Gurur ve Mahcubiyet

Katılım
10 Ağu 2007
#1
Soğuk bir sonbahar sabahı… Saat sabahın 6’sı. Zeytinburnu-Kabataş hattında tramvaydayım. Yanıma orta yaşlarda, beyaz saçlı, bıyıksız bir adam oturdu. Bana: “Sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim” dedi. Sabahın mahmurluğundan mı yoksa 21. yüzyıl gençliği olarak böyle diyaloglara uzak olduğumuzdan mı bilinmez tabiri caizse biraz afalladım. Ve adama ancak “Sizin de” diye cevap verebildim. Adam bana : “Eskiler birbirlerine ‘sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim’ deyince karşıdaki nasıl cevap verirmiş?” diye sordu. Ben: “Bilmukabele mi” diye cevap verdim. Bana: “Eskiler birbirlerine ‘sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim’ deyince karşıdaki ona: ‘Sizin de âkıbetiniz hayırlı olsun efendim’ derlermiş. Birincisi bir anlık dua, ikincisi bir ömürlük dua…” dedi. Duygularım allak bullak oldu. Her sahada olduğu gibi insan ilişkilerinde de zarafete azami dikkat eden bir ecdadın torunu olmakla iftihar mı etseydim yoksa böyle bir ecdada layık torun olamadığım için yerin dibine mi girseydim?...
 
Katılım
21 Ara 2008
#2
Ynt: Gurur ve Mahcubiyet

Osmanlı'da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın ; şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş.

Eskiden "Kapıyı kapat!" denilmezmiş. ALLAH (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. "Kapıyı ört, ya da sırla" denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş.

"Lambayı söndür demezlermiş. ALLAH (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin. "Lambayı dinlerdir" derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış.

Uyuyan birisi uyandırılmak İçin sarsılmaz veya adı ile çağırılmazmış. "Agah ol erenler" derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan... Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.

Hanımlar "Efendi" derlermiş beylerine, "siz" derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş.

Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı "Karınca basmaz Efendi"ye çıkan insanlar varmış.


Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş. Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. "Git bir daha gelme!" der gibi değil de. "Gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun" eler gibi dizilirmiş.

Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış. Bediüzzaman, kendisine arkadaşlık eden, vefa gösteren eski elbisesinden bir parçayı koparıp alırmış. Yumurtayı ucundan, çok az kırar, fazla kırmayı tahrip olarak düşünür, tahribin hiçbir türünü sevmezmiş.

Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış.
"Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler." diye tarif eder Üstad N. Fazıl bu hali...

Eskiler "Edeb Ya Hu!" derler, Onu görüyor gibi yaşamaya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unutmuş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı'nın huzurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket etmek isterlermiş. "Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan ALLAH var!" der gibi, o mânâyı hatırlatmak İçin her yere "Edeb Ya Hu!" yazarlarmış. "ALLAH'ın huzurunda edeb" demekmiş bu...

İnsan nerede olursa olsun ALLAH'ın huzurunda değil midir?

_alıntı_

Allah onların edebi ile edeplendirsin bizleri..amin..
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#3
Ynt: Gurur ve Mahcubiyet

Her sahada olduğu gibi insan ilişkilerinde de zarafete azami dikkat eden bir ecdadın torunu olmakla iftihar mı etseydim yoksa böyle bir ecdada layık torun olamadığım için yerin dibine mi girseydim?...
Evvela paylaşım için teşekkürler.

Böyle bir ecdada layık olmak kolay değil tabiki ama bırakında bunu gerçekten layık olmak için hiçbir çaba sarfetmeyenler söylesin, siz değil.  :) uzun bir aradan sonra yeniden buralarda bulunmanız ne güzel...
 
Katılım
31 Ocak 2009
#4
Ynt: Gurur ve Mahcubiyet

Yazdıklarınız beni çok etkiledi.Nereden nereye ...Şimdiki selamlaşmalara bakın,birde eskilere.Sahip olunan büyük şeyler de,kaybedilenler de ayrıntılarda gizlidir.Selamı vermenin sünnet,almanın farz olduğunu öğrenmişiz de negüzel bir selam bulmuşuz: ‘sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun',‘Sizin de âkıbetiniz hayırlı olsun '...Anlık duadan ömürlük duaya,duayla başlamak sabaha...Şimdiki günaydınlar,bay baylar hatta hoşçakallar bile ne kadar sığ kalıyor.Bizde selamlarımızla,kelimelerimizle sığlaşıp küçülüyoruz demekki..Ayrıntılardaki güzellikler kaybolmuşsa çok şey kaybolmuştur.Ne yazık...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap