Eski Türk Kadınları ve Biz

Hikmet

Terliklerimle...
Katılım
16 Eyl 2009
#3
Benim de, 15 sene okul köşelerinde yatıp kalkan bir kız evladını evlendikten sonra da evde oturtamazsınız'ım burada dursun belki lazım olur.
 
Katılım
5 Ağu 2018
#4
Kadın illa çalışmak için mi okur veya okumalıdır?
Yoksa “evde oturtamazsınız”dan kasıt ev işi+çocuk dışında kadının başka şeyler “üretme”si midir?
İkinci ise kesinlikle katılıyorum:)
 

Hikmet

Terliklerimle...
Katılım
16 Eyl 2009
#5
Kadın illa çalışmak için mi okur veya okumalıdır?
Yoksa “evde oturtamazsınız”dan kasıt ev işi+çocuk dışında kadının başka şeyler “üretme”si midir?
İkinci ise kesinlikle katılıyorum:)
Yani o dışarıya alışmıştır. Ev onun doğal alanı değildir artık. Doğal alanı olmayan ortamlarda bulunmak zorunda olması hasebiylen...
Ayrıca neden bir kadına kocasına hürmet etmesi ve çocuğuna iyi eğitim veriyor olması dışında elle tutulur gözle görülür bir üretim yapması gerekiyormuş gibi bir baskı oluşturuyoruz? Mesela ne üretelim? Doğum günlerine pasta mı yapalim? Babyshower lara poposunu kalkmış bebek şeklinde sabunlar mı yapalım? 250 liralık paspaslar mı yapalım? Farmasi mi satalım? Hat mı yazıp satalım, ebru mu yapıp gösteriş yapalım? Evlerimizi muzahrafatlarlar mı dolduralim? Meal mi yazalım, hocalık mı taslayalım?...
İnanın ben bir şey yapamıyorum.5 senelik ev hanimlığı 15 senelik okul hayatından 15 kat daha çok şey katıyor insana. Bildiğim bir şey varsa o da birazcik bir şey bildiğimdir.
 

Hikmet

Terliklerimle...
Katılım
16 Eyl 2009
#6
Yani horantama Allah için hizmet ediyor olmam neden yetmiyor? Hizmet idrak arttırır'a neden inanmıyoruz? Neden?
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#8
@Hikmet harika yazdıkların.
biz nere eski kadınlar nere vallahi ellerine su dökemeyiz.mustesna birkaç kadın tanıdım hakikaten "çok güzel kadınlardı"hakikaten "kadınlardı"
Evde oturan, tabiri caiz ise mahlukat var evin içinde ...dışarda çalışan ise sırtlan.
Kadınlığı portmantoya asılı bir kıyafet zannedeli çok oldu.
Birde annelik var meslekmiş gibi düşünenler.
 
Katılım
26 Nis 2007
#9
Sonuç olarak kızları okutmayalım mı, nedir mevzu? Haklı bir tespit oturtamayabilirsiniz. Oturtmak zorunda mısınız? Mesele evde ya da dışarıda olmak mıdır? Allah için hizmet etmenin cinsiyeti var mıdır? Allah için hizmet etmenin imkanı var mıdır? Burada sadece @Hikmet 'e hitaben yazmıyorum, onun söylediklerinin empoze edilen güçlü kadın imajıyla ilintili olduğunu anlıyor ve belli noktalarda haklı buluyorum ancak bu meselede genelde takım tutar gibi taraf tutuluyor. Niye dışarıda çalışan sırtlan olsun efendim? Sırtlan evde de var dışarıda da. Hem ürüyor da bu sırtlanlar, demek ki tek cinsiyetli değiller. Bütün gün sırf daha yukarı daha yukarı ve daha yukarı çıkmak için koşturan, birbirinin kuyusunu kazmaktan çekinmeyen, paraya ve güce "tapan" beyler neye hizmet ediyor da bir tek kadınlar dönüşüyor? Eski kadınlar çok mu iyiydi bilmiyorum, yeni kadınlar çok mu kötü onu da bilmiyorum. "Evlatlarınızı kendi içinde yaşadığınız günlere göre değil, onların yaşayacağı günlere göre yetiştirin" diyen Hz. Ali (r.a.) Efendimiz'i hatırlayarak; devir topyekun değişti, değişecek. Erkeği de kadını da değişti ve değişmeye devam edecek. Huzur dolu biricik yuvaların örneğinden ideal kadın-erkek modeli üretilemiyor. Kültürün, edebiyatın, sanatın kadını hep çok güzeldir. O bizim tanıdığımız eski güzel kadınlar hep çok çekmiştir. Çekmiştir, çektiğinden şikayet etmemiştir. Tam bu kıvam böyle iyidir, aman ses etmesindir. İçki tüm kötülüklerin anasıdır. Kadın içki değildir. İslam düşüncesinde değişmeyen temel erdem adalettir. Adalet bütün renkler hızla kirlenirken yarışı kazananın olmamasıdır.
 

Hikmet

Terliklerimle...
Katılım
16 Eyl 2009
#10
Taraf tutmak değil hocam. Tam da içinde bulunduğum durumdan yakınmak belki biraz. Mevzu çok derin. Aman kesinlikle okumasınlar, asla çalımasınlar da değil. 80lik nenelerin bile 'aman kızım çalış kendi ayaklarının üzerinde dur' diyecek hale ne ara geldikleri. Niye kuran sünnet dururken taa hz ali'nin sözünü mihenk taşı edelim? Evlerinizde oturun derken Allah, Allah için hizmet ediyorum diye sokaklarda dolanmanin alemi? Eğitim hocası ilahiyatta şöyle bir şey demişti 'hem para kazanacaksınız hem de allahın rızasını' böyle bir şey mümkün mü Allah aşkına?
İşte o analar nasıl evde oturulması gerekiyorsa öyle otursaydı ve evlatlarına doğru düzgün temel eğitimi verseydi, ne o erkekler dışarıda nasıl para kazanması gerketiği konusunda tereddüte düşer, ne de kızlarımız hanımlık kimliğini yitirir ve ne de eline çocuk verilince de neye uğradığını şaşıŕırlardı.
Hocam evli misiniz bilmiyorum ama erkek tek başına ev geçindirmeye kanaat getiremeyince (neden?) çalışan kız istiyor. Analar oğullarına kıyamıyor çalışan kız arıyor. Böyle düşünecek hale ne ara geldiğimizden bahsediyorum. Para para para para... Şimdi tüm ananeler babaneler torun bakıyorlar. Allahın annesine emnanet ettiği çocuğa babane bakıyor, babanenin kaynanası muhtaç evde hasta yatıyor, bizimki torun bakıyorum diye sorumluluğunda olan kaynanaya bakmıyor?
Allah benden bilmem herhangibir yerdeki bir topluluğa neden gidip bir şeyler öğretmedin, benim için orda burda neden hizmet etmedin diye sormayacak... sormayacak. kocamın hakkını, çocuğumun hakkını, evimin hakkını, anne babamın hakkını, komşu hakkını vs.. soracak. İnsan hem anne hem başka bir şey olamıyor hocam.
Çok dindar bir insan değilim. Bu saatte de teheccüde filan kalkmadım. Sadece yap denilen şeylere deģil de yapma denilen şeylere odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Ekstra namazlar ekstra oruçlar değil de... bi temelde ne olmamız gerekiyorsa öyle olmaktan bahsediyorum.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#11
Söylediklerime mukabil açık olarak belirtmek gerekirse kadına ve erkeğe "laf"söylerken içim titriyor.kadına laf söylerken daha da fazla .söz söyleme makamı değil söylenen makam olduk.belirtmem gerekir ki evin içinde ki "mahlukat"dışardaki sırtlandan daha tehlikeli.çünkü sırtlan şekil itibari ile hatları belli olduğu için tavrınızı savunmanızı vehayut avanızı daha rahat saklayabilirsiniz.mahlukatın şekli düşünce sistemi yapabilecekleri belli olmadığı için sizi savunmasız bir halde yakalayabilir.kadın yaratılış hali ile sonsuzluğa muhattap değil bir erkeğin varlığından yaratıldı.bu kadının eksikliği değil "tamamlayıcı"unsur oluyor.sözlerimin vay kadın şöyleymiş diye çekilmesini istemiyorum.bir bize anlatılan kadının halini vurgulamaya çalışıyorum.kadın latiftir.kırılmaya erkeğe nazaran daha elverişli dışarda fazla haşır neşir olduğu için fıtratı kırılan.emeklilik gün sayım bitmiş yaş sınırını bekleyen olarak konuşuyorum.ömrüm ev dışında her yerde doldurmuş ilk kez ömrümde bu kadar uzun süre evde oturan bir kadın olarak konuşuyorum.kadının dışarda hattinden fazla insan ile muhattabı şeklini değiştiriyor.iş kadını, ev kadını ,sokak kadını eee nerede bu kadının asıl yeri sualine yer bir bırakmayan bir zaman dilimi.işte ayrı bir karakter.evde varsa çocuk anne,kocasına hanım,evini temizlemeye çalışan,yemek yaptığında iki günlük yemeğini hazır bulundurmaya çalışan,evi sürekli derli toplu tutmaya çalışan.ellerine sağlık dedirtmek için kurabiyelere çırpıcı ile şekil verip üzerine fındık koyan kadını anlatmaya çalışıyoruz.dışarda sırtlan başkasının avını çalan olduğu için yetiştiremediği erkek evladı da sırtlanlaşıyor.asıl olanı konuşmadığımızdan aslı olmayanla iş götürüyoruz. Devam edicem yazmaya yapmak zorunda olduklarımı yapayım.
Niyeti nasıl alayım?
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#12
Olmayan ile muhattap.halimiz budur.cinsel ayrımcılık yeni çıkan altını üstünü daha dolduramadıkları pozitif ayrımcılık.muhattabımız hiç bir zaman aslı olamadı.nasıl olmamalı diye çok konuşuruz peki nasıl olmalı.kadın erkek ve çocuk.Neslihan hanımefendinin yazısı bir daha bir daha bir daha okunmalı.ilk önce anlamalıyız.genelleme mi yapılıyor bir zümreye mi ait söyleniliyor.vurgu mu var.altımı çiziliyor.ne yapıyor.hakikaten biz ne yapıyoruz.derdimiz ne bizim.daha önemli sual "dert"sahibimiyiz.bugün günlerden çarşamba gibi mi?hep gibideyiz.ha bu gibi sözü kadın,kadıncık,kadına benzeyen.kadından uzaklaşıp erkeğe benzeyen.yarışan ayakda işemek için aletler yapılan kadınlardan bahsedelim.sırtlan de çakal de fettan de herşey dedik.eee kadın nerede.çok çeken kadın zümresi.ha işte o kadınlar analarımız.ben çok çektim kızım çok çekmesin diyen analarımız.söyletmeyin beni.kadınınız da erkeğiniz de mübarek olsun.
 
Katılım
20 Haz 2018
#14
Olaya bir de Selma Ülger'in "Aile Evden Gidiyor" adlı kitabındaki düsünceleriyle bakalım.Neticesinde aklın yolu birdir gereğince ortak bir mevkide buluşalım:)İyi okumalar :)

_20181121_135059.JPG



_20181121_135120.JPG
 
Katılım
20 Haz 2018
#15
Bu da Dr.Tarhan'ın bakış açısıyla:

Prof. Dr. Tarhan, “İyi çocuk yetiştirmek ve annelik yapmak iyi bir fabrika kurmaktan daha kıymetlidir. Anneliği bu yüzden en önemli meslek olarak görmek gerekiyor. Ev hanımlığını küçültmek, psikolojik olarak yapılan bir savaş taktiğidir”


_20181121_134501.JPG
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#16
Bütün bu anlattıklarınız bir tercih miydi?
Güzel sual.bilmiyorum hangi seçenekler sunulduda yeğlediler.söylenirken içimi titretende bu.
Islah olmuş dereleri düşün insanların attığı artıklar ,taşlar,yosunlar,dal parçaları,paçavralar ama akan içindeki içme suyu.bu suyun temiz olduğunu kabul edip içilir mi?yoksa evde çeşmeden akan su mu içilir?
Bilemiyorum.bilmemem içimi titretiyor.
 
Son düzenleme:
Katılım
26 Nis 2007
#17
Eğitim hocası ilahiyatta şöyle bir şey demişti 'hem para kazanacaksınız hem de allahın rızasını' böyle bir şey mümkün mü Allah aşkına?
Evet tam olarak böyle bir şey mümkün bence, insanın neyi ne için yaptığı da ne yaptığı kadar önemlidir. Aynı işten aynı parayı kazanan iki insandan biri Allah rızasını da yanına alırken, diğeri cebi dolu eli boş olabilir.

İşte o analar nasıl evde oturulması gerekiyorsa öyle otursaydı ve evlatlarına doğru düzgün temel eğitimi verseydi, ne o erkekler dışarıda nasıl para kazanması gerketiği konusunda tereddüte düşer, ne de kızlarımız hanımlık kimliğini yitirir ve ne de eline çocuk verilince de neye uğradığını şaşıŕırlardı.
Nasıl evde oturulması gerekiyorsa öyle oturan (bu nasıl bir şey bilmiyorum) anaların çocukları kendileri gibi olmadı, demek ki mesele anaların evde oturmasının ötesinde bir şeydi. Çocuk eğitimi sadece annenin sorumluluğunda olan bir şey değildir. Bir çocuğu annesi, babası, akrabası, komşusu, içinde yaşadığı şehri, ülkesi birlikte yetiştirir. Tam da bu nedenle "Avrupalı kadınlar çocuklarını özgür bırakıyor, küçücük çocuk kendi kendine karşıya geçiyor bizimkiler de eline yapışıyor" gibi eleştirileri saçmadır mesela. Çünkü o çok makbul Avrupalı anne çocuğunun elini bıraktığında kırmızı ışıkta arabanın durduğu, yaya geçidinde bekleyen insan gördüklerinde bütün arabaların beklediği bilgisine verili olarak sahiptir. Buradaki anne de çocuğunun başına sokakta hemen her şeyin gelebileceği ihtimalinin bilgisine. Demek ki anne, tek başına ne her şeyin sorumlusu ne de güç yetirebileni. Bu düşüncenin son zamanalrda gittikçe artan bir şekilde benimsendiğini ve bunun tabiri caizse 'manyak' anne modelini ürettiğini düşünüyorum. Tam olarak bu nedenle, kadın evde otursaydı bunlar olmazdı düşüncesiyle, çocuğundaki, ailesindeki her türlü sorunun müsebbibi olarak kendisini gören, bunu açıkça ifade etmese de derinlerde bir yerde bu suçluluğu hisseden kadın, hem çocuğunu hem kendisini boğan garip bir yarışın içerisine giriyor.

Bu tartışmaların arkasındaki en problemli nokta kadının bir zamanlar evinde oturuyor olduğu fikridir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında dahi nüfusun %80'inin tarımda çalıştığı bir toplumdan bahsediyoruz. Tarım toplumunda bildiğiniz üzere cinsiyet yoktur. Hane mensuplarının tamamı, kadın-erkek-çocuk farketmeksizin tarlada bahçede çalışır. Ailelerin çoğunun geniş aileden oluştuğu bu yapııda, şu anda örtük bir biçimde kabul edildiği gibi büyük oranda çocuğa bakan anne değildir. Yine babannedir. Çünkü anne tarlada, ahırda, ağılda, mutfakta kısaca varolduğu her yerde çalışır. Kadının çalışmama lüksüne sahip olduğu aileler eşraf aileleridir, kentli burjuvalardır ki bugün de ev hanımlığı çoğu zaman gayet lüks bir şeydir. Bu lükse sahip olanlar dışarıda bir işte çalışmak yerine hobilerle, derneklerle, gezilerle vs. ev dışı faaliyetlerini sürdürür. Gönül isterdi ki herkes bu lükse sahip olsun ama değil.

Hocam evli misiniz bilmiyorum ama erkek tek başına ev geçindirmeye kanaat getiremeyince (neden?) çalışan kız istiyor. Analar oğullarına kıyamıyor çalışan kız arıyor. Böyle düşünecek hale ne ara geldiğimizden bahsediyorum. Para para para para... Şimdi tüm ananeler babaneler torun bakıyorlar.
Bu özünde kadının çalışması meselesinden bağımsız ve tamamen haklı bir soru. Ben de bu meselenin cinsiyeti olmadığından bahsederken aynı şeyi ifade ettim. Zamanın erkeğini de kadınını da kapsayan topyekun bir dönüşüm bu. Bu da 35-40 yıllık bir hikaye, derin mevzu, ayrıntılarına girmek istemiyorum. Ancak artık çalışan kadın isteyen erkekler, o kadınların aynı zamanda manken gibi olmasını, makyajla özdeşleşmiş bakımının eksik olmamasını, birlikte dolaşırken 'görüntü itibariyle' hanımıyla gurur duyabilmeyi vs istiyorlar. Tam da işaret buyurduğunuz üzere anneleri de böyle istiyor. Hatta çoğu zaman anneler bu bakımlı manken gelinlerinin öğretmen olmasını bekliyorlar ki tam gün çalışmayıp evi çekip çevirmeyi ihmal etmeyen gelinleri, yaz tatilleri ve ücretsiz izin gibi imkanlarla torun verme vazifelerini de hakkıyla yerine getirebilsinler.

Güzel sual.bilmiyorum hangi seçenekler sunulduda yeğlediler.söylenirken içimi titretende bu.
Islah olmuş dereleri düşün insanların attığı artıklar ,taşlar,yosunlar,dal parçaları,paçavralar ama akan içindeki içme suyu.bu suyun temiz olduğunu kabul edip içilir mi?yoksa evde çeşmeden akan su mu içilir?
Bilemiyorum.bilmemem içimi titretiyor.
Kısaca ifade etmek istediğim şu, dışarıda çalışan ve evde çalışan kadın arasındaki bitmek bilmeyen bu kutsallık çekişmesinde bir taraf değilim. Kadınların eğer ellerindeyse kendi hayatlarına karar vermek için en az erkekler kadar aklını kullanabilme yetilerinin olduğuna inanıyorum. Benim için insan insandır. Esfeli safilin mi yoksa ahsani takvim mi olduğu cinsiyetinden ve mekanından bağımsızdır. Bir kadın evde kalmayı tercih edebilir, saygı duyarım ve varsa daha iyi bir anne olma çabasını takdir ederim. Bir kadın dışarıda çalışmayı tercih edebilir, saygı duyarım ve varsa daha iyi bir anne olma çabasını takdir ederim. Çünkü annelik ve babalık sadece çocuğunun yanında olup ona verdiğin talimatlarla yürümüyor. İnsan ancak kendisini yetiştiriyor. Efendimiz (s.a.v.)'e yeni doğmuş bir çocuğu getirip nasıl yetiştirelim diye sorduklarında "geç kalmışsınız" diyor, "eğitim anne karnında başlar". Biz nerde olursak olalım, kendimizi yetiştirmeye bakalım. Nerde olursak olalım kadın-erkek farketmeksizin sınırlarımızı korumaya bakalım. Sınırları sadece hanımlar korumak zorunda olduğunda, asansörde halvet fetvası, erkeklere bir hanımla denk geldiğinizde inip bekleyin/müsade edin önce onlar kullansın demek yerine, halvet söz konusu olur dolayısıyla kadınlar kullanmasın noktasında kalmaya devam eder.
 
Katılım
28 Ara 2007
#18
Hikmet'li sözler..
 

Hikmet

Terliklerimle...
Katılım
16 Eyl 2009
#19
@ferahsan hocam Allah razı olsun vakit ayırıp yazmışsınız gerçekten.. çokta farklı düşünmediğimiz kaanayindeyim. Ama şu an bulunduğumuz durumlar ve cinsiyet farklılığımızdan dolayı da hassasiyetlerimizin farklı ölçülerde olduğunu düşünüyorum. Ben de inanın çalışan çalışmayan diye ayırt etmek istemiyorum. Ama bir şekilde o tarafa doğru kayıyor mesele.
Çok idealist arkadaşlarımı biliyorum, zamanında da o allah rızası/para meselesini tartıştığımız. Şimdi hiç öyle dertlerimiz yok alacağımız paraya bakıyoruz kafasındalar. Yakınımda da iki insan öyle. Yani para ilk baştaki niyetin salihliğini zaman gectikçe yok eden bir şey benim için. Bunun farkına varmalı insan. Niyetini her an kontrol etmeli.
Doğru düzgün evde oturma meselesi de, gezmelere gözaydınlara gitmek zorunda hissetmeden, bir giyindiğini bir daha giymeme derdine düşmeden, kalpleri birbirine yakınlaştıran hediyeyi alışveriş haline getirip hatta kalplerde olumsuz hisler bırakmadan, çocuğunu başkalarıyla karşılaştırmadan, kocasına sırf kafası saçma sapan bir şeye takıldı diye haftada iki kez en az surat asmadan vs.. oturmaktan bahsediyorum.
Mesela keşke ben okurken çalışmayacağım dediğimde ailedekiler akrabalar telaşa düşmeseydi bu kızı kim alacaksa diye... ya da üniversite sınavına girerken aman kızım sakın başını açmamazlık etme yanar sınavın demeselerdi de, gözetmenlerin ikisinin de edebiyaçı olduğunu anladığımda kapşonumla girdiğim sınavın sonuçları açıklanana kadar burnumdan kanlar gelmeseydi her gün... bazı değerli şeylerden daha önemli olmasaydı bazı değersiz şeyler. Bu biraz da derdim.
Ama teşekkür ediyorum... böyle güzel açıkladığınız için. Evet bir sürü farklı durumlar var ve ne olursa olsun önemli olan insanın kendini bilmesi.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#20
Ama şu an bulunduğumuz durumlar ve cinsiyet farklılığımızdan dolayı da hassasiyetlerimizin farklı ölçülerde olduğunu düşünüyorum.
ben ise ferahsanın kendisine annelik rolu biçilen kadının tepkisince konuştuğunu düşünüyorum. erkek olarak kadın meselesine girmek istemiyordum -ki dahil oluşum kadının erkek üzerindeki tesirine bir misal ile olmuştu. bakınız melek ve ejderha- ama nefsi müdafaa hakkı diye bir şey var. :)

savruk gideyim:

evet ferahsan ile aynı kanaatteyim. ne bakımdan? Allah rızasını pazarda kazanmak mümkün. niyet ile pekala mümkün. tabii hikmetin dediği gibi "niyeti tazelemek" meselesini atlamadan. kolay demiyorum ama mümkün. buradaki incelik gerektiren iş ise erkek ve kadın olarak bu niyeti ifsad edecek unsurlarla doğru/düzgün muhatab olmanın yolunu bulmak.

hayır ferahsan ile aynı fikirde değilim. ne bakımdan? "Çocuk eğitimi sadece annenin sorumluluğunda olan bir şey değildir." dediği için. daha bir kaç gün önce yeni şafak yazarı fatma hanım bu cümleyi nazarımıza sundu. hem de bir kadın olarak. kadın yani cins-i latif olarak. şahsi kanaatim bu cümle "anne" olan bir kadından sudur etmemesi lazım gelen bir kabalığı içinde ihtiva ediyor. kadının anne olması halvet ve neticesinde doğurmak ile mümkün. her anne kadındır amma her kadın anne değildir. potansiyel taşımak ile potansiyelin ortaya çıkması ayrı şeydir (bilkuvve/bilfiil meselesi). daha anne olmak lütfune ermemiş biri bu cümleyi kullanırsa çok dert etmem zira "anne"lik nedir bilmiyordur. buna mukabil anne olmak lütfuna ermiş kadının bu cümleyi istimalini yakışıksız ve sevimsiz bulurum? yine ne bakımdan? bir annenin evladına, kocasına ve en önemlisi kendine yani anneliğine yani kadınlığına dolaylı yoldan "senin eğitimin yalınız benim sorumluluğumda olan bir şey değil. babanın da sorumluluğu var. şu halde sende çıkacak marazların sorumluluğu tek başıma benim sorumluluğum değildir." deyu ünlemeyi zımnen ihtiva etmesi bakımından. bırakınız cinsiyeti felan insani değildir bu ünleyiş. zahirde sorumluluktan bahsedip hakikatte "sadece benim hatam değil"in güzelce giydirilmiş halidir. "ya hu adam! ne saçmalıyorsun. bu cümleden bu manayı nasıl çıkartıyorsun?" denilirse şayet derim ki: mezkur sözün çıkış noktası kadına giydirilen "annelik rolü"dür de ondan. yani kadın "ne münasebet efendim? yalınız anne olmak zorunda mıyım? yazar şair mühendis pilot yönetici olmak hakkı ne için annelikten ötürü elimden alınsın? ne yani anneyim diye bütün bunlara dair "hareket" etmek hakkım yok mudur?" ünlemesinden sonra yahut bu manaya gelecek cümlelerden sonra istimal ediliyor da ondan. anne olmayan bir kadını bu ünleyişte mazur hatta belki makul bile görmek mümkünken "anne" olmuş kadının kocasının gözünün içine baka baka bunu demesini ise tekrar ediyorum yakışıksız ve sevimsiz bulurum. bunu erkekçe söylemiyorum. bir annenin evladı olarak söylüyorum. annemden değil bu tarz cümleler duymak bu manaya gelen bir hareket dahi görmemiş olan biri olarak söylüyorum.

hiç birinizle aynı fikirde değilim. ne bakımdan? kadının anneliğinden yahut başka rollerinden bahsederken doğurduğu çocuğun ıskanlanması hatta daha beteri çocuğun sadece kadının "hakları" meselesinde bir sorun/problem/mesele teşkil etmesi bakımından. hal bu ki erkek yahut kadın hiç fark etmez hepimizin annesi var. hiç birimiz annemizi salt kadın olarak görmeyiz. kadınlığını bilmek ayrı şeydir kadın olarak görmek ayrı şeydir. çok afv edersiniz bir gavur için bile bu böyledir. mesela bir filmin sahnesinde "annemin vücudu taş gibidir" dedirtilen çocuk karaktere hep bir ağızdan "sapık" gözüyle baktırılır. elbette gavurun mizahı, meseleleri ele alış şekli mevzumuz harici. bütün bu kadın hakları meselesinde anne olan kadın her şeyi bir kenara bırakalım çocuğu ile nasıl sıhhatli bir irtibat kurarak bunu dile getirmeli? "sadece benim sorumluluğum değildir?" mi demeli yahut başka bir şey mi? dedesi ölen çocuğa "deden artık yok. onu gömdük. cesedini de kurtlar yiyecek" demekten ne farkı var. hal bu ki ne diyoruz? "deden cennete gitti deyip cennetin güzelliğinden bahsediyoruz ki çocuğun tahayyülü bunu kolayca kabullensin. ruhi zihni melekeleri hasar görmesin. "sadece benim sorumluluğum mu?" evet bu söz erkeğe yani kocaya söyleniyor ama çocuk diye bir vakıa da ortada duruyor. bu söz edilirken çocuğun zihin dünyası, ruh dünyası, tahayyülesi nazar-ı itibare alınıyor mu acaba? hakikatte bu söz çocuğa söylenmiş olmuyor mu? çocuktan bahesediyoruz muhteremler. ebeveyn çocuk için hava gibi su gibidir. ya zehirler yahut gıdalandırır. bir nükte daha: "sadece benim sorumluluğum değil" diye ünleyenler bu yaman hakikate cevab veremeyip kaçanlardır. suçluluk duygusunu gidermektir yapılan başkaca bir şey değil. yerli yerince adını koyalım bir kadının, anne olarak babanın yerini tabiri caizse doldurma nisbeti erkeğin baba olarak annenin yerini doldurma nisbetinden çok daha fazladır. çün ki sahib edildiği istidad ve kabiliyet erkek ile mukayese kabul etmez. edilmediği içindir ki anne hakkı ödenemez. ( 1 e 3 meselesini derhatır edelim) tabii bunu deyince mezkur ünlemenin türevlerine muhatab olunması işten bile değil. zira "sadece"cilere göre bu söz dahi kadına rol biçmektedir. iyi ama bu rolu erkek olarak ben mi biçiyorum? o rolun hakkını verecek cihazat ile mücehhez ben mi kılıyorum? işte bu noktada mevzu müslüman kadın ve erkek cihetinden "dini" bir mesele olup çıkıyor. dolayısiyle "teviller" havada uçuşuyor ki "sadece benim sorumluluğum" değil ünlemesi dahi bir tevildir. tevildir amma kabaca yapılmış incelikten uzak bir tevildir. tabirimi hoş görünüz ama mezkur tevil/ünleme "erkekçe" bir nobralığın neticesidir. bu sözü eden kadın ne derece erkeksileştiğini fark edebiliyor mu acaba? pekiyi mezkur hayatın ona dayattığı nobranlıkta nefes almaya çalışırken, nefes alacak alan açmak için -sırtlan misali- avlanmaya kendi öz çocuğundan başladığını görebiliyor mu acaba? öz yuvasından başladığını? mesela bu kabalığın etrafımızda neşv ü nema bulduğunu görebiliyor muyuz? çocukların babalarına daha tutkun olmaya başladıklarını, annelerin müthiş asabi olduğunu, yatıştırma vazifesinin sadece erkeğe kaldığını, telefonda konuşurken çocuğunu sürükleyen annelerin varlığını ve daha neler ve neleri görebiliyor muyuz? pekiyi bu gördüğümüz şeylerin o masum kabul edilen, o haklı bir serzeniş olarak görülen "sadece benim sorumluluğum değil?" ünlemesini salık veren zihin ile irtibatını görebiliyor muyuz?

dağ gibi borç altında kaldığında "Allah büyük herif. bu günlerde geçer", kocası gurbette alacağını alamamışken evde yiyecek ekmek bulamadığında "dişindeki altun kaplamayı" satan kadınlar, anneler gördüm. "temizliğe mi gitsem acaba?" diye kendi kendine sual edip akabinde "ya bir deyyusa denk gelirsem?" diye namus endişesi ile yüzgeri eden kadınlar gördüm. lütfen ama çalışan kadını yere göğe sığdıramayıp, "efendim zamanımız kadının evde oturacağı bir zaman değildir. katma değer üretsin, kendi kendine ayakta kalsın" mottoları ile evinde oturmayı tercih eden, harama bakmaktan geçtim bakılmaktan imtina eden, kocasına yar olmayı, evladına anneliği kariyere tercih edenleri zımnen hakir görmekte ne ola? ( sizleri tenzih ederek ünlüyorum)

bir başka başlıkta merhametten dem vurmuştuk. iş bu mesele dahi adalet ve merhamet mefhumlarınca ele alınmadığı müddetçe çok su kaldırır. kadın olsun erkek olsun bu meselede konuşan insan. her insan ise akıl yanında nefs sahibi. annelik, babalık, evladlık nefsi körelten değil aksine nefsin hareket sahasını genişleten şeylerdir. vazife ve şuur hissi ile nefsani arzuların kavgası bugün ki mesele olmadığı gibi yarın da bitecek değildir. merhamete muhtacız. Allah'ın rahmeti oluk oluk üzerimize akıyor. toprak olanda güzellikler neşv ü nema buluyor kaya olanda akıp gidiyor. kadını "taş gibi", erkeği "kaya gibi sert" kılmak üzerine bina edilmiş fikirlerin nelerimize tecavüz ettiğini görmek lazım. bunu görebilmek ise haddi bilmek ve hadde riayet ile mümkündür. ol sebebten "sadece benim değil" deyuben ünlemek -ister erkek ister kadın olsun- haddini tecavüzdür. yine ne bakımdan? herkes üzerine düşeni yapmak ile mükellef. isterse muhatabı vazifesini ihmal etsin. hz. Ali (k.v.)lerinin buyurduğu gibi "o kötülük etmekten bıktımı ki ben iyilik etmekten bıkayım?!" canına yandığımın insani münasebetleri motamot, doktriner, dört köşeli değildir. annemin hep dediği gibi "biri taş olanda diğeri ceviz olacak", "sen onu başına taç edeceksin ki o senin ayağının altına toz olsun", "meme bile meme iken biribirine sürtünür oğul. insan ki insana sürtünmez mi?" gibi incelikler kişisel gelişim kitaplarında yazmaz. modern hayattan devşirilen şey -kadın olsun erkek olsun- "hayal ettiğini elde edebilirsin önünde hiç bir engel yok" diye ünleyen lanet mottolardan elde kalan bakiyeden ibarettir. o lanet mottolar cinsiyetimizi suiistimal ederek fikren ve ruhen açlığa mahkum eder. cinsiyetimizi nazara vererek insan olmaklığımızın ırzına geçer. nerede kaldı annelik babalık?!

canına yandığımın devrinde bütün meselelerimiz hep aynı kapıya çıkıyor.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap