EY SEVGİLİ...BİLESİN!

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#1
Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!


Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; "Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!


Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!


Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!
Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!


Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa Eyvallah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah. Bilesin!


Aşk; susmaktır Ey Sevgili!
Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
Aşk dediğin susup beklemektir,
Aşk dediğin....

alıntıdır
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#4
YOK!



Senin gözünde bir damla yaşa tahammülüm yok..
Seni üzen sebepleri ortadan kaldırmak için neler vermezdim?
Değil mi ki imtihan dünyasındayız ve biz;
bu yola gönüllü girdik.
Derdine dermanım yok,
Onca şeyin arasında bu dert belimi büküyor; başka değil…
Yola beraber çıktık,
Yoldayız…
Dilerim bu böyle sürer
ve
mahşerde de yoldaş oluruz;
şahit oluruz.
Aynen fotoğraftaki gibi
Omuz omuza…
(alıntı)
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#5
Gözyaşına akar yüreğim

Gözyaşı; gönüller iklimine sunulan nimetlerden sa-dece bir tanesidir. Kalbi yumuşaklara, merhamet dolu olanlara Allah'ın bahşettiği güzel bir nimet. Hem de bedeli ödenmeyen ödenemeyecek olan bir nimet.
Biz biliriz ki, Her nimetin bir külfeti, her külfetinde bir nimeti vardır.
Gözyaşı; göklere uçurur gecelerde kendini bileni, ka-ranlık sandığımız geceleri aşk ve ateşin rengine boyar, kıp-kızıl yapar.
Gözyaşı yıldızlara alırda götürür, götürürde yakar se-ni. Sevda ağacının meyvesidir en tatlı en sade ve en güzel. Aynı zaman da sevda tohumunun yegane can suyudur.
Gözyaşı yıldızları tanımaya doğru çıktığımız yolculukta; dünyada üşüyen bedenimizi ve yüreğimizi ısıtabilen bir güç, acizliğimizi ispatlayan bir sevdadır.
Akar, gözyaşı gözlerimizden ince ince ve tane tane
Sevda tohumunu ektiysen kalbe, merhamete, vicda-na; yazdıysan acılar içinde bir mektup gel diye, yıldızlar haydi uçurun beni göklere dediysen ve her şeyin, herke-sin sevgisini çıkarıp, tek O'nun sevgisini doldurduysan beynine, kalbine, tüm hücrelerine… İşte o zaman çağır ve başla yüreğindeki sevda ağacını gözyaşlarıyla sulamaya.
Her gece çökerken yavaş yavaş yüreğine, yalnızlığa adım atarken; dertlerinle, aşklarınla, sevinçlerinle ve hü-zünlerinle baş başa kalmaya başlayınca, seni terk etmeyen tek dostun, tek yoldaşın gözyaşıdır. O her yerde her zaman seninledir. Yeter ki iste, yeter ki çağır. O hemen gelir.
Gözlerine yaş dolduysa üzülme iyi bak, gözlerinden damlayan gözyaşına. İyi bak neler diyor sana. İyi bak, ne diyor sana…
“Ben gözyaşıyım.
Allah'ın ilk yarattığı gibi tertemiz, günahsız ve safım.
Bana nice hasret sığmış, tasa yerleşmiş. Sizinle var ol-muş, sizinle yaşamışım. Eğer beni sizlerin gözlerine getiren yüreğinizin derinliklerinden çıkıp en Yüce makama çı-kan tövbenizse; ben yıldız olur yağarım yüreğinize. Yıldız olur dizilirim kirpiklerinize. Gözlerinizden başlayarak bedeninizi meleklerden bile daha saflaştırır hafifletirim. Uzayın bilinmeyen, bilinmesi de mümkün olmayan noktalarına ışınlarım sizi. Fark edemezsiniz bile. Ben senin Yaradan'ın önündeki acizliğinin şahidi, ispatı-yım..Yüreğindeki kibri, kibirden doğan kötü duyguları, hastalıkları yıkar, ruhunu temizlerim.
Ben gözyaşıyım.
Ayrılmaz dostunum senin. Kötü günde de iyi günde de hep gözlerindeyim. Sevincinizde de hüznünüzde de ben varım. Benimle paylaşırsınız her şeyi.. Ben hep gözlerinizdeyim. Yeter ki çağırın beni, yeter ki isteyin beni.
Ben gözyaşıyım
Allah'ın ilk yarattığı gibiyim hâlâ. Tertemiz ve gü-nahsızım.
Dualarınız benimle ulaşır Yaradan'a. Ben varsam siz değerlisiniz. Ben varsam siz rahmete nail olursunuz. Ben varsam merhamet ve vicdanınız sizinle konuşur.
Bazen mazluma eşlik ederim, bazen bir anneye. Bazen zenginler çağırır, beni bazen fakirler. Ben kimseye küsmem, zalime bile. Yeter ki çağırsın beni, yeter ki isteyip yüreğini açsın bana. Yeter ki “gel” desin.
Ben gözyaşıyım.
Hemen gözlerinde biterim. Bensiz yapamazsınız. Nasıl ki toprağın bağrına ekilmiş bir tohum, gökyüzünün ağlamasına ihtiyaç duyarsa, kalbinizdeki sevda ağacı da beni ister. Pınar olur, beslerim ben onu.
Merhamet benle başlar. Sevda benimle hayat bu-lur. Kalpler benimle büyür. Hayat benimle güzeldir. Peygamberler bile vazgeçmedi benden. Ben onların mirasıyım. Kıymetimin farkına varın ve çağırın beni.
Unutmayın, ben gözyaşıyım”
Biraz olsun huzura kavuşmak için gözyaşı vazgeçilmez bir güzellikse eğer; yüreğimizde saklı kalmış ne varsa apaçık bırakalım gözyaşlarını. O anlatsın suçla-rını, sevdalarını. Yüreğinde saklayamayız ki.
Gözümüzden yaş akmasa, divane olduğumuz ge-celerde yürek neye dayanabilir ki?
Bir damla gözyaşı, yüreğini, duygularını yaşatmaktır.
Kararan, çıkmazda olan sözlerini bırak, bir damla gözyaşına...
(alıntı)
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#6
SUS GÖNLÜM

Sus gönlüm. Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm. Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakk'a karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm. Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara. Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım... İnan bana... Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz...

Sus gönlüm. Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus...

Sus gönlüm. Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar, ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus...

Sus gönlüm. Onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar. Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.

Sus gönlüm. Sebepler var edilinceye kadar. Bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.

Sus gönlüm. Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun,duan olsun. İçten yakarışının adı olsun, susuşun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun.
(alıntı)
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#7
Ynt: Tarifsizim

Bir üfleyince göklere, gökler deliniyor hüznümden .
Yağmurlar yağıyor en delisinden ve seni kokuyor toprak.Ilık ılık seni esiyor rüzgar içimin yıkıntılarında.Yüreğimi konuştursam tıkanıyor kelimeler, kalemim biçare kalıyor.

Naçar ettiğin hayallerim kalkamadı ayağa. Hayatın ilmeği tek tek söküldü ellerimden.
Her bir parçam ücra köşelere dağıldı.Un ufak oldu ümitlerim.
İçimdeki deli çocuk ağlar oldu an be an.Yüreğime bıraktığın çiçekler hazanı yaşıyor şimdi yar!
İklimim kurak sensiz, yokluk mevsimindeyim. Özlemin acımsı tadı genzimi yakıyor.
Nasırı batıyor yorgun yüreğime. Ne desem,ne söylesem pürmelâlimi anlatamıyor.

Kırmışız sevdanın kollarını neyleyim.Hazan eyleyip mevsimleri, gülleri kanatmışız avuçlarımızda.Dağılıp,dökülmüşüz yar.
Kanatsız kalmak gibi bir şey bu, güneşlerde üşümek gibi bir şey..
Tarife yeltendim ama olmuyor tarifsizim!...


 
G

gülücüğüm

#8
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!

terk-i diyar' Alıntı:


Dağılıp,dökülmüşüz yar.
Kanatsız kalmak gibi bir şey bu, güneşlerde üşümek gibi bir şey..
Tarife yeltendim ama olmuyor tarifsizim!...


tarifisizim..
 
Katılım
13 Nis 2008
#9
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!

Düşünüyorum günlerdir.. kuramadığım bir hayali.. belki de cesaretsizliktir adı, bir hayali bile kurmaya çekinen bünyenin... bir ipin ucunda gibi bedenim, kendimi boşluğa bırakıyorum, ip kopuyor... kalkıyorum ayağa, yorgun hissediyorum kendimi... çünkü beni o ipin ucuna bağlayan sebepler olduğu yerde duruyor... hayat sürekli bir şeylerin peşinden sürüklenmek oluyor şu sıralar. Yine de umut denilen şey yeşermeye devam ediyor. Bilmiyorum, aptallıkla eş anlamlı belki sevecen bir kalbi, karanlık kuyularda sürüklemek... yine de gün ışığına kavuşmanın heyecanını değişmem hiçbir şeye... ve zor olmalı ve karanlık yollardan geçmeli arzularım, ki ışığa kavuştuğunda kıymetini bilebilmeli...

Her zaman hayatın bana acı verdiğini düşünmüşümdür. Ne kadar doğru bundan emin değilim... hiç pes ettiğim olmadı. şimdi kalkıp isyan etmek saçmalık olur...

Bugün kendimi bir karmaşanın tam ortasında hissediyorum... gerçeklerle hayal kavramının arasında sıkışıp kalmış gibiyim. Gerçekleri hayallerimin arkasına sığınıp inkar mı ediyorum, yoksa hayallerimin gerçek olmasını mı umut ediyorum, bilmiyorum... ışığı kaybetmeye hazır değilim. Yolun sonu gözükmüyor olsa da, bir gün bu karanlık kuyudan umudumla çıkıp, yeniden ayaklanacağımı biliyorum...

Belki de yarın sabah sebepler yerinde duracak ama ip kaybolacak...

alıntı.
 
Katılım
13 Nis 2008
#10
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!

Güneş bulutların kalbini delik deşik edip karanlığı yutmak istiyor da, sen arzu istek nedir bilmeyecek misin?
Yorgun gün, bir aşk telaşı ile son ışıklarından soyunup başını yastığa bırakmak istiyor da, sen daha dilek, umut bilmeyecek misin?
Toprak, içinde tuttuğu nefesini üfleyince, yerden çiçek çemen bitiyor da, sen sırlarını dökmek için hiç mi telaş etmeyecek, insaf nedir bilmeyeceyek misin?
Alıntı
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#11
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!

BİRİKİR HÜZNÜM, CEBİME SIĞMAZ!

Ben büyüdüm, hüzünlerimde büyüdü...
Ve hüzünler çocukluğumdaki gibi gülünesi değil...

Sen hep gülen yanlarımı gördün.
Bense biriktirdim hüznümü,
Ve artık ceplerimden,
Afacanlığımın adımladığı sokaklarına düşüyor...

Öylece çekip gitsem diyorum sokaklarından,
Cebimden taşan hüzünlerimi de alıp.
Sen yine beni hep afacan bilsen, bilseler...

Düşen her bir hüznü alıp yerine,
Sokak çocuklarından ödünç aldığım tebessümleri koyuyorum...
Ellerimde hüzün,
Bir tek zerresi kalmasın sokaklarında,
izim sürülmesin!

Tüm parçaları topladım sokaklarından,
Fakat, yüreğimden bir parça düştü en çok geçtiğim sokağına,
Dönüp almaya cesaretim yok
Ona iyi bak olur mu?
 

zulmet

Gözyaşlarımla Siliyorum Şimdi, Ruhumun Kirlerini..
Katılım
25 May 2008
#12
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun.
Git..
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar.
Gitsinler..
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin!

Alıntı
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#13
Bu kentin en tenha yeri kalbimdir şimdi

Gökyüzüne…-

Bazı şeylerin belli bir açıklaması yoktur, herkese ve her duruma göre değişirler ve efradını câmi, ağyârına mâni bir tarifle izahları mümkünat dahilinde değildir. Sevmek gibi…

Hayatımın değişik dönemlerinde değişik sevmek tarifleri içimi titretmiştir. bir“Sevmek karşı karşıya oturup birinin gözlerine bakmak değil yan yana oturup aynı yere bakmaktır.” derken kimse beni anlamıyordu. Sevdiğini söyleyenlerin canımı acıtışını bu tarifle açıklıyordum:
Sevmiyorsun… Seviyorsan yanına oturup baktığı yere bakarsın gayri ihtiyarî; elinde olmadan onun gibi düşünürsün. Seviyorsan anlamaya çalışmak adına empati kurmalısın; derin empati sempatiye dönüşürmüş bazen(!)… Sevmek istediğimiz zaman onun yanına oturup baktığı yere bakmalı, sevmekten korktuğumuz zaman bakışlarımızı çevirip yanından kalkmalıyız o halde… “Siz onların dinine girmedikçe…” ayetine telmih var burda benim için.

“Sevmek benzemektir.” derdi içimdeki deli derviş, “Benzediklerimizi severiz, sevdiklerimize benzeriz.” Mutlu evliler, uyumlu çiftler birbirine benzer bir müddet sonra; ahlâken de, fiziksel olarak da. Anadolu’da bu o kadar tabiî görülür ki yeni evlilere “Bakalım kimin sözü geçiyor?” diye bakılır, kim baskın karakterse diğerinin yüzü onu andırır.
“Üzüm üzüme baka baka kararır.” sözünün zavallılığı ne denli manidardır, kararmak bir üzüm için tatlanmayı, olgunlaşmayı ifade eder de biz hep kötü arkadaşlıklara örnek zannederiz onu. “Ya Rab, sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize yerdiklerini; yâr et bize erdirdiklerini…” Üzümleri üzümlere baktırarak karart Rabbimiz! Huyundan ve suyundan nasipleneceğimiz “kır at”ların yanında bulundur bizi! (Âmin demek isteyenler buyursun.)

Bir ara “Sevmek, yüreğinin üstünde bir başkasının yüreğini hissetmektir.” tarifiydi ana dersim. Rabıtayı öğreniyordum çünkü… Bir zat-ı muhterem murakabe yapacağı zaman talebelerini odasından çıkarmaktadır. Bir tanesi merakını yenemez bir gün, eğilip anahtar deliğinden bakıverir. Ne görsün, şeyhinin vücudu odayı dolduruyor! Dehşet içersinde odaya dalar. Hocası meramını anlar, “Otur,” der, “Otur ve dizlerini dizlerime daya…” Talebe oturur, yavaşça dizlerini değdirir şeyhinin dizlerine. Bir savruluş! Bir elektrik akımı âdeta… Talebe, kendini duvarın dibinde bulur, o eşsiz, o tarifsiz lezzet dimağında. “Sevmek, bir başkasının yüreğini yüreğinin üstünde hissetmektir.” Herkesin bir şeyle rabıtası var. Murat o ki yüreğini yüreğinin üstüne koyabileceğin, koyduğun zaman seni arşa yükseltecek biriyle olsun bu rabıta. Sözü bile âşıkların nefesini kesecek şimdi: Bir mürit mürşidinin, hatta Hazreti Peygamber Efendimizin (durup gözlerinizi kapatarak ve derin bir iç çekerek söyleyiniz: Sallallâhu aleyhi ve sellem) manevî kalbini kendi manevî kalbinin üzerinde hissetsin, bir an! Varlık mı kalır onda, uçup gitmez mi akıl, yanıp kavrulmaz mı yürek? Sonra nasıl her şey eskisi gibi olabilir, nasıl kaldığı yerden devam eder, olduğu yerde kalır? Bir kere açılınca kapı, artık kapanmaz ki… Ne zaman elini yüreğine götürse kalbini çırpınır bulur. Hani Efendimiz’in adı geçince kalpleri yerinden çıkacak gibi olurmuş da elleriyle bastırırmış sahabiler. Ordan kalmış bize bu salavat getirirken elini kalbine koyma adeti. Bir muhabbet eylemidir yani, hürmetten ziyade…

“Uğrun uğrun kaş altından bakınca

Can telef ediyor bal acem kızı…”

“Yar!” diye feryad ederek yerlere yıkılıyor aşıklar… Onların gözyaşlarıyla sulanıyor bu gülistan. Bereket ordandır. Bu devr-i sevda onların hürmetinedir. Kıyamları ağaçların, secdesi suların… “Onlar ki Allah anılınca kalpleri titrer.”

Bir tarif de Kur’an-ı Kerim’den. Allahu Teala, eşler arasına meveddet ve rahmet koyduğunu söylüyor. (Rum suresi, 21. Ayet-i Kerime) Ve bir dua öğretiyor Allah kullarına: “Bize göz aydınlığı olacak çocuklar ve eşler ver.” Sevmek, birbirinin göz aydınlığı ve gönül ışığı olmaktır. Aşk veya muhabbet değil kullanılan kelime dikkat ederseniz, meveddet. Yani saygıyla sevmek, dostlukla muhabbet etmek. “Bize evliliğe dönüşen aşklar değil aşka dönüşen evlilikler ver.”duası da toplumun atan nabzından. “Hayat hayali alt eder” ya çok zaman, ona binaen söylenmiş olmalı. Maddiyat maneviyatımızı öldürmesin, soldurmasın bile. Bizi hizmetle meşgul eyle Rabbimiz, gözümüz arkada kalmasın. “Yıkılası hanede evlad ü ıyal var!” diyenlerden eyleme… “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” diyelim, aşkımız alnımızın ışıltısı olsun.

“Sevmek alışmaktır.” Tarifi bir yanıyla ülfeti çağrıştırır ama bir yanıyla aşinalığın, içli dışlı olup tanımanın, tanıdıkça sevmenin, hayran olmanın, samimiyetin ifadesidir. Dostların yanında susulabilir ancak, konuşma yabancılar içindir. İmam Rabbani hazretleri:”Bizim kaş çatmalarımız avam içindir,”buyurmuş,”yol inceldikçe (yakınlık arttıkça) ceza da artar, mükafat da.” Bu da bir sevmek tarifi. Allah’ın en sevgili kulları en büyük belalara dûçâr oluyor. Ağır imtihanlara tâbi tutulıyoruz dostum, sis basıyor altı cihetimizi, ne bir iz, ne bir işaret; çöl fırtınası, kar fırtınası!

Erzurumlu Osman Bedrettin hazretleri yedi yıl, yaz-kış demeden her gün bir saat uzaklıktaki hocasına derse gider. Yedinci yıl, bir kış günü tipiye yakalanır. Yolunu şaşırır fırtınada, rüzgar nefesini tıkar, kar bacaklarına yapışır adeta. Artık ilerleyemez hale gelince karın içine diz çöker. Tam bir:

“Hoş sabr-ı cemilimdir

Takdir ki kefilimdir

Allah ki vekilimdir

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler” hali. Ve bir at kişnemesi duyulur uğultuların arasında, Hızır aleyhisselamdır gelen. Heybesinde hurma, kırbasında şerbet. Bununla biter bir devresi Hafız Osman’ın. Çaresizliğin zaferi ya da “Kul sıkışmadıkça Hızır yetişmez” değil bu, hayır; “Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına omuzlarımızı koyarız.” anlayışıdır.

Sevmek, bir pencereden bakarken yerdeki çamurları değil gökteki yıldızları görmektir.” Bir insanın varlığına şahitlik ediyorsun da yıldızlı bir gökyüzü gibi görünüyor sana, seviyorsun! Biri de var ki ağzıyla kuş tutsa “Cani!” oluyor, sevmiyorsun! İnsanları cümlelerinden okuruz, kimisi “Güzel ama…” diyorsa biliriz, eleştirel bakarlar, kusur görürler. İlahi muhabbet kaplamamıştır benliklerini. Kimi de var ki leşe bakar, “Ne güzel dişleri var!” der, biz anlarız, her şeyde bir hayır, bir güzellik bulunur onlar için, “Vaki olanda hayır vardır.” Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır bu. O Allah ki köpeğe su içirdi diye bağışlar günahkar kadını. Allah kullarındaki muhabbet tezahürlerini asla zayi etmez.

Kainat üç harf üzere yaratıldı, demişti mavi gözlü, şahin bakışlı derviş hanım, “Ayın, şın ve kaf.” Aşkın üzerinde vücut bulmuş her şey. Her şeyin özünde aşk var. Burda manasını buluyor:”Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin…” kelam-ı nûrânîsi. Sevmenin en karmaşık tarifi bu, en reel: “Sevmek, sevdiğinin sevdiğine tabi olmaktır. Ki neticesinde sevilen de seveni sever. Sevmek, sevilmeye liyakat kesbetmektir.”

“Şem’i gör kim yanmayınca yakmadı pervaneyi”

Pervane deyişime muvafık düşsün: Üç pervane yavrusu kendi aralarında ateşi konuşuyorlarmış, “Nedir bu ateş dedikleri?” Birisi cesaretlenmiş: “Ben gidip ne olduğunu öğreneceğim!” gidip mumun etrafında şöyle bir dönüp gelmiş:”Ateş parlak bir şeydir.” Diğer pervane: “Bu yeterli değil, ben daha iyi bir bilgi getireceğim size!” demiş ve muma biraz daha yaklaşarak etrafında dönmüş:” Ateş sıcak bir şeydir.” Üçüncüsü iki bilgiyi de beğenmemiş, o da uçmuş muma doğru, ama alevin tam ortasına girmiş. Öğrenmiş.

Yar için ağyare minnet ettiğim aybeyleme

Bağban bir gül için bin hâre hizmetkar olur

(Fuzuli)

“Sevgilinin hatırına etrafındakilere minnet ettğiğim için beni ayıplama, bahçıvan bir gül için bin dikene hizmet eder.” (Sevmek üzerine konuşuyorsak Fuzuli’siz olmazdı.)

Bin talebenin içinden bir tanesi olsun salâha erer diye gayrete devam etmek, bir insanın bir güzelliği için bin kusurunu görmezden gelmek… Allah için sevmek kimseden incinmemeyi sağlar. Cümleden müstağni olunca gönül kime dayanır ve kimden ümitlenir ve kime kırılır? “Sevmek cümleden âzâde olmaktır.” (Cümle, herkes anlamında.) Âzâdelik, özgürlük, hürriyet; bütün dillerde güzeldir yalnız Allah’a kul olmak. Mutlak diye hamiş düşmek zorunda kalıyoruz oysa mutlak hürriyet, asıl özgürlük diye bir şey yok, özgürlük var ve diğerleri sadece mecaz! Allah sevilir ve O’nun için her şeye sabredilir. Allah sevilir ve O’nu düşünerek geçer yıllar, bir arpa boyu yol aşmamışım denilir. O’nun için ne yapılsa azdır, ne kadar tanısan o kadar seversin, tadına doyulmaz bir nimettir O’nun muhabbeti. Allah sevilir ve kimseyi görmez gözümüz…

“O varsa her şey var, O yoksa hiçbir şey yok.”

Bu yüzden şimdilerde sevmek tarifim şu: “Bu şehrin en tenha yeri kalbimdir şimdi…” (Acıyla söylenmedi bu söz; sevgiyle, coşkuyla, meserretle söylendi.) Tenhalar halvet yerleridir. Sırt sırta verip yıldızlara bakarak “Allah”tan bahsedersiniz. Bir sahilin tenhaliğında, bir kayanın üzerinde; dalgalar koşup gelir kulak misafiri olmaya… Tenhalık güzeldir. Issızlık öyle değil. Çünkü ıs sahip demektir eski Türkçe’mizde, ıssızlık sahipsizliği çağrıştırır bu yüzden. Virane evler ıssız, boş sokaklar tenhadır. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur, böyle bir şey. Issızsa bir yürek kimsesiz kalmış demektir. Tenhaysa muhabbete medar olur. Kesretten vahdete ermek, tek ü tenha kalmak… Herkes terketmeden kendi ihtiyarımızla yalnızlığa geçmek. Tecerrüd etmek varlığımızdan, tenhalaşmak… Kalabalığın tam ortasındaki ıssızlıklarımızı verip bir özge tenhalık almak ki orayı Vedud doldurur, Veli doldurur; kalbimizdir o küçük boşluk, yalnız O’nunla dolar işte!

Azamet ve celaldeki güzellik, kalbi titreyerek bakmak yüzüne, bakınca korkmak, bakmayınca özlemek, görünce çekinmek… Azametin cemali…

Sevmek, ölene dek, çeşitli vecheleriyle almaya devam edeceğimiz bir derstir.

A.Vural

(Ayşenur hocamın beğenerek okuduğum bir yazısı sizlerle paylaşmak istedim)
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#14
Bana Sakın O Şarkıları Söyletme Ne Olur

-Zünnûn’a:

Sana başka sözler biriktirmiştim, bunları değil,

Aşkına yazacaktım, hüsranına değil...

Senden yazdım; kendimi, senin yerine koydum da yazdım

Sevgili Zünnun

ve cümle terk edilme korkusu çekenler

ve de terk edilme korkusunun arkasına gizlenen terk etmeye karar vermişler...

…Sen Zünnûn!.. Yunus gibi olma, hani o, ümitsizliğe düşmüş ve yutkunarak ağlamıştı…”
(Kalem, 48)

Ben aşka inanırım, en koyusundan…
İnsanı, kuşlara döndüren sevincin tadını iyi bilirim... Hani bir tuhaf gülümseme yapışır da dudaklarına hâkim olamaz insan... Hani uçan balonlar gibi, ipimizi bıraksalar uçar gideriz, o denli hafiftir gönlümüz… Hani parmaklarımızın ucunda yürürüz mutluluktan. Gözlerimizin ışıltısı herkese yansır hani... Hani uçarı, hani dengesiz, hani umursuz koştururuz; arkamızda kırık dökük bir zaman…

Ben aşka inanırım, en koyusundan.

Sembollere dönüşür her şey… Her şey bambaşka bir anlam kazanır da dil olur âdeta, konuşur aşktan yana… Yar’dan yana...

“Ki ben senin kokunla yaşıyorum,
Senin gül yüzünle...”1

Ben aşka inanırım, en koyusundan...
Görmenin tadına doyulmaz hazzını, kirpiklerinin yüreğime batışını, ellerinin güvercin kıpırdanışını, sesinin içime akışını nereye biriktirsem de kaybolmasalar sonsuza dek? Ey cemali rahmet, sedası rahmet, edası rahmet; seni layıkıyla sevecek yürek kimde var?

“Rüya gibi bir akşamı seyretmeye geldin
Çok benzediğin memleketin her tepesinde
Baktım, konuşurken daha bir kerre güzeldin,
İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde”2

Ben aşka inanırım, en koyusundan…
Şehre bakıp “ey Yaaar!” diye haykırışın içimde saklı. Mehtapta ettiğimiz kelimeler sohbeti... Söylediğin şarkılar...


“Gönlüme hasretin sel gibi aksın
Ömrümce kalbimde yaşayacaksın”

Ben aşka inanırım, en koyusundan…Üç gün görmesem yüzünü, rüyamda bulurum seni. Ağlasan gözyaşların yanaklarıma süzülür... Ne desen, ne yapsan güzelsin! Sana bakıp me’yus olur kara bahtım… Hümâ kuşum, Anka kuşum, maralım; “Ne yapsam az senin için” derim…

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

Ayağına taş değse hissederim. Yedi düvel ötede olsan, duyarım beni andığında, yüreğim çınlar...

Gel desen “bir kuş uçur”san “yeter”, uçup gelmem için.

Ben aşka inanırım en koyusundan…

Bu şehri senin için severim ben. Taşını, kuşunu, güneşini, yıldızını, karanlığını, kokusunu, senin için... Seni görürüm her yanında, ufka baksam gözlerin gülümser, denize baksam sevgin coşar.

Sokakları, bana, seni getirir her dem, her köşebaşından çıkabilirsin çünkü.

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

Yıllar geçse de bir gün karşılaşınca dizlerin titreyeceğine...

Ve bir kez sevdalanıp da bir ömür unutmayanlara selam ederim zamansız, mekânsız...


“Körfez’deki dalgın suya bir bak göreceksin
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde
Mehtap... İri güller... Ve senin en güzel aksin
Velhâsıl o rüya duruyor yerli yerinde”3

Ben aşka inanırım, en koyusundan…
Özlem burnumun direğini sızlatır da gözlerim dolar, ağlarım senin için.

Bir saatle bir ömür arasında ne fark olur ayrılana?

Geceler saçlarının renginde olur, rüzgâr saçlarının kokusunu getirir her sabah...

Beni yiyip bitirir bu hatıra ormanı…

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

Saygı duyarım en derinden, ellerini yârine saklayanlara…. Gözlerini…

Kadının, erkeğin eğe kemiğinden yaratıldığı doğru ise, her kadının bir anavatanı var, her kadın sılasını arıyor aşkında ve erkek, bütünün parçasını cezb edişi gibi çekiyor kadını ve bir parçasını koparıp atar gibi kesip atıyor yüreğini, kadınını…

“Ben yitirdim ben ararım, yâr benimdir, kime ne”4

Ben aşka inanırım, en koyusundan…
İnanırım telepatiye. Yani ayağına diken batsa, yüreğimin kanayacağına... Yani kederimi dağıtanın senin neşen olduğuna, ansızın bastıran hüznün, senden taştığına… Avucumda beyaz bir mine çiçeği ile seni aradığımda, avucunda beyaz bir mine çiçeği taşıdığını unutmadı yüreğim… Rüyalarıma, duâlarıma giren acılarını; diğer tüm tevâfukları… Toplasan, fırlatıp atsan aşkın dışına! Hiç biri olmasa da sever miydim? Tevâfukların arkasındaki “mekr” kimin Rabbim?

“Ya topla yaralı kırlangıçları
Ya da bu vefâsız şarkıyı bitir”5
Ben aşka inanırım, en koyusundan…
“Şükreden bir kul olmayayım mı?” deyişindeki, “Bugün size kınama yok!..” deyişindeki, “Sen beni affedinceye kadar senden af diliyorum.” deyişindeki, “Refik-i â’lâ” deyişindeki güzelliği tanırım...

Ben aşka inanırım, en koyusundan…
Ayrılığına ağlayan hurma kütüğü Hannane’yi, rihlet-i nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- üzerine başını alıp dağlara kaçan devesini, Ömer’inin elini kılıcına atıp “Kim o öldü derse...” deyişini, Ebubekr’inin sükûnetini anlarım... Ve Bilal’inin, yıllar sonra ilk kez ezân okurken “Eşhedü enne Muhammeden” kısmına gelince bayılmasını...

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

İnanırım şem/mum yakar sevda ateşini, sever pervâneyi de pervâne yanmaya başlar sevdâ ateşinde... Seviyorsak seviliyoruz demektir, inanırım.

Hadi sevilmiyoruz diyelim, platonik yani, ben aşkın gücüne inanırım, insanı onaran, besleyen, büyüten, olgunlaştıran...


“Niçin, niçin, niçin
Kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin”6

Ben aşka inanırım, en koyusundan…Başını göğsüne koymak, saçlarını okşamak, ellerini tutmak, dizlerine yatmak iksirdir, bilirim.

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

“Hakk’ın sınırlarını çiğnedik, ondan ayrıldık” diyene gülerim, ne yapsın Hak senin kirli sevişini? Kemikli, eksikli, yamuk sevişini...

Gül kokulu bohçalara sarılıp ebediyete uğurlanan sevdalar var, hiç kavuşmamacasına... “Onlar ki Allah anılınca kalpleri titrer” diye, “İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise çok daha fazladır...” diye övündüğü sevdâlıları var.

Bir de şu var: Öyle güzel seviyorsun ki, lâyık olmayanda zâyî olmasın diye perdeler çekiliyor araya… Ama “Benim olsun, benim olsun” diye yapışınca kâğıt peçetelerle empatimiz kuvvetli oluyor…

Yine de kimse susarak terk edilmeyi beceremiyor… Terk edildiğinde susmayı… Sussa hikmetin sesini duyacak oysa… Ya ağıt, feryat; ya sitem, intizar… Ne yana baksam… Bu ne çok gürültü Rabbim!


“Al yaramı, bas bağrına”7

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

Sev ve vazgeçme! Madem sevdin, nasıl unutursun; sevda yüreğe işler, yanık yarası gibi... İzi kalır muhakkak... Sev ve bırakma, sadâkat bereketlidir, Hakk’ın yardımına mazhardır, bırakmayan bırakılmaz. Kim ki, gözükara sever, aydınlık bir alınla çıkar mahşer meydanına…

Ben aşka inanırım, en koyusundan…İnciteceğime canımı veririm, “Onun ayağına diken batmasın da varsın ben canımı vereyim.” diyenlerin kor ateşten sevdâsını duyarım içimde… İncitenler sevilmezler, yardım da görmezler. Bir kez yabancılık koyduysan araya, asla tekrar sevgili olamazsın!


“Telgrafın tellerini arşınlamalı
Yâr üstüne yâr seveni kurşunlamalı”

Ben aşka inanırım, en koyusundan…Böyle gördük çünkü ruh atalarımızdan... “Seviyoruz, hayatımızın iyiliği o yüzden” dediler. “Aşk imiş her ne var âlemde” dediler. “Yaratılanı sevdik/yaratandan ötürü” dediler. “Dostun evi gönüllerdir” dediler. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni” dediler.


“Üzgün müyüm dedin
Yoo, hayır, merak etme sen beni
İyiyim, iyiyim…”8

Ben aşka inanırım, en koyusundan…
Şarkılara da... “Olmaz meleğim, böyle bir aşk” deme, “Üzülme sen meleğim, gün olur kavuşuruz” deme, “Elbet bir gün kavuşacağız/Bu böyle yarım kalmayacak” deme... Üzümün kızı deme bana...

Ben aşka inanırım, en koyusundan…

Bilirim, sevenler çılgınca, fedâkârâne, vefâkârâne sever ve sevgili, saçlarını savurur, dönüp gider!

Gitme! Gitme!

A.VURAL

Dipnotlar:
1) Muhammed Esfahanî.
2,3)Yahya Kemal Beyatlı.
4)Nesimi.
5)Nurullah Genç.
6)İsmet Özel.
7,8)Murathan Mungan.
 
Katılım
30 Kas 2006
#15
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!

paylaşım için saol terk-i diyar.
muazzam bi yazı galerimde de yayınlıycam ...
 

zulmet

Gözyaşlarımla Siliyorum Şimdi, Ruhumun Kirlerini..
Katılım
25 May 2008
#16
Ynt: EY SEVGİLİ...BİLESİN!


Aşk’ın kölesiyim

“Güzelliğin on pare etmez bu bendeki aşk olmasa” Âşık Veysel

“Hamdım, piştim, yandım” Mevlana. Ben de eklemek isterim kendi açımdan;
Hamdım, piştim, yandım, söndüm, kül oldum…

Kays’ı mecnuna çeviren Leyla mı, yoksa aşk mı? Leyla’nın aşkıyla tutuşan, çöllerde yanan Mecnun; aşkın üst boyutlarına çıkınca neden önemsemiyor Leyla’yı? Aradığı Leyla’da mevcut değil miydi? Leyla olmasaydı yerini başkası dolduracaktı belki de…

Âşık, maşuka köle gibi görünse de esas cezbesi maşukta yansıyan aşk’ın şiddetli zuhurundan kaynaklı. Yansımanın asıl membayı bulununca, yansıtan ikincil durumda kalıveriyor. Güneşi hiç görmemiş birinin Ayda yansıyan nura âşık olması; Güneşi aramasına neden oluyor, bulunca da Aydan vazgeçmesi gibi bir şey olmalı bu… Peki, ayın hiç mi hissesi yok? Nedir aranan? Kaç kişi bulabilmiş?

“Sevdiğimi söylemez isem sevmek derdi beni boğar” diyen Yunus; nerede aramış sevdiğini? Çiçeklerle, böceklerle konuşan Yunus ne öğrenmiş onlardan? “Sordum sarı çiçeğe…..”

Ey sevgili, bil ki sen sadece aynasın! Yansıttığın senden değil. Öyleyse seni neden bu kadar çok seviyorum? Evet, seni çok seviyorum… Hakikat-perest oluşunu… Cisminden daha fazla ruhunla alakalıyım, suretinden daha ziyade siretini seviyorum! Sevgimi anlatırken yine de cisminden bahsediyorum. (Gamzeler, sarı saçlar, ela gözler……) Çünkü cisminde yansıyor ruhundaki güzellikler. Bu nedenle senin değil aşkın kölesiyim! Bana aşkı gösterdiğin için seni çok seviyorum.


(alıntı*)
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap