Gündem notları

Katılım
5 Ağu 2018
#41
Üzerinden bir iki hafta zaman geçmiş olsa da Binali Yıldırım’ın “Yaşlı bir amca “Hanımlara para veriyorsunuz evlenemiyoruz” dedi; sosyal devletin ölçüsünü yerinde tutmakta fayda var”
Demecini buraya iliştirmek istiyorum.Bu nasıl bir zihniyet? Kadınlar erkeklere muhtaç köle mi olsun ve mecburiyetten evlensin mi istiyorlar ? Hayır verdikleri de üçkuruş.İnsan gülüyor.Sosyal devletin ölçüsüymüş.
Bakın istediğiniz kadar yol,köprü,havalimanı yapın ülkedeki zihniyeti değiştiremedikten “insan hakları,demokrasi,özgürlükler”bağlamında gram yol alamadıysan hepsi bir hiç.Gelişme bunlarla olur. Bir siyasiye yakışmayan bir sözdü.Söylemeden geçemeyeceğim
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#42
Üzerinden bir iki hafta zaman geçmiş olsa da Binali Yıldırım’ın “Yaşlı bir amca “Hanımlara para veriyorsunuz evlenemiyoruz” dedi; sosyal devletin ölçüsünü yerinde tutmakta fayda var”
Demecini buraya iliştirmek istiyorum.Bu nasıl bir zihniyet? Kadınlar erkeklere muhtaç köle mi olsun ve mecburiyetten evlensin mi istiyorlar ? Hayır verdikleri de üçkuruş.İnsan gülüyor.Sosyal devletin ölçüsüymüş.
Bakın istediğiniz kadar yol,köprü,havalimanı yapın ülkedeki zihniyeti değiştiremedikten “insan hakları,demokrasi,özgürlükler”bağlamında gram yol alamadıysan hepsi bir hiç.Gelişme bunlarla olur. Bir siyasiye yakışmayan bir sözdü.Söylemeden geçemeyeceğim
Yıldırım Türker'in Biz kadınları Hiç Sevmedik
Yazısı tam olurdu.müsait olunca oku.
 
Katılım
26 Nis 2007
#43
Yıldırım Türker'in Biz kadınları Hiç Sevmedik
Yazısı tam olurdu.müsait olunca oku.
Adam resmen müslümanlara saldırmak için kadın haklarını savunmuş :)

Binali Yıldırım'ın açıklaması ise facia. Bunun yaygın bir zihniyet olması daha da kötü. Allah kadınlarımıza güç versin ki saçma sapan insanlara muhtaç olmasınlar.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#44
Çapraz ,yanlamasına ve dik açısına kadını aynı hizaya aldılar.
He şimdi cümle tam oldu .
 
Son düzenleme:
Katılım
3 Ağu 2008
#45
Allah müslümanı piyasaya düşmekten muhafaza etsin. Diğer türlü hanımın, çocuğun ihtiyacını tedarikte hırs yapan erkek ile kocasının eline bakmak istemeyen kadın helal ile sarmaş dolaş olmayı bırakıp bir sürü haram ile sarmaş dolaş oluyor. Gerisi bildik hikaye...
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#47
Video çekiyor herhalde :)
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#49
Sakallı Türk belgeseli :) çeker.film çekerse ne çekersiniz @mehmet baki hocam.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#51
:)

Sesimi beğenmediğimi hatırlayıp vazgeçtim.
sen gocamansın bilmezsin belki,ha o ukala telefonundaki klavyede mikrofon simgesi vardır ağabey, sen konuşursun o yazıya döker diyeceğim ama telefonla sen farklı zamanlardansınız, senin dilinden anlamaz muhtelemen sen "eyyam" dersin o hey man yazar. neyse o zaman bırakayım dağınık kalsın. insanlar da merakla bekliyordu halbuki.

hürmetler efenim.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#52
Sudi krallığının son kararına göre bir milyon filistinliğe hac yasaklandı.Hem mescidi aksayı savun hem de bu uygulamaya maruz kal.bir bu eksikti.

Yedi asker aranıyor.mühimmad ,pardon arızalı mühimmad patladı.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#53
Yönetim kınadığı için gazze bombalamaktan kurtulur.Ne zaman elle tutulur bir iş yapacaklar israile karşı?dua edelim.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#54
Gündemi takip etmek için güçlü bir hafıza gerekli bize ki ne demiştiler,ne yapıyorlar bağlantısını kurabilelim.Gündeme baktığım zaman dişe dokunur bir haberde yok.dişe teğet geçip kemiklerimizi sızlatan haberlere ise o haber yokmuş gibi davrananlar çok.köşe yazarlarının objektiflikden uzak yanlı her türlü yanlı olmaları.inceltilmiş nezaket söylemleri çok canımı sıkıyor.ne testere olabiliyorlar ne de keser.hava da bir iki cümle ve son.haberler ise bir kanalı izlediğinde iç savaş var sanıyorsun diğer kanalı izlediğinde kıskanılacak ülke konumundayız.bilmiyorum kelle korkusu mu koltuk sevdası mı?bir haber diğer haberi unutturmak üzere yapılıyor.Yazık.Bu kadar ucuz olmamalı söylemi değil bu sözler.ucuzlatmak için yüksek değer verilmesi gerekiyor.halimiz.Halden çok uzak bir o kadar yabancı halimiz.Daha çok tüket yaşamasında tüketilen ve rendelenen zihinler.acıyorum çoğu zaman öfke ile halimize."Farkındalık" sözünün şimdi ırzına geçiliyor .ocu ve bucular hakikaten sıfata saldırıyor.Merak içindeyim ne zaman kendimize geleceğiz.fatura, sosyal medya vs.sebepler içinde debenlendiriyorlar bizi.sözde liderler sosyal medya ağızı ile konuşuyor ve davranıyorlar.kameraya bir poz daha alalım.
Hasbetenlillah dışında , Hiç bir fark göremiyorum bütün düşünceler arasında hepsi içi geçmiş mide bulandırıcı.Çok rahatsız oluyorum sadece söylemek istedim.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#55
Son düzenleme:
Katılım
20 Haz 2018
#56
Bakî ağabeyin sohbetine Cemal Süreya 'nın :

"Sesinde ne var biliyor musun? Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde Anıt gibi dururlar" dizelerini mırıldanıp sohbete mukabil şu makaleyi paylaşmayı elzem gördüm.

Buyrunuz:)

HOCA AHMET YESEVİ: İSLAMİYET TERCİHİMİZ, TÜRKLÜK KADERİMİZDİR!

Ömer SAĞLAM


Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran ve Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî’ye ait olduğu söylenen bir anekdot var. Anekdot şöyle:
Bir gün Pîr-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî Hazretleri’ne sormuşlar:
– “Müslüman mısın?”
– “Elhamdülillah Türk’üm, Müslüman’ım” demiş.
– “Neden Türklüğü katıyorsun, biz dinini soruyoruz” demişler.
– ”Din seçim, Türklük kaderdir” demiş.
Bu anekdot doğru mudur yoksa tıpkı Hz. Peygamber’e yalan hadis isnat edildiği gibi Pîr-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî’ye isnat edilmiş yalan bir rivayet midir bilmiyoruz. Ahmet Yesevî üzerine incelemeleri de bulunan bir araştırmacı dostuma internet vasıtasıyla sorduğumda kendisi, yukarıdaki anekdot için direk “Uydurma bir söz! Maalesef İslam kozmolojisine de aykırı. Ruhların yaratılışı daha kadimdir çünkü ve İslam ruh kimliğidir.” şeklinde bir izahatta bulundu. Bu sözlerine kuvvet kazandırmak için de Yusuf Hemedani ve İmam Ebu Hanife’ye atıfta bulunarak şunları söyledi: “Yusuf Hemedani hz., ruhların yaratıldıktan sonra 5 millete taksim edildiğini alem-i ervahta aynı millete mensup olana insanların halk aleminde karşılaştıklarında birbirine ünsiyet duyduklarını yazmıştır. ‘İnsanlar at toplulukları gibidir … ‘ diye giden bir hadisi şerh ederek… Ruhani mensubiyet esastır, Fıkh-ı Ekber’de de bu anlamda bir izah yapar Ebu Hanife…”[1].

Gelin görün ki; Hoca Ahmet Yesevî’ye ait olmasa bile böyle bir kabulün, kesinlikle doğru, bilimsel ve İslami olduğuna ben de kaniim. Yani bana göre de din bir tercih konusu, milliyet ise kader konusudur. Eğer İslam bir ruh kimliği olsaydı ve ruhların yaratıldığı sırada topluca bütün ruhlara başlı başına bir program şeklinde yüklenseydi, bugün dünyada yaşayan herkesin Müslüman olması gerekirdi. Oysa bugün yeryüzünde bulunan yaklaşık 7 milyar insandan ancak 1.5 milyar kadarı Müslüman’dır.
Öte yandan eğer İslam’ı bir tercih konusundan çıkarıp, kader konusuna dahil edersek, Kur’an’da geçen “Dinde zorlama yoktur…”(Bakara, 2/256) ve “Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”(Kâfirûn, 109/6) şeklinde geçen ayetlere de aykırı hareket etmiş oluruz. Yine eğer genelde din, özelde ise İslam bir kader konusu olup, yine ruhların topluca yaratıldığı sırada bütün ruhlara aynı anda komutlansaydı, bütün insanlar dindar ve hatta Müslüman olarak doğar, yaşar ve ölürlerdi. Bu sebeple de Allah peygamber ve kitap göndermeye ihtiyaç duymazdı. Özetle; Allah, “Allah nezdinde hak din İslâm’dır…”(Âl-i İmrân-3/19) diyerek kendi tercihini ortaya koymuş ve kendi tercihleri konusunda ise insanları özgür bırakmıştır. Ayrıca eğer genelde din, özelde ise İslam bir kader konusu olsaydı, cennet ve cehenneme ihtiyaç kalmaz, böylece Allah’ın sapıtmış kullarını cezalandırma yetkisi de olmazdı. Aksi bir kabul ise radikal dinci örgütlerin savunduğu ve sözüm ona uğrunda kanlı savaşlar verdikleri düşüncelere ve radikal İslam yorumlarına yaklaşmak olur ki; böyle bir kabulden Müslümanları ve İslam’ı Allah korusun…

Öte yandan dostumuzun Yusuf Hemedani’nin şerhini yaptığını söylediği ve “İnsanlar at toplulukları gibidir…” şeklinde başlayan bir hadisi şerif var mı şahsen bilmiyorum. Eğer varsa, herhalde uydurma bir hadis olmalıdır bu. Çünkü insanların atlara benzetilmesi en başta “Biz insanı en güzel şekilde yarattık” (Tîn-95/4) ayeti kerimesine aykırıdır! Gerçi atlar da güzel hayvanlardır ama ben yine de Hz. Peygamber’in, insanları atlarla kıyasladığını düşünemiyorum.
İşte bütün bunları düşünerek yukarıda bulunan ve Hoca Ahmet Yesevî’ye ait olduğu söylenen anekdotu ben de paylaştım facebook sayfamda ve paylaşırken de altına şöyle bir açıklama ekledim:
Din tercihtir, milliyet ise kader. Bu sebeple tercihler değişebilir, kader ise asla. Bunun içindir ki; dünyada dinsiz insan vardır ama milliyetsiz insan hiç yoktur… Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık…” (Kur’an-ı Kerim, 49/13). Bu ayet hükmüne göre; milliyeti inkâr edenler küfre sapmış olurlar. Yani kâfir olurlar. Dinimize göre; onlara kâfirlere uygulanan muameleyi uygulamak lazım gelir.

Doğrusu bu paylaşımım, hiç ummadığım şekilde bir ilgi gördü sosyal medyada ve yüzlerce (zincirleme yoluyla belki de binlerce) kişi tarafından paylaşıldı. Bu durumu kim nasıl yorumlar bilmiyorum ama ben bu durumu, bu ülkedeki Türklük ve Milliyetçilik (buna ulusalcılık da dahildir) duygusunun hala dipdiri yaşadığı şeklinde yorumluyorum. Birileri her ne kadar Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen[2] ünlü “Vedâ Hutbesi” nden esinlenerek “Her türlü milliyetçilik ayaklarımızın altındadır” demek suretiyle, iteleyip kakalasa da, örseleyip ufalamaya çalışsa da, Türk Milliyetçiliği bu ülkede hâlâ dimdik ayaktadır. Yeri ve zamanı geldiğinde, tıpkı bir Zümrüd-ü Anka gibi küllerinden tekrar doğacaktır! Daha doğrusu bütün canlılığı ile hayatta olduğunu cümle aleme tekrar gösterecektir. Bu sebeple, hiç kimse Türk Milliyetçiliği’ni, MHP’nin almış olduğu oy oranına veya milletvekili sayısına göre değerlendirme yanlışına düşmemelidir…


Tekrar asıl konumuza dönerek tekrarlayacak olursak; bizce de din bir tercih, milliyet ise kaderdir. Bu sebeple tercihler değişebilir, kader ve yazgı ise asla değişmez. Buradaki milliyeti, “tabiyet” veya “vatandaşlık” olarak algılamamak gerekir. Çünkü tabiyet, yani vatandaşlık da tıpkı din gibi sonradan kazanılmış veya sonradan edinilmiş bir olgudur. Onun için de çeşitli sebeplerle (mesela yanlı bir eğitimle) değişebilir/değiştirilebilir. Bunun en canlı örneği, 70 yıl boyunca dinsizlik aşılayan ve dinsizlik dayatan bir eğitim sisteminin etkisinde kalan Müslüman Türk yurtlarındaki insanların başına gelenlerdir. Çünkü o ülkelerde, İslamiyet büyük ölçüde unutturulmuş olup, 1990’lardan itibaren yeni yeni canlanmaya başlamış bulunmaktadır. Bunu sadece biz değil, o ülkelerden ülkemize gelen dostlarımız söylemektedir bize.
Ancak kan bağı, asabiyet veya soy bağı anlamındaki milliyet, asla değişmez ve değiştirilemez. Çünkü bu anlamdaki milliyet, genetik bir olaydır ve Yüce Yaratıcı tarafından kurgulanmış, programlanmış, formüle ve modifiye edilmiş bir durumdur. Yüce Yaratıcı’nın formüle ettiği bir sistemi, yaratıkların değiştirmesi ise asla mümkün değildir. Adam Amerikan tabiyetindedir ama aslen İtalyan’dır. Adam Alman vatandaşıdır ama aslen Türk’tür. Adam kanada vatandaşıdır ama aslen İngiliz’dir vs. Bir kişi kendi milliyetini unutmuş olsa bile, onun hangi millete mensup olduğu genlerine bakılarak bugün rahatlıkla tespit edilebilmektedir. DNA testi denilen tıbbi teknoloji, bunu kolaylıkla tespit edebilmektedir günümüzde. Hatta bu teknoloji sayesinde sadece hayattakilerin değil, binlerce yıl önce ölmüş olanların milliyetleri bile üç aşağı, beş yukarı tespit edilebilmektedir. Hatta dikkatli bir göz, bir insanın hangi ırka mensup olduğunu kolayca tespit edebilmektedir. Ancak din öyle mi? Kimin hangi dine mensup olduğunu, ancak o kimsenin icra edeceği dini ritüellerden tespit edebilirsiniz. Çünkü birincisi Allah’ın alameti, ikincisi ise insanların kendi tercihleriyle edindikleri bir davranış kalıbıdır.

O sebeple, son dönemlerde asabiyet, soy veya etnik köken anlamındaki milliyet duygusuna sık sık vurgu yapılarak “Türk kökenli Alman” veya “Kürt kökenli Türk” denildiğine şahit olmaktayız. Bu tür bir söylem, kesinlikle yanlış değildir ve üstelik Yüce Yaratıcı’nın koymuş olduğu ilahi yasalara da fazla aykırı olmayan bir söylemdir(bk. Hucurât- 49/13). Yanlış anlaşılmasın; “Türk kökenli Alman” veya “Kürt kökenli Türk” şeklindeki söylemlerin tamamıyla ilahi yasalara uygun olduğunu söylemek istemiyoruz. Bu tür cümlelerin başında geçen millet konusunda ilahi otoritenin koyduğu yasaya, sonunda geçen millet konusunda ise devlet otoritesinin koyduğu yasaya vurgu yapıldığını söylemek istiyoruz.


Din Değişebilir Milliyet İse Asla!
Din, hayatımızı etkileyen diğer birçok kültürel öğe gibi, tamamıyla bir tercihtir ve tercihlerin zaman içinde değişmesi mümkündür. Bu cümleden anlaşılması gereken ilk şey, dinin en başta kültürel bir öğe olduğudur. Tıpkı giyim kuşam gibi. Tıpkı sosyal olaylar karşısında takınılan tutum ve davranışlar gibi. Yani biz “Türk Milli Kültürü” deyince, bunun içine bir alt başlık olarak din de girmektedir. Bu sebepledir ki; bir milleti millet yapan öğeler sayılırken din birliğine vurgu yapan tanımlar da var olmakla birlikte; bu tür tanımlar gerçeği tam olarak yansıtmazlar. Zira böyle bir millet tanımında din unsuru, hele de belli bir din kullanılacak olursa, bazı din mensuplarının veya dinsizlerin millet dairesinin dışında tutulması zorunlu olur ki; bu da Millet ve Milliyet gerçeği ile taban tabana zıt bir tanım olur.
Mesela bugün için Türkler açısından “Millet” tanımının içine “İslamiyet”i yerleştirdiğimizde, bunun tabi uzantısı olarak Şaman olan Türkleri, putperest olan Türkleri, Budist olan Türkleri, Musevi olan Türkleri, Hıristiyan olan Türkleri ve hatta dinsiz Türkleri, bu dairenin dışında tutmak gerekecektir! Bilmeyenler için söyleyelim; günümüzde Orta Asya veya Asya’nın kuzey bölgelerinde yaşayan Şaman ve hatta İslami açıdan putperest denilebilecek Türkler olabildiği gibi, bu bölgelerde, özellikle Moğolistan ve Çin gibi ülkelere yakın yerlerde oturan Türkler arasında herhalde az da olsa Budizm’e veya bu ülkelerdeki diğer dini inançlara mensup olan Türkler de var olmalıdır. Bugün Azerbaycan’da bile Musevilik dinine mensup olup, muhtemelen Hazar İmparatorluğu’nun kalıntıları olan Karaim Türkleri yaşamaktadır. Moldova’daki Gagavuz (Gökoğuz) Türkleri ise Hıristiyan’dır. Şu halde, din unsuru bir milleti millet yapan asli bir unsur değil, olsa olsa tâli bir unsurdur.
Bunun en güzel örneği 1071 yılındaki Malazgirt savaşı sırasında yaşanmıştır ve Balkanlardan Anadolu’ya gelen ve muhtemelen ağırlıklı olarak Hıristiyan olan Uzlar ve Peçenekler, Hıristiyan Bizans Ordusu’ndan ayrılarak kendileriyle aynı kültür dairesinde yer alan Müslüman Selçuklu Ordusu saflarına geçmiş ve Bizanslılara karşı savaşmışlardır.[3] Bu olay da gösteriyor ki; dinin, bir milleti millet yapan öğeler arasında sayılması, tamamıyla bir ideolojik yaklaşımın ürünüdür ve bu türlü yaklaşımlar, millet ve milliyet kavramlarıyla değil, olsa olsa Ümmet ve Ümmetçilik anlayışıyla açıklanabilir.
Bu türlü yaklaşımlar ne yazık ki; ülkemizde de vardır ve bu yaklaşımın temsilcileri şu anda iktidarda bulunmaktadırlar. Mevcut iktidar mensuplarının beslendikleri felsefi ve ideolojik fikirlerin öncülerinden olan Nurettin Topçu, Türk Milleti’ni şöyle tanımlıyor: “Bizim milletimiz, Orta Asya’dan kaynayan Türk ırkından çıkmış ve dokuz yüz yıl önce Anadolu’da kurulmuştur. İlmî adı ‘Anadolu Türkleri Tarihi’ olan bu millet, Türk ırkından ayrılan Oğuz boylarının Müslüman olarak Anadolu’ya yerleşmeleri ile başlamış oldu…”.[4]

Necip Fazıl Kısakürek ise bu konuda sözlerini biraz daha müşahhaslaştırarak şöyle diyor: “…Halbuki biz, Türk’ü Müslüman olduğu için sevecek ve Müslümanlığı nispetinde değerlendirecek bir milliyetçilik anlayışı peşindeydik ve bu anlayışa ‘Anadoluculuk’ adını veriyorduk. Bir konferansımızda, 15 yıl sonra söyleyeceğimiz gibi, ‘eğer gaye Türklükse mutlaka bilmek lâzımdır ki, Türk Müslüman olduktan sonra Türktür!’ tezini güdüyorduk…” .[5]

Yazar Lütfi Bergen devamla ve N.Fazıl’ın “Babıali” isimli eserinden istifade ile şöyle diyor: “Necip Fazıl’a göre milliyetçilik, menba istikametinde değil mansap istikametinde, yani kendisini tarih planında teşkil eden ırk ve toprak şartlarını geride bırakmış, her türlü ırk ve toprak yobazlığına düşman; belli başlı bir iman, mukaddesat, tefekkür, tahassüs, hayal, hatıra, meşrep, eda, ve lisan birliğinin ördüğü, tek nüshalı ve şahsiyetli bir ruh necsinden ibarettir; mutlak ve müstakil bir vahit temsil eden bu ruh necsinin zarfı da Anadolu’dur”.[6]


Din Kader Olsaydı!
Diğer bütün milletler de olduğu gibi, biz Türkler de, tarihimizde zaman zaman geniş kitleler halinde din değiştirmişizdir. Mesela Göktürkler zamanında Bilge Kağan, Şaman dinini terk edip Budizm’i devletin resmi dini olarak kabul etmek istemiş, ancak Vezir Bilge Tonyukuk, Budizm’in yerleşik toplumlar için uygun olduğunu, Türkler gibi hareketli toplumlara zarar vererek bu toplumların bünyesini bozacağı gerekçesiyle buna karşı çıkmış ve Bilge Kağan’ı bu düşüncesinden vazgeçirmiştir. Göktürklerden sonra aynı coğrafyada egemen olan Uygurlar, Budizm’i ve Maniheizm’i kabul ettikleri için kısa sürede yok olup gitmişler, daha doğrusu Çin Devleti’nin boyunduruğuna girerek Bilge Tonyukuk’u, öngörüsünde haklı çıkarmışlardır. Bugün özellikle Doğu Türkistan Türkleri’nin hâlâ Çin’in boyunduruğunda olmasının bir sebebi de herhalde Uygurların vaktiyle yapmış oldukları bu yanlış din tercihleridir.
Bunlara ilave olarak Türklerin, M. 7. yüzyılın sonundan itibaren İslamiyet ile tanıştığını ve 10 yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise geniş kitleler halinde Müslüman olduklarını söylememiz icap etmektedir. Eğer din konusu kader konusu olsaydı, herhalde bugün biz Türklerin, hâlâ Gök Tengri’ye inanıyor ve Şaman kültürünü yaşatıyor olmamız, Arapların da silme Putperest ve Müşrik olmaları gerekirdi diye düşünmek istiyorum.

Farsça’yı Bildiği Halde Hikmetlerini Türkçe Söylemiştir!
Kendisine “Müslüman mısın?” diye sorulan soruya “Elhamdülillah Türk’üm, Müslüman’ım” şeklinde, “Biz Müslümanlığını sorduk, neden işin içine Türklüğü karıştırıyorsun?” sorusuna ise “Din seçim, Türklük kaderdir” şeklinde cevap verdi mi? Bu sözler gerçekten kendisine mi ait? Şahsen bilmiyorum. Bu sözlerin ona ait olmadığını söyleyenler de var. Hoca Ahmet Yesevî’nin 1093-1166 yıllarında yaşadığını, “Divan-ı Hikmet” isimli kitabının ise ancak vefatından 250-300 sene sonra olmak üzere 15. asırda toplanan şiirlerinden oluştuğunu düşünürsek, bu sözlerin de kendisine ait olabileceğini ve her nedense (belki de dönemin İslam anlayışına ters geldiği için) “Divan-ı Hikmet” isimli eserinin dışında bırakıldığı akla gelmektedir. Bu durumda, peşin peşin bu sözlerin Hoca Ahmet Yesevi’ye ait olmadığını ve uydurma olduğunu söylemek, akılcı bir davranış olmasa gerekir.
Dolayısıyla ben; sosyal medyada paylaşım rekorları kıran yukarıdaki sözlerin, Hoca Ahmet Ahmet Yesevî’ye ait olmaması için hiç bir makul sebep göremiyorum. Zira şu sözlerin sahibi olan Hoca Ahmet Yesevî’nin, yukarıdaki anekdotta geçen sözleri de söylemiş olabileceğini düşünmemek için hiç bir sebep yoktur ortada:
“Sevmiyorlar bilginler, sizin Türkçe dilini,
Bilgelerden dinlesen, açar gönül ilini,
Ayet -hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar,
Anlamına erenler, başı eğip uyarlar,
Miskin zayıf Hoca Ahmet, yedi atana rahmet
Fars dilini bilir de, sevip söyler Türkçeyi”
.[7]
Milliyetimizi Hoca Ahmet Yesevî’ye Borçluyuz
Yazımızın burasında sözü konunun uzmanlarından birisi olduğu anlaşılan ve aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı ve Çankırı Eski milletvekili de olan hemşerim Prof. Dr. Hikmet Özdemir’e bırakıyorum:
“Daha sağlığında, binlerce öğrenci, Ahmed Yesevî mektebinden aldıkları inanç, bilgi ve bilinci Horasan’a, Deşti Kıpçak diye adlandırılan Kuzey Türklük bölgelerine, Diyâr-ı Rûm (Roma Diyarı) diye adlandırılan Anadolu’ya ve Avrupa Türklüğüne ulaştırmışlardır. Anadolu’da ve Rumeli’de Türk varlığının kökleşmesinde en büyük hisselerden biri, Yesevî takipçilerinindir… Ahmed Yesevî, binlerce yıllık Türk töresinin verdiği doğru ölçülerle de donanmış bir kişi olarak; İslam’ı doğru anlamış ve dosdoğru anlatmıştır. Milliyetin temeli ‘dil’ ve ‘din’ ise, biz dilimizin edebî hayâtiyetini ve Müslümanlık anlayışımızı, Ahmed Yesevî’ye de borçluyuz.
Ahmed Yesevî, Hanefî bir âlimdir. İslamiyet’i Türklere sevdirmek başlıca gayesi olmuştur…
Eserlerini, anlaşılır olmak uğruna Türkçe yazdı. Onun amacı sadece, İslamı okuma yazma dahibilmeyen geniş kitlelere ulaştırmaktı. İşte bu yüzden şiir külliyatı olanDîvân-ı Hikmet, Fakirnâmeve en son Kazak araştırmacı Dr. Muhammedrahim Carhammed Uli tarafından bizlere ulaşan Risâle isimli eserlerini yerel dil olan Türkçeyle yazmıştır. Yesevî öğretisinin bu denli etkili olmasının temel sebeplerinden biri; Ahmed Yesevî’nin düşüncelerini anlatmak için, o dönemde gelenek olduğu üzere Arapça veya Farsçayı değil, Türkçeyi seçmesidir. Hece vezniyle yazdığı şiirlerle öğretisinin hızla yayılmasını ve kuşaktan kuşağa kolayca aktarılmasını sağlayan Yesevî’nin Hikmet olarak adlandırılan ve yüzyıllarca sözlü olarak yaşatılan şiirleri, XV. yüzyılda yazıya geçirilerek Dîvân-ı Hikmet adı altında toplanmış ve elden ele dolaşmıştır.
İslam’ın değerlerini Türk kültürünün değerleriyle kaynaştıran Yesevî öğretisi, özellikle bozkırlarda yaşayan Türk boylarının İslamiyet’i benimsemesini kolaylaştırmıştır. İslam’ı tanımalarına ve benimsemelerine karşın, var olan değerlerinden kopmayan bu topluluklar için, kentli din bilginlerinin sunduğu kuralcı İslamiyet’ten çok, dervişlerin sunduğu, dine esnek yaklaşan ve eski inançları yadsımayan bir İslam anlayışı, daha yakın gelmiştir. Böylece ‘Şaman’ geleneklerinin bir kısmı az ya da çok değişikliklere uğrasa bile, varlığını sürdürmüştür. Kazakistan’da ‘Yesevî zikri’ adı verilen törenlerde, geleneğin İslami değerlerle kaynaştırılarak bugün bile sürdürüldüğü görülebilir. Bu örnekler, Yesevî’nin temsil ettiği İslam’ın, var olan inanç sisteminin tamamen terk edilmesini şart koşmadığını ortaya koymaktadır.
Bu yüzden bugün yalnızca Kazakistan’da değil, eski Türkistan toprakları üzerinde yaşayan Türk topluluklarının çoğunda Şaman geleneklerinden izler görülür. Üstelik bu uygulamalar, Ahmed Yesevî’nin izinden gidenlerce Anadolu’ya ve Balkanlar’a da taşınmıştır. Türk milliyetinin hamurkârı olan Ahmed Yesevî, Türk aydınlarının Arapça ve Farsça yazdığı bir dönemde, ilk defa Türkçe şiirler söyleyen insandır. Türk dünyasında çok iyi tanınır ve bilinir. Büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı; “Şu Ahmed Yesevî kim? Bir araştırın göreceksiniz. Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız?” diyor… Ahmed Yesevî’nin öğrencileri ve takipçileri, onun ‘Hikmet’ denilen şiirlerini yüzlerce yıldan beri tekrarlayarak Türk dilinin gelişmesini sağlamışlardır.
Sözgelimi Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet’indeki;
‘Işkıng kıldı şeyda mini
Cümle alem bildi mini
Kaygum sinsin tüni küni
Minge sinok kirek sin…’

mısraları, Yunus Emre Divanı’nda;
‘Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım tünü günü
Bana seni gerek seni’

mısralarıyla karşımıza çıkar.
İki şiirin tamamını karşılaştırdığımız zaman, temanın ve bazı mısraların birbirinin aynısı olduğunu görürüz. Ahmed Yesevî ve öğrencileri, henüz büyük kısmı Müslüman olmamış, olanları da yeteri kadar dini bilmeyen Türklere İslamiyeti anlatmak gayretiyle Türkçe söylemişler ve Türkçenin devamına ve gelişmesine en büyük hizmeti yapmışlardır.”(8).[8]
Dipnotlar:
[1] Dostum, isminin zikredilmesini istemediği için, isteğine uygun olarak ismini zikretmeye gerek duymadık.
[2] Halk TV’de birlikte katıldığımız bir canlı yayında ilahiyat profesörü Abdülaziz Bayındır’a konu ile ilgi olarak sormuş olduğum soru üzerine hoca “Sonuçta Veda Hutbesi de bir hadistir ve diğer hadislerde olduğu gibi bu hadis metninde de uydurmalar ve ilaveler olabilir” şeklinde cevap vermiştir. Acizane biz de bu kanaati taşıyoruz.
[3] Peçenekler, devlet kuramadıkları için Avrupa ulusları arasında tamamıyla Hıristiyanlaşarak ve hatta Slavlaşarak tarih sahnesinden silindikleri halde, Uzlar devlet kurma şansını elde ettiklerinden bugünkü Macaristan’da ve Moldova’da halen yaşamaya devam etmektedirler. Elbette Hıristiyanlaşarak. Gagavuzlar (Gökoğuzlar), 1071 yılında Malazgirt’te Selçuklu ordusuna yardım eden Uzlar’ın (yani Oğuzların) bugünkü torunları kabul edilmektedir.
[4] N.Fazıl Kısakürek’in “Babıali” isimli eserinin 340- 1 sayfalarından aktaran Lütfi Bergen, KALIN ANADOLUCULUK - lutfibergen,
[5] Aynı kaynak,
[6] Aynı kaynak.
[7] Ahmet Yesevî’nin “Divan-ı Hikmet” isimli eserinden (Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet, Yayına Hazırlayan: Dr. Hayati Bice, T.Diyanet Vakfı yayınları. 4. Baskı; 2005-Ankara) alıntı ile http://www.tasavvuf.info/tengri1_hb.htm. Ayrıca bk. http://www.historicalsense.com/Archive/yesevi.htm,
[8] Prof. Dr. Hikmet Özdemir, “Hoca Ahmet Yesevi” başlıklı makalesi, http://fsmsem.fatihsultan.edu.tr/fsmsem/hoca-ahmed-yesevi-makale-19.html
 
Katılım
3 Ağu 2008
#56
üzerinize afiyet 10 küsur gündür nezleyim. ondan zahir. :)

makaleye gelince:

sayenizde ömer sağlam ismini işitmiş oldum. sağlam bir muhakeme, mantık ve incelik göremedim açıkcası. tepeden inme hükmümü vereyim: makale arızalarla dolu. hayır malumat yanlışlıklarından bahsetmiyorum. mantıki ve ahlaki arızalardan bahsediyorum. neler mi? bir kaç misal:

1- ömer bey dini meselelerde "bana göre" demenin ne manaya geldiğini bilen bir şahsiyet emaresi sahibi değil. öyle olsaydı "her halde" ile başlayıp cümlenin devamına "peygamber"i iliştirmezdi, iliştiremezdi. hadis hakkında ancak ve ancak kesinlik arzeden bir meselede kalem oynatma cesareti gösterip kesinlik arzeden bir "yok" demesi iktiza ederdi. ne için böyle yapardı? böyle yapardı zira O'na (s.a.v.) ait bir söze iğne ucu kadar bir ihtimalde olsa muhalif olmak vaziyetine düşmek istemezdi. ömer bey ise haddi zorlayacak kadar cesur. hakikati cesurca aramak güzeldir amma hakikat bu kadar hırpaniliği kaldırmaz. elbette bu bir incelik meselesi. O'nun (s.a.v.) has ismini "mehmed" yapan bir millletin inceliği. bilmem anlatabildim mi? (tabii bir de "gibi" edatından "mukayese" manası çıkarma var ki feci.)

2- ömer bey türklük ve islamiyet üzerine makale yazmış ama itikadi meseleleri de güme götürmüş. tabiri caizse itikadi meselelere dahi bodoslama dalmış. misal verelim: "Allah'ın tercihini ortaya koyması", "Allah'ın sapıtmış kullarını cezalandırma yetkisi" ve sık tekrar edilen "kader" meselesi. ömer bey muhtemelen "ona göre" baktığı içindir ki kafası karışmış ve yine muhtemelen internet vasıtası ile sual tevcih ettiği dostunun "islam ruh kimliğidir" sözü mezkur kafa karışıklığına tuz biber ekmiş. "islam ruh kimliğidir" tabirini ve "Allah indinde din islamdır", "sizin dininiz size benim dinim bana", "dinde zorlama yoktur" ayetlerini yanyana koyup bir okuma yapmış ama hatalı davranmış hatta aceleye gelmiş biraz. zira bir parça sükunet ile düşünebilseymiş bu "modern" ifadeden "programlama" yerine "fıtrat"ı devşirmesi çok da zor olmayacaktı. "fıtrat" ise "hulk"u, hulk ise "ahlak"ı meydan yerine çıkartabilirdi gayet kolay bir şekilde. tabii birde sistem, genetik kod felan var ki yine feci. sosyolojik hatta andropolojik okumalar tamam ama bunu yaparken itikadi meselelere bir parça itina gösterilmesini rica etme hakkımız var. basit bir misal verelim: yaratılmış her şeyin formule edilmesinden ve sistem olmasından tüten manayı, istimal edilen iki kelimenin -formule ve sistem- orijinini ele alıp mı okuyalım yoksa manası sadece size malum bir meçhul olarak mı okuyalım? verilen "Adam Amerikan tabiyetindedir ama aslen İtalyan’dır" misali için bu iki kelime üzerinden yapılan okumayı beklendiği gibi "kavmiyetin Allah vergisi, dinin ise tercih meselesi" olmasına delil getirilmesi zekice gibi ama sahiden hakikat nazara verilen kadar mı? cevab basit aslında: "Allah indinde din islamdır" hükmü Allah katıncadır. Allah indincedir. tıpkı Allah'a iman etmiş müminin "sizin dininiz size benim dinim bana" demesince. ömer beyin kafası ciddi şekilde karışık görünüyor yoksa bu ayetleri dinin tercih meselesi olmasına delil olarak sunmazdı. bu ayet varlığını, varlık sebebini Allah ile manalandıran müminin tavrını işaret etmektedir. elbette din tercih meselesidir amma mümince din varlık sebebidir. ömer bey feci pot kırıyor iş bu noktada. sadece burada kalsa iyi zımnen ise "Allah tarafından" verilmiş "genetik kod"un "kulun tercihinden" üstünlüğüne vehmediyor. işin aslı elbette öyle değil. ne genetik kod ve ne tercih kavga halinde ama işte muharririmiz kendi iç dünyasındaki kavgayı yine zımnen dermeyan ediyor. Ömer bey -onun deyişiyle- Cenab-ı Hakkın kurguladığı formula, system, genetic ile kafasındaki türklük ve islamiyet fikrinin irtibatını kurarken farkında bile olmadan "auto-matic" bir "system"in "element"i oluyor. elbette element olarak hakikat dediğimiz şey element olmaklığımız oluyor. işin aslı ise mümince, kainatta ne varsa O veriyor O olduruyor. ol sebebten genetik kod yahut tercih yine onun eliyle oluyor. yani ben bu yazıyı yazarken parmaklarıma bu kuvvet şu an veriliyor. ne daha önce ne daha sonra. tam kararında ve zamanında yani. yani ölçüsüzlük bahis mevzu değil. ömer beyce gayet masum olan tercih ve verilmişlik ise zımnen ölçüsüzlükten ibaret. öyle olmasaydı türklüğü Allah vergisi olarak tercihten zımnen üstün tutar mıydı? pekiyi bütün bu dediklerim kafa karıştırıcı mı oldu? belki biraz. bir fikir sahibi olmadan evvel ciddi şekilde kafa zonklatmak lazım diğer türlü petrol bulmak için sondaj atarken çamura denk gelme ihtimali de var. moda tabirle fizibilite çalışması mühimdir.

3- bizansa paralı asker olan peçeneklerin malazgirtte selçuklu yanında saf tutması tarihi bir vakadır lakin bu vakadan kavmiyetin asli dinin tali mesele olduğuna dair isbat hatalıdır. peçenekler ile selçuklu aynı lisanda idi, kültürde değil. peçeneklerin bizans safından selçuklu safına geçişi "türk lisanını" işitmeleri ile olmuştur. öyle zannolunduğu gibi savaştan evvel değil savaş esnasında vuku bulmuştur. bu ise bize "psikolojik bir unsur olarak kavim ve lisan" yüksek lisans tezinin kapısını aralar. ömer bey farkında bile değil ama psikoljiden ideoloji devşirmekte. ciddi mantık arızaları devam ediyor.

4- "veda hutbesi"ne atıf var ki cesaret son sürat devam ediyor.

5- "milliyetimizi hace ahmed yeseviye borçluyuz." tek isabetli cümlesi bu. lakin bendeniz manayı biraz farklı anlıyorum. ömer bey "hace ahmed yesevi hz.lerinin (k.s) eliyle milliyetimizi muhafaza ettik zira hace türklüğünü muhafaza etti" manasına alırken ben ise ömer beyin yine mantık hatasına düştüğünü görüyorum ve şunu sual ediyorum: ahmed yesevi hz.leri (k.s.) islam olmasaydı ne olurdu? hatta isimleri bir kenara bırakalım: "her din değiştirdiğinde kavmi tar u mar olan türk nasıl oluyorda sadece islamda kavmi yetini ve şahsiyetini muhafaza edebiliyor?" dediğim gibi ömer bey tarihi vakaları tevil ederken mantık hatalarına düşüyor.

ve son olarak: hace ahmed yesevi hz.leri (k.s) de yunus emre hz.leri (k.s) de dervişandır. söyledikleri Allah'tır, dertleri Allah'tır, yarları Allah'tır. 2018 dünyasından bakıp yüzyıllar evvelinin iki nefesinin ahenginden kavmiyetçilik devşirip mezkur kavmiyetçiliğe de islamı sos niyetine dökmek en hafifinden hatadır ki asıl ideolojik olan budur. kökeni psikoloji olan bir ideoloji.

hamiş: ne alaka cezbedici bir vaziyettir ki türkçe değil farsça yazan padişahlara sahib osmanlının dinine batı gavuru "türkün dini" tabirini yapıştırmış. ömer bey muhtemelen bu hususu türklükün islama galebe çalması üzerinden okuyacak ama bir kardeş nasihati bu sözü söyleyence bakma hatasına düşmesin lütfen! hasılı ömer bey feci çam devirmiş. kendisinden ricamız vaktini gavurun çanına ot tıkamak için istimal etmesidir. bu milletin -şimdi hatırlamasa ve bilmese bile- asırlar evvel hal ve fasl edip rafa kaldırdığı hakikatleri didiklemek bir fayda vermez.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#58
Geçmiş olsun ağabey. Kaydı dinledim. Meseleye bakışın ile benim durduğum noktalarda farklılıklar var. Kafama yatmayan husus bir İngiliz müslüman olduktan sonra müslümanlığı terk edince İngilizliğine bir halel gelmiyorken, Türk böyle değil demişsiniz. Yani Türk müslümanlığını bıraktığında geriye Türk kalmaz demişsiniz üstadım. Bu mevzuyu anlamadım. Yukarıda zikredilen Uygurlar Maniheizm'i tercih ettiği için Türklüklerini yitirmiştir. ( tarih derslerinde de böyle anlatılıyor. ) kastettiğiniz şey bu mudur? yani Türkler islamiyet'i seçmeseydi şu an muhtemelen Türklük olmayacaktı şeklinde mi anlamalıyım bunu ben. Hani Gök Tanrı inancı şeklinde de devam edebilirlerdi. Hani bu tespit bir varsayım değil mi sadece? Uygurlar Maniheizmi seçtiklerinden Türklüğünü kaybetti diye İslamiyet harici bir dini seçmiş olsaydı atalarımız şu an yer yüzünde Türk kalmayacak mıydı? Dünya üzerinde şu an müslüman olmayan Türkler de var diye biliyorum.Bunların Türklükleri (kavmi anlamda) geçersiz midir ağabey? Türk'e yüklenen anlama bağlı değil midir bu olay.

İsmet Özel'in kastettiği mana sizin dediğiniz gibi de olabilir, neticede bardak kapasitesi ölçüsünde su alacaktır deryadan. herkesin herkesten aynı şeyi anlamasını beklememek lazım. ismet özel'i de derinlemesine incelemiş okumuş takip etmiş bir şahıs da değilim hani. nitekim bu açıdan da bakınca kullandığı ifadeleri yadırgamamak benim için mümkün değil. ismet özel izaha muhtaçtır benim için.

velhasılı kelam, tatlı sohbetinizden ötürü teşekkür ederim. divanda "sesli sohbetler" bölümü olsa meseleler etrafında divan üyelerinin görüş ve düşünceleri sesli olarak dile getirilse de tatlı olurmuş hani.

selamlar.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#59
"Yani Türk müslümanlığını bıraktığında geriye Türk kalmaz demişsiniz üstadım. Bu mevzuyu anlamadım."

Şu halde tersinden gidelim: ne kalır? bütün divan müdavimleri ile fikir teatisi yapalım hatta. Sahiden islam olmayan türkte ne kalır? Ben başlayayım ve kalanlardan bir kaçını sayayım: yoğurt, pastırma...
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#60
Bu konu ismet özel'in yeni şeyler söylemediğin de mutabık kalınmaz ise uzar gider.ismet özel misali "Türk" meselesini hatırlatan olduğu için.Yaşayan yaşadı Türk'lüğünu bize yapmaya çalışmak kaldı.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap