Kelimelerin Hayat Hikayesi

Katılım
24 Eyl 2007
#41
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

İnançer hocadan duyduğuma göre Muhabbet kelimesi hoplaşmakdan geldiğini söyledi.Anlamına tam vakıf olan varmıdır?Açıklayabilirmi ?
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#42
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

İnançer hoca latife yapmıştır bence. Kelimenin köküne mazhar değilim ama hikayesini şöyle uydurmak geçti gönlümden :) Allah (cc) Muhammed Mustafa(sav)'nın yüzü suyu hürmetine yarattı alemi. Bilinmeyi sevdi ve 'Levlake levlak lema halaktül eflak' buyurdu. Yani 'ey Muhammed sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım.' Bunun adı muhabbettir. Muhammedin Yüce Yarayıcı'ya habib edilmesi'dir Muhabbet :) Çıkış noktası böyleyken habibi uğruna hapı(*) yutanların nasiplendiği bişey oluvermiştir :)

Not:Hastayken saçmalaması daha kolay oluyo galiba :D
 
Katılım
6 Ara 2014
#44
Ynt: Kelimelerin Hayat Hikayesi

Püf Noktası

Ahi evran-ı veli zamanında, anadolu'da bir camcı ustası varmış, ahilik yapar. zamanı gelen çıraklarına "sen oldun." der ve el verip, uğurlarmış. böylece eskinin çırağı yeninin ustası olur, kendi dükkânını açarmış.

Günlerden bir gün çıraklardan birisi ustanın el vermesini bekleyememiş. ustasına ayrılacağını, kendisine onay ve el vermesini gerektiğini söylemiş. ustası ise daha olmadığı nedeniyle el veremeyeceğini söylemiş. çırak nedenini sorduğunda ustasından: "işin en önemli kısmını, yani püf noktasını bilmiyorsun." cevabını almış.

Sabırsızlanan çırak ustasını dinlememiş, başka bir şehre gidip dükkanını açmış; ama bir türlü dikiş tutturamamış. yaptığı bütün cam işleri çatlamaktaymış. esnaf ve halk tarafından ayıplanan çırak, bir yıl sonra iflas etmiş bir halde ustasının yanına dönmüş.
Elini öpüp af dilemiş. ustası onu affetmiş ve yeniden çırak olarak yanına almış. aradan epey bir zaman geçtikten ve çırak ustasının yanında iyice piştikten sonra, usta çırağına müjdeyi vermiş.

Son bir sır kaldığını, onu da öğrendikten sonra artık kendisine el vereceğini söylemiş. usta çırağını daha önce hiç girmediği karanlık bir odaya sokmuş. izin almadan girilmediği için, çırak daha önce buraya hiç girmemiş. yeni bitmiş, sıcak ürünler odanın bir kenarında durmaktaymış. tavanda bir yerde, toplu iğne deliği kadar büyüklükte bir güneş ışığı huzmesi varmış. usta sıcak bir parça alıp ışığa tutmuş, evire çevire iyice incelemiş. camın bir yerinde gözle görülemeyecek kadar küçük bir hava kabarcığını farketmiş.

Sikkatli bir şekilde püf yaparak üflemiş ve kabarcık kaybolmuş. parçayı çırağa uzatıp, ayrı koymasını, soğumaya bırakmasını söylemiş. böylece çırak da ustasından gördüğü gibi henüz sıcak ürünleri o karanlık odada iyice incelemeye ve kabarcık gördüklerini üflemeye başlayarak, nasıl ve neresinin püfleneceğini bir güzel öğrenmiş. ve anlamış ki, kendi yaptığı camlarda çatlamaya bu küçük kabarcıklar neden olmaktadır.

böylece ustasıyla helâlleşip, elini öpüp icazetini almış ve "püf noktası"nın önemini kavramış çiçeği burnunda bir usta olarak yoluna devam etmiş.
alıntı..
 
Katılım
20 Haz 2018
#45
Kelimelerin hikayesini dinlemeyi sevenlere Muhsin Yolcu nun /Kelimelerin hikâyesi eserini tavsiye edebilirim.Dil konusunda çalışma yapanlardan faydalanmistik zamaninda.:)
 
Katılım
27 Ara 2005
#46
@Dilhun, eser sizde mevcut ise güzel anektotlar paylaşabilirsiniz.İlgimizi çeken bir konuydu bu.

Not: İskender Pala: İki Dirhem Bir Çekirdek de bu minvalde değerlendirilebilinir.
 
Katılım
20 Haz 2018
#47
@UluğBey hocam kelimelerin hikâyesi adlı eser şuan elimde değil.Temin ettiğim vakit ilk fırsatta sizlerle paylaşacağım.Lakin İki Dirhem Bir Çekirdek kitapligimda mevcut ilk paylaşımı ordan yapmak istiyorum :)
 
Katılım
20 Haz 2018
#48
Toprağı Bol Olmak
İlk Çağ inançlarına göre, insanlar öldükleri vakit birtakım eşyalarıyla birlikte gömülürlerdi. Tanrılarına sunmak ve öte dünyada kullanmak üzere mezarlara birlikte götürdükleri bu eşyalar genellikle kıymetli maden ve taşlardan mamul kap kaçak ile takılardan oluşurdu. Türk beyleri de İslâmiyet’ten önceki zamanlarda korugan dedikleri mezarlarına altın, gümüş ve mücevherleriyle birlikte gömülürler, sonra da üzerine toprak yığdırtarak höyük yapılmasını vasiyet ederlerdi. Eski medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu ve Anadolu'da, pek çok ünlü hükümdarlara ait bu tür mezar ve höyükler hâlâ bulunmaktadır.

Altın ve hazine her zaman insanoğlunun ihtiraslarını kamçılamış, nerede ve ne kadar
kutsal olursa olsun elde edilmek için insanı kanunsuz yollara sevk etmiştir. Höyüklerdeki
hazineler de zamanla yağmalanmaya başlanınca ölenin ruhunun muazzep edildiği düşüncesiyle üzerine toprak yığılır ve gittikçe daha büyük höyükler yapılır olmuş. O kadar ki ölenin yakınları ve cenaze merasimine katılanların birer küfe toprak getirip mezarın üstüne atmaları, gelenek hâlini almış. Öyle ya, mezarın üzerinde toprak ne kadar bol olursa,düşmanlar ve art niyetliler tarafından açılması ve hazinenin yağmalanması, o kadar engellenmiş olurdu. Bu durumda toprağı bol olan kişi de öte dünyada rahat edecek, en azından kullanmaya eşyası ve tanrılarına sunmaya hediyesi bulunacaktır. Bugün dilimizde yaşayan "toprağı bol olmak" deyimi, aslında ölen kişi hakkında bir iyi dilek ifade eder. Türklerin İslâm dairesine girdikten sonra yavaş yavaş terk ettikleri höyük geleneği, "toprağı bol olmak" deyiminin de gayrimüslimler hakkında kullanılmasına yol açmıştır. Yakın zamanlara kadar Müslüman ölüler için "Allah rahmet etsin!", diğerleri için de "Toprağı bol olsun!" denilirdi.


İki Dirhem Bir Çekirdek /İskender Pala s.195
 
Katılım
27 Ara 2005
#49
Bu minvalde açılan bir konu var idi. Aslında bu konunun (mevcut konunun)açılış gayesi kelime ve kelime gruplarının çıkış hikayesi idi.Aşağıda yer alan konu ise "iki dirhem bir çekirdek"mahiyetinde konu.

Her iki konunun kendine göre albenisi farklı.

Diğer konu:

Deyimler ve Hikayeleri
 

Giriş yap