Halit Özdüzen'den...

Katılım
27 Tem 2006
#41
Şebboy kokardı ellerin
Tüm çiçeklerin kokusunu
terinle, teninde yoğurup
damıtırdı rüzgar
kelebekler ve bal arıları
o yüzden körkütük gezerdi
Beni sorma,
Asma kütüklerinden ve bağlardan
ayrılalı çok oldu.
Senden başka çiçek görmüyor gözüm.
Kokunla yatıp, kokunla uyanıyorum
sensizliğinde bile seninle mestim
ayıklar iklimi bana ters geliyor nedense
o yüzden ayılmak istemiyorum

Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#42
Şiirler yazdım sana, defter seni kıskandı
İçimi dökecektim, dertler seni kıskandı

Sevgimi zarfa koyup, allar pullar ekledim
Mektup ve zarf uyuştu, pullar seni kıskandı.

Gönderdiğim mektuplar adresini bulmadı
Kapı kapı dolaştı, yollar seni kıskandı

Sonunda destan oldu aşkımız tüm dünyaya
Derya deniz sevindi, çaylar seni kıskandı

Her sevdanın mutlaka bir sonu var demişler!
Zamansızlık yurdunda yıllar seni kıskandı

Kıskananlar kıskansın, aldırma gül dünyaya...
Gülle nevbahar oldun, yazlar seni kıskandı

Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#43
Rabbim seni nurundan özenerek yaratmış
Cemaline baktıkça aşka kanasım gelir
Gizemli bahçelere güzelliğin yansımış
Kokladığım güllerde seni bulasım gelir

Sevenler ayrı düşer sevgiliden çok zaman
Tüm hasret çöllerini tek tek aşasım gelir
Leylanın ateşine yanmayan mecnun olmaz
Nerde bir Mecnun görsem seni sorasım gelir



Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#44
Masmavi bir deniz
gözlerin gibi
tüm benliğimde sıyrılıp
bakışlarının en derin yerine
dalmak istiyorum
ama ben dalarken
gözlerini kapatma,olur mu !
İskelede bir kayık
Ellerin ellerimde
İçimdeki ses uzaklara, uzaklara diyor
uzaklar neresi bilemiyorum
ama seninle beraber
uzaklardan da korkmuyorum
Haritam yok, pusulam yok,
bir tek sen varsın yanımda
Deniz feneri gibi
parladıkça parlıyorsun
ısıttıkça ısıtıyorsun ellerimi.
Ya kalbim, yandıkça yanıyor
Atlasam denize diyorum
Ateşimi soğutmak için
Gerçekten soğutur mu acaba
onu da bilmiyorum !
belki ateşim denizi de yakar
diye atlamak da istemiyorum
Eğer kaptanlığı becerebilirsem
Seninle enginlere açılıp
Tüm ufukları geçerek
Ufuksuzluk çizgisine varmak
Orada sonsuza kadar beraber yaşamak istiyorum
Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#45
Ilık bir gecenin ilk akşamında,
Oturdu karşıma, sustu öylece,
Bakışlarında heyecan, gözlerinde buğular,
Olacakların habercisiydi.
Sıcacık elleriyle tutunca ellerimi,
Gözlerinden sessiz sağanak başladı.
Ellerimle buluşan damlalar,
Tropikal yağmurlar gibiydi.
Bir şeyler anlatmak istiyordu,
Heceler kilitlendi dudaklarında,
Suskun kaldı öylece!
Heyecan doruktaydı…
Bakışlarımla sorgulamak istedim.
Daha da sıkı tutup ellerimi,
Kapattı gözlerini.
“Üzülme” dercesine, başını iki yana salladı!
Şaşkın, bakakaldım bir süre!

Kaç zaman geçti?
Hatta zaman geçti mi, durdu mu bilemiyorum!
Aralayıp ıslak kirpiklerini,
Mehtapta baygın bakışlarıyla, göz bebeklerimi okşadı.
O an, anlatılmaz fırtınalar koptu içimde,
Ateşler kapladı ürkek kalbimi,
Yandıkça yanmaya başladım…
Işığın kelebeğe yaptığı gibi, gözleriyle beni esir almıştı.
Kaçmak istiyordum ancak nereye, bilmek istiyordum ancak neyi?
Eriyip varlığım ,silindi benliğinden,
O mu ben, yoksa ben mi o olmuştum?
Gençlik yıllarımda çokça güvendiğim aklımı aradım!
Olanı biteni sorgulasın diye,
Depremde ilk kaçan tavşanlar gibi…
Beni çoktan terk etmişti!

Başını koyup omuzlarıma,
Sarmaladı vücudumu kollarıyla,
Yangını daha da harlattı…
Tam konuşup, bir şeyler söylemek isterken,
Hazin sesli “Sus kalbim sus “ nağmeleriyle,
Uzak sahilden, bir şarkıcı konuk oldu gizemli gecemize.
Sonrasını hatırlamıyorum!

Gözlerimi zaman ve mekânı belirsiz bir ülkede açtım.
Artık onsuz bile, onunlaydım.
Orada yasaklar, kıskançlıklar hatta dedikodular da yoktu…
Uzayda kayan yıldızlar gibiydik, varlıktan öte yokluğumuzla övünüyorduk.
Tek cevher kalmıştı yangın yerinde,
Ruhlarımızla birbirimizi arıyorduk.
Adem’le Havva’dan öncesi gibi…

Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#47
Siz O’sunuz,
Hep yağmurlu ve gizemli akşamlarda,
Serin meltemlerle gelen…
Sisler ormanı bu akşam, her akşamdan daha sessiz.
Yağmurda ıslanan kumrular, daha da sokuldu birbirine.
Zamanın sonsuzluğunda batarken,
gökkuşağı ve kuşlar serenat yaptılar güneşe.
Öyle bir an ki anlatılamaz !
Gözlerimi kapatıp o anı tekrar tekrar yaşamak istiyorum.

Şölen, gelişin müjdecisiydi.
Ben “Enfüs”te beklerken,
sen “Afak”ta geldin.
Kokun, o iklimden,
Gözlerin mahmur,
ellerin süt köpüğü, kar beyaz…
Özün madde ötesi bir hamurdan yoğrulmuş,
dokun mavera kumaşından.
Duruşun Lahuti…
Ya gülüşün,
güller açtırır, soğuk kış ortasında,
Öyle güller ki anlatılamaz..
Buzları eriten bakışınla,
beni mest ettin.
Dudaklardaki nağmeler, başka bir âleme çağırır gibi…
Ayaklarımda demir prangalar.
Dünyanın yükünü yüklemişim omuzlarıma,
atmak istiyorum atamıyorum…
Kalbimde volkanlar kaynıyor, patladı patlayacak;
Ateşler sardı ruhumu,
Âşık mı oldum, yoksa aşk beni de mi eritti potasında?
Ortada kül yok, duman yok.
yandıkça yanmak istiyorum…

Ellerimi uzatıp, ”al beni, götür kendi iklimine
varlıktan usandım ”
Demek geliyor içimden,
Dudaklarım kilitlenmiş, açamıyorum…
Yine de hal lisanıyla yakarıyorum:
“Lütfedilirse,
Eriyen benliğimle,
Rahmet deryasında yıkanıp,
Bal ve süt pınarlarından
Kana kana içmek istiyorum. “

Yetmez mi “Kef /Mağarası”nda yıllardır uyukladığım,
silkinip kalkmak,
ölüler diyarından,
diriler yurduna geçmek istiyorum…
Uzat ellerini ey sevgili…
Seninle ötelerin ötesi
Çok ötelere gelmek istiyorum.


Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#48
Sen ki kahrolası dünyanın kızıllığında doğdun.
Yer kanlıydı, gök kırmızı
Ülkene güneş bile kıpkızıl doğmaktaydı
Sonunda akan kanlarla
masmavi deniz bile kızıllığa boğuldu
Ey Bodrum sahillerine
denizin körpe bedenini
yorgun argın taşıdığı çocuk...
İnsanlığın yüzüne tokat gibi indin…
Ama insanlık kör ve sağır
Seni hala algılayamadı...
Petrole bulaşan karabatağı
Sahile vuran balinayı
Denize atılan çöpleri
algıladığı gibi bile algılayamadı
Gönlüm seninle ,
ama elimden bir şey gelmiyor
Ağlamaktan başka...
fakat algı mühendisleri ve medya
diğer özgürlükler gibi
ağlama özgürlüğümü de elimden aldılar..
İçim yanıyor …yüreğim paramparça…
Ağlamak lstiyorum
Ama ağlayamıyorum ..
haykırmak istesem sesimi duyan yok çocuk

Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#49
Sevenlerin kalbinde çakan ilk şimşek gibi,
Akşamın gurup vakti, geliversen, ya Leyla
Şairin kalemini inleten gerçek gibi
Cemal-i mehtabınla gülüversen, ya Leyla...

Hayalinle,gerçeği zorladığım kulvarda
Gözlerimin içine bakıversen, ya Leyla
Yakamozlar oynarken, ağladığım sularda
Sevda pınarlarımdan akıversen, ya Leyla...

Hasretim yıllar yılı, bir ılık bakışına
Müjgan okun kalbime, salıversen ya Leyla
Gönlümü dolamışım, siyah zülfünün nakşına
Bir teliyle bağlayıp, asıversen ya Leyla...

Kaç seyyah geldi geçti, senin yanık şarkınla
Kaç bin aşık o çölde, hoş bir ümit ! ya Leyla
Beni, sana çeviren bitmez derin aşkınla,
Hem Leyla’yım ,hem Mecnun,bu Halit kim ya Leyla ?...

Halit ÖZDÜZEN
 
Katılım
27 Tem 2006
#50
Cilveli, nazlı
Bülbül avazlı
Bir afet-i devrandı
geldi, cihan ona doymadı
Güldükçe güller saçardı yanaklarından
Kiraz renk alırdı dudaklarından
ceylanlanlar ürkerdi bakışlarından
Ferhat dağlara koşarken
çöller mecnunlarla dolardı
Bir afet-i devrandı
geldi cihan aşka boyandı
Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#51
İlkeleri olmalı insanın,
hak, adalet, dürüstlük, sadakat
vefa, sabır, şefkat, merhamet,
irade,barış,cesaret gibi...
Amaçları olmalı insanın
çevreyi, insanları ve canlıları
koruma
ailesine, komşularına ve tüm
insanlara yararlı olma..
Güzel olan her şeyi karşılıksız
sevme,
değerleri koruma ve saygı
.....
Faydalı olmalı tüm
insanlığa....
Birileri kendine zarar vermiş
olsa da..
Bunları yapmak için,
erdemli İnsan olmalı; erdemce
yaşamalı ....
Şimdi sormalıyız kendimize
biz erdemin neresindeyiz diye?
Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#52
Ne mısralar kaybetti ülkemin
şairleri
ateş okkasına batırıp
kalemlerini
gecenin yarısında kağıda
döktüler
inci taneleri gibi ,
Sabah ateş yüklü zarfların
çok azı adreslere ulaştı.
Sevgilinin gözyaşları
harlayan ateşi söndüreceğine
sildi mısraları ümitsizce
hüngür hüngür
Ama daha acısı
sevgiliye ulaşmayan mısralardı.
Kaldı şairin ürkek güvercin
yüreğinde
Yanan kalbinin ateşinden
onlar da eriyip kül olup
kağıda ulaşmadan
uçup gittiler....
Sonra o kırık dökük heceler
yeniden yazılmaya başlandı
isteksiz kalemlerle.
Yazıldı yazılmasına da
şiirler cılız,
mısralar ruhsuz kaldı.
Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#53
Bebek’te bir kız tanıdım
bebek gibiydi
Gözleri deniz mavisi, dişleri mercan
Saçları yosun kokardı
gülüşü martı çığlığı,
bakışı deniz feneri ,
baktıkça beni eriten
Gündüzü bir başka olurdu,
gecesi bir başka Bebeğin
bebek yüzlümle mehtapta
yürüyüşe çıkardık
kıyı boyu,
Aşiyan, Emirgan,Tarabya
şarkılar yükselirdi tavernalardan,
balık lokantalarından cümbüşler
"O ağacın altında" çay içer
manolya ,ıhlamur kokuları solurduk
meltem saçlarını okşarken bebek yüzlümün
gece boyu yosun kokusu
tüm kokulara baskın çıkardı
Sanki bir düştü bebek ve bebek yüzlüm
eski bir resim gibi kaldı gönlümde
Şimdi nerede ciğerlerime bir yosun çeksem
onu soluyorum.
Onu hatırladıkça Bebeği,
Bebeği düşlerken onu hatırlıyorum
Onun anısına Bebeği
ve tüm bebekleri seviyorum


Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#54
Pırıl , pırıl bir nehir
Her taraf sahra, mesir
Sultanlara ilk mehir
Eski bir antik şehir.
Bağlar baran barandır
Bura Adıyaman’dır.

Her yan petrol kulesi
Yörenin birincisi
Eski Kahta kalesi
İlk çağların incisi
Dağlar duman dumandır
Bura Adıyaman’dır.

Foklorün de davullar
Evlerinde avlular
Çiçeklerde arılar
Kirazı var, narı var
Yiğit harman harmandır
Bura Adıyaman’dır

Besni’de fıstık üzüm
Sucuklar düzüm, düzüm
Gölbaşı gurbet yüzüm
Sevenlere ilk sözüm
Sevda derde dermandır
Bura Adıyaman’dır.

Toprağına taşına
Güneşin doğuşuna
Göksu’nun akışına
Göllerinin başına
Gönlüm aman amandır
Bura Adıyaman’dır.

Arsemia Sümeysat
Gem vurulan o Fırat
Şirine yanan Ferhat
İlk çağlardan zuhurat
Tarih zaman zamandır
Bura Adıyaman’dır.

Çelikhan’ın balına
Yarimin halhalına
Omzundaki şalına
Basmasının alına
Sevdam dolam dolamdır
Bura Adıyaman’dır

Kummuhkent, Turuş-Urşu
Eski kent Asur Hoşşu
Eti, Sümere komşu
Güvercin haber kuşu
Sözüm ferman fermandır
Bura Adıyaman’dır

Gerger Sincik cevizi
Tut’un incir, pekmezi
Havva ana çerezi
Türk, Kürt, Afşar, Çerkezi
Gören sana hayrandır
Bura Adıyaman’dır.

Kaç kraldan kalan yer
Her taşın yakut değer
Burcuna sancaklar ger
Sahipsiz günler geçer
Vadi leman, lemandır
Bura Adıyaman’dır



Halit ÖZDÜZEN
 
Katılım
27 Tem 2006
#55
Bağdat’tadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, tez açılır perdesi,
Ah Geylâni, Geylâni can Geylâni, Geylâni
Âlemlerin sultanı Abdulkadir Geylâni

Nurânidir nurâni Abdulkadir Geylâni
Âlemlerin sultanı Abdulkadir Geylâni

Basra’dadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, arşa çıkar nefesi,
Ah Rufâi, Rufâi can Rufâi, Rufâi
Âriflerin sultanı Seyd Ahmed-el Rufâi

Nurânidir nurâni Seyd Ahmed-el Rufâi
Âriflerin sultanı Seyd Ahmed-el Rufâi

Tanta’dadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, çabuk olur meyvesi,
Ah Bedevi, Bedevi can Bedevi, Bedevi
Âşıkların serveri Seyd Ahmet-el Bedevi

Nurânidir nurâni Seyd Ahmet-el Bedevi
Âşıkların serveri Seyd Ahmet-el Bedevi

Dusuk’tadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, nurla dolar kafesi,
Ah Dusuki, Dusuki can Dusuki, Dusuki
Âşıkların mâşuki Seyd İbrahim Dusuki

Nurânidir nurâni Seyd İbrahim Dusuki
Âşıkların maşuki Seyd İbrahim Dusuki


Halit ÖZDÜZEN
 
Katılım
27 Tem 2006
#56
Önce gözlerin gelir aklıma
Ve uzun uzun ufka bakışın
Sonra gözlerinde batan güneşler hatırlarım.
Sen güneşe bakardın, ben gözlerine
O batışlarda iç çekişin,
bana güneşin bir daha doğmayacağı korkusu yaşatırdı.
Hele batan güneşin ardından uzun uzun bakakalışın
Ufuk çizgisi kalbime saplanırdı, kan rengi
Yayından fırlayan kirpiklerin,
Zaten paramparça kalbimi yeniden delip delip geçerdi.
Bakakalırdım gözlerine
Sonra bir dalgıç gibi içine dalıp dalıp kaybolmak isterdim.
Şimdi bana “En çok neremi sevdin ?” diyorsun?
Gözlerini,kaşlarını, kirpikleri desem
yalan söylemiş olurum!
Bende daha önce tatmadığım
binlerce haz olarak yaşıyorsun…
Göz süzüşünü,
İç çekişini,
Gülüşünü ,
Sonsuzla birleşen gönlünü sevdim.
Bazen öfkenden adımı unutup ,
Sen sen sen diye başlayan haykırışını da….
Kısaca tüm duygularını sevdim.
Daha da önemlisi
Onlara can veren ruhunu sevdim.
Ruh ikizim benim…..

Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#57
Vefalım Vefa’da otururdu,
Vefa kokardı etekleri .
Vefadan çok geçerdim ama,
vefalımdan vazgeçemezdim.
Ama yıllar rüzgar gibi akarak
Vefadan da benden de geçti...

Onun vefatıyla,
Bir daha Vefa’dan hiç geçemedim
Vefayı da bozayı da çok severdi vefalım
Sanki o vefayla bütünleşmişti
Boza da onunla
Onsuz bir daha boza da içemedim..
Hep "vefasız" der diye korktum..
Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#58
Şimdi Adada olmak vardı
Ciğerleri oksijenle doldurmak
Martılar ,vapurlar, faytonlar
Sonra İstanbul’un siluetini
Seyran tepesinden, sen ve dolunayla beraber
Hatıralara yeniden yazmak
Şimdi adada olmak vardı
Denizi doya doya yaşamak
Ürünlerin , tabak kırıntılarını
Misafir kediyle paylaşmak
Sonra sen ve yakamozlarla beraber
Denizin engin ufuklarına dalmak ,
Ve bir daha çıkmamak

Halit Özdüzen
 
Katılım
27 Tem 2006
#59
"Gelesim yok, gelemem" diyordun !
Yine de gelirsin ümidiyle indim sahile,
sana söylediğim saatte....
ürkek adımlarla yürüdüm
her zaman ki buluştuğumuz yere...
masamız oradaydı, sandalyen orada
sakin deniz, çığlık çığlığa martılar
piyanoda sevdiğin şantöz
her şey yerli yerinde..
önce ümitlerimi
ve bizle ilgili planlarımızı koyup
sonra seni oturttum masaya
sandalyeni gözlerimle çekerek ....
İlk günkü gibi ,
çekinerek gözlerine bakarken
garson geldi bütün saygınlığıyla,
"Ne içersiniz efendim" dedi
iki çay dedim
adam bir sandalyene, bir de bana baktı
sorgular gibi
ben yine de geleceğinden emin
"iki" dedim. sessizce....
gelmezsen çayın soğuyacaktı !

Halit ÖZDÜZEN
 
Katılım
27 Tem 2006
#60
Bir evim olmalıydı doğada,
denize karşı.
Ağaçtan bir ev
kuşlar gibi yaşamalıydım
prangasız ve özgür

Halit Özdüzen
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 1)

Giriş yap