İbadetlerin Felç Olduğu Nokta

Katılım
16 Eyl 2009
#1
İbadetlerin Felç Olduğu Nokta...


Herhangi bir şeyi gerçekleştirmek için çok fazla istekli olanlar, o konuda iradeleri en kuvvetliler değildir. Bazen, çok arzu ettiğimizi zannetiğimiz şeyler olur ki, değişik bazı durumlar karşısında, onları, o kadar da istemediğimizi anlarız. Bir şeyi isteyip istemediğimizi anlamanın en iyi yolu, o şeyin gerçekleşmesi adına yaptığımız aktivitelere bakmak olacaktır. Buna benzer şekilde, yapmamamız gereken şeyler karşısında tavrımızı belirlerken de, bir ilk hazırlığa ihtiyacımız vardır. Aksi takdirde, karşı koymada zorlanacağımız bir şey önümüze dikildiği zaman, elimiz ayağımıza dolaşacak ve belki de sendeledikten sonra, akıbetimiz yere kapaklanmak olacaktır.

İnsanın günahlar karşısında sağlam durabilmesi; bir, onun daha önce yapmış olduğu istiğfar ve istiğfar sayılabilecek bazı faaliyetleriyle; iki, tehlikeli yer ve vesilelerden uzak kalmasıyla yakından ilgilidir. Şerre karşı içimizde her zaman var olan eğilim, ancak istiğfar eliyle parçalanıp, mağlup edilmeye hazır, zayıflatılmış bir güç haline getirilebilir. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) her gün, bir rivayete göre yetmiş –bu kesretten kinaye olabilir- defa istiğfar ettiğini söylüyorlar. Başka bir sıhhatli rivayetten ise, günde yüz defa istiğfar ettiğini öğreniyoruz.

Kötülüğe davetiye çıkaran şeyler de diyebileceğimiz tehlikeli yerler ve vesilelerden uzak kalmak, irademizi güçlendirmede ikinci adımı oluşturuyor. Aslında istiğfar içimizdeki kötülüğe doğru olan eğilimi azaltırken, kötü arkadaş, kötü mekanlar veya kötülüğe çağırıcı şeylerden uzak durmak da, yanlış şeyler karşısında durabilmesi için irademize mukavemet kazandırıyor. Bu ikisini birbirinden ayırmak doğru değildir. Neticeye götürmesi açısından ikisi de zaruri olmakla beraber, hangisinin öne alınması ve daha çok üzerinde durulması gerektiği, kişiden kişiye değişecektir. Bu da herkesin kendisinin ortaya çıkarabileceği bir şey olmaktadır.

Çok güçlü bir akıntıya kapılmış birinin, o akıntıya karşı koyamaması gibi, insan da –yapmaması gerektiğine inandığı bir şey karşısında olsa bile- bazı adımları attıktan sonra, gittiği yoldan geri dönemeyecektir. Böyle bir hale düşmüş birinin insanüstü bir gayret sarfetmesi de işe yaramayacaktır. Akıntı onu alıp götürecek ve o şahıs için iş işten geçmiş olacaktır. İşte iradelerin işlemediği nokta burasıdır. Bu noktayı tayin etmek zor olmakla beraber, insan onu isterse bilebilir. Rüşvet almamak için kendisini zorlayan bir memur, eğer ayağını yorganına göre uzatmıyor ve kendi durumunu yorumlarken hep kendi üstündekilere bakıyorsa, zorlandığı konuda tehlike sath-ı mâiline girmiş demektir. Aynı durumla karşı karşıya olduğu halde, tutumlu davranan ve kendisini başkalarıyla kıyaslarken, kendinden aşağı seviyedeki insanlara bakabilen bir başkası da, Allah’ın izniyle yanlış bir şey yapmaktan korunmuş olur.

İrademizin işlemesi, onu güçlendirmemize bağlıdır. Güçlü iradeler, önce küçük engelleri aşarak yollarına devam etmeye çalışırlar. Oralarda başarılı olduktan sonra ise, bir sonraki bir sonraki derken, hedeflerine zayiat vermeden ulaşırlar, tabii Allah’ın izni ve inayetiyle.


İsmail Güder
 

Giriş yap