Kitap köşesi...

Katılım
26 Kas 2008
#1
Aşk

Elif Şafak






"Ya ortasındasındır AŞK’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.. Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte “sorunsuz” bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella’yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar… ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller…
Aşk… kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası…
Aşk…
Elif Şafak’tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman. "
 
Katılım
26 Kas 2008
#2
Ynt: Kitap köşesi...

Bab-ı Esrar

Ahmet Ümit

Doğan Kitap




"Ahmet Ümit'ın son romanı, Bab-ı Esrar...Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için… Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti...

Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.

Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için...
 
Katılım
26 Kas 2008
#3
Ynt: Kitap köşesi...

Katre-i Matem

İskender Pala

Kapı Yayınları

» Türk Edebiyatı
» Roman




Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor. İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor. Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.
 
Katılım
17 Haz 2008
#4
Ynt: Kitap köşesi...

mehmet özbek'i bilenler bilir. 300 civarında türkü derlemiştir. ayrıca hacettepe, gazi ve ankara üniversitelerinde türk dili ve edebiyatı bölümlerinde türk halk müziği dersleri vermiştir. türkülerin dili isimli bir sözlük çıkardı kendisi. kitapçıda biraz baktım, çok hoşuma gitti. unuttuğumuz kelimeleri, türkülerden örnekler vererek açıklamış.





Türkülerimiz, hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir. Türk insanının düşünen, soran; seven, küsen; gülen, ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. Onlar bizim hayat hikâyelerimizidir, bizi anlatır asırlardır.

Türkülerimizdeki sırları çözebilmek, o sıcak anlatımların tadına varabilmek Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturdu ahengi birlikte hissetmek, türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır.

Ömrünün yaklaşık yarım asrını türkülere vermiş ve bu alanda ciddiyeti, kalitesi tartışılmaz çalışmalarıyla tanınmış olan Mehmet Özbek, sanatçılara, türkü dinleyicilerine yardımcı olmak amacıyla Türkülerin Dili’ni hazırladı. Bu eser, TRT halk müziği repertuarına giren ve yaygınlık kazanmış olan 5773 türkü metni incelenmek suretiyle ortaya konmuştur. Bu eserde, geniş kitlelerce ve özellikle genç nesillerce bilinmeyen; unutulmuş veya yalnızca halk ağzında canlılığını sürdüren sözcüklerin anlamları ile bazı deyimlerin arka planları açıklanmış ve böylece türkü sözlerindeki anlam zenginliği ortaya konulmak, aynı zamanda süregelen söz yanlışlıkları düzeltilmek maksadı güdülmüştür.

Dileriz ki bu çalışma, ilgilenenlerin ufuklarını açmağa, onların güzel hayallerini beslemeğe vesile olur.
 
Katılım
4 Mar 2009
#5
Ynt: Kitap köşesi...

Nazan Bekiroğlu

Yûsuf ile Züleyha// Kalbin üzerinde titreyen hüzün

timaş yayınları


nazan bekiroğlunun maddeden manaya kapılar aralayan kendine has üslubuyla 'ahsenul kasas' kıssaların en güzeli methine mazhar olan yusuf ile züleyha hikayesini şiir tadında ele aldığı kitabı...

kitapta çok hoşuma giden kısımlardan birisi Yusuf as ın Züleyhayı gödüğünde ettiği manidar dua ' Allah'ım bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et'

kitap hakkında az çok fikir edinebileceginiz önsözünü paylaşayım...
SÖZ BAŞI


Bismihû...

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla..
Önce söz vardı, hayat sonradan geldi..
Önce çile vardı, ihsan arkadan geldi..
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi..


Sözün yaradılışı Züleyha’nın yaratılışından evveldi.

Âdem, ki O’na bütün isimler öğretildi.

Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli.. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu... Zindan... Kuyu.. Zindan..

Önce çile arkadan ihsan..

Züleyha vazgeçti mi maşukundan?..


Mülk gibi söz de, ne senin ne benim..

Cümle gibi aşk da ne senin ne benim..

Söz de,

Aşk da,

Ne benim ne senin..

Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,

Ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,

Mayıs gülü,

Işıklı nisan yağmuru

Ne kadar Allah’tansa,

Mülk gibi söz de ve aşk da

O’ndan..

“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsa da,

beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,

hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında..

“Gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor..

Değil mi ki herşey O’ndan,

Gidecek yer yok O’ndan başka.. Gelinen yer yok O’ndan başka..


İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icabı..

O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı..

Işık ki tek kaynaktan dağılır;

Işığa yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır..

Herşeyin O’ndan olması ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder..


Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz..

Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda,O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir:

Bir çiçeği, bir kuşu,

Denizi, yağmuru,

Gökyüzünü, yazıyı,

Yazıyı yazanı, kalemi tutanı,

Bir yaratılmışı hasılı....

Söz gelimi Leylâ Mecnun’u, Şirin Ferhad’ı, Züleyha Yûsuf’u sevdiğini zannedebilir.

Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir..

Çünkü ışığın kaynağı tektir ve, kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?..

Her aşk O’na çıkar sonunda..

O’ndan başkasını sevmek imkansız gibidir..

Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir..

Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek..

İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok..

Şans sözcüğü yok lügatlarda bundan böyle,

O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok..

Ve neyi sevdiğini bilenle bilmeyen arasındaki fark, sadece bilmenin bilincinden ibaret..

Küçük bir biliş farkı,

Mülk gibi aşk da Allah’tan..

Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O..

Tenin de O, canın da O, cismin de O..

Ve aradan perdeleri kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr-ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret..


Sevginin yanılgısı yok..

Yanlış olan, neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek..

Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek.. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi..


Züleyha ki Yûsuf’u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi..

Sonra aşkın kaynağını bildi;

Yûsuf’u değil, Yûsuf’ta tecellâ eden nuru sevdiğini farketti..

Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız O’na secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti, önce aşkın kaynağını bildi, sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti..

Biri sûretten nura yükselirken, diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti..


İşte bütün hikaye...

Kim düştü kuyuya, Yûsuf mu?.. Yakub mu?.. Züleyha mı?..

Zindan kimin kaderi?...

Yûsuf’un mu?.. Yakub’un mu?.. Yoksa Züleyha’nın mı?..

Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında...

Hepsi BİR,

Hepsi O BİR..

Hepsi TEK BİR...
 
Katılım
6 Mar 2008
#6
Ynt: Kitap köşesi...

seb-i yelda' Alıntı:
Nazan Bekiroğlu

Yûsuf ile Züleyha// Kalbin üzerinde titreyen hüzün

timaş yayınları

Geçen gün magazada kitap almak için dolaşıyorum iki kere elime alıp bıraktım mecbur almam gereken kitaplar nedeniyle:( Üçüncü sefere kesin alıp okuyacağım:) inşallah
 
Katılım
29 Ağu 2007
#7
Ynt: Kitap köşesi...

The Elephant Man :-\ (Anlayabilmiş olmayı isterdim) ???
 
Katılım
16 Eyl 2009
#8
Ynt: Kitap köşesi...

_MeFtUn_' Alıntı:
Mevlana ile ilgili okuduğum ilk kitap. Geç kalmışlığıma üzüldüm. Genel itibariyle hoş, insana maneviyat katıyor gerçekten de. Ama tartışılır yerleri de var. Bazı uygun olmayan tamlama ve sahnelerin olmaması kitaptan hiçbir şey eksiltmezdi eminim.
 
Katılım
6 Mar 2008
#9
Ynt: Kitap köşesi...

sayih' Alıntı:
The Elephant Man :-\ (Anlayabilmiş olmayı isterdim) ???
Farklı güzel bir hikaye:)
 
Katılım
6 Mar 2008
#10
Ynt: Kitap köşesi...

Yusuf ile Züleyha

Nazan BEKİROĞLU

Sonunda aldım :D
 
Katılım
6 Mar 2008
#11
Ynt: Kitap köşesi...

Anne adayları ve alanı çocuk olan arkadaşlara tavsiyemdir.
"Bir anneye mektuplar"
Dr. Wilhelm Stekel
 
Katılım
16 Eyl 2009
#12
Ynt: Kitap köşesi...

kekeme çocuklar korosu - tarık tufan

unuttum dediğiniz ne kadar yüz varsa, kalabalığın içinden size bakar.

(kelimelerin ahengi ablam sağolsun : )
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#13
Ynt: Kitap köşesi...

Kekeme Çocuklar Korosu okuyan bir insan :) pek sevindim buna :)
 
Katılım
16 Eyl 2009
#14
Ynt: Kitap köşesi...


Ben de okuduğuma çok sevindim : ) Kimse okumuyor muydu ki?
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#15
Ynt: Kitap köşesi...

elbette vardır :) ben uzun müddet kitabı temin edememiştim de ancak ekim ayında alabildim. Bir Tarık Tufan sever'im de o yüzden efem :)
 

heyula

vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş...
Katılım
20 Ocak 2008
#16
Ynt: Kitap köşesi...

"Aşk" hakkında udebanın fikirlerini alabilir miyim acaba... Elif Şafak ne kadar anlatabilmiş aşk'ı...
 

zaman

Şu tersine dünyayı kim düzüne çevirecek
Katılım
3 Ağu 2007
#17
Ynt: Kitap köşesi...

Ali Ural ,Makyaj Yapan Ölüler
" Ey kutsal ağrı!
Saklandığın yerden çık!
Yalnız kendimizi değil, çevremizi de yakıp yıkıyoruz!Biz acı duymayanlar ahalisi, akan kanımızı boş gözlerle bir nehir gibi seyrediyor, kopan ayağımıza vitrinlerden ayakkabı beğeniyoruz.
Ey kutsal ağrı!Biz böyle olsun istememiştik.Canımız yanmasın diye ektiğimiz haşhaş tarlaları üzerinde binlerce çıngıraklı yılanın dolaştığı, ama çıt çıkmayan saraylar inşa ettik.Ağrımayan başlarımıza ışıldamayan binlerce gözle süslenmiş taçlar giydik!Mazlumların seslerini yalıtmak için, ahşap pencerelerimizi plastik pencerelerle değiştirdik.
Kulakları sağır etsin çınlayan sesin!
Başımızdaki tacımızı ağrıdan bir çelenkle değiştir!"
Bu kitap yazarın okuduğum ikinci kitabı ve gerçekten çok güzel.Yazar gazetelerdeki üçüncü sayfa haberlerine kendine has bir üslupla yorumluyor.
 
Katılım
19 May 2008
#18
Ynt: Kitap köşesi...

Kayıp Gül\Serdar Özkan...
şiddetle tavsiye ederim ben bile bi solukta okudum..Zıtların birliğini anlatan bir kitap..



Bütün Dünya Bir Türk Romanını Konuşuyor
Genç Türk Romancı Serdar Özkan'ın ilk romanı Kayıp Gül bugüne kadar 29 dile çevrildi, 40'tan fazla ülkede basıldı. Kanada'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Endonezya'ya, dünyanın dört bir yanında okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanan Kayıp Gül, birçok ülkede haftalarca bestseller listelerinde yer aldı.
Tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarından St. Exupéry'nin Küçük Prens'i, Richard Bach'ın Martı'sı, Hesse'nin Siddarta'sı ve Paulo Coelho'nun Simyacı'sına denk tutulan Kayıp Gül, özgün bir 'kendini keşfetme' romanı.
Değişik kültür ve felsefeleri günümüzün modern yaşantısıyla iç içe sunan Kayıp Gül, Doğu'yla Batı arasında bir köprü eser niteliğinde. Sanki bu yönüyle, hem tarihsel hem de coğrafi anlamda Doğu ile Batı arasında bir köprü olan kültürümüzün çağdaş edebiyata akseden bir yansıması.
Kayıp Gül'ün kahramanı Diana'nın peşine takılan okur, başta Türk kültürüne olmak üzere, Yunan mitolojisinden Yunus Emre'ye; William Blake'ten Sokrates'e; doğu mistisizminden Küçük Prens'e; Meryem Ana'dan Nasrettin Hoca'ya; modern yaşantıdan metafiziğe; gerçek dünyadan düşlerin dünyasına ve San Francisco'dan İstanbul'a uzanan bir yolculuğa çıkıyor.
Eserlerinde doğu ve batı motiflerine eşit derecede yer veren Serdar Özkan bir röportaj sırasında kendisine yöneltilen, 'Siz, batı hakkında yazan doğulu bir yazar mısınız, yoksa doğu hakkında yazan batılı bir yazar mısınız?' sorusuna 'Ben bir insanım' diye cevap verecek kadar insanın evrenselliğini ve birleştiğimiz noktaları ön plana çıkaran bir yazar.
Kayıp Gül, evrensel mesajları ve kültürleri buluşturan, Doğuyla-Batıyı birleştiren yönüyle, özellikle kültür çatışmalarının giderek arttığı dünyamızda ümit veren bir eser. Kanada televizyonunda, Kayıp Gül'ün hayatında okuduğu en güzel öykülerden biri olduğunu belirten kitap eleştirmeni Christine Michaud, Kayıp Gül'ün bu yönüne özellikle dikkat çekiyor. Kayıp Gül için 'Bu kitabın bizi birleştirmeye gücü var,' diyen Michaud, kitaptaki öykünün her
insana hitap ettiğini söylüyor.
Serdar Özkan romanlarında, farklılıklarımızdan çok ortak yönlerimize vurgu yapıyor. Yazar, degişik kültürlerden gelen insanların farklılıklarını kabul etmekle birlikte, yine de insan olarak benzerliklerimizin daha önemli olduğunu savunuyor. Üniversite eğitimi için gittiği Amerika'da dört sene yaşayan Özkan, bu düşüncelerinin orada, tamamen farklı bir kültürde yaşarken şekillendiğini söylüyor. Zaten Kayıp Gül de ikiz kız kardeşini aramak üzere
İstanbul'a gelen Amerikalı Diana'nın öyküsünü anlatıyor.
Kayıp Gül aynı zamanda, başkalarının beğenisini ve takdirini kazanmak uğruna düşlerinden ve kendinden ödün veren genç bir kızın öyküsü. 'Başkaları benim hakkımda ne düşünür?' kaygısıyla hayallerini ve 'kendi olmayı' terk eden ve bu yüzden sonunda dibe vuran Diana'nın kendini geri kazanma savaşının öyküsü. Bu savaşında ona St.Exupéry'nin Küçük Prens'i, Küçük Prens'in gülü ve İstanbul'un gülleri eşlik ediyor.

KAYIP GÜL HAKKINDA DÜNYA BASININDAN:
'Türklerin Küçük Prens'i tüm dünyayı büyülüyor.' Helsinki Sanomat - FİNLANDİYA
'Muhteşem bir öykü. Bu romanın yaptığı muhteşem. Denilebilir ki, bu romanın bizi birleştirmeye gücü var.' TVA Televizyonu - KANADA
'Büyük bir global başarı. Simyacı, Küçük Prens ve Martı'yı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.' Air Beletrina - SLOVENYA
'Gerçek mutluluğu aramak üzerine ilham verici harikulade bir öykü.' Magazin 2000plus - ALMANYA
'Masalsı bir çıkış.' Boek - HOLLANDA
'Kayıp Gül Doğu ile Batı arasında bir köprü.' Vijesti - SIRBİSTAN ve KARADAĞ
'Serdar Özkan çağdaş Türk Edebiyatının en önemli temsilcilerinden.' Moleskine City - İTALYA
'Kayıp Gül hayatımda okuduğum en güzel öykülerden biri. Kitabı bitirdiğiniz zaman, kendinizi bir hediye almış gibi hissediyorsunuz. Ben öyle hissettim.'
Christine Michaud, TVA Televizyonu - KANADA
'Çağdas bir fabl, derin ve bilgece - St. Exupéry'nin başyapıtı Küçük Prens'in tadında.' DPA - ALMANYA
'Bu kitaba bayıldım, çok sevdim. Yazarının insan doğasına dair gözlem ve tespitleri mükemmel.' Gino Chouinard, Salut Bonjour Weekend - KANADA
'Simyacı, Küçük Prens gibi kitapları seviyorsanız, çok hoşunuza gidecek.' Time Out
KAYIP GÜL HAKKINDA TÜRKİYE'DEN:
"Serdar Özkan genç ve yetenekli bir romancı, onun adını önümüzdeki yıllarda sık sık duyacağınıza sizi temin edebilirim." İskender Pala – 27.11.2003
"Çok başarılı, masalsı bir roman." Prof. Talât Sait Halman - Bilkent Üni. Edebiyat Fakültesi Dekanı
"Adına hikmet denen altın cevherine ve geleneğin epik değerlerine bir yer açılması ne kadar sıra dışı... Sıra dışı olduğu için şaşırtıcı, heyecan verici, sevindirici... Rehberi hikmet olan 'Kayıp Gül'deki arayışçı, bizi bir kez ardına taktığında, hem eğitici hem haz verici bir serüvenin ortağı konumuna ulaşıp zengin kavramlar elde ediyoruz." Ayşe Şasa – Yazar
 
Katılım
27 Mar 2006
#19
Ynt: Kitap köşesi...

heyula' Alıntı:
"Aşk" hakkında fikirlerini alabilir miyim acaba... Elif Şafak ne kadar anlatabilmiş aşk'ı...
Pek güzel değildi.. Bu tarz kitaplar arasından size Ahmet ÜMİT , Bab-ı Esrar'ı tavsiye ediyorum...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap