Gazel

Katılım
26 Kas 2008
#1
Beyitlerde Söylenen - DOST

Ne kadar cevr ü cefâ itse de eyler kabûl
Dostlar gökden ne yagarsa götürür çün zemîn
Muhibbî


Gönül ki bütün sıkıntıların, gamın, kederin, üzüntünün yurdudur. Bu kalp makamı, toprağın her şeyi saklayışı gibi kendini mekân bilir acıya. Gökyüzü, hâli nasıldır bilmez toprağın. Yağmuru dokundurur yüzüne. Doluya esir eder. Fırtınaya bırakır toprağın saçlarını. Yıldırım olur düşer kalbine yeryüzünün. Sesini çıkartamaz toprak. Ağlayışını da, gürültüsünü de gazabını da sinesine çeker. Sonra güler gökyüzü. Mavi gözlerle bakar, güneş banyosuna bırakır kendini. Bulutlarda gölgelenir. Yelpazesini çıkartır. Ne var ki toprak taşmak üzredir ne zaman ağlayacağı bilinmez gökyüzünden. O ki sel olur akar, nereye varacağını bilemez. Toprağın bendlerini yıkmakla kalmaz, yılların emeğiyle kendisine bir barış eli gibi uzanan dalları yer ile yeksan eder. Yemyeşil gözlerini kaybeder de toprak yine de sesini yükseltmez gökyüzüne. Bütün sıkıntılarına katlanır gökyüzünün. Ondan ne gelirse gelsin, ne düşerse düşsün üzerine hayır diyemeyeceğini bilir. Sabrıyla yön bulur kendine. İnsanın kalbi de toprak gibidir. Dostların her eziyetine her zulmüne sabreder. Bu kabulleniş sıkıntıların hafifliğinden değil kalbin acıyı kendine yurt edişinin sonucudur. Çünkü bedenin başka hiçbir uzvu bu yükü kaldıramaz. Kalbin her an hareket hâlinde oluşu ve titreten her seması bir acıyla muhabbet ettiğinin işaretidir. Toprak gibi her an büyür. Başını yükseklere kaldırır bir ağaç gibi. Dost kucağını açıp hâlin nasıl olursa olsun yine de gel hele soluklan diyebilen insan yanımızdır. Çünkü dostun cefasıyla hemhal olmanın dostu dost kılan en büyük erdem olduğunu hissedebilendir dost. Dostun işi dostunun kalbine kendini bırakabilmektir. İster hüzün olsun ister tebessüm; karşı kalbin nasılsa bu acıya ve sevince katlanabileceğini bilebilmektir.

MEHMET ŞÂMİL
 
Katılım
26 Kas 2008
#2
Ynt: Gazel

Gazelde AŞK İktidarı

Gazel geleneğinin aşktan başka en sık işlenen konularından biri ayrılık ve ayrılığın sonuçlarıdır. Ayrılık aşkın bir parçası olduğuna göre aşkın yüceliğini bulmak için gerekli olan şey kavuşmanın hasretiyle yanıp tutuşan aşığın acı çekmesidir. Burada şairin gazel şiiriyle kendini ifade ederken ortaya koyduğu şey kendi otoritesine yakın durma isteğidir. Şairin âşık; otoritenin mâşuk olduğu gazel şiirinde aşkın her hali kendini sevgiliye sunmak için bütün mazmunlardan faydalanmayı hüner sayacaktır.


Gül ile bülbül, şem ile pervane örneklerinde olduğu gibi gül, âşığını söyletir, bir kelebek gibi etrafında dönmesini ve bu aşk ateşinde kanatlarının yanmasını dikenlerine dokunup kanamasını ister. Böylelikle gerçek âşık olup olmadığının belirsizliği çözülmüş ve mâşuk, eteğinin yanından ayrılmayacak âşığı bulmanın hazzını yaşar. Âşık ise bu iktidarın karşısında aşkının çözülmeyi bekleyen düğümünü açamamanın verdiği tatlı sızı ile aşkın farkına varmanın derdindedir. Sevgilinin, âşığın yaşadıklarına olan ilgisizliğidir aslında âşığı aşka salan, söyleten ve inciten. Sevgilinin bu aşk acısını hafifletmesinin tek yolu kayıtsızlığını azaltmasıdır. Ancak Mecnun örneğinde olduğu üzere kimi zaman aşk sevgiliden öteye geçtiğinde Ferhat’ın dağından iflah olmaz bir yöne akacaktır aşk suyu.


Gazel şiirinin neredeyse tümünde sevgili ile âşık arasındaki ilişki fiziksel bir aşkın ötesindedir. Nitekim şairin karşısında sevgili hükümdar konumundadır ve onun iktidarı karşındaki acizliği dile getiren de âşıktır. Hükümdarın zulmü, sitemi, cefası vardır ve âşık bu otorite karşısında sevgiliden lutfu, keremi, ihsanı ve vuslatı talep eder. Oysa şairin şiir ırmağının akması için gerekli olan sevgilinin iktidar varlığının devam etmesidir. Bu devamlılıkta âşığın sadakati aşk acısının şiir suyuna batmasıyla kendini gösterir. Öyle ki her şiir bir sonraki şiir için bir basamak olduğu gibi söylenmemiş bir söz olarak şairin zihninde yeni şiir gereksinimini çıkartır ortaya. Bu, bülbülün her sabah gülün dikenlerinden dolayı kanaması lakin ertesi gün yine aşkından iktidarın kapısında eğleşmesinin ve kanatlarını kanatmaya razı olabilmesinin örneğidir.


Âşık, bütün mükâfatların ve cezaların sevgilinin iktidarından geldiğini kabul ederek, aşkının varlığını sevgilinin iki dudağı arasından çıkan söze borçlu olduğunun bilinciyle mumun karşısında kanatlarını yakmaktan başka çare bilmez. Bu yanışla, bu aşk ateşinde yol olmak kendini iktidarda sayacak olmanın hazzıdır çünkü. Ne sevgiliden ayrı bir fiziksel mekân bilir ne de sevgilinin hayalinde/n başka hayal. Bu tutkunun adresi, öte dünyanın idrakinde bu dünyada sevgiliden ayrı her şeye sırt çevirebilmekte bulunacağından, âşığın sevgiliye kavuşma arzusundan başka hiçbir şey sahip olmadığının farkındalığını yaşamaya mecburdur. Mâşuka duyulan sadakatin sonucu olarak âşıkın benliğine ve dünya malına olan ilgisinin azalması her ne kadar bir mükafat beklentisiymiş gibi gözükse de asıl ödül bu halin devamlılığında mâşukun âşığı söyletmesidir. Otoriter zeminde kişinin sahip olduğu her şeyi ve kendi kontrolünü otoritenin himayesine sunması ancak bu şekilde açıklanabilir.


Tasavvufi bağlamda da mürid şeyh ilişkisinin geçirdiği evre, Hak ile bağ kurmakta aciz kalan müridin, Hakkın dostu olan şeyhe bağlılığı ve sadakatiyle, Hak ile olan seyrinde kemale eren şeyhin yardımı sonucu müridin Hakka ulaştırmasıdır. Bu seyr-i sülûk, aşkın esiri olmaktan geçtiğine göre şairin iç dünyasını dışa dökmeye zorlayan da aşktır. Aşkın sevgilide olmasının yanılgısı ise şairi gerçek ve mecazi aşk ayrımına sürükler ki bu da âşık konumundaki şairin aşka olan tutumunda mihenk taşıdır. Vahdet-i vücûd’un algılanmasında insanın hakiki özüyle ilahi özü arasındaki ayrılığı yaşaması sevgili ile âşığın ayrılığına benzediğinden duyular dünyasındaki bütün benliklerden sıyrılmadıkça ve sevgilinin iktidarına boyun eğmedikçe âşık, gerçek âşık olamaz. Bu nedenle gazel şiirinde vuslatta ayrılığı, ayrılıkta vuslatı gören ve bununla birlikte vuslat ile ayrılık arasında mekik dokuyan sürekli aşktır. Öyleyse aşkın iktidarıdır şairi söyleten.


Padişahın şehirle, gülün gülistanla, mumum şamdanla olan mekânsallığında; bireyin, bülbülün ve pervanenin mekânsallığı bu iktidara yakın olmaktır. Padişahın şehirle, gülün gülistanla ve mumum şamdanla özdeşleşmesinin sonucu olarak şairin şiir söyleminde mazmunların birbirine geçtiği görülür. Benzetme unsuru bunda en büyük unsurdur ve benzetme gereği aşk sarhoşluğunun idraki yanıltmasının bir sonucu olarak çıkar ortaya. Lale, bir çiçek olmaktan öte sevgilinin eliyle uzattığı aşkla dolu bir kadeh; selvi, uzun boyuyla salınarak yürüyen bir sevgili; çınar, sevgilinin huzura ermesi için bir gölge hizmeti gören; gül, yanak; gonca, dudak; sümbül, saçlardır. Bütün bu benzetmelerde asl olan sevgiliden ayrı olunsa bile aşk sarhoşluğunun getirdiğiyle her şeyin ya sevgiliye ya onun bir uzvuna ya da ona hizmet eden bir nesneye benzetilmesi sonucu her anın sevgiliyle geçtiğinin ve âşığın bu iktidara olan yakınlığının delilidir.


Divan edebiyatının en rağbet edilen şiir türlerinden biri olan gazelde aşkın hükümran olmasının lirik söyleyişle aşk arasındaki bağa ilişkilendirilmesi doğru kabul edilse bile gazellerde aşkın kullanılıyor olması gazelin karşı cins için söylenen en güzel ve aşk dolu söz anlamını taşıyor olmasından kaynaklanabileceği pek tabiidir. Aşk her daim kendine çeker. Aşkın çekiciliği gazelin derli toplu çekiciliğine kendini bırakınca ortaya çıkan güzellik uzun yıllar peşinden sürükleyen bir arzuyu gün yüzüne çıkartır. İran ve Türk edebiyatında gazelin bunca sevilmesi ve kullanılması şairlerin estetik derinliklerini ortaya koyması açısından önemlidir.


Aşk, girdiği kalbin her zerresini ele geçirene kadar iktidar hevesini saklı tutar. Bu nedenledir ki pek çok konusu olmasına rağmen muhalif konulara aldırmadan aşkın iktidarına tanıklık etmeyi sevmiştir gazel. Her ne şekilde olursa olsun gazel şiirinin şairlerce diğer şiirlerden ayrı tutulması şairin söylem gücünün gazel ile belirlenmesine kaynaklık ettiğinden dolayıdır. Gazele yüklenen bu güç onu hem şairlerce yazdırmış ve gazelhanlarca seslendirmiştir. Hatta gazel aşkın en aşkın halinde bile tercih edilen yegâne nazım türü olmanın iktidarını korumuştur. Şair Birrî’nin dediği gibi:

Yazardum âh ile eflâke kasrun ebyâtın
Müyesser olsa yazılmak ger âsumâna gazel
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap