Keder mi? Sevinç mi?

Katılım
18 Mar 2009
#1
Keder Mi? Yoksa Sevinç Mi?

İnsanın iki ana duygusu olsa gerek bu iki duygu.Birde ara duygular vardır ama onlar bu ikisi kadar baskın değildir.Bu iki duyguyu edebi açıdan incelediğimizde bazı sonuçlara varıyoruz ki eğer bu sonuçlar doğruysa belli dönemlerde yaşamış ve bizim edebiyatımızı oluşturmuş insanların çok kederli olduklarını gösteren bir sonuçla karşılaşmış oluruz.Belli dönemler diyorum çünkü bir tarihi dönem içindeki sosyal ve psikolojik şartlar o dönemin edebiyatına kadar etki yapar.Çünkü o edebiyatı oluşturan şair veya yazar o şartlar altında nefes alıp vermektedir.Ve o insan sadece kendisini ifade etmiş olmaz,onu bu ifadeye zorlayan şartlar aynı zamanda toplumun ekseri üstündede egemendir.Yani bir nevi toplumun sesi olmuştur.Toplumun sesi olmak bahsinde bir şeyler söylemeden edemeyeceğim.Toplumun sesi olmak illa ki haksızlıkları,dengesizlikleri dile getirmek değildir.Bu görüşün bizde egemen olması sağolsun komünist yazar ve şairler tarafından ustaca yürütülmüştür.Sanki toplumun sadece bu yanı vardır.Niçin onların aşkını,sevincini,kederini vb. duyurmayı üstlenmezde sadece ekonomik ve sosyal dengesizlikler üzerinde durur.Eğer sadece bu iki konu üstünde durmak toplumcu yazar ve şair olmaya yeterli oluyorsa bu durum çok vahimdir.Çünkü bu bir hakarettir.Bu demek şu demektir;Bu toplumun sadece maddi yönünü göz önünde bulundurmak demektir.Oysa ki milletimiz maddeyi ve manayı özünde,şiirinde,mimarisinde ve birçok alanda sentezlemiş bir millettir.Onu sadece maddeden ibaret görmek çok abestir.
Neyse konuyu daha fazla dağıtmayalım ama yeri gelmişken söyleyeyim dedim.Evet bir dönem var ki edebiyatımızda işte o dönem bugünkü arabesk şarkı sözlerinin bile o dönem şiirinin yanında kısa donla gezecek kadar tıfıl kaldığını söylesem herhalde çok abartmış olmam.Zira İsmail YK nın ‘Allah belanı versin’ şarksı kadar cüretkarlığa sahip değildir o dönem.İsyanını bile sanata döküp en zarif bir besteyle bestelenmiş gibi bizlere kadar ulaştırmışlardır.O dönem Divan Edebiyatıdır.Ancak divan edebiyatıda kendi içinde keder ve sevinç olarak ayrılır.Bu ayrımın başlıca sebebi sosyal ve psikolojik şartlardır.Bir Nedim ve bir Fuzulinin devrini ele alırsanız bu şartların doğruluğuna kanaat getirirsiniz.Birinin şiiri Kerbalanın hüzünlü toprağıyla vücud bulmuşken birinin şiiride lale devrinin kadehten boşanan şarabıyla vücud bulmuş.Birisi sevgilisini daha görmemişken diğeri onu görürde ne fena lafızlar savurur.Biri onu hayalen tasvir ederken ve ona vasıl olamamanın hüznüyle beyitini oluşturuken diğeri sevgilisine yazdığı şiiri bizzat ona okur.

Bu iki şairde Türk edebiyatı için son derece önemlidir.Birisi hüznüyle gelecek nesillerin yeni hüzün varislerine yol göstermişken diğeride sevincin ve zevk u sefanın yeni varislerine eğlenmeyi talim etmiştir.Sokaktan çevirdiğiniz bir kişiye önce hüzün kokan,ayrılık kokan,acı kokan bir şiir okuyunuz ardından sevinçli,şaşalı ve neşeli bir şiir okuyunuz.Sonra hangisini beğendiğini sorunuz.Yüzde doksan hüzünlü olanı diyecektir.Çünkü keder ve hüzün diğer duygulardan daha ağır durur.Bu duyguyu hissettirecek kadar güzel bir şekilde işlerseniz emin olun ki dert ortağı birçok kişi bulabilirsiniz.

Selam ile…
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#2
Ynt: Keder mi? Sevinç mi?

Yazı duygularımızın aktarımı, yazı bir şeyler aktarabilmek, yazı doğruların diktesi, yazı kendini ifade ediş... İnsanların farklılığınca yazının farklılığı mevcuttur, bu üslûb dediğimiz şeydir. Recaizâde Mahmut Ekrem Talim-i Edebiyat'ında bu husus yazn hayatımıza dahil etmiştir ilk kez, insanların duygu ve düşünce dünyaları ve yaşanmışlıkları ile fikrî süzgeçleri farklılığı yazılarının farklılığına temel olmuştur. Kimi insanın yaşanmışlıkları onu daha duygusal kılar ve bu insan kendini anlatabilme çabasına giderken kimi insanın yaşanmışlıkları onu yaralı bir aslan gibi hırçın ve sert edebilir bu da onu davasını anlatma yolunda bir kalem edebilir.
Her şairi incelediğimizde onun dünyasına da gözümüzün gördüğünce giriyoruz aslında, A.Haşim'i incelerken dünyaya bir akşamüstü kızıllığından bakmadık mı Y.Kemal'i incelerken Üsküp'ten koparılmışlığı ve bir daha "ev" sahibi olmamacasına kendini yollara vurmuşluğu; fakat her gidilen yerde esasen o samimi-müslüman üsküp'ün arandığını burası kültürümüze yabancı yerler olsa da hissetmedik mi?
Bir de Yunus Emre vardır ki... Yunus Emre genelin algıla(ttır)dığı gibi sadece tabiattten bahsetmez, anlatmaya çalıştığı uğraşları vardır halkına. Moğol istilaları, siyasî birlik ve içtimaî huzurun olmayışı, topraklarının halkın elinden çıkması, yağma ve telef edilmesi neticesinde gelen ekonomik çöküntüleri olan halkına bir şeyler anlatma çabasındadır Yunus Emre; her şeye rağmen vaz geçmeme fikrini oluşturma, sabır tavsiye etmede, kötü görünenin dahi esas görüntüsü itibariyle iyi olabileceğini hatırlatma çabasındadır, bir eğitimcidir Yunus Emre.. Halkını eğitme çabasındadır.Yani bir nevi toplumun sesi olmuştur.onların aşkını,sevincini,kederini vb. duyurmayı da üstlenmiştir bir bakıma. Yunus Emre’nin şiirlerinde hakim unsur olarak görülen Tasavvuf düşüncesi, Yunus’un yaşama biçimini oluşturmuştur. Yunus, hayatı boyunca, şiirleriyle ve davranışlarıyla insanların eğitilmesine vesile olmuştur Gönül Kabe ise onu yıkmamak, insan olmanın gereği ise, gönle dili taş edip onu yaracağımıza gene taş edip onu onamamız elzemdir. zaten bir yara olmuş hissiyatları daha da kanatıp halkı huzursuz etmek ve fikrî ayrılıklara düşürmeyi kasıtlı yapmasa bile bu sonucu almak ne derece huzuru arayan topluma huzur getirir tartışılır, bu cerahati temizlercesine eserler kangrenleşmiş bacağı daha çok sıkan ve onu tedavi etme yolunu arayan doktor örnekleri farkınca değildir de nedir?
Bir Fakir Baykurt ki toplumcu yazar taifesindendir Yılanların Öcü'nde belirli simgeleri kullanarak "öc" kavramını meşrulaştırmayı güdüp yaraya daha da çomak sokmaktadır kanımca, hangi türev gerekendir?
İnsan dedik yaşar yaşarken öğrenir elbet. Bu nedenle hem keder hem sevinç doğasının gereği ve karşısına çıkanlardır, halk "kendine kendini kendisi" gibi anlatanı daha bir benimseyecektir Yunus Emre misâli. Kederin ise her hisden hada ağır durduğu mutlak, hep gönlü gamlı olan mazlum halkın içinde bulunageldiği sosyal durum te ilk toprakları olan Asya'dan ayrılış, Moğol istilâları, haçlı seferleri, beylik ve taht kavgaları, vatan topraklarının işgâli, Balkan isyanları, Çanakkale Harbi, İstiklâl Savaşı.. derken her daim kederini mevcut kılmıştır. Fakat insanlarımız kendi içlerinde bölünmeden bir arada durabilmeyi de beceregelmişlerdir. Bu bereberliği devam ettirebilmek ve ayrıma yönelşik değil uhuvete yönelik yazmak, yaraya çomak değil ilaç sunmak olsa gerek görev
Konun sapmadı dilerim..
selam ile..
 
Katılım
18 Mar 2009
#3
Ynt: Keder mi? Sevinç mi?

Sapmaktan ziyade genişledi.Sakıncası yoktur.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap