir.
Hani adamın boğazına bişiy tıkanırya onun gibi
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#63
Ynt: en sevdiğim şiirler

Şairler çok konuştu bu başlıkta, biraz sussunlar imdü, şair ruhlu arkadaşlar "en sevdiğim şiir" statüsüne dahil etmek için bir şiiri, şiirin nelerine dikkat ediyorsunuz, bugün en sevdiğiniz şiir yarın orta sevdiğiniz şiir oluveriyor mu ? yoksa "en"lerinizin sayısını bilmiyor musunuz ?

Şiir gibi yazıyor, konuşuyor derler bazı insanlar için, metinin başından girdiğinizde sonuna vardığınızı hissedersiniz bazen.Nedir bunun sırrı ? Şiirsel üslûba nasıl sahib olunur ? Şiir illa alt alta yazılan ve hiss yoğunluğu yaşatan satırlardan mı ibarettir ?


(bu arada nevakar hocam renginiz hayırlı olsun ;) )
 
Katılım
20 Nis 2008
#64
Ynt: en sevdiğim şiirler

Ben okuduğum şiirin hitlerim(adolf hitler değil) arasına girmesini o anki ruh halime olan hitabıyla alakalandırıyorum.
Çok yalnızken okuduğum "itten aç yılandan çıplak"(ahmet arif) şiiri. keyifliyken "öylede yatılmazki..."Orhan veli sereserpe) vb.. mısraları gönül teline olan rezonans miktarınca etkili oluyor.

Hani şöyle bir başlık olsa "sizi ençok etkileyen mısralar" belki ortaya harman bir duygusal izahat haritası çıkar.

Şu da çok ilginçki "hangi şiiri sevmiyorsunuz" başlığı olsa o başlıkta dolacaktır.

Ben şiiri "çarşambanın gelişi perşembeden belli olur" tarzıyla okuyorum . Çarşamba kısmı yani giriş sizi almıyorsa perşembeyi es geçiyoruz.
belkide balyoz perşembede dir :)

Şiirsel konuşmak değilde "muhataba göre belagat ve iyibir fesahat" anlaşılabbilirliği ve hitabeti dinlenebilir kılıyor görüşündeyim.

Ve en rahatsız olduğum nokta "şiiri aşk için,aşkı şiir için anlıyoruz"

Sizce bunun sebepleri nelerdir?
 
Katılım
13 Nis 2008
#65
Ynt: en sevdiğim şiirler

Teşekkür ederim UluğBey. Yakıştı bu renk bana.
Yine soru sormuşsunuz pek çok ...Sizden art arda sorulur geldikçe öğrencilerimin halet-i ruhiyesini daha iyi anlıyorum.Ben birbirini tamamlayan sorulurı art arda hızlı hızlı sorunca bazen öyle kalıverirler.Ben de kaldım.Biraz düşüneyim. Kendimi dinlemem lazım.
 
G

gülücüğüm

#66
Ynt: en sevdiğim şiirler

Mahşer' Alıntı:
Bir de baharlar bilirim

Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği

Anadolu bozkırlarında

İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru

Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen

Cesur otobüs pencerelerinden

Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen

Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında

Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının

Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken

Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
ne demeli ?
..
susmalı en iyisi.
 
Katılım
20 Nis 2008
#67
Ynt: en sevdiğim şiirler

SEKİZİNCİ BAP


26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLAR
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
ve
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E
BAKAN NEFER



Saat 2.30.

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık-tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Küzeydoğuda Güzelim-dağları
ve dağlarda tek
tek
ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
Akarçay belki bir akar su,
belki bir ırmak,
belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
ve kılçıksız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine girip
çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflâtun
kırmızı
beyaz
ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
haşhaşların arasından akar.
Ve Afyon önünde
Altıgözler Köprüsü'nün altından
gündoğuya dönerek
ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü'nü solda
ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp
gider.

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.

Saat 3.30.

Halimur - Ayvalı hattı üzerinde
manga mevziindedir.

İzmirli Ali Onbaşı
(kendisi tornacıdır)
karanlıkta gözyordamıyla
sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer :
Sağda birinci nefer
sarışındı.
İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.
Altıncı,
inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona «Deli Erzurumlu» derdiler.

Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim,
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.


Saat 4.

Ağzıkara - Söğütlüdere mıntıkası.
On ikinci Piyade Fırkası.
Gözler karanlıkta, uzakta.
Eller yakında, makanizmalar üzerinde.
Herkes yerli yerinde.
Tabur imamı
mevzideki biricik silâhsız adam :

ölülerin adamı,
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,
durdu boyun büküp
el kavuşturup
sabah namazına.
İçi rahattır.
Cennet, ebedî bir istirahattır.
Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
Cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.


Saat 4.45.

Sandıklı civarı.
Köyler.
Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
Çukurova beygiri
kuyruğunu karanlığa vuruyordu :
dizkapaklarında kan,
kantarmasında köpük...

İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
Geride, köylerde bir horoz öttü.
Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
ellerinin tersiyle yüzünü örttü.
Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan
bir başka horoz vardır :
baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
Düşmanlar herhal onu çoktan kesip
çorbasını yapmışlardır...

Saat beşe on var.

Kırk dakka sonra şafak
sökecek.
«Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak».

Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde,
On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu,
Darülmuallimin mezunu
Nurettin Eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak
konuşuyor :
-Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın :
«Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.»
Hayır,
gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair.
«Kim bilir belki yarın...»


Saat beşe beş var.

Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı :
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp
ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes mâcereda,
ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.


Topçu evvel mülâzımı Hasan'ın
yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi,
kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük,
öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
bütün ömrünü ve hâtırasını
ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu :
- Saat kaç?
- Beş.
- Yarım saat sonra demek...

98956 tüfek
ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün âletleriyle
ve vatan uğrunda,
yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve İkinci ordular
baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak
baktı saatına :
- Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz...

Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar :
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.

Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis :
Alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk frenk uşağı..
.

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak'ın ayağı.
Nurettin dedi ki : «Teselyalı Çoban Mihail,»
Nurettin dedi ki : «Seni biz değil,
buraya gönderenler öldürdü seni...»

Sonra.
Sonra, 31 Ağustos günü
ordularımız İzmir'e doğru yürürken
serseri bir kurşunla vurulan
Deli Erzurumluydu.
Devrildi.
Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı,
baktı karşıya.
Gözler hayretle yandılar :
önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
her seferkinden kocamandılar.
Ve bu postallar daha bir hayli zaman
üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
seyredip güneşli gökyüzünü
ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.

Sonra...
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden
ve Deli Erzurumlu ölürken kederinden
yüzlerini toprağa döndüler...

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
nalların,
ellerin
ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim...


Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...»>


Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik
ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...

Nazım HİKMET(Kurtuluş Savaşı Destanından)
 
Katılım
7 Haz 2008
#68
Ynt: en sevdiğim şiirler

Her Gönül Bir Tek Sevgiliye Müştaktır aslında...
Ne var ki kıblesi yanlıştır.
Bulunduğu sandığı şey gerçekte aradığı değildir.
Kimisi bir gözleri ahuya zebun,
Kimisi bir gül yüzü güzele meftun,
Kimisi bir ceylan bakışlıya mecnundur...
Bazısı dünyanın ağlamasına kanmış,
Bazısı mal-ü mülke aldanmış,
Bazısı da hayal alemini gerçek sanmıştır...
Oysa her birisi bir tek sevgili tarafından sınanmıştır...

SENAİ DEMİRCİ
 
Katılım
9 Tem 2008
#69
Ynt: en sevdiğim şiirler

SANA BAKMAK



Herşey yapılabilir

Bir beyaz kağıtla

Uçak örneğin, uçurtma mesela.

Altına konulabilir

Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için

Sallanan bir masanın.

Veya şiir yazılabilir

Süresi ötekilerden kısa

Bir ömür üzerine..



Bir beyaz kağıda

Herşey yazılabilir,

Senin dışında..

Güzelliğine benzetme bulmak zor,

Sen iyisimi sana benzemeye çalışan

Herşeyden:

Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.

Belki tabiattadır çaresi

Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..

Ve benim

Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..

Anlarım bitkiden filan

Ama anlatamam

Toprağın güneşle konuşmasını

Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla



Sen bana ışık ver yeter

Bende filiz çok..

Köklerim içimde gizlidir

Gelen giden, açan soran, bere budak yok

Bir şiir istersin

"içinde benzetmeler" olan

Kusura bakma sevgilim

Heybemde sana benzeyecek kadar

Güzel birşey yok



Uzun bir yoldan gelen

Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum

Yaralı yarasız sevdalardan geçtim

Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu

Herşeyi anlattım..

Olan olmayan, acıtan sancıtan..

Bilsem ki sana varmak içindi

Bütün mola sancıları

Bütün stabilize arkadaşlıklar

Daha hızlı koşardım

Severadım gelirdim

Gözlerinin mercan maviliğine..



Sana bakmak

Suya bakmaktır..

Sana bakmak

Bir mucizeyi anlamaktır..



Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır

Aşk sorgusunda şahanem

Yalnız kelepçeler sanıktır

Ne yazsam olmuyor

Çünkü bilenler hatırlar..

Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar

Bahçıvan değil tüccarlardır

Sen öyle göz,

Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı

Sen teninde cennet kayganlığı iken,

Sana şiir yazmak ahmaklıktır..



Bir tek söz kalır

Dişlerimin arasından

Ben sana gülüm derim

Gülün ömrü uzamaya başlar



Verdiğim bütün sözler

Sende kalsın isterim

Ben sana gülüm derim

Gül sana benzediği için ölümsüz..

Yazdığım bütün şiirler

Sana başlayan bir kitap için önsöz



Sana bakmak

Bir beyaz kağıda bakmaktır.

Her şey olmaya hazır

sana bakmak

suya bakmaktır..

gördüğün suretten utanmak..

sana bakmak

bütün rastlantıları reddedip

bir mucizeyi anlamaktır..

sana bakmak

Allah’a inanmaktır.

Ylımaz Erdoğan
 
Katılım
2 Ocak 2008
#70
Ynt: en sevdiğim şiirler

İşte böyle gideceksin
salına salına ardına baka baka
Kimi bekliyorsun da bakarsın ardina
Demezler mi adama?
Sen bir gurursuzu sevmedin ki güzelim
Ki gelsin ardından
O asilce sevdi ve asilce gitti
Yaptığını çekeceğinden kuşkun mu vardı da
Şimdi elem içinde ağlarsın
Görünen köy misali var mıydı gerek klavuza
Şimdi yerli yersiz ağlama vaktidir
Çevrene ne yapacağım diye sorma vaktidir
Alacağın cevabı ben söyleyeyim güzelim
Bilmiyorum diyecekler
Kimin gücü yeter ki zamanı geri çevirmeye
Öyleyse sen sadece susmayı dene
İlk gittiğin gibi güçlü sansınlar seni
Bu beni daha mutlu eder
Bir çaresizi mi sevmişim dememem için
Sen öyle olmasan da ve ben bilsem de
Sen güçlüymüs gibi yap
Şimdi hoşçakal deme zamani
Amma sen hoşça kalmayi haketmiyorsun ki
Sevmenin ve sevilmenin hakkini verebilenendir o
Sana söylenecek tek sözüm var
Bu ömrü sevgiye hasret Mecnun misali yaşaman dileğiyle...


Fatih YEŞİLYURT
 
Katılım
28 Tem 2008
#71
Ynt: en sevdiğim şiirler



Seviyorum Suskunluğunu

Seviyorum suskunluğunu, sanki sen
yokmuşçasına burada
duyarsın beni uzaktan, dokunmaz sana sesim.
Uçup gitmiş gibi gözlerin
ve ağzın bir öpüşle mühürlenmiş.

Seviyorum suskunluğunu, çok uzakta
görünüyorsun
Sanki yas tutuyorsun, kumrular gibi cilveleşen
kelebek benzeri.
Uzaklardan duyuyorsun beni, ulaşmıyor sana sesim.
Bırak da varayım dinginliğine sessizliğinde.
Ve konuşayım sessizliğinle
bir lamba gibi parlak, bir yüzük gibi yalın.
Gece gibisin, suskunluğun ve takım yıldızlarınla
Yıldızlarınki gibidir sessizliğin, öyle uzak, önyargısız.

Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada
uzakta ve hüzün dolu, sanki ölmüşsün gibi.
İşte o zaman bir sözcük yeter
Uçarım, uçarım sevinciyle yaşadığının.

Çeviri: Ergin Koparan

Pablo Neruda
 
Katılım
27 Mar 2006
#72
Ynt: en sevdiğim şiirler

söylesem ah söyleyebilsem derdimi
mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
göreceksin seninle dolu
desem, diyebilsem ki seviyorum seni
çılgınca aşığım sana
ama demem, diyemem
çünkü aramızda dağlar, denizler
ve benim o kahrolası gururum var
bu böyle sürüp gidecek
sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
sana asla...
çünkü aramızda dağlar denizler
ve benim o kahrolası gururum var

Victor Hugo
 
Katılım
2 Ocak 2008
#73
Ynt: en sevdiğim şiirler

HAZAN BAHÇELERİ

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

YAHYA KEMAL BEYATLI
 
Katılım
27 Eki 2007
#74
Ynt: en sevdiğim şiirler

DESEM Kİ ...

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır ,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor ,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini ,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim ,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını ,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm ,
Sende tattım yemişlerin cümlesini .

Desem ki sen benim için ,
Hava kadar lazım ,
Su kadar mübarek ,
Nimettensin ,nimettensin !

Desem ki ...
İnan bana sevgilim inan ,
Evimde şenliksin , bahçemde bahar ,
Ve soframda en eski şarap .
Ben sende yaşıyorum ,
Sen bende hüküm sürmektesin .
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini ,
Rüzgarlarla , nehirlerle, kuşlarla beraber .
Günlerden sonra bir gün ,
Şayet sesimi fark edemezsen ,
Rüzgarların , nehirlerin , kuşların sesinden ,
Bil ki ölmüşüm .
Fakat yine üzülme , müsterih ol ,
Kabirde böceklere ezberlettim güzelliğini ,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede ,
Hatırla ki mahşer günüdür ,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum ...

Cahit Sıtkı TARANCI
 
Katılım
20 Eyl 2008
#75
Ynt: en sevdiğim şiirler

hamza kutluay' Alıntı:
DESEM Kİ ...

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır ,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor ,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini ,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim ,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını ,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm ,
Sende tattım yemişlerin cümlesini .

Desem ki sen benim için ,
Hava kadar lazım ,
Su kadar mübarek ,
Nimettensin ,nimettensin !

Desem ki ...
İnan bana sevgilim inan ,
Evimde şenliksin , bahçemde bahar ,
Ve soframda en eski şarap .
Ben sende yaşıyorum ,
Sen bende hüküm sürmektesin .
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini ,
Rüzgarlarla , nehirlerle, kuşlarla beraber .
Günlerden sonra bir gün ,
Şayet sesimi fark edemezsen ,
Rüzgarların , nehirlerin , kuşların sesinden ,
Bil ki ölmüşüm .
Fakat yine üzülme , müsterih ol ,
Kabirde böceklere ezberlettim güzelliğini ,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede ,
Hatırla ki mahşer günüdür ,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum ...

Cahit Sıtkı TARANCI
Bu şiiri ben de çok seviyorum. :) Teşekkürler Hamza paylaşım için. :)
 
Katılım
20 Eyl 2008
#76
Ynt: en sevdiğim şiirler

Samanyolu ve Şiir
Ateşle oynadığım günler,
Daha, yağmur sonraları filan değil;
Rüzgârların padişahı benim,
Es dersem eser,
Yıldızların padişahı benim,
Sus dersem susar;
Ninemin dilinde, "Arap Kızı" güzelleşir,
Alev alev, uzun kış geceleri
Dinlediğim uzun masallardı şiir.

Sonra başka rüzgârlar, başka türküler
Ve durup dururken yağmurlar,
Kesilecek diye aklım gider.
Sen çıktın karşıma yağmur güzeli,
Oysa yalnız masallardaydı keder.
İlk açılan pencerenin altında
Bıraktığım sırılsıklam geceler
Belki rüyalarınla birleşir,
Belki rüyalarda şiir.

Hoşçakalın şehirler, evler
Hoşçakalın dost ışıklar, pencereler
Beni denizler çağırıyor mavi mavi,
Yalanım varsa taş olayım
Beni ırmaklar çağırıyor, sahi.
Yıldızlarla görülecek hesabım var
Ben Samanyolu'na gidiyorum.
Hoşçakalın çobanlar,
Nerdeyse birazdan orta ışır
Hoşçakalın, aydınlığa dayanamaz şiir.

Ama karşıda kutup yıldızı,
Çoban ateşleri çoktan sönmüş
Ne çoban var ne çoban kızı,
Samanyolu bir düş;
Arada yıllardan bir uçurum
Çaresiz, masal ülkelerinden
Yeryüzüne dönüyorum:
Bir tekne sularla haşır neşir
Sen nerdesin şiir?

İşte ikiye bölünmüş bir dünya
Başka rüzgârlar, başka türküler,
Ateşle oynuyor insangiller
Düşen cemre filan değil suya
Korkular, korkular, Korkular...
Artık baharlar gelmeyecek dünyamıza
Bütün kapılar kilitli,
O sihirli anahtarı çevir
Umudum bir sende kaldı şiir.
Mustafa Necati Karaer


Şiirin konusunu; çocukluk ve gençlik yıllarından olgun yaşa geçerken duyulan hisler, dış aleme bakış tarzı, hayal ile gerçek arasındaki çatışma teşkil ediyor. Bu üç devirde de üzerinde durulan, adeta şairin hayat gayesini teşkil eden bir şey var: O da şiir.
 
Katılım
5 Ara 2008
#77
Ynt: en sevdiğim şiirler

Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer
Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber.

Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;
Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu.

Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,
Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü.

Çok şey bilen diyor:'Gidecek her gelen nesil
Ey sade-dil Bu bahsi hayatında böyle bil

Hiç durmadan, hayat öğütür devreden bu çark,
Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark.

İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.

YAHYA KEMAL BEYATLI
 
Katılım
20 Eyl 2008
#78
Ynt: en sevdiğim şiirler

Korku
Bir yolcu bekliyorum
Nasıl da hasretliyim
Adı neydi unuttum
Yıllardır kederliyim

Bir yolcu bekliyorum
Bilmiyorum nereden
Belki bir meltem gibi
Esiverir göklerden.

Ne kadar zaman geçse
Ümit kesmedim Hak'tan
Fısıldanır belkide
Bir sihirli dudaktan.

Bir yolcu bekliyorum
Rüyalarım dolusu
Sarıyor her yanımı
Ya gelmezse korkusu...
Kemal Kaplancalı

Şiirde bir bekleyiş havası var. Herkes her yerde birilerini ya da birşeyleri bekler ama beklenilen genellikle bilinen birşeydir. Bilgi, geleceği sırlı ve korkulu olmaktan çıkarır. Fakat "Korku" şiirinde beklenilen hakkında pek bir şey bilinmiyor "enterasan" ama çok güzel bir şiir. :)
 
Katılım
5 Ara 2008
#79
Ynt: en sevdiğim şiirler

Gece inerken söner perde perde grubun rengi
Derken başlar semada saltanat
Ben ağlarım gülerken

Mehtap uyanmış, seyr-ü sefada yıldızlar
Siyaha yanmış, bende fasıl fasıl dert
Ah o ne zalim bir yarmış

Çalsın sazlar çalsın bu gece alaturka başlasın
Vur usta tamburun tellerine hanendeler çağlasın

Penceremden geçer sandallarla sevdalılar hercai
Çınlar gökkubbede aşkın şahane saz semai

Valla mehtab uyanmış... seyrü safada yıldızlar... Siyaha da yanmış.. Bende fasıl fasıl dert ah.. O ne zalim bir yarmış?

En faynıliiiiii.. Kader böy ley miş!

şarkı olarak daha çok sevsemde yalnız sözleri bile çok güzel
 
Katılım
20 Eyl 2008
#80
Ynt: en sevdiğim şiirler

Onlar
Sustuk sabırla, herşeyi söylettiler bize.
Sevdikçe, nefret etmeyi öğrettiler bize.

Bir silkinişte ülkeye peygamber oldular,
Çektik, bütün günahları yüklettiler bize.

Bin bir düzeyle saygıyı, imanı öldürüp,
İnkârı, kini, şüpheyi devrettiler bize.

Kaynarken ortalıkta cehennem kazanları,
Cennet, barış masalları dinlettiler bize.
Mehmet Çınarlı
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap