Kelimelerin Hayat Hikayesi

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#21
Ynt: KELİMELERİN HAYAT HİKAYESİ

Hayy'dan gelen Hû'ya gider. Daha evvel hiç düşünmemiştim böyle bir manada kullanılabileceğini. Bu faydalı paylaşımlar için teşekkürler ecrin.
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#22
Ynt: KELİMELERİN HAYAT HİKAYESİ

Estağfirullah efendim ben sadece taşıyıcıyım :)
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#23
Ynt: KELİMELERİN HAYAT HİKAYESİ

MUSA:Hamza bey kardeşimiz 'Musa ve Çocuk' diye bir konu açınca ben de MUSA kelimesini anlatmak istedim dilim döndüğünce.
Bundan üç bin beş yüz yıl kadar önceydi,Mısır'da krallar(firavun)kendilerini tanrı ilan edecek derecede haddi aşmışlardı.Kıpt suyundan gelen fravun (3. Ramses?) bir gece bir rüya gördü.Kâhinler rüyanın yorumunda israiloğulları soyundan gelecek bir çocuğun onun tahtını elinden alacağını söylediler.Telaşlandı ve derhal İsrailoğulları kadınlarının doğurduğu çocukları öldürtme emri verdi.Bir yıl,iki yıl..Derken Asiye(?) adlı bir kadın bir erkek çocuk doğurdu.Kadıncık bebeğinin yaşamasını çok istiyordu.Allah onu yaşatacaktı.Kadın bir sepet hazırladı,içini ziftleyip sıvadı ve çocuğunu emzirip içine koydu. Sonra da sepeti Nil'in geniş sularına bırakıverdi.Su;sepeti firavunun sarayına kadar götürdü.Saray bahçesinde firavunun kızı banyo yapıyordu.Çocuğu bulup sahiplendi.Sonra fravinun karısı Sara çocuğu görünce kocasına "Gözümüz aydın,"dedi," belki onu evlat ediniriz,ama öldürtmeyiniz!" Sonra da ona 'sudan gelen,suyla gelen' anlamında Moşe(Musa) adını verdiler.Musa,firavunu suya götürmek üzere suyla gelmişti.Yaşanacaklar vardı.Vakit tamam olunca Allah suyu birine hayat yaptığı gibi diğerlerine ölüm yapacaktı.(buraya kadar alıntı) Velhasılı MU;su manasındayken,SA da tabut manasına gelirmiş.Annesi Musa(a)'yı tahtadan bir tabuta koyup meçhûle doğru yollarken bebeğini; böylece adı Musa oluvermiş bebeğin..
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#24
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

TANRI:Şu filmlerdeki 'Aman Tanrım' repliklerini hepimiz çok sevmişizdir eminim :) Tanrı derken de Allah(cc) kast edilir elbet ama Tanrı kelimesi sanki 'çok' sıfatını vurgularmış gibi..Ataların Gök Tanrısı ya da şu mitolojideki Yer Tanrıları,Su Tanrıları falan gelir akla o yüzden öteden beri aşina değiliz bu kelimeye.Ama aslında çok güzel düşünülerek ortaya çıkmış bir kelime bu Tanrı.Tanrı kelimesinin aslı Tengri'dir öz Türkçe'de.Kelimenin kökü ise tenk(-mek)'tir.Tenkmek yani dönmek..Tengri kelimesinin mânâsı ise Allah'tan geldik yine O'na döneceğiz gibi bir nüans üzerine hayat bulmuş.Yaaaa işte böyleyken sen tut güzelim kelimeye birden fazla Allah varmış gibi absürt bir anlam giydir olacak iş mi ya hû :mad:
 
Katılım
26 Nis 2007
#25
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

ecrin' Alıntı:
MUSA: Sonra da ona 'sudan gelen,suyla gelen' anlamında Moşe(Musa) adını verdiler.Musa,firavunu suya götürmek üzere suyla gelmişti.Yaşanacaklar vardı.Vakit tamam olunca Allah suyu birine hayat yaptığı gibi diğerlerine ölüm yapacaktı.(buraya kadar alıntı) Velhasılı MU;su manasındayken,SA da tabut manasına gelirmiş.Annesi Musa(a)'yı tahtadan bir tabuta koyup meçhûle doğru yollarken bebeğini; böylece adı Musa oluvermiş bebeğin..
"Arapçaya “Musa” olarak geçen ismin İbranicesi “Moşe”dir. Bu kelimeye gerçi İbrani – Arami dilinden birçok anlam yakıştırmaları yapılmışsa da bunlar tartışmalıdır. Öte yandan orijinal Mısır dili olan Kıpticede kullanılan “Mose” kelimesi “Moşe” isminin de geldiği kök olup (İbranicede s – ş dönmesine sık rastlanır), “oğul”, “erkek çocuk” manasına gelir. Karşılaştırmak için “Ra-Mose” (Tanrı Ra'nın Oğlu) ya da Mısır'da Helenistik dönemde “Ramses”, veya “Tut-Mose” (Tanrı Tut ya da Tot'un Oğlu) ya da Helenistik dönemdeki şekliyle “Tutmosis”, firavun adları olarak çok eski çağlardan beri kullanılagelir. Dolayısıyla “Musa” - “Mose” adının anlam yakıştırmalarına gerek kalmayan ve çok kullanılan bir anlamı Kıpticede vardır."
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#26
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

BEDAVA: Ne diyordu Orhan Veli:

Bedava yaşıyoruz bedava
Hava bedava,bulut bedava
Dere tepe bedava
Yağmur çamur bedava

Şimdilerde bunları parayla aldığımıza bakmayın,gerçekten bir vakitler bedava yaşıyormuşuz..Bu bedava kelimesi Farsça "bâd(rüzgâr,hava)" kelimesiyle Arapça "heva(hava,yel)" kelimelerinin tamlamasıyla oluşmuştur:Bâd-ı heva.Yani "hava rüzgârı" gibi birşey.Sözlüklerde bu kelimenin karşısında "bir karşılık ödenmeden elde edilen şeyler hakkında kullanıldığı" yazılı olsa da,alınan şeye karşılık olarak bol keseden havanın verildiği aşikârdır.Rüzgâr alıp hava verilecek olursa "bedavadan da ucuz" deriz. İnsanın havaya olan ihtiyacının çokluğu düşünüldüğünde havanın bu derece ucuz bulunması doğrusu şükre seza bir şeydir :)
(İskender Pala)
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#27
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

SAAT GÖZLÜ:Gözle ilgili birçok yakıştırma duymuşsunuzdur. Eskiler sevdiklerini ceylan gözlüm, ahu gözlüm, kara gözlüm diye severlermiş, iltifat ederlermiş. Bunlar yüzyılların kucağında ninnilerle uyuttuğu deyimlerden olmayıp, günümüzde de kullanılır. Fakat akıbeti daha hazin, anne kucağında uyuya kalmış bir deyim var ki, bana pek hoş geldi. Eskiler sadece böyle değil bir de; 'A benim saat gözlüm' diye severlermiş birbirlerini :) Nedenini çok merak ediyorum. Acaba hangi yönüyle saate benzetmişler gözü? :) :)
 
Katılım
12 Şub 2009
#28
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

ecrin' Alıntı:
TANRI:Şu filmlerdeki 'Aman Tanrım' repliklerini hepimiz çok sevmişizdir eminim :) Tanrı derken de Allah(cc) kast edilir elbet ama Tanrı kelimesi sanki 'çok' sıfatını vurgularmış gibi..Ataların Gök Tanrısı ya da şu mitolojideki Yer Tanrıları,Su Tanrıları falan gelir akla o yüzden öteden beri aşina değiliz bu kelimeye.Ama aslında çok güzel düşünülerek ortaya çıkmış bir kelime bu Tanrı.Tanrı kelimesinin aslı Tengri'dir öz Türkçe'de.Kelimenin kökü ise tenk(-mek)'tir.Tenkmek yani dönmek..Tengri kelimesinin mânâsı ise Allah'tan geldik yine O'na döneceğiz gibi bir nüans üzerine hayat bulmuş.Yaaaa işte böyleyken sen tut güzelim kelimeye birden fazla Allah varmış gibi absürt bir anlam giydir olacak iş mi ya hû :mad:
Tanrı kelimesi, Cumhuriyetle beraber gelişen dil anlayışının neticesinde halkın gözünden düşmüştür. Aslında Tanrı kelimesi eski metinlerde sık sık kullanılmaktadır.
"Tanrı misafiri" söz grubunda Tanrı, hiç sırıtmıyor, kulağı rahatsız etmiyor. Bu kelimenin nerede, nasıl kullanılacağını halkımız tayin etmişti. Ancak Cumhuriyet'in öz türkçecileri, ben onlara dil faşistleri diyorum, Allah lafzından rahatsız oldukları için halkın kullanımında olan Tanrı, halka Allah ismi yerine dayatılınca halk bu kelimeden rahatsız oldu. Filmlerde, dizilerde, televizyon programlarında, gazetelerde, okulda, yani resmi ideolojinin borazanlığını yapan her yerde Tanrı kelimesi dayatılınca, halk "TANRI" kelimesinin Müslümanların, Türklerin değil, Hıristiyanların olduğunu söylemiştir. Ben bunu amcalardan, teyzelerden çok dinlemişimdir.
Mevlid'de ve dînî şiirlerde, dînî metinlerde Tanrı kelimesi sık sık kullanılır. Ama bu dayatmadan halkımız haklı olarak Tanrıdan soğumuştur.
Hele hele askerlik yapanlar yemeklerde zorla Türkçe şükür duası yaptırılır. Asker Allah'ımıza hamd olsun dediği için kaç kere duanın tekrarlatıldığına şahit oldum : "Tanrımıza hamd olsun!" dedirtene kadar yemeğe izin verilmezdi.

Ezan zorla Türkçeleştirildiğinde de "Tanrı uludur, Tanrı uludur!"
Vatandaş da: "Allah seni böyle ulud(t)ur." diye karşılık verirmiş. Hatta şöyle diyenler de olurmuş : "Müezzin İsmet'in kuludur!

Halk dayatmalardan nefret etmiştir. Tanrı kelimesi baskıcıların dilinde olunca insan onun söylediğinden nefret etmiştir. Yoksa Tanrı'nın bir sakıncasının olduğu kanaatinde değilim. 15, 16, 17, 18, 19. asırlarda ulema, halk Tanrı kelimesini kullanmakta bir mahzur görmemiş. Dil faşistliği yüzünden türkçe menşeli kelimeleri de kaybettik. Çünkü zorbalar zulümlerini yaparken kendinden olanları da yok eder.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#29
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Kesinlikle!
Tanrı, bilindiği gibi has mı has bir Türkçe kelime. (Tengri) Bunun kullanılmasında ben de bir sakınca görmüyorum. Fakat, dediğiniz gibi zorbalıkla kabul ettirmeye çalışmak insanı o şeyden nefret ettirir. Sadece, Tanrı kelimesinin dayatılması bahis mevzuu olsa neyse, bir de Allah kelimesinin unutturulmak istenmesi var. (Ziya Gökalp'in "Değildir bir mânâ üç ada muhtaç." derken düştüğü gafletin aynısı.)
Peki ne olacak Allah kelîmesinin dilden atılması?
Allah kelimesinin dilden atılması, peşinden binlerce deyimi,yüzlerce atasözünü de beraberinde götürür. "İnşallah,maşallah,fesubhanallah,barekallah" gibi deyimlerin dilimizde olmadığını hayal edin. Veya; hayret veya sinir ifadesinde "Allah Allah" yerine "Tanrı Tanrı" dediğimizi. Veya; hoşumuza giden bir teklifte "Ne dersin?" diye sorulduğunda, "Allah derim." yerine "Tanrı derim." diyerek sevindiğimizi. Veya; Allah'ın cezası yerine "Tanrı'nın cezası" dediğimizi. "Allah'tan son anda vazgeçti." cümlesini, "Tanrı'dan son anda vazgeçti." şeklide telaffuz ettiğimizi. Veya, "Tanrı'ya ısmarladık" dediğimizi... Ne kadar komik oluyor değil mi?
Bu şekilde; "Nasılsa Öztürkçe'de yerine geçen bir sözcük var." deyip yüzlerce yıllık bir kelimeyi atmak; yüzyıllardır ardında olan mânâları da bir çırpıda yok etmek olur. Bakınız Reşit Rahmetî Arat ne diyor: "Dil, asırlar içinde ve nesillerin hafızasında dövüle yoğrula yerleşmiş bir mânâ, his ve hayaldir." Yani sadece kelime değil; mânâ, his ve hayal.
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#30
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

(Ziya Gökalp'in "Değildir bir mânâ üç ada muhtaç." derken düştüğü gafletin aynısı.)

Efendim Gökalp'in vurgulamak istediği şey dilimize yerleşmeyen yani ''Türkçeleşmeyen'' bazı fuzuli kelimelerden dili arındırmaktır. Bunu gaflet olarak değerlendirmemek gerekir. Türkçülüğün Esasları'nda maddeler halinde belirtmiştir dilde yapılması gerekenleri. Oraya tekrar bakarsak Gökalp'i daha iyi anlamış oluruz kanımca.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#31
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

ecrin' Alıntı:
Oraya tekrar bakarsak Gökalp'i daha iyi anlamış oluruz kanımca.
Haklısınız. Türkçülüğün Esasları'na vakıf olmadığım için bu hususta genel olarak neyi savunduğunu tam anlamıyla bilmiyorum. Yorumum sadece o cümleye matuftu.
 
Katılım
12 Şub 2009
#32
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

ecrin' Alıntı:
(Ziya Gökalp'in "Değildir bir mânâ üç ada muhtaç." derken düştüğü gafletin aynısı.)

Efendim Gökalp'in vurgulamak istediği şey dilimize yerleşmeyen yani ''Türkçeleşmeyen'' bazı fuzuli kelimelerden dili arındırmaktır. Bunu gaflet olarak değerlendirmemek gerekir. Türkçülüğün Esasları'nda maddeler halinde belirtmiştir dilde yapılması gerekenleri. Oraya tekrar bakarsak Gökalp'i daha iyi anlamış oluruz kanımca.
Ziya Gökalp'in dil görüşü makûl görünse de bu dil faşizminin babası olarak onu görüyorum. Ondan önce de bu dilde sadeleşme terennüm edilse de aynı dış fikriyatın bir uzantısı olduğuna inanıyorum.

İbadetlerin Türkçeleştirilmesi, Türk müziğinin yasaklanıp Mozartların, Betovınların dayatılması hep onun hayalleridir. Daha neler neler vardır.
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#33
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Dilde gerçekleştirmek istediklerini hüsn ü niyyet olarak görüyorum fakat dediğiniz gibi birçok hususta bozuk çatlak ve dahi zararlı kanaatleri vardır. Temennimiz bunların propaganda formunda öne sürülmüş fikirler değil; millete fayda sağlama ümidiyle ortaya çıkmış olması yönündedir.
 
Katılım
12 Şub 2009
#34
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

ecrin' Alıntı:
Dilde gerçekleştirmek istediklerini hüsn ü niyyet olarak görüyorum fakat dediğiniz gibi birçok hususta bozuk çatlak ve dahi zararlı kanaatleri vardır. Temennimiz bunların propaganda formunda öne sürülmüş fikirler değil; millete fayda sağlama ümidiyle ortaya çıkmış olması yönündedir.
Şinâsî'yle "başlatılan" bu cereyanların Ziya Gökalp'le zirveye "çıkarıldığını" düşünüyorum. Şinâsi'nin de onun hâmîsi Mustafa Reşit Paşa'nın da belki alakası yok gibi görünse de aynı yolun yolcusu Ziya Gökalp'in de iyi niyetli olduğuna inanamıyorum. Kültür hazinelerimizin yok edilmesinde en büyük etkenlerin başında kendileri geliyor. Dil, müzik, edebiyat...
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#35
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Yine de kesin bir hüküm veremiyorum ben.Şinasi için sabetayist olduğu da söyleniyor...
 
Katılım
24 Eyl 2007
#36
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Ne yazık ki Ziya Gökalp için de hiç iyi şeyler duymadım ve okumadım.Gizli çehreler isimli kitabda uzunca Ziya Gökalpden bahseder ve sebataycı olduğu söylenir.Ve kendisinin de pek bir hayrl işini göremedim.(yine de Allah bilir kalbini)
 
Katılım
18 Mar 2009
#37
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Gökalp'in dil hakkındaki görüşlerine katılmıyorum.Kime katılıyorsun derseniz tek cevap veririm:Yahya Kemal Beyatlı...Türkçülüğün esaslarını tedkik ederek okuma fırsatımız oldu.Şiirde sanat yapmak için kullanılan kelimelerin kaldırılması hakkındaki görüşüne ne dersiniz onu merak ediyorum?Bu soruyu cevaplamadan önce şu soruya cevap arayalım:Şiir dili ile toplumsal hayatta kullanılan lisan aynı mıdır?Aynı olmak zorunda mıdır?
 
Katılım
12 Şub 2009
#38
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

evla' Alıntı:
Ne yazık ki Ziya Gökalp için de hiç iyi şeyler duymadım ve okumadım.Gizli çehreler isimli kitabda uzunca Ziya Gökalpden bahseder ve sebataycı olduğu söylenir.Ve kendisinin de pek bir hayrl işini göremedim.(yine de Allah bilir kalbini)
Sabetaycı olup olmaması pek mühim değil, mühim olan yaptıklarıdır. Ne yazık ki bugünkü Türkçe 3 kelimeden ibaretse en temel sebebi Ziya Gökalp'tir.

Pejmürde arkadaşıma sonuna kadar katılıyorum. Ziya Gökalp'in yazdığı şiirleri biliyoruz. Şiir niyetiyle yazdığı yazılardaki dilin ne kadar basit ne kadar zevksiz ne kadar edebiyattan uzak olduğunu görmemek için kör olmak gerekir. İşte bu tatsız tutsuz edebiyat gençlere mükemmel edebiyat bu, en güzel şiir böyle olur diye gösterildi. Öyle bir cereyan meydana getirildi ki eskinin izini taşıyan bir mısra yazan yerin dibine geçirildi. Adları bile anılmadı.
Düşünün bugüne kadar Mehmet Akif ile ilgili tek soru bile sorulmamış ÖSS'de.
Bunların temelinde hep ZİYA GÖKALP var diyorum. Derin bağlantılarının olduğunu düşünüyorum. Delil mi elimde yok. Dedim ya tahmin ediyorum.

Ziya Gökalp, zengin bir edebiyatın dibine dinamit koyup patlatmıştır. Sığ, basit bir edebiyatın pîri olmuştur. Alın Beş Hececiler'i, ne yapmışlar? Biraz Faruk Nafiz'de bir şeyler var, ya diğerleri? Hepsini okumuşluğum var, belirli günler ve haftalar için ısmarlama yazılan şiirler gibi manzumelerden ibaret kitaplara sahipler... Şiir demek için noterden tasdikli birkaç şahit gerekir.

Dilde milli, edebiyatta milli toprakta milli dedi. Anadolu edebiyatı yaptılar, bu kelimeyi pompaladıkça pompaladılar. Anadolu dışındaki topraklar için bir mısra yok mu? Olmaz biz milli bir devletin peşindeyiz. Balkanlardaki topraklarla ilgili bir şeyler yazsak millilikten uzaklaşmış mı oluruz? Sen yine de Anadolu üzerine yoğunlaş, bırak şimdi üj bej topraklarını...
Hepsinin altında Ziya Gökalp olduğunu düşünüyorum. Bu derin bağlantılarla ilgili çözümlemeler yapıldıkça geriye doğru bir şeyler de çıkacaktır. Ziya Gökalp'in de bu ağ içinde çok önemli bir yere sahip olduğu kanaatini taşıyorum.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#39
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

PeJMüRDE' Alıntı:
Şiir dili ile toplumsal hayatta kullanılan lisan aynı mıdır?Aynı olmak zorunda mıdır?
Olmaz. :) Öyle olsa şiir olmaz.
Zaten şiirden maksat, söyleyenmeyenleri söylemek, üstelik normalde söylenilenden farklı bir üslupta söylemek değil midir? Bu; illa kullanılmayan kelimelerle olacak diye bir şey de yok, kullanılan kelimeleri kullanılmayan biçimde kullanmak da bu daire içinde.
Şöyle bir durum da var ki, günlük dil ihtiyaçlar üzerine bina edilmiştir, işimizi görecek kadarıyla kullanırız. Mehmet Kaplan şöyle diyor: "Halk günlük hayatında kelimeleri menşelerine göre ayırmaz. Onu ilgilendiren, kelimelerin mânâsı, işe yaramasıdır."
 
Katılım
18 Mar 2009
#40
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Yazılanları beğenerek onlara katıldığımı ilan ediyorum aslında.Gökalp bir hareketin fikir tabanını oluşturur benim nazarımda.Aslında oda bir kukladır.Bir model lazımdır,kafası karışık,madde ile mana arasında kalmış ama ikisininde bütün vasıflarına hakim gibi görünen ve içinde yaşadığı mücadeleler sonucu bunalıma girmiş ve bu bunalımlardan sıyrılmış düşünen adam portresi.Tamda istenen model veya bize lanse edilen model bu ???? Acaba o eserler ona mı ait?Bunun tartışmasını yaptık bu divanda,çarpıcı bilgiler sunmuştuk.Fikir tabanı dedik birde buna aksiyon lazım.Aksiyon mu kim?
 

Giriş yap