İçimdeki Çocuk

Katılım
13 Nis 2008
#1
İçimdeki Çocuktan Düşen Bir Damla..

Son mavisi düşerken gözlerimden kederimin, ne olur bana sonsuzluğu sorma çocuk.
"Uçsuz bucaksız okyanus, içine sığdıramayacağın kadar gök, gözlerinin görebildiği kadar kara"
desem inanacak mısın?

Değersiz değer, dünya
Nefes alıp vermek, yaşamak
Perde perde oyun, hayat
Evrende varlığın, anlık
Anlama, bana sonsuzluğu sorma çocuk.

Hadi gidelim. Bu nefes bize fazla, bu konuştuklarımız bize fazla çocuk. Hayat bir başka oyuna yeni yeni perdelerini açarken, bir kulenin zindanlarında kilitlediğimiz duygularımızı da alalım yanımıza. Beyazlar üstümüzde kirlendi çocuk. Gece ve yalnızlık giyinelim. Yağmur ve hüzün takalım kısacık saçlarımıza. Elimizde bir çay, bir sigara. Dudağımızda yine o hüzünlü şarkının ıslığı.
Hadi gülümse çocuk, yoksa ben nasıl yenilenirim.

Adımlarımız dost gecenin içinde yankılanırken ondört yaşımızın boyu uzasın, gölge yerine sokak kaldırımlarına.
Toprak kadar sessizce, dingince, saklayabilseydim keşke çocuk, içimdeki insan artıklarını. Kara azan dolu bakışlar gözlerimin bebeğinde duran. Hadi benden git desem de hüzün bulutlarına, bilmem kaçıncı şizofrenliğim ayaklanıp tüm gitlere gel diyor. Gel gitlere, medcezirlere boğuluyorum yine, boğulmak yüzmek arasında. Maviydim oysa, tek bir notaydım hayatın bilinmezliğine.
Okyanustum oysa, koca bir senfoniydim, neydi sevda diye soran herkese.

Çocukmuşum, küçükmüşüm, bu yüzdenmiş içimdeki insan artıklarına verdiğim değer. Zift gecede, gözlerime hüzün yapışıyor. Hayatın içinde neyi aradığımı, kime dost, kime umut, kime kahkaha, kime nefret, kime öfke, kime sevda olduğumu bilmeden bir akrep zehriyle yaşıyorum yelkovan tiktaklarını.
 

zulmet

Gözyaşlarımla Siliyorum Şimdi, Ruhumun Kirlerini..
Katılım
25 May 2008
#2
Ynt: İçimdeki Çocuk

İçinizdeki Çocuktan Ne Haber ?

Uçsuz bucaksiz bir ormandayiz simdi. Karanliklar ortasinda
kaybolmusuz. Bir kuyunun dibine düsmüs gibiyiz, duyulmuyor sesimiz.
Nefesimiz kabariyor, yüregimiz daraliyor ve gittikçe artiyor
yalnizligimiz.

Uzaklardan, çok uzaklardan bir çiglik isitiyoruz. Bir hayat isigi,
bir ses, bir varlik yansimasi; kendine çagiriyor bizi. Ormani çigliga
bogarak, düsüncemizi dagitarak çagiriyor. Çagriya uyup o sesle
birlesiyoruz. Ses bizi bütünlüyor, yüzümüz aydinlaniyor ve yüregimiz
duruluyor. O ses bize çok yakin, tanidik bize. O bizim eski, bizim
çocuk sesimiz. Kopup giden, asinan ve sehirlerde yiten yanimiz,
çocuklugumuz.

Herkesin bir çocuk yani vardir. Bastirilmis, korkutulmus ve kovulmus
çocuklugu... "Çocuklasma!" der büyükler. Aslinda, bilmeden "kendin
gibi, özünde oldugu gibi davranma" demek isterler. Ne çikar
çocuklassa insan? Kirletilmemis günlerdeki kendine dönse ne olur?
Çocuklasmis duygularimiz büsbütün kuruyunca damarlarini yitirmis bir
irmak gibi kalmaz miyiz ortalikta?

Hayat, hep asik suratli ve ciddi görünmemizi ister bizden. Insanlar,
büyümüs yanlarimizi tanirlar ancak. Çünkü hep büyükler anlar
yasamanin kanunlarindan. Fakat hayatin ufuklari dardir. Ciddi
islerimiz, büyütülmüs yanlarimiz kupkuru ve renksiz günlerin
ortasinda birakiverir bizi. Günlerimizi senlendirecek, yüzümüzü
güldürecek bir kipirti kalmaz içimizde. Bunu ancak bir çocuk
basarabilir. Uzaklardan kosup gelerek ormanimizi çigliklara bogacak
bir çocuk. Bizi ancak bir çocuk kurtarir. Ya onu büyüme, yükselme ve
kazanma tutkularimizi degistirmissek... Kuslarla, çiçeklerle ve
yagmurla bir, ara sira günlerimizi yoklayan ve insanligimizi
uyandiran güzelliklerle, tutup en derin kuyulara bastirmissak
içimizdeki çocugu! Çünkü çocuklar bos durmaz, muziplik yapar ve
dokunu dururlar insanin zayif yanlarina. Kaçmak, kurtulmak ister
insan, firlatip atmak ister yaralarina dokunan çocugu. Büyükler, bir
çocuga, çocuk yanlarina yenilmekten hoslanmazlar... Bunun için
susturmak ister insan çocuk kalan duygularini.

Içimizdeki çocuk bir yerlerimizi hep kemirir durur aslinda... Biri
bizi dürüst olmaya, oldugumuz gibi davranmaya çagirir. Güzelliklere
çagirir. Bunlara tahammül edecek yürek kalmamissa insanda, içi disi
büsbütün kararmissa kendisine bir azap olan çocuk yanini kurutacak ve
unutacaktir onu.

Ne garip degil mi, çocukken hep büyümek, akli erenlerin islerine
karismak isterdik. Bilmezdik ki hayatin ufuklari daralacak ve
günlerimiz gerçegin daracik sinirlarina çekilecek. Oysa çocukluk
günleri öyle midir? Bir bakima rüyaya benzerdi o günler. Cennetle
dünya arasinda gidip gelen rüya hallerinde Allah'a bir adim
yaklasirdik da meleklerin yagmurunda yikanirdi yüzümüz. Sonsuz
ufuklari vardi hayatimizin. Büyüdükçe, çocuklugumuz ayrildikça
içimizden, meleklerin öpücügü de kesildi yüzümüzden. Simdi
büyüklügümüz, bilgeligimiz ve kazançlarimiz yetismiyor yüzümüzü
güldürmeye.

Çocuklugumuzu, içimizin o saf, deli dolu çigliklarini yasatmanin bir
yolu olmali. Sikildikça bize bir melek öpücügü getirecek, yüzümüz
karardikça tebessüm uyandiracak deli dolu bir çocuk kalmali bir
yerlerimizde. Bazen, hayatin acimasizligina masum bir çocuk
yetebilir. Çocuk yanimizi acilarin üstüne üstüne sürebilir,
susuzlugumuzu çocuk günlerimizin yagmurunda giderebiliriz. Çünkü
çocuk yanimiz biraz da Allah'a yakin yanimizdir bizim.

Içinizdeki çocugu aramaya ne dersiniz? Eski, saf, riyasiz, tertemiz
günleriniz, anilariniz, çocuk hafizanizda saklidir. Su daracik
hayatta çocuklugun sonsuz ufuklariyla karsilasmak ne tatli sey olur.
Anilara uzandiginizda sayisiz güzellikler çagiracak sizi. Hayata
masumluk yükleyip getireceksiniz. Sonra, çocukluguna dönmek isteyen
saire hak vermeden edemeyeceksiniz. Cahit Sitki, yasinin ve adinin
olmadigi çocukluk günlerine gider.
Orada, rengarenk bir dünya
karsilar kendisini.

"Bu bahar havasi, bu bahçe
Havuzda su siril sirildir
Uçurtmam bulutlardan yüce
Zipziplarim piril pirildir
Ne güzel dönüyor çemberim
Hiç bitmese horoz sekerim."

(Ali ÇOLAK)

Hiç büyümesin içimizdeki çocuklar! :D
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap