makaleler

Katılım
17 Haz 2008
#81
Ynt: makaleler

Kak Mesud (Barzani)!

Adam, PKK’yı ağzına almıyor.
En önemlisi hâlâ ona terör örgütü demiyor!
Tersine Kandil’de PKK’yı komutan edasıyla denetleyen Sincari’yi İç İşleri Bakanı yaptığı yetmiyormuş gibi onu heyetine alıp Türkiye’ye getiriyor ki daha önce bu adamın Hoşyar Zebari ile ülkemize gelişine Ankara itiraz etmişti!
Kerkük’le ilgili bir teminatı da yok!
Görüşme seremonilerinde Irak bayrağının yanında bulundurulmasını reddederek açıktan ben Kürdistan’ın başkanıyım demek istiyor ve bizim Başbakanımız dahil herkes bu duruma eyvallah çekiyor!
Yok hayır, son İsrail densizliğini de kınamadı!
Kimden mi bahsediyorum!
Kak Mesud’(Barzani)dan!
Kak’ın ağabey demek olduğunu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Barzani’ye yaptığı o hitaptan sonra öğrendim!
Evet Yeni Osmanlıcı Ahmet Davutoğlu’nun ağabeyi(!) iki gündür Ankara’da Kürdistan’ın müstakbel lideri gibi ağırlanıp selamlandı!
Daha kısa bir süre önce, “Diyarbakır’a karışırım ha!..” tehdidini savurup küstahlıklar sergileyen bu peşmerge başkentimizde çok itibarlı konuk gibi ağırlandı!
Peki ama bu ağırlama ne anlama geliyor?
Adam Washington’dan yüz bulduğu an görülmüştür ki Türkiye’ye salça saçıyor!
Dahası adam tescilli, babasından miras ihanet genlerini taşıyor!
Soruyorum kökü ve mazisi yani yaptıkları çok net olarak bilinen böyle biri ile Ankara neyi görüşür ve konuşur? Böyle birinin verdiği hangi söze inanılır ya da itibar edilir?
Hadise tuluattır !
Barzani ile çektirilen fotoğrafın iki temel amacı vardır:
Birincisi; ABD’nin Kürt açılımı projesi ekseninde verdiği talimatın yerine getirilmesi, ikincisi de bu resmi iç kamuoyunda kullanmaktır!
Malum AKP’nin Kürtler üzerinde iki kartı din ve Barzani olgusudur! Recep Bey Kak Mesud’u (!) kucaklayarak Kürt tabanına selam sarkıtıyor!
Bunun adı büyük devlet politikası değil, oynaşta görünme çabası ve dış politikayı iç politikaya alet etmektir!
İşte Türkiye böyle yönetildiği içindir ki son bir kaç yıldır şamar oğlanı haline getirilmiş yani önüne gelen herkesin posta attığı bir ülke olmuştur!
Bir başka ayrıntı da K.Irak’taki amiyane tabirle mama olayıdır!
Sahi bölgede iş yapan Türk müteahhitleri kimlerdir ve bunların AKP’ye yakınlıkları nedir? Benim elimde bir liste var ki buna göre iş yapanların yüzde 70’i yandaş müteahhit!
Oh ne ala, al bayrağı ver doları!


özal zamanında yeğenimizdi, şimdi abimiz oldu, yarın da kocamız olacak. hazır olun türkler, zinacı hükümet iş başında!
 
Katılım
17 Haz 2008
#82
Ynt: makaleler

Nahçıvan-Urmiye hattı Kürtleştiriliyor!


Bilindiği üzere Nahçıvan, Türk Dünyası’na açılan kapı ; Urmiye ise Batı Türkeli’nin yüreğidir. Nahcıvan – Urmiye hattının kapatılması, Türk Dünyası’na açılan kapadığı kapayacağı gibi Batı Türkeli’nin de yüreğine hançer saplanması anlamına gelir.

Batı Türkeli olarak tasvir edilen, Kafkasya ve Horasan’dan başlayıp Hazar’ın Güney’i ve Batısı’ndan uzanıp, Kıbrıs, Balkanlar, Türkiye ve Kerkük’ü kapsayan ağırlıklı olarak Oğuz Türkleri’nin yaşadığı bölgenin tam orta hattında bulunan Urmiye’den iyi haberler gelmemektedir.

Türkiye’de siyasi oyunlarla milli devletini kaybetme eşiğine gelen Türk Milleti’nin Azerbaycan ve Kafkasya kolu; binlerce yıllık topraklarında Rus, Ermeni ve Fars oyunlarıyla eritime (asimilasyon) uğramakta, sürgün olmakta ya da azınlığa düşürülmektedir.

Olayın ayrıntısına girmeden kısaca ele alırsak. Bundan 100 yıl öncesine kadar bir Türk kenti olan Erivan’dan Türkler göçettirilmiş, bölge Ermenileştirilmiş ve bir Ermeni devleti yoktan varedilmiştir. Erivan’dan Güney Azerbaycan’a Maşed’e göçetmiş bir Azerbaycan Türkü ile tanıştığımda, hiç kimsenin dillendirmediği bu acılardan birine bizzat şahit oldum. Çarlık Rusya’sının desteğini alan Ermeniler sadece Kafkasya ve Anadolu’da değil, Güney Azerbaycan’da da büyük katliamlar yapmıştır. Erivan’dan Urmiye’ye kadar uzanan Ermeni Devleti hayallari ile hareket eden Ermeniler, Urmiye’de kanlı baskınlar düzenlemiştir. Rusların o zamanki amacı Ermeniler sayesinde, Türkiye ile Türk Dünyası arasına duvar örmekti. Ermeniler, buna büyük Ermenistan hayali ile alet olmuşlardır. Ne var ki sınırlarını istedikleri ölçüde büyütemeyen Ermeniler, SSCB dağıldığı zaman ilk fırsatta Karabağ’ı işgaletmiştir. Yani 80 yıl geçmesine rağmen ne oyun ne de oyuncular ne de hedef değişmiştir. Bugün ise Karabağ’a yerleştirecek nüfusu olmayan Ermenistan’ın bölgeye PKK’lıları ve bazı Kürt aşiretlerini yerleştirdiği haberlerini duymaktayız.

İran’daki egemen güç ise Azerbaycan Türklerini kendi varlıkları için tehdit saymakta bu sebeple İran Türklüğü’ne düzenli olarak eritim uygulamaktadır.Uygulanan başlıca sinsi yaptırımları ele alırsak;

1- 35 milyonluk Türk toplumuna, Türkçe ve kültürel haklar yasaklanmıştır.

2- Türklere “ Sizler Türkleşmiş Farslarsınız ” teranesi okunmaktadır.

3- Türk bölgelerine yatırım yapılmaması ve Türklerin zorunlu iktisadi göçe mecbur bırakılması Şah döneminden günümüze süregelen Fars siyasetidir. Bir zamanlar İran’ın birinci büyük kenti olan eski başkent Tebriz, bugün yedinci sıraya gerilemiştir.

4- Türk nüfusunun ağırlıklı olarak yaşadığı ikinci büyük kent olan Urmiye’de yaşamsal önem taşıyan Urmiye gölü, dere yataklarının değiştirilmesi ile büyük ölçüde kurutulmuştur. Urmiye gölü’nün kuruması sonucu, tarım, hayvancılık ve balıkçılık ile geçinen insanlar işsiz kalmış ve Fars ağırlıklı bölgelere işci olarak göç etme zorunda bırakılmışlardır.

Gerek Nahcıvan’dan gerekse Urmiye’den gelen haberler pek de iç açıcı değildir. Kendisinin de Kürt olduğu söylenilen Haydar Aliyev zamanında Nahcıvan’a Kürtler yerleştirilmiştir.Nufüs dengesinin Kürtler leyhine bozulduğu Nahcıvan’da şu anki vali de Kürt kökenlidir.Urmiye’deki Türklerin göçetmesine karşın bölgeye İran’ın Zagros dağlarında yaşayan Kürtler göçettirilmektedir. Bundan 20 yıl önce %95 olan Urmiye’deki Türk nufüsu bugün iç ve dış güçler sebebiyle %50’ye gerilemiştir.İran’daki Kürtlerin Kerkük’e yerleştirildiği ve İsrail’deki Kürtçe bilen Yahudilerin de Kuzey Irak’a yerleştirilmesi göz önüne alındığında, kukla devletin ne denli yayılmacı bir siyaset izlediğini görebiliriz. Yani Barzani, Kürtleri bölgede yayarak, Kürtçülük siyaseti yapmakta ve sınırlarını habis bir ur gibi diğer ülkelere genişletmeyi amaçlamıştır. Tabii ki bu tasarının arkasındakilerin isteği kukla bir devlet, Batı Türkleri’nin fiziki birliğinin kopmasını, bölgenin istikrarsızlaştırılmasını ve Türkiye’nin büyümesinin engellenmesi olarak görülebilir.

İsrail Devleti’nin yoktan varedildiği unutulmamalıdır. Daha düne kadar adı anılmayan ve kabuledilmeyen Kuzey Irak ila Kürdistan adıyla Ahmet Davutoğlu’nun anlaşma imzalaması ve Abdullah Gül’ün bölgede Kürt bayrakları ile karşılanması son on yılda gelinen noktadır.İnsan ömrü için uzak ama devletler için yakın bir gelecekte, kukla devlet bölge için daha büyük sorunlar oluşturacaktır.Türkiye o günlerde zor duruma düşmemek için bugünlerde uyanık olmak zorundadır ve diğer Türklerle fiziki sınırını her koşulda teminat altına almasını bilmelidir.

Türklerin düzenli olarak Kafkasya ve Güney Azerbaycan’da toprak kaybetmiş olması, göçe ve eritime tabi tutulmalarının başlıca sebebi dış güçler değil, Türklerin birlik olmayışı ve Türkiye’deki siyasi iradelerin, dış Türkler konusundaki etkisizliğidir. Türkiye artık öyle bir noktaya gelmiştir ki Türklük anayasadan çıkarılmak üzeredir. Azerbaycan Halk Cephesi’nin yıllarca süren mücadelesi sonunda kazanılan bağımsızlık ve anayasaya eklenilen “ Azerbaycan Devleti bir Türk Devleti’dir ve dili Türkçe’dir ” maddesi, Elçibey’in darbe ile düşürülmesi ardından, KGB görevlisi Aliyev tarafından ‘Azerbaycan Azerbaycanlılarındır ’ olarak değiştirilmiştir. Benzer bir uygulama da günümüz Türkiyesinde yapılmak istenmektedir.Aliyev’in kimin görevlisi olduğunu tahmin edebiliyoruz ama aynı oyunu Türkiye’de yapmak isteyenler kimin görevlileridir merak ediyoruz.

Oyun sadece Türkiye üzerinde değil Türkler üzerinde de oynanmaktadır.Türkler aleyhinde atılan bu somut adımlar, varlık tehlikesi boyutlarına ulaşmadan engellenmelidir. Engelleme illa ki askeri olarak yapılmaz, akıllı siyaset ve kültürel önlemler alınırsa bu işin önüne geçilebilir.

Kafkas Kartalı
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#83
Ynt: makaleler

Peşmerge Mehmetçiğe karşı
Talihin, tarihin cilvesine, koca Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderine bakın. Bir zamanlar PKK ile mücadelede, TSK’ya taşeronluk etmiş, peşmergelerinin postallarını verdiğimiz Molla Mustafa’nın oğlu, Barzanilerin şimdiki “şıhı”, Mesut Barzani, Türkiye’de, kırmızı halılar üzerinde, “Kürdistan Başkanı” olarak, kabul ediliyor... Bu hükümetin Başbakan Yardımcısı, Sözcüsü, Cemil Çiçek, daha az önce, Barzaniler hakkında en doğru teşhiste bulunmuştu: “postal yalayıcılar”! Ama bu adam, “ağa” Mesut, şimdi Cumhurbaşkanının konuğu ve karşısında baş köleye, oturuyor, “ahkâm” kesiyor... Ve, TC Devletinin Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Barzani’ye “Mesut Ağabeyim” diye hitap ediyor! Ne uğruna? DTP’li Emine Ayna kadının, “bitti bitti” dediği “açılım” uğruna!

Peşmerge ve Mehmetçik
Molla Mustafa Barzani’nin evladı, Dışişleri Bakanımız Davutoğlu’nun “ağabeyi”, Mesut Barzani, rahat koltuğundan, TSK’ya dil uzatıyor.
Demiş ki: “Türkiye’nin güvenliği bizim güvenliğimize bağlı, ama tecrübelerimiz askeri yöntemlerin bir çözüm olmadığını gösterir”. Önerisi tabii “Barışçı çözüm” yani açılım... Başbakanla aynı kanaatte!
Barzani de, “genel af” yani, PKK’lıların, hatta APO’nun affını ister... Amma “zamanında olması” şartıyla’... Ve şu küstahlığına bakın: “Evet, bizim 100 bin peşmerge var ama Türk ordusunun milyona yakın askeri var. Türk ordusu başa çıkamıyorsa biz ne yapalım? Bu işler savaşla çözülmüyor. Karşımızda düzenli bir ordu yok, gerilla var.”
Yani, ona göre TSK ile peşmerge aynı anlamda... Türk Ordusu PKK ile başa çıkar ama, Kandil senin Kürdistan topraklarında, icazet yok!... Hem “bağımsız Kürdistan” diyeceksin ama kendi topraklarında egemen değilsin. Aslında Kandil’i kontrol etmek zor değil; Barzani’nin gönlü ve iradesi yok! Fakat, bir şeyi düşümesi lazım: Başımıza PKK yerine “Büyük Kürdistan” bela olursa, o zaman da TSK herhalde bu devletin başına iner, peşmergelerini darma dağın eder!
AKP Hükümetine ve Başbakana göre “açılım”, meğer bitmemiş hatta artık “Kürdistan açılımı” olarak o sahada devam ediyor. Evet; siz şu kaderimize bakın: içerde ve dışarda adamlar sonunda bizi istedikleri yere -artık adıyla sanıyla, “Büyük Kürdistan’a” getirdiler...
TBMM’de, PKK vekilleri olarak “görev yapan” DTP milletvekilleri de, “Kürdistan” diyorlar.. Neden demesinler. Devlet de kabul ettikten sonra!
Şimdi “farzı” artık muhal, imkansız değil; Kuzey Irak’a “Kürdıstan” denmesi TC Hükümetı tarafından resmen kabul edildikten sonra, Okay Gönensin’in dediği gibi: “Ya Türkiye Kürtleri, dünyadan destek alarak kendi yaşadıkları bölgede “plebisit” yoluyla Güney’deki Kürdistan’a katılmak isterlerse...” Bu artık “mesela” ve ihtimal olmaktan çıktı; AB, BM, ABD himayesı ve gözetimi altında, gününde yapılacak bir plebisitte EVET diyenler çok olacaktır... O zaman- “ee n’apalım, halk öyle istedi” diye, Türkiye’nin Ralph Peters haritasına göre bölünmesine razı mı olacağız... Musul’u da plebisitle kaybetmiştik! Bu vatan “plebisitlerle” kurulmadı. Türkiye bağımsızlığa, demokrasiyle kavuşmadı... Ama, ne yazık ki, bunların hepsi, sözde demokrasiyle iktidara gelenler tarafından feda edilmek üzere!
Aydınlarımız hep başklarının haklarını, çıkarlarını korurken “Türkün haklarını ve çıkarlarını” korumak şöyle dursun ağızlarına almıyorlar... Barzani, “ziyaretinde” DTP’lilerle de bir araya geldi.. Aralarında görüş farkları varmış.. Evet taktik yöntem farkları vardır da strateji ve amaç hedef farkı yok. Hepsinin ortak tek hedefi “Büyük Kürdistan” !.. Yönetcilerimiz uyuyorlar mı?
Hayır gözleri açık: “Barışçı çözümü” gözetiyorlar! İnsanlarda hafıza kaybına “alzheimer” sendromu denir. Bir devletin başkanları bu hallerle düçar olurlarsa, buna ne denir? Ben söylemeyeyim; siz söyleyin!

Barzanilerin geçmişi
Başımızdakiler, profesör, “sıfırcı hoca” ve şimdi hasbel kader Dışişleri Bakanı sayın Davutoğlu Barzanilerin , Barzan kabilesinin geçmişini bilirler mi? Önceki yazımda belirtmiştim, bunlar her kalıba giren ve bukalemun gibi her ortama göre renk değiştiren bir sürüdür! Gelecek Pazar-lık yazımda, inşallah bu aşiretin öyküsünü yazacağım ama özetleyeyim şimdi:
Barzaniler, Mesut’un babası Molla Mustafa Barzani 1950’li yıllarda kariyerine Sovyet KDP’sine hizmetle başladı.. Mossad’la uzlaştı sonra da ABD’ye hizmet etti ve etmekte. Ben, 1957’de Amerika’da yayınlanan “Türkiye ve Dünya” adlı kitabımda, naçizane, “Sovyetlerin kışkırttığı Kürt hareketi, gelecekte Türkiye için büyük sorun olacak” diye yazmışım... Kâhin filan değilim. Ama bir yerde yanılmışım; “KGB’nin desteği ile değil; CIA’nın desteği!
Altemur kılıç
 
Katılım
17 Haz 2008
#84
Ynt: makaleler

evla' Alıntı:
Bu hükümetin Başbakan Yardımcısı, Sözcüsü, Cemil Çiçek, daha az önce, Barzaniler hakkında en doğru teşhiste bulunmuştu: “postal yalayıcılar”!
kürtçü cemil abi de, az ırkçı değilmişti ha geçmişte. Allah affetsin...
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#85
Ynt: makaleler

Tek amaç zarar görmemek, kendini korumaktı. Ne akan, ne kokan, kimseye bulaşmayan, risk almayan statükocu dindarlar ile aramızdaki çatışma o yıllarda çok daha derindi....

....Hayat hepimize verdiği dersler ile ayaklarımızı yere bastırdı. Hiçbir otorite tanımıyoruz demenin mümkün olmadığını gördük. Ancak bu terbiye olmuş halimizde bile "otoriteye boyun eğilmeli" mesajı, aramızdaki bakış farkının hala en büyük göstergesi olarak yankı buldu.

Ya otorite putlara tapmamızı emretse!

.....
ayşe böhürler - yeni şafak - 12.06.2010

"itaat etmek"i "boyun eğmek" yaptığına mı yanayım yoksa yaptığı derin(!!!) sosyolojik analize mi? kaleme aldığı metini türkçe cihetinden mi analiz edeyim yoksa tıpkı kendi yaptığı gibi sosyololik okumaya mı tabii tutayım bilemedim?!

yazık ki tek başına bir şeyleri öğrenmeye kalkmış ama muvaffak olamamış zira her zihin o yolun ağırlığını kaldıramaz. yoksa muvaffak yerine başarılı mı deseydim. aman caaanım! itaat etmek ve boyun eğmek'i aynı gören için fark etmez. nasılsa ben ne dersem diyeyim onun anladığı aynı şey olacak.

tevbe ya!
 
Katılım
17 Haz 2008
#86
Ynt: makaleler


Varoşların, cebinde 5 TL’si bile zar zor bulunan kızı, o erotizmin en acımasız atraksiyonlarına sahip vitrinlere bakarken şehrin zengin kızlarıyla ortak bir iklimi nerede paylaşıyor, nerede aynı havayı soluyorlar? Camilerde mi? AVM’lerde mi? Şüphesiz AVM’lerde… Kimse riyaya kapılıp kendisine bile yalan söylemesin. Günümüz insanı camide değil AVM’lerde aradığı huzuru bulmaktadır.
yeni mâbedlerimiz avm'ler / lütfü şehsuvaroğlu

http://www.ulkucutavir.net/2010/06/yeni-mabedlerimiz-avm’ler/#more-574
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#87
Ynt: makaleler

mehmet baki' Alıntı:
"itaat etmek"i "boyun eğmek" yaptığına mı yanayım yoksa yaptığı derin(!!!) sosyolojik analize mi?
Sen istediğin kadar çırpın aga,ayşe böbürlene gülünür sadece, neden kızarsın ki kızma,avamın da hali farklı değildir.avam "en doğrusunu bildiğini düşünür""en doğru bildiğini en ateşli şekil de savunmaya kalkar,belden yukarsına vurmuş belden aşşağı vurmuş,belini açıp gezmiş onun için önemi yoktur.O söyler ve söylediğinin verdiği rahatlıkla kafasına yastığa rahat koyup uyur.Bir kaç ateşli cümle serpiştiri vermiş ayşe hanımcık,...cik cik cik ötüşüyor kuşlar.
 
Katılım
17 Haz 2008
#88
Ynt: makaleler

hz. ahmet altan'ın bögünkü yazısı

Adı Pınar'dı.

Yirmi iki yaşındaydı.

Kırk günlük gelindi.

Anlamsız bir PKK saldırısında öldü.

Onun ölümünün ne Kürt halkına bir yararı vardı, ne “özgürlük” mücadelesine.

Uzun süren savaşlar, savaşanları çıldırtıyor sonunda, amaçsız, anlamsız bir öldürme isteğine kapılıyorlar ve öldürüyorlar.
anlamsız saldırı? anlamlısı nasıl oluyor? sizin gazete köşelerinden yaptıklarınız gibi mi?

Savaşanların gaddarlığı birbirine benziyor.

Savaş, savaşan iki tarafı da kucaklayıp birbirine benzetiyor.

Ceylan ölüyor, Pınar ölüyor, öldürenler “ne kadar haklı nedenlerle öldürdüklerini” anlatıyorlar.

Öldürmenin “haklı nedenleri yok” artık, savaşın kahramanları yok, savaşın katilleri ve onların kurbanları var yalnızca.
hı hı... aynısını mehmetçik'te yapıyor, deel mi?



ikbal vurucu'dan;

Başta insan hakları örgütleri olmak üzere STÖ, medya vb. yapıların devlet, TSK, Türklük vb. kurum ve simgelere karşı şiddetli bir karşıtlık sergilerken PKK-DTP’ye gösterilen özel ilgi ve üstelik “onları haklılaştırma” süreci “Türkler”de güçlü bir mağduriyet duygusuna sebebiyet vermektedir. Türk milleti, terörün yıllardır döktüğü kanın ve gerçekleştirdiği şiddetin karşılığını almadığı ve üstelik taleplerinin yerine getirdiği gibi bir algılamanın sahibi olmaya başlamıştır. Yeni siyasal elitin ve basının büyük bölümünün, terörün ortaya çıkış sebebini tamamen Kürtlerin mağduriyeti üzerinden analiz etmeleri, terör yaratıcılarının “haklı” bir konumda oldukları izlenimini “Türkler” üzerinde yaratmıştır.
eh... bu duyguyla, kayseri'de iş güç sahibi bir adam, bakan yumrukladı.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#89
Ynt: makaleler

Dışişleri Baka-nı’nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi.
El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikayesine çevirmek zorunda.
Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını.
Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor.
Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika.
Stratejik derinlik, stratejik endama bırakıyor yerini.
akif beki - radikal - 15.06.2010
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#90
Ynt: makaleler

Sevgili Beki;

Aynı Davutoğlu'nun bir eseri daha vardır, hatta ilk eseri, doktora tezi. Alternatif Paradigmalar. Bana göre senin asıl okuyup anlaman gereken eser de odur. Hem böylelikle Ermenistan'la, İsviçre'de yapılan anlaşmanın imzasındaki mütebessim çehreyi de hatırlama imkanın olur. BMGK olağanüstü oturumunda sağ elinin işaret parmağını kullanarak sesini değil sözünü yukselten Dışişleri Bakanı'yla tanışmış olursun, kendine güvenin artar, ürkekliğinden sıyrılırsın.
şenol kazancı - yeni şafak - 17.06.2010
 
Katılım
17 Haz 2008
#92
Ynt: makaleler

Türkistan' Alıntı:
erkeksen aşağı gel - behiç kılıç

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=13701


ya hu gürcücüğüm, sen arab karınla git brüksel'e, gir ab'ye... milleti niye peşinden sürüklüyorsun? neden caddelerde polis kaçıyor, itler kovalıyor? kendisine taş atanı, çekip vursun polisimiz. yere serdiği leş başına da ikramiye alsın. çok mu şey istiyoruz?
neyse, vazgeçtim. herkes birer hıyar alsın eline, brüksel yollarında bala batıra batıra yesin. 8 asker şehid olmuş, 4 ağır yaralı varmış. bize ne değil mi? sırası gelen gidiyor. türk'ün kaderi bu. öyle değil mi gürcü beyi? ne? hıyarın mı bitti? bir kasa daha yolluyorum, size ve eşinize...
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#93
Ynt: makaleler

Evet, bize savaş açtılar... Bu artık terör değil, PKK ile değil, Türkiye'nin iç zaaflarıyla sınırlı değil. Bu kimin, kimlerin nasıl bir Türkiye istediği ile ilgili bir savaştır. İçerisi ya da dışarısı diye bir şey yok. Böyle bir dünya yok artık. Saflar öyle belirlenmiyor.

Birileri Türkiye'yi hizaya sokmaya çalışıyor. Kanla yüzleştiriyor. Türkiye bu mesajın cevabını vermeli... Hem içeride hem dışarıda... Teslim olmamalı...


ibrahim karagül - 22.06.2010 - yeni şafak

tamamı için:

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=22.06.2010&y=IbrahimKaragul
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#94
Ynt: makaleler

http://www.milligazete.com.tr/makale/laiklerin-yaygaralari-167643.htm

Lâf ve İş
Daha iyi, daha güzel, daha temiz, daha şeffaf bir Türkiye istiyorsan öncelikle evinin içini tanzim etmelisin.

Onlar ki laf ile verir dünyaya nizamat

Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde

Sonra evinin önünü süpürüp paklamalısın.

Herkes böyle yaparsa şehir tertemiz olur. Bu temizliğe ilk sen başla.

İyi ve doğru şeyler söylüyorsun. Bu söylediklerini kendi hayatına uygulamazsan kimse senin samimiyetine inanmaz.

Gıybetçilerden şikayetçi isen sen sakın gıybet etme.

Paylaşma (infak) taraftarı isen cebindeki 100 liranın bir kısmını hiç parası olmayan birine vermelisin.

Yemeğini niçin paylaşmıyorsun?

Lüks ve israfa mı karşısın? O halde tezelden 100 bin liralık lüks otonu satıp, yerine 40 bin liralık (o da lükstür) bir araba alsana.

Cahillikten, şifahî kültürden yakınıp duran sen söyle bana günde kaç saat faydalı kitap okuyorsun?

Komşuluk kalmadı diye ağlıyorsun. Sen komşularını gözetiyor musun? Bayramda, önceden haber vererek komşularının bazısını ziyaret ediyor musun? Acaba kandilde helva pişirtip iki üç komşuna ikram etsen iyi olmaz mı?

Toplum bozuldu diyorsun, sen hiç dikkatle aynaya bakıyor musun?

Vakit namazlarında camiye gidenler azaldı diyorsun.Sen cemaate katılıyor musun?

Bildiğin bütün doğru, iyi ve güzel şeyleri elinden geldiği kadar hayata uyguluyor musun?

Sen iş/amel Müslümanı mısın, lâf Müslümanı mı?

mehmet şevket eygi 22.06.2010
 
Katılım
17 Haz 2008
#95
Ynt: makaleler

Öcalan'ı ve PKK'yı şu ya da bu şekilde ciddiye almadan Kürt sorunda yol alma ihtimali bulunmamaktadır. PKK'yı siyasete doğru dönüştürme, Kürt sorununu siyasi yollarla çözme kapısının tek açılma koşulu bugün budur.
ılıcak'ın erkek versiyonu ali bayramoğlu'ndan... fırat news'ten değil, yenişafak'tan alıntı...
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#96
Ynt: makaleler

http://www.tumkoseyazilari.com/yazar/altemur-kilic/24-06-2010-riya-ve-apo-neden-hayatta.html
verelim kurtulalım,
Altemur kılıç

M.Şevket Eygi
Bir partiye: Halk düşmanlığının ve dinsizliğin sonu iyi olmaz.

Başka bir partiye: Hırsızlığın, soygunun, talanın, yağmanın sonu iyi olmaz.

Bir İslamcıya: İslamda terör yoktur.

Bir reformcuya: İslam Allahın hak dinidir.Dinde reform, değişiklik, yenilik olmaz. Gittiğin yol seni Cehenneme götürür.

Bozuk bir ilahiyatçıya: Namaz bile kılmıyorsun, sonra Ümmete din dersi vermeye kalkıyorsun. Namazı terk edenden hoca moca olmaz.

Başı sözde kapalı bir kıza: Şehvetli erkekler sana, açıklara baktıklarından daha fazla bakıyor. İffetli bir şekilde örtünsene.

Dindar bir esnafa: Dükkanını Cuma namazı vaktinde niçin kapatmıyorsun?

Bir cemaatçiye: Cemaatini dininden önemli görür gibisin. Ayağını denk al, âhiretini berbat etme!

Bir baron-pereste: Baronunu putlaştırdığın için Cehennemlik olabilirsin.

Bir din sömürücüsüne: Karı satsan bu kadar kötü bir ticaret yapmış olmazsın.

Bir lise öğrencisine: Küçük bir beyefendi gibi ol.

Liseli bir kıza: Küçük bir hanımefendi ol.

Bir zengine: Servetinle mâlî ibadet, hayır hasenat, âmâl-ı saliha yapmadıkça o servet senin için ateş ve yüktür.

Devamlı olarak haddinden fazla yiyene: Mideni ateşle doldurma.

Geveze ve zevzek birine: Sen belanı dilinle bulacaksın.

Çok gülene: Çok ağlayacaksın.

Nefsini zemmedene: Hezar aferin sana.

Mütevâzı birine: Ver elini öpeyim.

Yemeğini paylaşana: Ne mutlu sana.

Gözü yaşlıya: İnşaallah ebedî hayatında gülersin.

Ezan okununca camiye gidene: Allahın rahmeti ve yardımı cemaat üzerinedir.

Hoparlörü sonuna kadar avaz avaz açan müezzine: Yazıklar olsun sana.

Şeriata uygun şekilde örtünen hayâlı ve iffetli Müslüman kadına: İnşaallah şehid sevabı alırsın.

Gıybetimi yapana: Adresini bildirir, günahlarımı yüklenip, sevaplarını bana bağışladığın için sana hediye göndereyim.

Beni kötüleyene: Bütün dünya beni kötülemekte bir araya gelseler benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler.

Ölmeden ölen kişiye: Ne mutlu sana, ölüm azabı çekmeyeceksin inşaallah.

Hiç olana: Ulu saadet bulmuşsun.

Herkese: Selam ve hürmet ederim.

İsteğim: Kusuruma bakmayın.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#97
Katılım
30 Ocak 2010
#98
Ynt: makaleler

Yazıyı okudum.

Yazıdan alıntı: "Yamaçta zamanla taşları devrilmiş, toprağa gömülmüş nice ehl-i imanın ve salih kişinin, nice dervişin, isimleri unutulmuş nice Müslümanın kabirleri vardı. Maalesef üzerleri yazılı mezartaşları kepçelerle, dozerlerle paramparça edilmiştir.

Bu kırılan mezartaşları el arabasıyla başka yerlere taşınmış ve odun yığını gibi yığılmıştır."


Çok yazık...

Kültür Bakanlığı Noel Baba'ya şort giydireceğine bunlara sahip çıksa ne güzel olur!

evla' Alıntı:
Ne yazık ki bir vahabi gibi hareket ediliyor.Her yere rahatsızlığımı dile getirecek mailler attım.İmkanı olan da lütfen oturup birşeyler desin.Bir ecdadımızın mezarları kalmıştı o da oldu :(
Kültür Bakanlığı İletişim: http://www.kultur.gov.tr/TR/Genel/IletisimFormu.aspx?F6E10F8892433CFF4497A73B597516EAED87D8E8A6DCB127

mustafademir@bayindirlik.gov.tr - Bayındırlık ve İskan Bakanı
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#99
Ynt: makaleler

Kültür bakanlığı iletişim de hata veriyor. mail olarak mustafa demirin adresine mail atabiliyorsunuz.

İlber hocadan dinlemiştim savaş zamanı ermeniler toprakların kendisine ait olduğunu ispatlayabilmek için.Müslümanların mezar taşlarını sökerek kendi mezar taşlarını dikmişlerdi.Mezar taşlarımızın önemini anlatan en büyük delildir bu ki Allah dostlarının mezar taşlarının önemi ise anlatılabilecek gibi değil.Bu yıl meclise de kutlunan paskalya bayramına açıklama yapamayacaklar.Ne yapmak istiyorlar anlamış değilim.
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

evla' Alıntı:
http://www.milligazete.com.tr/makale/yahya-efendi-dergâhindaki-fâcia-ile-ilgili-sayin-arinca-acik-mektup-170037.htm

Ne yazık ki bir vahabi gibi hareket ediliyor.Her yere rahatsızlığımı dile getirecek mailler attım.İmkanı olan da lütfen oturup birşeyler desin.Bir ecdadımızın mezarları kalmıştı o da oldu :(
mezarlıkta şarap içtirmiyorlarmış diye mail atılırsa, ilgilenir ayyaş ertuğrul!

12 Eylül – Referandum – Anayasa Değişiklikleri ve Kırk katır mı, kırk satır mı?

Adnan İSLÂMOĞULLARI

“İnsan mâruz kalmaz, tercih eder” diyordu C. Meriç. Biz ise mâruz kalıyoruz…

Bir tarafta “Asmasaydık da beslese miydik?” diyen cunta lideri Kenan Evren, Kenan Evren’i, hukukun varlık sebeplerini yok sayarak muhafaza altına alan bir anayasa, 12 Eylül Anayasasının Türkiye üzerinden kalkmayan felâket bulutları, 12 Eylül’ün “Ali kıran baş kesen hukuku”, diğer tarafta da Türk siyâsetinin ve çok partili hayatımızın “değiş tonton” kaabiliyeti en yüksek iktidârı, dereye otursa balık tutacak kadar şanslı, her türlü hırsızlığı, kayırmacılığı, başarısızlığı, hatta rezilliği bile faydaya çevirebilen ve 15. Madde’nin kaldırılmasını önümüze, demokrasinin “emânet-i mukaddesi” gibi sunan AKP iktidarı…

Kırk katır mı, kırk satır mı?

Hangisini seçeceğiz?

Önümüze bir paket gelecek, içinde 12 Eylül’ün ve 12 Eylülcülerin bütün günah galerisini barındıran bir GBT arşivi, bir kriminal sicil, devlet eliyle cinayetler, devlet eliyle zulüm, devlet eliyle terörün tohumlarının ekildiği bir kara dönem niteliğindeki 15. Madde’nin iptalini de ihtivâ eden..

Paketin tamamına “evet” ya da “hayır” diyeceksiniz; eh bu da hazırlayıcılarının zekâsı, yerseniz.. “yemem” diyorsanız gargara yapacaksınız…

Bir tarafta değişikliklerle ilgili Anayasa Mahkemesinin bildik kararı, diğer tarafta böyle bir karar çıksa da referanduma gitsem ve en büyük seçim anketini yapsam diyen iktidar… İçine de 15. madde değişikliğini koyup milliyetçi camiayı ters köşeye yatıran bir iktidar… Hiç bir bedel ödemeyen, ellerini sıcak sudan soğuk suya koymayan ve 12 Eylül’ün gerekçeleri arasında okkalı cümlelerle yer alan ama 12 Eylül’le hemen hemen hiçbir problem yaşamayan bir siyâsî gelenek.. Bu geleneğin “biz değiştik” diyen “yamalı bohçası” AKP…

Bir tarafta 1983’ten bu yana “kevgire dönmüş” ve delinmekle bir şey olmadığı ispat olunmuş bir “darbe anayasası”, diğer tarafta aynı anayasanın özgürlükleri kısıtlayan maddelerine, dokunulmazlıklarına ve seçim kanunlarına itirazlarla a’l’a- yı vâlâ iktidara gelen ve iktidar olduklarında ise hemen hafızalarını kaybeden “ahlâksız iktidarlar”…

Bir tarafta demokrasi denen işveli dilberin bütün nimetleriyle halvet olan bir iktidar, diğer tarafta demokratik hakkını kullanmak isteyen çiftçiye “ananı da al git” diyen bir demokrasi kahramanı(!)…

Bir tarafta Habur’da teröristlere neredeyse VIP muâmelesi yapan, fener alaylarıyla karşılayan bir iktidar, diğer tarafta bu terörün tarlasını eken 12 Eylül Darbesinin anayasasını, kendi otoritelerini tahkim etmek için yine “kısmen tâdil” etmeye çalışan aynı iktidar…

Satrancı tek kişi oynuyor.. Satrancın başında oturanın silûeti karşıdan iktidar gibi görünüyor ama gerçekte kim oynuyor bu satrancı; bunu tam olarak bilmiyoruz…

Çünkü bu oyunda rolümüz yalnızca figüranlık…

Önümüze atılan 15. Madde yemiyle köşeye sıkıştırılmışız, çar nâ-çâr sandıkta “evet” oyu vermek gibi bir tazyikle karşı karşıyayız…

Başrolü elde ettiğinde “sessiz sinema” oynayan MHP, bugün çıkardığı gürültü ile bağırıp çağırarak kabahatini gizlemeğe çalışıyor; kimse o yılları hatırlamasın istiyor. Oysa unutmuyoruz…

“15. Maddeyi biz değiştirmek isterdik, şimdi haset ediyoruz” gibi naif bir tahlil ise içler acısı durumumuzu anlatmağa kifâyet etmiyor…

İktidar bile suçlu sandalyesine Anayasa Mahkemesini oturtarak stratejik hamlelerle “evet” isterken, biz referandumun “flamacılığına”, içtimâ alanında “flamasını taşımaya” tâlip oluyoruz…

Bir tarafta, gözümüzün önünde idam sehpasına çıkarılan arkadaşlarımız, işkencelerde hayatını kaybeden arkadaşlarımız, sakat kalan arkadaşlarımız, hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde kaybeden ve istikbâllerinden olan bir nesil, cezaevlerinin kapılarının önünde kar demeden, kış demeden, yağmur çamur, hastalık demeden bekleyen anne-babalarımız, kardeşlerimiz, kayıp bir nesil, diğer tarafta bile bile bir “lâdes oyunu”…

Diğer tarafta ise “bâtılın kast edildiği hak sûretinde bir politik hamle …

Kırk katır mı, kırk satır mı?

Sâhi ne yapacağız?

Bendeniz en azından “flamacılarla birlikte değilim”.. Onlarla aynı safta hizalanmayacağım…

12 Eylül günü âdetim üzere yine bir “12 eylül istidratları” yazısı yazacağım.. Siyahlar giyerek Emir Sultan kabristanında yatan arkadaşlarımızın kabirlerini ziyaret edeceğim, İmamoğlu’nu, Yücel Kapusuz’u, Taner Kalkancı’yı evvel giden bütün arkadaşlarımızı temsîlen ziyaret edeceğim, onlara Yâsin okuyacağım, kabirlerindeki çiçekleri sulayacağım…

Ver Emirsultan’da yatan arkadaşlarıma vedâ ederken, “sizin hatırınız ve hâtıranız tüm siyâsî endişe ve hesaplardan daha aziz ve mukaddestir benim için” diyeceğim, ama sessizce, kabirlerine eğilerek…

Sonra da "müzmin migren ağrım tutmaz ise eğer" sandığa gideceğim…
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 1)

Giriş yap