ictimai hikem...

Katılım
3 Ağu 2008
#1
kazurat dediğimiz şey netice itibari ile nimetin posasından ibarettir.
gavurun son imparator isimli filminde şöyle bir sahne vardı: hizmetkarlardan birisi çocuk imparatorun lazımlığını alıp kazuratını koklar ve "aaaa! etini yememiş" deyuben ünler. memleketimizin hal-i pür melal'i son tahlilde iş bu sahnedeki gibidir. birileri bizden kazuratı koklayıp kazurat sahibinin ne haltlar yediğini yahut yemediğini anlamamızı istiyor. kazuratı koklamamızı isteyenler şu nükteyi kaçırıyor: bu milletin evladı ne sinektir ne köpek! ne sinek gibi kazurattan gıdalanır ve ne de köpek gibi kazuratı koklar! iş bu hengamede herkes tıynet ve cibilliyetini izhar etmektedir.

"siz de bu olan bitene karşısınız değil mi?" diye sual tevcih edilen şairin suale verdiği cevab hesabı "karşısındayım ama ne taraftayım siz karar verin!"
 
Katılım
3 Ağu 2008
#2
Ynt: ictimai hikem...

türkçe kelimesini, yalınızca, bir kavmin lisanına verilen isim olarak kabul etmek ne çapta doğru ise osmanlıcayı da bir devrin lisanına verilen isim olarak kabul etmek o çapta doğrudur.

osmanlıca talim etmeden evvel osman'ın ne olduğunun ardından osmanlı kelimesindeki "aidiyetin" nidüğünün ve nihayet hayatın osmanlı"ca" idrakinin ne surette olduğunun bilinmesi iktiza eder. bu nükte idrak edilmeksizin yapılacak olan ne varsa kışırda kalacaktır.
 
Katılım
20 Nis 2008
#3
Ynt: ictimai hikem...

mehmet baki' Alıntı:
türkçe kelimesini, yalınızca, bir kavmin lisanına verilen isim olarak kabul etmek ne çapta doğru ise osmanlıcayı da bir devrin lisanına verilen isim olarak kabul etmek o çapta doğrudur.

osmanlıca talim etmeden evvel osman'ın ne olduğunun ardından osmanlı kelimesindeki "aidiyetin" nidüğünün ve nihayet hayatın osmanlı"ca" idrakinin ne surette olduğunun bilinmesi iktiza eder. bu nükte idrak edilmeksizin yapılacak olan ne varsa kışırda kalacaktır.
Bayıldım Bakii (r.a)
 
Katılım
3 Ağu 2008
#4
Ynt: ictimai hikem...

şikayet ediyoruz. hayvandan, ottan, böcekten, işten, devletten, milletten, dinsizden, imansızdan, müslümandan, münafıktan, eşten, dosttan, çocuktan. ne varsa hayatımızda yer işgal eden şikayet için kafi sebeb oluyor. bütün bunlardan şikayet ederken aslında kendimizden şikayet ettiğimizin farkına bile varamıyoruz. bütün bunlar bizimle bir mana ifade ediyor. bizim "gerçekliğimizde" yine bizimle "var"lar. şikayetin istikameti asıl namına taklite, doğru namına yanlışa, mazlum namına zalime değil. bütün çabamız nefsimizin şehvetleri peşinde koşmak. "daha iyisini biliyorum!" dediğimiz anda "iyi" adına değil "iyi bildiğini göstermek" adına konuşuyoruz. içten içe yakıcı şehvet kelimelerimizi alevlendiriyor, kendimizden geçiriyor, o kadar ki "daha iyi"den değil "bize iyi gelenden" bahsettiğimizin farkına bile varamıyoruz.

kim demiş şehvet yalınız karşı cinse dairdir diye. fikre, ilme, söze, bilmeğe ve daha neler ve nelere dairdirde şehvetimiz aklımızı baştan aldığı için kendi kendimize kendi kendimizle "idare ettiğimizi" fark edemiyoruz.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#5
Ynt: ictimai hikem...

mehmet baki' Alıntı:
şikayet ediyoruz. hayvandan, ottan, böcekten, işten, devletten, milletten, dinsizden, imansızdan, müslümandan, münafıktan, eşten, dosttan, çocuktan. ne varsa hayatımızda yer işgal eden şikayet için kafi sebeb oluyor. bütün bunlardan şikayet ederken aslında kendimizden şikayet ettiğimizin farkına bile varamıyoruz..
Bahâeddin Veled'in "Yaratılandan şikayet yaratıcıdan şikayettir" dediği nokta bu galiba.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#6
Ynt: ictimai hikem...

öküz ile benim aramdaki farkı söyle dediğim genç güya laf sokmak kasdı ile "ağabey senin iki ayağın eksik" diye cevab verip gözlerini gözlerime dikiyor. istifimi bozmadan cevab veriyorum "olur mu hiç? aksine öküzde iki ayak fazla" diyorum ve "öküz ile benim aramdaki farkı öküze bakarak söylediğin için öküz olmasanda öküz"ce" hareket ettin" diye de ilave ediyorum. gençte az önceki galip geldiğini zanneden halden eser yok! kendisine öküz dediğimi zanneden gencin gönlünü cümle içinde almıştım aslında ama anlatamadım ki uzunca izah gayretine düştüm...

hikmet:

bir şey olmak ile o şeye -o şey her ne ise artık- temas ederek hareket etmek arasında bir fark gözetmek lazım değil mi? salak olmak ile salak"ça" hareket etmek arasında bir fark gözetmeli. tevbe etmek işte o "ce" ve "ca"dan yüzgeri etmek manasını da ihata eder Allah'ul alem.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#7
Ynt: ictimai hikem...

içtiğin su kezzab, soluduğun hava zehir, attığın her adım mesafeyi uzatıyorsa şayet çaresizsin demektir. çare dediğin şey meseleyi halletmek için tutacağın yoldan ibaret. gel gör ki sen bu yolda yürümeye ya layık değilsin yahut yolda yürümesini bilmiyorsun. her iki ihtimalde de zayıfsın! isterse bütün dünya seni güçlü bilsin. isterse kurt, kuş, böcek, yılan, çıyan sen yürürken el pençe divan dursun karşında! öyle olmadığını bilen yani hakikati bilen bir kişi bütün ihtişamını yıkmaya kafi: kendin! kaç kaçabilirsen kendinden. beyhude yere arama seni kendinden kurtaracak malumat kitablarda. yok öyle bir şey! zira henüz sana dair bir kitab yazılmadı ve yazılmayacakta! her okuduğun, her duyduğun, her tecrübe dediğin şey bir başkasına ait! ya mukallit olarak kalacaksın yahut kendi kitabını yazacaksın. ne hazindir ki bu iş destanlık çapta cesaret ve kainat çapında gayret ister! cesaret ve gayretin neticesi ise: şahsiyet!
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap