HUZURSUZ BİR KONU

Katılım
25 Kas 2007
#1
Tanpınar, “On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyat’ı Tarihi” isimli kitabında şöyle der: “…büyük manasımda teknik, nev’e değil, şahsa ait bir çeşit iç düzen işidir.” (Tanpınar, 2001; 288) Ben de onun bu sözüne istinaden, diyorum ki, milletçe geçirdiğimiz zorlu dönemlerden bu yana aslî vazifesine bir türlü dönemeyen milli mücadeleden sonra bir süre –doğal olarak- rejimin yerleşmesi için kullanılan ama; ondan sonra da kendini ideolojinin emrine veren sanat dünyamızda, bir taraftan yenileşme hareketlerini ve doğu batı arasında kalmışlığın trajedisini romanlarında işleyen ve sorgulayan Tanpınar, diğer tarafan sanatın da elini bırakmamıştır. Bunu gerek, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde gerekse “Huzur” romanında görmek mümkündür.

Tanpınar, Mümtaz’ın etrafında Doğu ve Batı arasındaki ikilemini –biraz daha özele indirgersek- “…estetik değerlerle sosyo-politik değerlerin, ya da romandaki somutlaşmış şekliyle, Mümtaz’ın kişisel mutluluğu ile toplumsal sorumluluğunun çatışması…”(Moran; 203)nı verirken devrinde yazılan romanlardan farklı olarak sanatının iktiza ettirdiği şartları uygulamamazlık etmez. Bunu yapmadığı gibi bu konuda romancıyı çok aşırıya gittiği noktasında eleştirenler bile olur.

Ama romancının bu romanla getirdiği tek yenilik bu değildir. O genel anlamda Cumhuriyet’in yaratmak istediği kendi “yeni insanı”(1)nının bir başka tabirle “Model Şahıs”(2)ın şablonunu verir. ama buradaki yeni insan Namık Kemal’in “İslam Bey”i gibi baş rolde olan kişi değil romanda Mümtaz’ın kendisine aşık olduğu Nuran’dır.

Denilebilir ki bizde kadın Nuran’la birlikte ahlaki endişeyi üzerinden atmıştır.

Nuran olması gereken Cumhuriyet kadınının bütün meziyetlerini kendinde toplayan, öncülük edebilecek taraflarıyla ön plana çıkan, iyi eğitim almış, her alanda kendisini yenileyebilmiş bir insandır. O güzelliği, temiz yüreği, aklı ve iradesiyle, aldığı doğu terbiyesiyle Cumhuriyet kadınına model olabilme özelliğine sahiptir.

Peki Cumhuriyet aydını ortaya koyduğu bu modelle aradığı kadını reel hayata taşıyabilmiş midir? Romanda istenilen ölçüde okuyan düşünen ama; bununla birlikte kendi milli ve manevi değerlerinden haberdar(yaşama noktasında/boyutunda) bir kadın modeli çoğunlukla toplumda yerini bulabilmiştir? Bu konuda takdir, T.V. izleyicilerinin ve Tarihçilerimizindir.



--------------------------------------------------------------------------------

(1) Çünkü Osmanlı’da yenileşmeye gidilen her süreç kendine has bir “yeni insan” arıyordu. Namık Kemal’in yeni insanı da kendi devrinin en modern insan tipiydi.

(2) Yard. Doç. Dr. Abdullah Şengül, “Yeniliğin Öncüleri ve Model Şahıslar”(Makale), Ertem Dergisi
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#2
Ynt: HUZURSUZ BİR KONU

Öncellikle sevgili dostum Onur aramıza hoşgeldin.Seni burda görmek hoş.

Peki Cumhuriyet aydını ortaya koyduğu bu modelle aradığı kadını reel hayata taşıyabilmiş midir?
Cumhuriyet aydınının romanlarda ortaya koydukları güncel hayatta görmek istedikleriydi malumun olduğ üzere.Belki onlar o gün koyduklarını bu modellerin gerçek olabileceğini tasavvur etmiyorlardı.Halide Edip "Lale" ( bakınız Tatarcık isimli romanı ) karakteri ile adeta Türk kadının tablosunu çiziyordu.Fakat karşımıza çıkmıyordu o dönemde böyle tipler.Reşat Nuri'nin Feride'si gibi romanlarda yaşıyordu onlar.Üstad'ın bir sözü var ya:

Surlarda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgar artık ne yönden esersen es !

Surlarda bir gedik açmaya çalışıyorlardı, bugün baktığımız zaman bu gediği o zamanlarda açtıklarını görebiliyorum.Çünkü kadının eğitiminin ne denli önemli olduğu, kadının da vatan için cephede olmasa da kalemiyle yaşam tarzıyla kahramanlıklar gösterebileceğine dikkat çekmek istiyorlardı.Hatta daha ileri giden Namık Kemal Vatan Yahut Silistre'sinde Zekiye yine bu anlayışın bir yansımasıdır.

Bu konuda takdir, T.V. izleyicilerinin ve Tarihçilerimizindir.
,

Takdirine bırakacağım ve yahut görüşüne başvuracağım en son kesimin T.V. izleyicileri olduğunu belirtmek isterim.Netekim bu t.v. izleyicileri sadece önlerine sunulanlara inanırlar.Okumazlar, merak etmezler ve ahkamında en büyüğünü keserler.

Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsünü Huzur'a tercih ettiğimi söylemeliyim.Tanpınar büyük bir iliğm adamıdır, yeni türk edebiyatının efsanevi şahsiyetlerindendir.Kullandığı dil, gramer hepimizin gıpta edeceği cinstendir.Şuna dikkat çekmek istiyorum, Huzur'u anlamak için üst seviyede olmasa da en azından orta seviyede bir dil bilgisine, anlam bilgisine sahip olmak gerekir.Satırlar boyunca süren cümlelerin hakkındandan anca böyle başa çıkabilirsiniz.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise başlı başına bir başucu romanıdır.
Kitaptan bir alıntı vermek istiyorum tadımlık mahiyette:

"Ayar istasyonları, saatleri durmuş hanımların ve beylerin saatlerinin ayarlarını düzeltmek için yol üstünde uğrayacakları küçük yerlerdi. Burada genç hanımlar beylerin, genç ve güzel delikanlılar da hanımların saatlerini küçük ve makbuz mukabili bir ücretle kurup ayarlayacaklardı. Şehrin kibar ve zengin semtlerinde kalabalık caddelerinde açılacak ilk istasyonlardan sonra yavaş yavaş daha derine, mahalle içlerine kadar girecektik. Nitekim ilk iki istasyonumuzu Galatasaray'la Teşvikiye'de açtık.

Böyle bir teşebbüs için muayyen şartları haiz, oldukça kalabalık bir personele muhtaç olacağımız tabiîydi. Müşteri, yahut müracaat sahibi ile meşgul olurken Ayarlama Enstitüsünün asıl içtimaî gayelerini ona anlatması icap eden bu genç unsurların zeki, sevimli ve konuşkan olmaları da lâzımdı.

Burada da maalesef yine Halit Ayarcı'ya itiraz ettim:

- Bu kadar basit bir şey için kim ayakkabı boyatır gibi bir dükkâna gider? Kaldı ki modern hayat yavaş yavaş berber ve boyacı gibi, muhallebicilerden sonra memleketimizin en işlek iş ve ticaret sahası olan meslekleri bile söndürüyor. Herkes rastgeldiği dükkânın kapısından başını şöyle bir uzatıp saatini düzeltir.

Halit Ayarcı:

- Hayır, dedi, yanılıyorsun. Bilakis koşacaklar. Bu istasyonlara öyle şekil vereceğiz ki, o kadar güzel elemanlar bulacağız ki en işlek mağazaları geçecek. Siz bana inanın!

Kadromuzun tasdikine dört ay vardı. Bu itibarla fazla üzülmedim. Dört ay daha rahat edecektim. Ondan sonrası için Allah kerimdi. Kendi kendime, 'Madem ki dört ay sonra burası yoktur, o halde ilerisi için hazırlık yapalım!' diye düşünüyordum. Benim elimden gelen bu idi."

Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#3
Ynt: HUZURSUZ BİR KONU


Not:tanpınar çok çirkin olduğunu düşünürmüş ve müthiş derecede utangac bir insan mış bayanlara kolay kolay yaklaşamazmış ve yazılarında hayal tekniği cok gelişmiş
en iyi iç bastırılmış duygularını yazan insan diyerek....
bence onda söylenenler için daha kolay yorum yapabilirsiniz diye düşündüm
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap