İbrahim Sadri

Katılım
29 Ağu 2007
#1


Hayatı


İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi işletme Fakültesi'nde okudu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri yayımlandı. Yedi yıl tiyatroyla uğraştı. Turnelere çıkarak, Anadolu'yu yakından tanıma imkânı buldu. Radyo ve televizyonlarda programcılık ve sunuculuk yaptı. Halen bir özel televizyonda program yapmaktadır. Şiir ve tiyatro kasetleri de bulunan şairin Memleket Havaları adında bir şiir kitabı vardır.
 
Katılım
29 Ağu 2007
#2
Ynt: İBRAHİM SADRİ

GÖÇ

İlk yağmur damlası
İlk cemre
İlk dağa bakışımız
İlk açımız
İlk pusatsız ölüm
İlk kanrevan gençliğim
İlk koparılan gülüm

Sedef işlemeli martin
Gülbenizli bir yenidoğan
Bir erzurum sabahı
Bir maraş nağrası
Bir kemah diklenmesi
Bir bitlis efkarı
Ve bir koçyiğidin alnına bulaşan kendi kanı
Ve memleketin bütün yıldızları
Mintan içinde çırpınan sonra çırpan bir yürek gibi
Kapanan bulvarlara meydanlara alanlara
Bir gurbet fırtınası

Tuz ekmek su

Tuz yaraya
Ekmek fukaraya
Su yanmışa

Türküsü harlı bir gelin
Salladığı zaman munzur dağını
Gördüğü zaman bütün zulumetini kahpe dünyanın
Sonra sıkıp yumruğun yumup gözlerin
Alnında dört derin çizgi göğsünde şifalı süt
Bir bebe verdiği zaman kehribar toprağına
Bir aşk gördüğü zaman gece hülyasında
Ve aştığı zaman dört menzili
Bir ceylan tavında
Bir keklik kanadında
Perdeler ayan
Karanlık ürüşan
Dört hançer bulduğu zaman
Dört kapısında istanbulun
Dört kere vurulduğu dört kere vurduğu zaman gelin
Sallanan halicin
Düşen galatanın sökülen peranın yerine
Dört tepe kurduğu zaman dört gecede
Yüzyıl mahallesinde yüzyıl
Cennet evlerde cennete gidene dek
Kuştepede kuşlara
Kırkevlerde kırklara varana dek
Örselediği zaman şehri
Bir magazin ilavesinde erken basılıp
Beyan olduğu zaman alem-i ademe
Başım öne eğmiş düşünür
Tuz kimin
Ekmek kime
Su neden

Tuz yaraya
Ekmek fukaraya
Su yanmışa


İbrahim SADRİ
 
Katılım
29 Ağu 2007
#3
Ynt: İBRAHİM SADRİ

ELLERİMİZİN BÜYÜK BOŞLUĞU

Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek
Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını gözyaşımızın silinmesini,
Kolumuza girilmesini istiyoruz
Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
Rüzgarın sesini, ırmağın sesini
Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek olduğu bir dünyayı yeniden isterken
Seni istiyoruz aslında. bunu söyleyemiyoruz

Her yer gece, çok gece
Ve biz meleklerini istiyoruz rabbim
Çok yenildik yetmez mi?
Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında
Bir günahın tenhasında
Büyütüp durduk siyahı

Gece gece gece
Her yağmur tanesini bir melek indirirken yer yüzüne
Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi ?
Bilmiyoruz
Çünkü
Bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu
Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek
ve gülümsemekle meşgulüz şu an
Sonra oturup düşüneceğiz bütün olanları
Yusuf’u düşüneceğiz, Yakup’u, Musa’yı
İsa’yı düşüneceğiz, Nuh’u ve öbürlerini ve Efendimizi
Efendimizi !

Kuyular kuyular kuyular kazdık
Bir nefes üflemen için yer yüzü bataklığında sazdık kestik
Kendimizi deldik yaktık
Sonra sana değil dünyaya aktık
Dünya ki mescittir biz onu otel yapmışız
Kalktık ki yenilmişiz değişmişiz azmışız
Bir sızı kalmış içimizde başka bir şey yok
Bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız

Bir çocuk oyuncağını alamamış
Bir kız sevdiğini saramamış
Bir anne kollarını açıp bekliyor oğlunu
Bir adam paramparça bir çift göz için
Birisi ekmek götürememiş evine birisi aşk
Birimiz dünyayı kurtaracak
Birimiz yarını
Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor

Geldik işte bunlar ellerimiz
Açılmış bak bilirsin ne diye
ki bilirsin biz bu ellerle neler işledik
Açtık işte bunlar ellerimiz
Burası dünya
Şu biziz
Bunlar da ellerimiz
Öyle açık öyle acemi öyle boş
Öyle mahcup öyle dalgın öyle boş
Öyle boş

Senin değil miyiz hepimiz ?
Senin değil mi her şey
Alırsın kime ne verirsin kime ne ? ve bu açtığımız eller senin değil mi?
Senin değil miyiz rabbim
Bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar

Kimsesiziz kime gidelim
Yaralarımız var kime
Sıcak bir şey arıyoruz kime
Merhamet istiyoruz kime
Bağışlanmak istiyoruz kime gidelim
Sorumuz ve cevabımız aynı değil mi?
Yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küsmüşüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu yol olduk sana geldik
Ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur

Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlarda ellerimizin büyük boşluğu
Beş duygum harab, altı yönüm harap
On parmağımda on acı ya Rab
Denize dalan bir desti nasıl tahammül etsin suya
Fırlattın beni dünyaya
Yeniden al kucağına, çağır beni yeniden
Ve saman çöpünü kasırgada bırakma
Büyük bir kapının önünde bir karınca vurmuş kapıyı bekliyor
Kapı açılacak yoksa niye var
Rahmet örtecek günahı
Geride kalacak gazabın adımları
Duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları
Sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz
Görüneceksin durmadan kendimizden gececeğiz
Görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz

Ol dedin olduk senden
Gel dedin geldik sana
Başımız yerde
Açtık ellerimizi sevgilinle birlikte
Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
Elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına
İnşirah inşirah inşirah
Ayetin değil miyiz ya ALLAH...
 
Katılım
29 Ağu 2007
#4
Ynt: İBRAHİM SADRİ

SAAT



Anne sıcak

Anne kum

Oku anne yoruldum

Saatimiz kaç

İkindi indi anne

Çöl sıcak

Bizi akşam haberlerine yetiştirmesinler

Söyle onlara

Gece güzel anne

Sen ve ben anne

Böyle güzel

Oku anne

Ağrımız dinsin

Söyle yanımıza

Bir de melekler gelsin



Rüzgar anne

Beni tut

Dün dün de kaldı hadi unut

Say ki

İkimiz için bu dünya

Anne ışığa tut saçlarımı

Anne nura

Anne bir adım daha

Bakarsın sonrası

Sidretül münteha



Anne su

Biraz su anne

Yanmış bir çocuğum ben

Saçları kara

Gözleri kömür

Bizi bir ömür unuttular anne

Al beni koynuna

Sen aşktan da sıcaksın

Dünya kandırmadı beni

Kandırırsan yine sen kandıracaksın



Anne sıcak,

Anne kum,

Oku anne, yoruldum!



Gün düşüyor

Yol uzuyor

Ellerime masallar konuyor anne

Kuşların isimlerini öğreten

Sabretmeyi de öğretiyor

Ben toprağı seviyorum

Bana beni anlatıyor

Bir parça çamur anne

Bir nutfe

Sonrası elest

Çocuğum işte aklım bu kadar eriyor



Anne ağlama

Beni koruyan

Bütün yıldızları koruyor



Ne su karışıyor baldırana

Ne baldıran şifa oluyor

Her şey yerli yerinde duruyor

Saat anne

Galiba saat geliyor

Hadi dayan

Cennetin yolu buradan geçiyor



Anne sıcak,

Anne kum,

Oku anne, yoruldum..



İbrahim SADRİ
 
Katılım
29 Ağu 2007
#5
Ynt: İBRAHİM SADRİ

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu..
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu..
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha
Yalan yok polisler de üşüyordu

On altı yaşındaydım..
Her şeyi bükecek bileğim vardı
On altı yaşındaydım

Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler,
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
On altı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
On altı yaşındaydım
Yalan yok

Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti..

Simdi güzel kağıtlara yazıyorum,
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum,
Kitaplar okuyordum.
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum.
Bak
İstanbul’u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim,
Herkes kadar cesur..
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı..

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu..
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken..
Haliç in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk..
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu..
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına..
Bunu kimse bilmiyordu

Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına bir kez olsun
Seni seviyorum diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmiş dokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu..
 
Katılım
28 Eki 2006
#6
Ynt: İBRAHİM SADRİ

İSTANBUL ÜSTÜME DÜŞER

Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Karaköy'den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar'da yangın çıkar
Hey kanar yüreği güvercinlerin
Minibüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser, olan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme gelir
İçim yanar içim
Bir aşk için bir içim
Kendini vurur sokaklarına Cihangir'in
Eyüp Sultan sabahlarına
Ve ekmek kavgasına yemin olsun
Bir de umuduna
Kavgaya düşmüş yeni gencin

Beyoğlu
Arsız bir gece beyim
Hayat üryan edilmiştir
Ve sevilmiştir, ve sevmiştir
Gül pavyonda sevim
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim
Yolda yürürsün
Canın çeker
Kestane satarım Taksim'in köşesinde
Beyoğlu'nda sinemaların kapısında dururum
Her filimde Türkan Şoray oynar
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Minibüslerin kapısında bağırırım
Sen binersen ön koltuğu ayırırım
Bir de teybe attım mı şarkımızı
Bir tek dileğim var
Mutlu ol yeter
Ben sana küsmem
İstanbul üstüme düşer
Yangın çıkar Üsküdar’ın içinde
Aslan arkadaşla belalardan geçerim
Her bir şeyi taşır yüreğim
Her bir şeyi taşır
Bir senin yokluğunu çekemez
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Karaköy'den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar'da yangın çıkar
Ey kanar yüreği güvercinlerin
Minibüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser
Ulan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme gelir
İstanbul üstüme düşer
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim ...

İBRAHİM SADRİ
 
Katılım
29 Ağu 2007
#7
Ynt: İBRAHİM SADRİ

VUR BİTSİN

Orada masanın üstünde bir resim,
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar’da
Saçlarımızın üzerinde martılar,
Gözlerimizde acemi bir aşk
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköy’de ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üstünde bir resim,
Yak bitsin
Orada kapının arkasında bir yazı,
Seviyoruz yazmışız birlikte,
Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil bitsin.
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Kır bitsin.
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın,
Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın,
İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Git bitsin.
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
Her şeyi bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu
Mısır çarşısını, Eminönü’nün balık ekmeğini
Beyoğlu’nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Kov bitsin.
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Babadan kalma,
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul’un,
Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
Vur bitsin

İBRAHİM SADRİ
 
Katılım
4 Ara 2007
#8
Ynt: İBRAHİM SADRİ

Yagmur sonrasi

Yagmur sonrasi karanlikta bir sehir
Içinde ben.

Sarkilar çaliyor taksilerin teyibinden

Giderken sen...

Tüyleri islak kuslar su içiyorlar çesmelerden

Kimsenin umrunda degiliz,

Ne ask

Ne ben.

Bir sey olmamis,bir yerinden vurulmamis gibidir sehir.

Her gidis niye birbirine benzer.

Arabalarin camlarini siler tinerci çocuklar

Bir sigara parasina ömrümü anlatirim

Belki onlar dinler

Çekip gidisin hangi sarkiya benzer

Bulup çikaririz karanlikta bir sehrin içinden

Çocuklarla beraber

Neden kimsenin umrunda degiliz

Neden

Ne ask

Ne ben

Islik çalmayi bilseydim

Birazda kahretmeyi

Hayir aç degilim diyebilmeyi

Canim istemiyorlarla çekip gitmeyi

Denizi seyretmeyi kiyidan

Martilardan dilek tutmayi becerebilseydim

Belki kolay olurdu sensizlik

Belki benide alirdi koynuna hasretin derin boslugu.

Yapabilseydim,kapiyi ardindan ben kapayabilseydim

Camlara vurabilseydim öfkesini sensizligin

Kirip dökebilseydim senin gibi

Birde ayriligi sevseydim olurdu sanki.

Su senin gidisin biraz üzmeliydi yagmur sonrasi bu sehri

Elimi tutmaliydi beyoglu

Koluma girmeliydi üsküdar

Geçer demeliydi bakinin kahvesi

Sinema afisleri gönlümü almaliydi

Göz kirpmaliydi fatihin ana caddesi

En azindan kadiköy biraz aglamaliydi

Olur demeliydi galata

Samatya yanimda yürümeliydi tren raylariyla

Saçlarimi oksamaliydi kasimpasa

Ask böyledir demeliydi bakirköy mesela

Yüzüme rüzgarini sürmeliydi eyüp sultan

Eminönü oturmaya gelmeliydi bütün kuslariyla

Tophane demli bir çay söylemeliydi en kirilgan animda.

Yagmur sonrasi bu sehri kolkola geçmeliydim bütün arkadaslarla

Bir siir yazabilmek için kocaman yalnizliga

Bunun için isterdim bu sehri yanimda

Yagmur sonrasi karanlikta bir sehir

Içinde ben

Sarkilar çaliyor taksilerin teyibinden

Giderken sen...



http://www.youtube.com/watch?v=AtDo5mwz0UA
 
Katılım
29 Ağu 2007
#9
Ynt: İBRAHİM SADRİ

Canim istemiyorlarla çekip gitmeyi

Denizi seyretmeyi kiyidan

Martilardan dilek tutmayi becerebilseydim

Belki kolay olurdu sensizlik

Belki benide alirdi koynuna hasretin derin boslugu.

Yapabilseydim,kapiyi ardindan ben kapayabilseydim

Camlara vurabilseydim öfkesini sensizligin

Kirip dökebilseydim senin gibi

Birde ayriligi sevseydim olurdu sanki.

Su senin gidisin biraz üzmeliydi yagmur sonrasi bu sehri


Yagmur sonrasi karanlikta bir sehir

Içinde ben


Bu şiiri hiç dinlememiştim.Harika bir şiir, teşekkürler
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#10
Ynt: İBRAHİM SADRİ

ALDIRMA REİS

Sen içerdeyken ben
Sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim
O sevdiğimiz artistin
Sen içerdeyken ben
Vita kutularında çiçek yetiştirdim
Sokakta top oynadım çocuklarla
Ayakkabılarımı eskittim
Güneşe karşı durdum sabahları
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
Annenin gönlüne su serptim
Aldırma dedim aldırma
Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için
Bir ada rüzgarı gibi
Sürtünerek geç hayata
Bir sarmaşık gibi tutun
Ve değer ver hatıralara
Aldırma dedim
Sen annesin, aldırma
Sen içerdeyken ben
Kiramı ödedim pijamalarımı giydim
Haber bültenlerini izledim
Gazetelerden kupon kestim
Sen içerdeyken ben
Sigara içtim, öksürdüm
Otobüse bindim
Fotoğraflarımıza baktım
Acıyan yanlarımı körelttim
Deniz kıyısında yürüdüm
Manavdan soğan aldım
Yeni çıkan şarkıları dinledim
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
Islık çaldım
Sen içerdeyken ben
Hep uyandım, sayıkladım
Kanadım boyuna
Takvimlur aldım
Her gün bir yaprağını kopardım
Deli ayrılığın
Sen içerdeyken ben
Gömleğimi ütüledim
Sobada elimi yaktım
Bir şiir yazdım
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
Hani o alnına kader değmiş
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
Hani o erken vurulmuş
Gençliğimiz gibi dağıldım
Sen içerdeyken ben
Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben
Kapı kapattım, pencere açtım
Mutfakta oyalandım
Kanepede yattım
Hatta bir yolluk aldım odaya
Çok ta kulak asmadım
Çokta koymadı bu bana
Alt tarafı içerdeydin
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
Bir yanımı
Yani adamlığımı
Yani gözlerimin ferini
Yani canımı
Alt tarafı şarkılar ölecekti
Alt tarafı kanayacaktı kalbim
İşte sensiz
İşte nefessiz
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
Her tarafım
Yıldızlar yine oradaydı oysa
Yazdıklarım
Gözden kaçan o defter yapraklarında
Boşver yüzyirmisekiz
Hayat bir gemi
Yürüt onu göreyim seni
Boşver yüzyirmisekiz ha...
Boşveriyor ya
Aldırma reis
Reis aldırmıyor ya
Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben
Vitrinlerin önünden geçtim
Minibüs duraklarında bekledim
Simitçilerle yarenlik ettim
Üstüme bir ceket aldım
El tezgahlarında kitaplara baktım
Sen içerdeyken ben
Hiç oturup ağlamadım
Hiç karartmadım umudu
Hiç bulandırmadım onuru
Öyle dimdik durdum ortada
İşte burada ulan işte burada
Böyle burada
Hiç yıkılmadan
Hiç utanmadan
Ve hiç unutmadan
Sen içerdeyken ben
Gülen resmimi yaptırdım
Sokaktaki ressama
Her zaman yaptığım gibi
Buzdolabını ayağımla kapadım
Parkların banklarına adını kazıdım
Adını kazıdım duvarlara
Adını, adımın yanına yazdım
Hiç unutmadım, utanmadım
Korkmadım

İBRAHİM SADRİ
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#11
Ynt: İBRAHİM SADRİ

herkes bu şiiri siyasi şiir diye okur hiç bir zaman bu şiiri siyasi göremedim yürekte hapis olan bir insan aklıma gelmiştir

hani bir resim vardır

okyanusun ortasında bir taşın üstüne konulmuş tahtiravelli gibi düz bir tahta ve bir ucunda kafesin içinde beyaz bir güvercin ve diğer ucunda kafesin üstünde beyaz bir güvercin. kafesin üstündeki güvercin özgür dür ama eğer ucarsa diğer kuş kafesle beraber okyanusta batıcaktır ...özgürlük ifadesini de bu şiiri de hep ona benzeterim ...
 
Katılım
27 Mar 2006
#12
Ynt: İBRAHİM SADRİ

İbrahim Sadri - Sebebi Sen

Gelmeyin üstüme
Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
Her şey bende kalsın sensizlik bende
Bir sebebi var ise
Onu da kendime bırakıyorum
Sorma arkadaşım
Ayrılık denen kelimeyi
Sorma kapılarında mecnun gezdiren bahaneyi
Ben o yarin derdine
Unutmuşum dermanımı
Sorma arkadaşım külü dumanı
Ağustosta saçlarıma yağan karı
Kapılarında kul diye
Mecnun olup çöl diye
Sana geldim vur diye
Halım nedir sor diye
Yıkılmadım gör diye
Gelmeyin üstüme
Neyi alıp satayım
Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
Dermanı yok bu sevdayı sordum kendime
Geceler yoldaş oldu döndüm kendime
Ey aşk
Ey derin kuyu
Ey soruldukça kanayan soru
Nem olsun sen olmayınca
Dünya malı nem olsun
Her gün pazar kurulsa aşk meydanında
Benim sensiz satacak nem olsun
Gelmeyin üstüme
Sakladığım bir ayrılığın sırrıdır
Kor ateşler sümmanisi
Ey her şeyin sebebi
Gör diye gözlerinle divaneni
Durmuşum yoluna bir ömür beklemeyi durmuşum
Nem olsun sen olmayınca
Dünya malım nem olsun
Hergün pazar kurulsa aşk meydanında
Benim sensiz satacak nem olsun
 
Katılım
29 Ağu 2007
#13
Ynt: İBRAHİM SADRİ

SİRKECİDEN TREN GİDER




Sirkeciden tren gider
Varım yoğum törem gider
Tuna bizden utanır biz Tuna'dan
Yüzüne kapatır ellerini
Aldırma be tunam
Yiğit çıplak doğar anadan

Sirkeciden tren gider
Vagon gider derdim gider
Gurbet elde bir başıma
Varım yoğum alır gider

Sirkeciden tren gider
Ona giden verem gider
Bir kampana çalar analar ağlar
Oğul oğul çocuklar öksüz gelinler dul
Akşam olur hüzün çöker
Omuzlarım bir bir düşer
Sirkeciden tren gider
Gözyaşımı döker gider

Sirkeciden tren gider
Erzurumlu Duran
Ankaralı Burhan gider
Burda ezan var orda çan
Her sabah çınlar tepemizde
Uyan uyan

Sirkeciden tren gider
Bir yaldızlı Kur'an gider
Su serperler ya gidenlerin ardında
Dün askere Hint'e Yemen'e
Bugün ekmeğe yaban ellerine
Dönmezler ya andan

Sirkeciden tren gider
Evim barkım viran gider
Biz hep atla geçtik Tuna'dan
Böyle geçmedik avrat uşak
Biz hiç böyle geçmedik
Tuna bizden utanır biz Tuna'dan
Aldırma be Tuna'm
Yiğit çıplak doğar anadan

Sirkeciden tren gider
Vagon gider derdim gider
Gurbet elde bir başıma
Varım yoğum alır gider


Sirkeciden tren gider
Erzurumlu Duran
Ankaralı Burhan gider
Burda ezan var orda çan
Her sabah çınlar tepemizde
Uyan uyan

Sirkeciden tren gider
Bir yaldızlı Kur'an gider






KAÇ , GİZLEN , SUS

Ben ölmek için doğmadım..
Her gece yürüyüşlerimde
Bir yıldız kayar gökten
Ama hiç dilek tutmadım,
Kehribar tesbih misal
Hep yıldızlar saydım,
Yalnızlıktan kaçıp, ayın mehtabında dolaştım,
Kendimi gizledim vefasız aynalarda,
Kamufle olup sessizliğe sustum,
Ben kaçtım, ben gizlendim, ben sustum..

Ben ayrı dünya çocuğu..
Her gece ayın doğuşunda
Sancısını çekerim yalnızlığın,
Sonra firari fikirle yıldızlar sayarım,
Kaçarım esaretine düşmekten yalnızlığın,
Gök kubbesi altında gizlenirim karanlığın,
Yürürüm gecenin kucağına susarım,
Benim adıma doğan
Her Gündüz için, her güneş için
“To be or not be” önemli değil,
Her ne kadar asil bir eylem olmasa da
Ben kaçarım, ben gizlenirim, ben susarım..

Ben ölmek için doğmadım..
Her gece yürüyüşlerimde
Bir yıldız kayar gökten
Ama hiç dilek tutmadım,
Kehribar tespih misal
Hep yıldızlar saydım,
Ben kaçtım, ben gizlendim, ben sustum..

Ben ölmek için doğmadım
Ben ebedi yaşamak için öleceğim…
İBRAHİM SADRİ
 
Katılım
28 Eki 2007
#14
Ynt: İBRAHİM SADRİ

ben sevdanin oturdugu sokakta oturuyorum

geceler hic bitmiyor ben hic uyumuyorum

gecenin efkari iniyor perde perde

sevdanin hayali vuruyor arada bir icime

ben sevdanin oturdugu sokakta oturuyorum

hani su perdelerinde mavi kus resimleri olan

ali bakkalin hemen yaninda 17 numara

o kirgin hayatin tam ortasinda

hani duvarlarinda hala yazilar olan o sokakta

biri gurbetin ,biri ihanetin,

biride seni boyle sevmenin hikayesi

sevdanin cami bana bakiyor ben cama

ve bak sen su seren cama

pencere onunde menekseler ,hatmiler

bide gece sefasi ,bide haytaligi adamin

abi bide sevdanin hayali vuruyor arada icime

iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor

arada bir arkadaşlar geliyor lafliyoruz ordan burdan

anlarsinya guzel abim

ic cebimde bir umut doguyor

bide nerden bulduysam resmi sevdanin

resimde sevda inadina guluyor

sevdam gayri resmi bilmekteyim

gelki benim abim birazda ustumuzde macera guzel duruyor

yani yakisiyor adama yakisikli bir sevda

hayat haybeye vurmuyor yuzumuze belasini

hayat sokagimizda bir kehribar tesbih gibi

dokuyor tanelerini takir takir yuzumuze

ben sevdanin oturdugu sokakta oturuyorum

geceler hic bitmiyor ben hic uyumuyorum

agzimda fiyakali bir islik

zulamda agir yarasi sevdanin

ali bakkalin ciragi metin anliyor halinden insanin

metin nedir senin niyetin

kap bakalim abine bi taze ekmek biraz zeytin

bu aksam yine odamda efkar var

anlarsinya metin adamin halinden adam anlar

İbrahim SADRİ sevda sokağı
 
Katılım
8 Ara 2007
#15
Ynt: İBRAHİM SADRİ

Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına
iNŞİRAH İNŞİRAH İNŞİRAH
Ayetin değil miyiz Ya ALLAH...

İşte okudukça titrenecek mısralar yüreğine sağlık sayih... SELAMETLE...
 
Katılım
4 Ara 2007
#16
Ynt: İBRAHİM SADRİ

Bırakma Beni

hepsi yalan soyledi
isyansa isyan ettim
nisyansa unuttum her seferinde seni
düştüm bırakma beni

yakılmış rengi kaçmış gecelerin ortasından
ateslerin ortasindan
bütün ihanetlerin
bütün kuşkuların arasından
talanların kargaşanın korkuların yakasından biriyim
bilirsin hüznü hiç yakıştırmadım ruhuma
hiç ölmiyecek biriydim
ateşmi yakardı beni
hesapmı görürdüm günahlarıma
kırmızının efendisiydim
şu kahpe dünyaya meftun
şu kendine zebun ben
bir infilakla parçalanıyorum
hepsi yalan soyledi
bittim
bırakma beni

mor menevişli dağlarım olsaydı
kor ateşler yansaydı sevdalıklarıma
güneşi sağ ayı sol elime koysalardı
vazgeçmekten bile vazgeçseydim
O geliyor dediklerinde tefler çalsaydım
küçük kızlar yetim çocuklar
dünyanın bütün mazlumlarının gözleri ışıldasaydı
ben olmasaydımda ruhum taşısaydı yükü
adımı adının yanına yazsaydı
en sona yazsaydı
bu da olsun yazsaydı
"olsun" yazsaydı

bir ceylana yoldaş olsaydı
bir çobana rastlasaydım da mendilime süt dolduraydı
bela senden
aşk senden
kayboldugum dehlizlerin sonunda yol senden olsaydı
hepsi yalan soyledi
gittim
bırakma beni
bırakma beni

bugün pazartesi
dışarda sevdiğim sonbahar
solgun bir adamın son kalesi
oda kaydımı ellerinden büsbütün kaybetmiş olacak
yani ben kendi kendinin kırılmış endazesi

sorarsın ya bezen kapatıp gözlerini usulca dünyaya
bu asiligin bahanesini
nereye kadar gidersin
kuşların kaderle uçtuğu
her yağmur tanesini bir meleğin indirdiği
yeni doğmuş bebeğe yutkunmayı ögreten
çimene yesili
buluta maviyi
topraga doğurganliğı veren
ey karıncanın bile kalbine merhameti indiren
görünmezi gören
bilinmezi bilen
göğe
çarkı feleğe
süreyyaya
yıldızlara
kainata sığmayıp
bir garibin kalbine giren

duy sesimi



işte bu benim
işte ben
herşeyden sonra ve herşeyin başında
kapı aralığında
mahcubum
utanıyorum aslında
vermeyi istemeseydin istemeyi vermezdin
geldim bırakma beni

Hepsi yalan söyledi
isyansa isyan ettim
nisyansa unuttum her seferinde seni
düştüm
bırakma beni...
bırakma beni...
bırakma beni...


hepsi yalan soyledi
isyansa isyan ettim
nisyansa unuttum her seferinde seni
düştüm bırakma beni

yakılmış rengi kaçmış gecelerin ortasından
ateslerin ortasindan
bütün ihanetlerin
bütün kuşkuların arasından
talanların kargaşanın korkuların yakasından biriyim
bilirsin hüznü hiç yakıştırmadım ruhuma
hiç ölmiyecek biriydim
ateşmi yakardı beni
hesapmı görürdüm günahlarıma
kırmızının efendisiydim
şu kahpe dünyaya meftun
şu kendine zebun ben
bir infilakla parçalanıyorum
hepsi yalan soyledi
bittim
bırakma beni

mor menevişli dağlarım olsaydı
kor ateşler yansaydı sevdalıklarıma
güneşi sağ ayı sol elime koysalardı
vazgeçmekten bile vazgeçseydim
O geliyor dediklerinde tefler çalsaydım
küçük kızlar yetim çocuklar
dünyanın bütün mazlumlarının gözleri ışıldasaydı
ben olmasaydımda ruhum taşısaydı yükü
adımı adının yanına yazsaydı
en sona yazsaydı
bu da olsun yazsaydı
"olsun" yazsaydı

bir ceylana yoldaş olsaydı
bir çobana rastlasaydım da mendilime süt dolduraydı
bela senden
aşk senden
kayboldugum dehlizlerin sonunda yol senden olsaydı
hepsi yalan soyledi
gittim
bırakma beni
bırakma beni

bugün pazartesi
dışarda sevdiğim sonbahar
solgun bir adamın son kalesi
oda kaydımı ellerinden büsbütün kaybetmiş olacak
yani ben kendi kendinin kırılmış endazesi

sorarsın ya bezen kapatıp gözlerini usulca dünyaya
bu asiligin bahanesini
nereye kadar gidersin
kuşların kaderle uçtuğu
her yağmur tanesini bir meleğin indirdiği
yeni doğmuş bebeğe yutkunmayı ögreten
çimene yesili
buluta maviyi
topraga doğurganliğı veren
ey karıncanın bile kalbine merhameti indiren
görünmezi gören
bilinmezi bilen
göğe
çarkı feleğe
süreyyaya
yıldızlara
kainata sığmayıp
bir garibin kalbine giren

duy sesimi



işte bu benim
işte ben
herşeyden sonra ve herşeyin başında
kapı aralığında
mahcubum
utanıyorum aslında
vermeyi istemeseydin istemeyi vermezdin
geldim bırakma beni

Hepsi yalan söyledi
isyansa isyan ettim
nisyansa unuttum her seferinde seni
düştüm
bırakma beni...
bırakma beni...
bırakma beni...

hepsi yalan soyledi
isyansa isyan ettim
nisyansa unuttum her seferinde seni
düştüm bırakma beni

yakılmış rengi kaçmış gecelerin ortasından
ateslerin ortasindan
bütün ihanetlerin
bütün kuşkuların arasından
talanların kargaşanın korkuların yakasından biriyim
bilirsin hüznü hiç yakıştırmadım ruhuma
hiç ölmiyecek biriydim
ateşmi yakardı beni
hesapmı görürdüm günahlarıma
kırmızının efendisiydim
şu kahpe dünyaya meftun
şu kendine zebun ben
bir infilakla parçalanıyorum
hepsi yalan soyledi
bittim
bırakma beni

mor menevişli dağlarım olsaydı
kor ateşler yansaydı sevdalıklarıma
güneşi sağ ayı sol elime koysalardı
vazgeçmekten bile vazgeçseydim
O geliyor dediklerinde tefler çalsaydım
küçük kızlar yetim çocuklar
dünyanın bütün mazlumlarının gözleri ışıldasaydı
ben olmasaydımda ruhum taşısaydı yükü
adımı adının yanına yazsaydı
en sona yazsaydı
bu da olsun yazsaydı
"olsun" yazsaydı

bir ceylana yoldaş olsaydı
bir çobana rastlasaydım da mendilime süt dolduraydı
bela senden
aşk senden
kayboldugum dehlizlerin sonunda yol senden olsaydı
hepsi yalan soyledi
gittim
bırakma beni
bırakma beni

bugün pazartesi
dışarda sevdiğim sonbahar
solgun bir adamın son kalesi
oda kaydımı ellerinden büsbütün kaybetmiş olacak
yani ben kendi kendinin kırılmış endazesi

sorarsın ya bezen kapatıp gözlerini usulca dünyaya
bu asiligin bahanesini
nereye kadar gidersin
kuşların kaderle uçtuğu
her yağmur tanesini bir meleğin indirdiği
yeni doğmuş bebeğe yutkunmayı ögreten
çimene yesili
buluta maviyi
topraga doğurganliğı veren
ey karıncanın bile kalbine merhameti indiren
görünmezi gören
bilinmezi bilen
göğe
çarkı feleğe
süreyyaya
yıldızlara
kainata sığmayıp
bir garibin kalbine giren

duy sesimi



işte bu benim
işte ben
herşeyden sonra ve herşeyin başında
kapı aralığında
mahcubum
utanıyorum aslında
vermeyi istemeseydin istemeyi vermezdin
geldim bırakma beni

Hepsi yalan söyledi
isyansa isyan ettim
nisyansa unuttum her seferinde seni
düştüm
bırakma beni...
bırakma beni...
bırakma beni...


http://www.lalegulfm.com/arsiv.php?kat_id=219&Kat_ad=%C4%B0BRAH%C4%B0M%20SADR%C4%B0&siralama=sureadi&siralamasekli=DESC
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#17
Ynt: İbrahim Sadri


Eyvallah hocam;

Şiir dünyası 'nın sınırları yoktur .İnsan hangi mısrada nereye yol alabilir belli olmuyor dediğin gibi nerden bakarsan orda görürsün ama nice şiirlerimiz vardır ki insan başka alemlere gitmeden edemez Ustalarımızın kalemleri acıları istekleri bizim ki gibi değilmiş veselam .Buram buram acıları sevinçleri hala kitapların arasında kokuyor şiir kitapları bu yüzden bir farklıdır benim için kim sayabilir kaç duygu seli akıp geçiyor mısralar da yürekten düşmeyen kelimeler zaten tarih te silinip gidiyor ...Günümüze kadar (bende karalama yapıyorum tabi asla şair değilim ben de dahil bir çok kişi silinip gidicektir)kaç şair geçmiştir...düşünüldüğün de sadece ustalarımız kalıyor.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap