istiklal marşı

Katılım
3 Ağu 2008
#1
merhaba

herkesin üzerinde ittifakla mutabık olduğu mili marşımızın 10 kıtasının her birine dair konuşmanın faideli olacağını düşünüyorum. iştirak edeceklere peşinen teşekkür ederim. tabii iştirak etmeyeceklere de... :)

birinci kıta ile başlayalım:

korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
o benim milletimin yıldızıdır parlayacak
o benimdir o benim milletimindir ancak
 
Katılım
3 Ağu 2008
#2
Ynt: istiklal marşı


"korkma! sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak"

ilk mısra böyle başlıyor. insana emniyet ve itimad telkin eden bir mısra. hasseten ilk mısra Efendiler efendisi'nin (s.a.v) hazret-i Ebu Bekr (r.a.) efendimizi mağarada teskin etmesini hatırlatıyor: "korkma, üzülme, Allah bizimledir!" hazret-i Ebu Bekr (r.a.) sıddık idi. sıddıkıyet şüpheye yol vermez ve fakat "sevgilinin" bulunma ihtimali endişeye yol verir. istiklal marşı "korkma" hitabını korkanlara etmemiştir. sıddıklara etmiştir! (dikkat edilirse üçüncü kıta, "korkma" hitabının korku hissedenlere değil endişe çekenlere, sevgilisinin kafirin eline düşme ihtimalini akıla getirenlere olduğunu "tersinden" işaret etmiştir.)

ilk mısra "korkma" dedikten sonra "sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" diyerek devam ediyor. ekseriyatle "yüzmek" bayrağın rüzgarda "dalgalanması" olarak anlaşılır. doğru ama bence eksik gibi görünen bir yorum. zira mısrada geçen "sönmez" ile "al sancak"ın ihsası senin de gayet güzel ifade ettiğin gibi alevdir. "al" sadece kanın değil alevinde rengidir. kaldı ki onuncu kıtanın ilk mısraında dalgalanmak zaten kullanılmış. bence ilk mısrada geçen yüzmek tabiri, alevin kuvvetini ifade etmek için. şafak vakti güneşin doğmaya yakın olduğu andır ve o an kızıllık gözle görülebilir. ilk mısra göğü tutmuş olan ve gündüzü haber veren bir "oluşu" telkin etmektedir. bu öyle bir oluştur ki onun var olduğundan haberdar olmak dahi yeis, keder, endişe ve üzüntüye meydan vermemektedir.

güneşin doğuşunu nazara vererek bayrak'ın sönmezliğini perçinleyen istiklal marşı daha derininde hz. ibrahim ile nemrud'un meşhur dialogunu işaret etmekte. hz. ibrahim'in "benim rabbim güneşi doğudan doğurtuyor. haydi sen de batıdan doğurt!" cevabındaki ahlak ile ahlaklanmış bir mısra var karşımızda. yani istiklal marşı daha ilk sözünde hz. ibrahim'cesine "gücün yetiyorsa yap" demekte! evet, güneş hep doğacak ve hilal ait olduğu yerde kalacak. güneş mukaddesatımız, hilal o mukaddes bildiğimiz ne varsa hepsinin müşahhaslaşmış hali ve nemrud ise türkün vatanını elinden almak isteyenler yani gavurlar! hz. ibrahim ve nemrud dialogunun iyice anlaşılabilmesi için şunu da görmek lazım: türk'e çullananlar doğunun gavuru değil, batının gavuruydu!

ayriyyeten yüzmek tabirini tersinden okursak "batmamak" manasına geldiğini de görebiliriz. gün doğmak üzere ama "hilal" halen bütün güzelliği ile göğü süslüyor. dolayısiyle doğan gün hilalin varlığına bir mani değil. mısra bu cihetten hilal ile güneşin beraberliğine işaret ediyor. çoklarının endişesine korkma diyerek cevab veren istiklal marşı mısraın devamında bu sefer bütün endişeleri izale ediyor.

bilmem ki ne dersiniz?
 
Katılım
3 Ağu 2008
#3
Ynt: istiklal marşı

"sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak"

bu mısra aklıma şunu getiriyor:

istiklal marşında hem yurt ve hem vatan kullanılmış. bunu nasıl anlamak lazım? yurt ve vatan aynı şeyi mi işaret etmekte?

düşünüyorum...
 
Katılım
24 Eyl 2007
#4
Ynt: istiklal marşı

Bu konuya hiç girmek istemedim çün ki İstiklal marşının bir hecesinin bile hakkını verebileceğim ve verebilme ihtimalini olabileceğini hiç sanmıyorum.İstiklal marşı hele hele
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

kesinlikle bir kafiye telaşında yazılabilecek bir kıta olsun.İnsanın bilakis kanını dondurtan yüzünü kızartan bir kıta bana göre.Ve İstiklal marşında ki şu yaşadığımızı iddia ettiğimiz zaman da en mühim kıtadır.İstiklal marşının iyi anlayabilmemiz anlayabilmekden geçtim zerre miktarı sezinleye bilmek için hangi koşullar da ne için yazıldığı ve hangi ruh hali ile yazıldığı ve ne anlatmak istediğini neyi işaret etmek istediğini idrak edebilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.Bence Rahmetli mehmet akif yüzümüze şamar attığı kıtadır.Şu an da Türk bayrağının altında yaşadığını iddia edenlerin bir uyarı ve sirkelendirme kıtasıdır ki iddia ediyorum bu kıtayı anlaya bilen "Türk" çimenlerin üstünde yayılmış bir şekilde güneşin tadı çıkarsa idrakına vardığı anda yerinden zıplar ve toprak dan özür dileme ihtiyaçı hisseder vesselam.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#5
Ynt: istiklal marşı

teşekkürler evla. iştirak etmenden ziyadesiyle memnun oldum. Allah razı olsun... elbet sair azalarımızın da iştirakini bekliyorum.

sıra ile gitmek daha iyi olur gibi ama zikrettiğin mısralar üzerinden nazara verdiğin hususta bir kaç kelime söylemek isterim.

istiklal marşının kafiye endişesi taşıdığını düşünmüyorum. mesela yazdığın kıtanın üçüncü mısraı "düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı" diyor. kimler kefensiz yatar? cevab belli: şehit olanlar. pekiyi ama şu halde aynı kıtanın üçüncü mısraı ne demeye "sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı" demekte? yoksa ikinci mısraın anlaşılamayacağını düşünüp manayı pekiştirmek için mi açık seçik "şehit" kelimesini kullanıyor? bence hayır. ya vatan kelimesi ne için en son olarak kullanılıyor? tedadüfi mi acaba? ya "cennet vatan" tabiri için ne düşünmeliyiz? merhum akif'in turizm acentası sahibi olmadığını biliyoruz. tabiat güzelliğinden başka bir manayı işaret ediyor olabilir mi acaba?

bu kıta üzerine ilerde konuşmak hakkımı mahfuz kılarak şunu söylemek isterim: toprak, kefen, ata, şehit ve vatan. bu kelimeler bu kıtanın anahtarları/kodları olabilir gibi geliyor...

ilk kıtanın ikinci mısraı içinse: bir kaç husus aklımı kurcalıyor. yani düşünmeye devam. :)
 
Katılım
3 Ağu 2008
#6
Ynt: istiklal marşı

merhaba

"bence hepimiz aynı hususu dillendiriyoruz. dolayısiyle endişe etmememiz lazım." diyeyim ve devam edeyim:

bu başlığı mahsus açtım. zira bu topraklarda yaşayan ekseriyatın üzerinde ittifak ettiği belli başlı bir kaç "şey"den biri istiklal marşı. şey diyorum zira tariflerimizi elimizden aldılar yahut unutturdular. nasıl isimlendirirseniz... bu mahfilde bir nebze dahi olsa o "şey"lere dair konuşabilirsek ne ala. dolayısiyle burada bir metini şerhden ziyade, o metinden ne anladığımız veya o metinin nerelerini eksik anlıyoruz olmadı o metini nasıl anlayabiliriz suallerinin cevabını bulabileceğimizi ümid ediyorum. elbette konuştuğumuz "şey" yani istiklal marşı, zihnimizde ne kadar mübarekse hassasiyetimiz o kadar artıyor. dolayısiyle dilşad'ın hassasiyeti ile evlanın, benim yahut bir başkasının hassasiyetinin menbaı aynıdır. en azından ben böyle düşünüyorum.

bu başlık altında yazılanların ve yazılanlara verilen/verilecek cevabların ciddi bir gayeye matuf olduğunu düşünmekteyim. dolayısiyle son söz olarak şunu demek isterim: ayrılık görünende gayrılık yoktur. en azından bu meselede böyledir.

selam.
 
Katılım
5 Şub 2010
#7
Ynt: istiklal marşı

mehmet baki' Alıntı:
olur elbette.

"korkma! sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak"

ilk mısra böyle başlıyor. insana emniyet ve itimad telkin eden bir mısra. hasseten ilk mısra Efendiler efendisi'nin (s.a.v) hazret-i Ebu Bekr (r.a.) efendimizi mağarada teskin etmesini hatırlatıyor: "korkma, üzülme, Allah bizimledir!" hazret-i Ebu Bekr (r.a.) sıddık idi. sıddıkıyet şüpheye yol vermez ve fakat "sevgilinin" bulunma ihtimali endişeye yol verir. istiklal marşı "korkma" hitabını korkanlara etmemiştir. sıddıklara etmiştir! (dikkat edilirse üçüncü kıta, "korkma" hitabının korku hissedenlere değil endişe çekenlere, sevgilisinin kafirin eline düşme ihtimalini akıla getirenlere olduğunu "tersinden" işaret etmiştir.)

ilk mısra "korkma" dedikten sonra "sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" diyerek devam ediyor. ekseriyatle "yüzmek" bayrağın rüzgarda "dalgalanması" olarak anlaşılır. doğru ama bence eksik gibi görünen bir yorum. zira mısrada geçen "sönmez" ile "al sancak"ın ihsası senin de gayet güzel ifade ettiğin gibi alevdir. "al" sadece kanın değil alevinde rengidir. kaldı ki onuncu kıtanın ilk mısraında dalgalanmak zaten kullanılmış. bence ilk mısrada geçen yüzmek tabiri, alevin kuvvetini ifade etmek için. şafak vakti güneşin doğmaya yakın olduğu andır ve o an kızıllık gözle görülebilir. ilk mısra göğü tutmuş olan ve gündüzü haber veren bir "oluşu" telkin etmektedir. bu öyle bir oluştur ki onun var olduğundan haberdar olmak dahi yeis, keder, endişe ve üzüntüye meydan vermemektedir.

güneşin doğuşunu nazara vererek bayrak'ın sönmezliğini perçinleyen istiklal marşı daha derininde hz. ibrahim ile nemrud'un meşhur dialogunu işaret etmekte. hz. ibrahim'in "benim rabbim güneşi doğudan doğurtuyor. haydi sen de batıdan doğurt!" cevabındaki ahlak ile ahlaklanmış bir mısra var karşımızda. yani istiklal marşı daha ilk sözünde hz. ibrahim'cesine "gücün yetiyorsa yap" demekte! evet, güneş hep doğacak ve hilal ait olduğu yerde kalacak. güneş mukaddesatımız, hilal o mukaddes bildiğimiz ne varsa hepsinin müşahhaslaşmış hali ve nemrud ise türkün vatanını elinden almak isteyenler yani gavurlar! hz. ibrahim ve nemrud dialogunun iyice anlaşılabilmesi için şunu da görmek lazım: türk'e çullananlar doğunun gavuru değil, batının gavuruydu!

ayriyyeten yüzmek tabirini tersinden okursak "batmamak" manasına geldiğini de görebiliriz. gün doğmak üzere ama "hilal" halen bütün güzelliği ile göğü süslüyor. dolayısiyle doğan gün hilalin varlığına bir mani değil. mısra bu cihetten hilal ile güneşin beraberliğine işaret ediyor. çoklarının endişesine korkma diyerek cevab veren istiklal marşı mısraın devamında bu sefer bütün endişeleri izale ediyor.

bilmem ki ne dersiniz?
Merhaba,

Bu konuyu kaçırmışım. Çok güzel açıklamalar yapmışsınız. Tebrik ediyorum.

Şafak kelimesi ile ilgili olarak bir şey söylemek istiyorum. Şafak günümüz Türkçesinde gün doğumundan önceki alaca karanlıktır. Fakat aynı zamanda gün batımından sonraki alaca karanlık anlamı da vardırr. Şafak kelimesi marşımızda iki kere geçer. Birinci ve sonuncu kıtalarda. İlk kıtadaki şafak, gün batımına yakın olan zamanı ki yaptığınız güzel açıklamalara bu anlam daha çok uyum sağlıyor. Son kıtada geçen şafak ise günümüzde kullandığımız anlam ile aynıdır.
 

Giriş yap