Hey Gidi Günler

nevakar

 
Katılım
13 Nis 2008
Ecdadımızdan hali vakti yerinde olanlar Ramazan günlerinde kendi mıntıkalarının dışındaki bakkal, kasap, manav dükkânlarını ziyaret ederdi. Esnaflardan veresiye defterlerini ister ve rastgele seçtiği fukaraların borçlarını ödeyerek borçlarını temizlerdi. Bunu duyan fukara ise dualar ederdi.


Çok değil bir asır öncesine kadar ecdadımızdan hali vakti yerinde olanlar hususan Ramazan günlerinde tebdil-i kıyafet ile kendi mıntıkalarının dışındaki kasap, bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan zimem defterini (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Rastgele sayfa aralıkları seçerdenk gelen fukaraların borçlarını toplatıp bir çırpıda öder, geçer giderdi. Esnaf efendi, "Allah kabul etsin" der ama, "Beyim ism-i âliniz" demezdi. Çünkü o da bilirdi ki bu zât bu işin gizli kalmasını istemektedir. Veresiye defterinde borçlarla ilgili yaşanan "buharlaşma" sürprizi ilk bakkal ziyaretinde öğrenen fukaranın göz pınarlarına yerleşip rahmet ve şükür damlaları olarak iniverirdi. (Ağniya-i şâkirin ve fukara-i sâbirinden müteşekkil bu iki taife-i güzinin hayatlarında her ne muradları var idiyse biz dahi buradan dua edelim ki Allah (cc) nail eylesin. Amin.)

Kimse kimseyi bilmez, kimse kimseyi görmezdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu ödeyen kimi ferahlattığını bilmezdi. Merak da etmezdi. Bunun gibi sadaka taşlarıda asırlarca eski yufka gönüllü medeniyetimizin özünü oluşturan merhametin "taşlaşmış" abideleriydi. Cami avlularında, türbelerin köşelerinde ve mezarlıklarda olurdu. Bu sessiz alış-veriş ekseriya sabah namazından sonra yaşanırdı. Kanaat medeniyetinin insanları asla ihtiyacından fazla akçeye tenezzül etmez, fazlasına el sürmezdi. Hatta bir muhitin fakirleri için dikilmiş taşlara öteki semtin fukarası el sürmezdi. Bu taşlara umumiyetle madeni paralar bırakılırdı. Paranın dışında mevsimine göre fazla giyim eşyaları ve yiyecek dahi konulurdu. Bırakan gece bırakır, alan sabaha karşı alırdı. Birçok sadaka taşı bugün bir kenarda unutulup gitmiş durumda. Bugünlerde hayırsever esnafların ve memurların masalarında sıkça görmeye başladığımız "sadaka kutuları" ise "sadaka taşları"nın plastiğe evrilmiş halini oluşturuyor. Ama bu kutulardan sabah namazı sonrası kifayet miktarı alma imkânı pek yok! Yine de boş kalmamalı.

Diş kirası kime verilirdi?

İftar daveti yapan şahsın, ikram ettiği nimetlerin girdiği ağızların bu işte kullanılmasından dolayı iş bu "işin karşılığı" olarak misafirlere verdiği ücrete "diş kirası" denmiştir. (Meali: Yani bugünkü medeniyetimizce anlaşılamasa da bu hadisede "asıl iyiliği yapan" davet sahibi değil de o iftara gelip ev sahibini "dişiyle tırnağıyla" büyük bir yükten kurtaran misafirler olmuş oluyor!) "İşte bu!" denecek bir manzara yani. Kediler, kuşlar, kanadı kırık leylekleri geçin neredeyse börtü böcekler için bile minik hanecikler yapıp içine yemek, su vb. koyan, onların soğuk ve sıcaktan muhafaza olmasına çalışan ecdadın şefkat ve muhabbette nerelere gittiğini göstermesi açısından bu üç örnek ayrı ayrı öğretici nitelikte.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

"evvel zaman olur ki hayali cihan değer"

hakikaten öyle...maalesef artık her gelen günün yarını bugünden beter...Allah sonumuzu hayretsin...
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Katılım
13 Mar 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

hocam üstteki yazıyı okumadım konuyla alakasız bi soru soracağım.
mehmet baki' Alıntı:
"evvel zaman olur ki hayali cihan değer"
Bu cümleyi görünce aklıma geldi. Okuduğum bir kitapta eski günlerin yadeldiği bi konuda "hayal-i cihan değer" diye bir ifade geçmişti.O zaman hayal-i cihan terkibine bir anlam verememiştim. Doğrusu hayal-i cihan mı , hayali cihan mı? Bir de yukarıdaki cümle mısra mı yoksa böyle kullanılan bir cümle mi?
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

"hayali cihan değer"....hem geçmişe duyulan hasreti ve hem şairin adını ifade eder...şair hayali diyerek kendine kendi ismi ile ile hitab etmekte

doğru yazılışı hayâlî'dir...

"cihan-ara cihan içindedur arayı bilmezler
ol mahiler ki derya içredur deryayı bilmezler" diyen hayali ile aynı şairdir...

maalesef elimde başkaca bir malumat yok amma mısra olması kuvvetle muhtemeldir..

uluğbey'e sormak lazım....
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Ynt: Hey Gidi Günler

kişisel fikrim bu ifadenin hayal-i cihan olduğudur. Çünkü Hayali Beg'in bu anlamda bir satırı bugüne kadar çıkmadı karşıma ve onun böyle bir üslubta yazmış olabileceğini düşünmüyorum.Ama emin olmak için divanına göz atmak gerekebilir. Okulun kütüphanesinde yoksa mutlaka Eski Türk Edebiyatı hocalarında Hayali Beg divanı vardır. Oradan bakabilirsin.

Bence bu cümle daha çok özlü söz niteliğinde olan bir cümledir. Öyle içinde mahlas geçen bir cümle değil
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

merhaba uluğbey;

hayal-i cihan ne demek pekiyi?
bir de uslub derken kasd ettiğin ne ola ki?

yanlış anlama hakikaten öğrenmek için sual ediyorum.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Ynt: Hey Gidi Günler

mehmet baki' Alıntı:
merhaba uluğbey;

hayal-i cihan ne demek pekiyi?
bir de uslub derken kasd ettiğin ne ola ki?

yanlış anlama hakikaten öğrenmek için sual ediyorum.

merhaba mehmet baki

Kusra kalmayasın bana yöneltilen soruyu daha yenice gördüm...

evvel zaman olur ki hayal-i cihan değer.

خيالي
: Hayâlî

خايال جخان hayâl-i cihân



Yukarıda Osmanlıca imlasını verdim bahsolunan iki kelimenin de, şimdi bu sözü Hayali Beg kullandı mı kullanmadı mı ? Bu söz onun mu değil mi ? sorusuna cevab ancak onun divanı incelendikten sonra anlaşılır.Fakat bizim elimizde şairin divanı yoksa ve şairin edebi kişiliği hakkında birtakım mülahazalara sahibsek bir beyit hakkında ya da söz hakkında bir takım çıkarımlarda bulunabiliriz reis.

Keşke elimizde Osmanlıca metni olsa bu mısranın hemen anlasak aslının ne olduğunu :)Fakat hali hazırda yok bu...

Senin sorduğun üslub nedir ?

Üslub yazarın ya da şairin edebi kişiliğidir, kelimeleri eleme düsturudur, sözlüğüdür, söz hazinesidir,eserini meydana getirişir amacıdır vs.

peki Hayâlî Beg kimdir ? Neden Hayâlî mahlasını almıştır, aklınıza geleceği gibi şiirlerinde yer alan ince hayal dünyasıdır.Hayâli'nin üslubunu biz kısmen sebk-i hindî üsluna benzetebiliriz. Bu üsluba göre şairler fikirlerini beyitlerinin içerisinde gizlemet suretiyle ifade ediyorlar, Hayâli bu akıma mensub değil ama onun bazı şiirlerinde bu akımı hissedebiliyoruz.



evvel zaman olur ki hayâl-i cihân değer.  (14 )


Mef’ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün


evvel zaman olur ki hayâlî cihân değer

mısraı da aynı kalıpta okunabilir. anlam değeri olarak bakalım.Kalenderi mezhebine bağlı olan Hayali şiirlerinde genellikle tasavvufu anlatmıştır. Örnek vermek gerekirse şu beyiti onun mutasavvıflığını ve ince hayale olan düşkünlüğünü bize gösterebilir:

bir 'âleme irmüşdürür erbab-ı harâbat
kim düşde dahi görmez anı ehl-i münâcât

-

imdü bu mısralarda yani " evvel zaman olur ki hayâl-i cihân değer / evvel zaman olur ki hayâlî cihân değer " mıslalarında tasavvuf göremedim ve Hayâli'nin çok ufakta olsa değindiğim edebi üslubuna ait bir iz göremedim. Kaynaklara bakmak gerek fakat ilmi olarak benim gördüğüm bu, beşer şaşardır ;)

hayâl-i cihan: cihanın hayali demek işte. bilgiğimiz klasik terkib . şayet evvel zaman olur ki hayâlî cihân değer olarak telaffuz edersen hayâli kendine seslenmiş olur öncelikle sondaki î nispet i sidir. Ey hayali evvel zaman olur ki cihan değer ? neye değer, nasıl değer? ( şayet bu bir beyitten alınmış ise şair bunun cevabını bir sonraki mısrada vermiştir, ama bunun bir beyit olup olmadığı muamma) 



bende Hayâlî  Beg divanı yok, olan arkadaş varsa baksın, benim yazdıklarım Hayâlî Beg'in edebi kişiliğinden hareketle çıkardığım sonuçlardır. Yani şunu açıklıkla ifade etmeliyim ki, bir beyiti ya da cümleyi yorumlayacaksanız, kendi mantığınıza ya da anladığınız şekilde değil, şairin edebi kişiliğinden hareketle buna başlamalısınız. Yoksa oradaki kelimenin ne olduğu önemsiz hale gelir ve herkes kendi mantık dairesinde anlar o zaman da bu mevzuu gereksiz olur vesselam.


Zeyl: İlgili divana bakma imkanı olan arkadaşlar baktıktan sonra-varsa- beyit ile birlikte buraya yazarsa daha net olur her şey :) binâenaleyh diyeceklerim bunlardır vesselam. umarım açıklayıcı olmuşumdur...

hürmetler...
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

merhaba üstad...

"evvel zaman olur ki hayal-i cihan değer"
yukarıdaki cümleyi/mısraı nasıl okumak lazım? şöyle mi: evvel zaman olur ki cihanın hayali değer...ne demek?

bir diğer husus ise hayali bey'i hatırlatmak için yazdığım
"cihan-ârâ cihan içindedur ârâyı bilmezler
ol mahiler kim derya içredur deryayı bilmezler" beyitinde sanki uslub benzerliği var gibi duruyor...

nasıl mı?

"cihan-âra cihan içindedur" derken "ârâ" süsleyen manasında kullanılmış zahir.

cihanı süsleyen yine cihanın içindedir amma süsleyeni bilmezler ve balıklar ki deryanın içindedir de deryadan bihaberdirler.

ârâ kelimesi süsleyen manasında kullanılmıştır elbette ama beyitte geçen ikinci "ârâ" aramak fiilini hatıra getirmiyor mu? sanki şair "cihanı süsleyen cihanın içindedir amma aramayı bilmezler" der gibi. sanki bu beyitte "telmih" var gibi....aynı hal "evvel zaman olur ki hayali cihan değer"
içinde mevcud olamaz mı?

hatta mahi kelimesi mahvetmek manasına, ikinci "ârâ" kelimesi ise aramak manasına hamledilirse beyit külliyen şekil değiştiriyor.
benim kifayetsiz bilgilerim böyle düşünmeme sebeb oluyor.

emin değilim! belki de divan edebiyatını katlettim! :)

hayali bey'in divanını tez zamanda sırf bu mesele için satın alayım. tabii bulabilirsem.... :(
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Ynt: Hey Gidi Günler

mehmet baki' Alıntı:
merhaba üstad...
bu bir kinaye olsa gerek yoksa üstadın çırak bile olamayacak birine böyle seslenmesini hayra yormam ben:) samice diyorum ;) mesaj alındı

divanı satın almana gerek yok ağabeyim bu mısra Hayali'ye ait (ufak bi araştırma yaptım)  :)


beşer şaşar demiş idim ;)

hürmetler
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

uluğbey' Alıntı:
bu bir kinaye olsa gerek yoksa üstadın çırak bile olamayacak birine böyle seslenmesini hayra yormam ben:) samice diyorum ;) mesaj alındı
haşa üstad! kesinlikle kinaye yok..divan edebiyatından anlamam(hoş hiç bir şeyden anlamam bol bol sallarım ya neyse :) ) iş bu sebebten üstadımsın...

hayali beyin divanını satın alacağım hatta hayali bey ile kalmayıp devamını da getireceğim inşallah! uzunca bir zamandır ki eskikliğini hissetmişimdir bu hususun. fakire dua edinde azmi kırılmasın...

fi emanillah....
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Katılım
13 Mar 2008
Ynt: Hey Gidi Günler

Peki hocam oradaki kelime Hayalî'nin mahlası mı yoksa hayal-i cihan mı?

Bir de şiirin tamamını buldunuz mu merak ettim, şiiri görseydik mısrayı daha iyi anlardık.
 
Katılım
10 Ağu 2007
Ynt: Hey Gidi Günler

Osmanlı'ya Mersiye

Sen gittin ey Sultânım, âlemde elem kaldı.
Altın kubbelerinden geride alem kaldı.

Söğüd'ün yaylasını uzattın Viyana'ya,
Çizdiğin haritadan elimde kalem kaldı.

Atların nal sesini işiten o yıldızlar,
Döküldü birer birer göklerde dîdem kaldı.

Tuna'nın sularına zehr attı nice küffâr,
Yeşerttiğin diyârda, bir damla şebnem kaldı.

Baş eğdi minâreler bütgede karşısında.
Camîlerin yerinde secdeden bûsem kaldı.

Resûlün tûrabundan uzaklaştı dudağım,
Orada senin aşkından ağlayan Kâ'be'm kaldı.

Revaklarla süsledin Kâ'be'nin etrafını,
Kubbelerin altında bir mahzûn harem kaldı.

Arzı dilhûn eyledin hasretinle dembedem,
Ziyâsını kaybeden gözlerimde dem kaldı.

Adl ile muâmelen mes'ûd kıldı beşeri.
Bize o saâdetten sâdece sitem kaldı.

Kalbindeki zikirle aştın nice suları.
Surların altında tek viran kitabem kaldı.

Kılıncın gölgesinde dinlenirdi bu cihân,
Kılınçlar girdi kına âteşten gölgem kaldı.

Asırlar hasretinden kıyâmete koşuyor;
Hatıran gönlümüzde mağrur, muhteşem kaldı.

Sen gittin ey Sultânım kağıtta fermân kaldı.
Levendlerinden yetim binlerce umman kaldı.

Barbaros gemilerle selâmlar Akdeniz'den;
Topkapı Sarayı'nda bitmeyen hazân kaldı.

Âlemdeki her gülün özlediği bahçendi,
Şimdi gül ve bülbülde bir sonsuz hicrân kaldı.

Kuş görmeyen saraylar duvarda mahpus hâlâ.
Rüzgârlar saraylarda kaç asır mihmân kaldı.

Cem edip nice aklı emrine râm eyledin;
Ukalâ'dan her akla bir başka dermân kaldı.

Her ânın Bezm-i Aşk'ta şuarâya ilhâmdı.
Şiirlerin övdüğü yaşanan cinân kaldı.

Kucak açtı Stanbul sevgilisi Fâtih'e;
Güller atan kızlardan bir tutam reyhân kaldı.

Yedi Tepe cevd ile yüklendi kubbeleri;
Yedi kat Arş'tan inen İlâhî ezân kaldı.

Mührünü vurdu arza aşk ile kubbe kubbe,
Tarihlerin tahtında bir Mîmar Sinân kaldı.

Gam dağıttın çeşmeler dest-i Muhammed idi.
Bağrında bin yarayla, davet-i iz'an kaldı.

Bâki ile Nef'î'den gururla aktı şiir;
Söz bilmeyen Nedîm'den derin bir irfân kaldı.

Genç yaşında dünyaya sırt çevirdi Şeyh Gâlib.
Ak düşmeyen bir sakal ve inci sühân kaldı.

Stanbul'un ufkunda yükselen türbelerde,
Peygamberin sevdiği kaç kutlu Hâkan kaldı.

Sen gittin ey Sultânım yolunda esrâr kaldı.
Terkettiğin mülklerde zehir yüklü nâr kaldı.

Göğsünü siper edip durdurdu Selimiye,
Evlâd-ı Fatihân'dan kaç acı firâr kaldı.

Acz içinde seyrettik nice muhâcereti.
Istırâbla titreyen gönlümüzde âr kaldı.

Orduların kurduğu otağların yerinde;
Çadır kurduk mazlûma, içinde bîzâr kaldı.

Düşmanların ardından bin bayram icâd etti,
Sevinçle oynamayan toprakta mezâr kaldı.

Aşkın mürekkebiyle yazılmış nice hatlar.
Silindi adâvetle duvarlar bîmâr kaldı.

Kılıncın hakkı idi nihâyet Ayasofya,
Kapısına "Yâ Fettâh" yazdığın dîdâr kaldı.

Gözlerinden bilinen ma'şûkalar gittiler…
Uğrunda can verilen ne âşık, ne yâr kaldı.

Leb-i deryâ yalılar kucaklardı fakiri,
Yâdımda o günlerden mehtâbla, bahâr kaldı.

Boğaz'ın sularıydı öpüşen saraylarla;
Bu sevdâyı arayan melûl bir nazâr kaldı.

Âb-ı hayât akan o Sa'dâbâd'ın yerinde,
Mâzisine ağlayan mülevves cûy-bâr kaldı.

Kadrini bilmek için ne yazayım Sultânım?
Aczini idrâkinde bu küçük eş'âr kaldı.

Mâhzun olma Hilmî Hân, Sultân'ın döner geri.
Saltanât-ı Osmân'a kaç leyl ü nehâr kaldı.

Şair:EKREM KAFTAN