makaleler

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Affetmeyeceğim sizi.

Affetmeyeceğim...
Bu vatana ilk önce ihanet ettiğiniz için,bu toprağın karış karış parçasının şehit kanı ile sulandığı hal de ermenilerin mezarlarına göz yaşı döktüğünüz için.Şehidimin cenazesin de halkım joplandığı için.Gençlerimizin barlara gidenleri sevk ederken , bara harama arkasına dönene joplatdırdığınız için.Affetmeyeceğim sizi ülkeme bir karış toprağıma olan sevgimi hor gördüğünüz için.Kızlarımızın bacaklarını sübyancı edasıyla sırf nefsiniz için seyr-i sefa ila salyalarınız aktığı için.Öğretmenimin başını kapatmasına izin vermediğiniz için.Komşumu yaftaladığın için,iş arkadaşımın sakallarını kestirdiğiniz için...Affetmeyeceğim sizi anamın babamın hakkını meyhanelere çevirdiğiniz evler de benim hakkımı da kattığınız için.Geleceğime gözünüzü diktiğiniz için.Sabi sübyanı gözünüz görmediği için Affetmeyeceğim sizi ...
Demokrasi ,insan hakları ,avrupa birliği isimlerini kullanarak bizi parça parça ettiğiniz için.Asla asla affetmeyeceğim sizi amerikanın kucağın da fahişe edasıyla kıvırdığınız için.Affetmeyeceğim sizi sırf görüntülenmek için boy boy cemaat müsvetleri yaptınığız için.Cemaatlarıma yaptırımlar yaptığınız için.Affetmeyeceğim ilimi gizli gizli bin bir türlü cefa ile Allah dostlarına eza ettiğiniz için.Affetmeyeceğim sizi çoğunlukları azınlıklardan üstün tuttuğunuz için.Affetmeyeceğim Ayasofyanın kapılarının hala müze olarak açık kaldığı için.Affetmeyeceğim toprağımı İsraile sattığınız için.Affetmeyeceğim emanet koltuklar da semirildiğiniz için.Affetmeyeceğim yolda bir çocuk düştüğün de kendi canı yere düşmüş gibi koşmayanı.Affetmeyeceğim yere bir çöp atanı.Affetmeyeceğim hiç birşeye canı yanmayan insanı.İnsan olmaya geçtim insan olabilmekden insan taklidi yapmadığınız için affetmeyeceğim sizi.Affetmeyeceğim Evliyamın mezarından bir vahabi gibi dozer geçirdiğiniz için.Affetmeyeceğim İslam Sancağından vazgeçtiğiniz için.
Ben Affederim sizi de ,Allah affetsin sizi.
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

evla' Alıntı:
Affetmeyeceğim Evliyamın mezarından bir vahabi gibi dozer geçirdiğiniz için.
bizim kırmalar olmayan ermeniye kilise açarken, ermeni karabağ'da ne kadar mescid, tarihi eser varsa yerle bir ediyor, ormanları yakıyor. bizim potamyalı'nın ırkdaşı, can dostu saakaşvili'de gürcistan'daki türk köylerinde bulunan camilerin, tarihi eserlerin üzerindeki motifleri kazıyıp, haç damgası vurduruyor. cami minareleri ve mezarlıkların üzerine haç diktiriyor. peygambercilik, padişahçılık, halifecilik, osmanlıcılık oynamaya devam!
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ey Müslümanlar

Kriptolar, G.Y.'ler Türkiyeyi babalarının çiftliği gibi sahiplenenler mallarını, baba çiftliklerini, atalarından kendilerine miras kalmış olan bu ülkeyi, bunca gücü, bunca serveti, bunca saltanat ve imkanı ellerinden kaçırmak istemezler.

Direneceklerdir... Kesinlikle tâviz vermeyeceklerdir.

Gerekirse:

1. Türkiye'yi parçalayacaklar, parçalatacaklardır.

2. Korkunç bir iç savaşı bile göze alacaklardır.

3. Çiftlik ve mal ellerinden gidecekse o halde batsın diyeceklerdir.

Onların gözleri karadır, son derece cesurdurlar.

Tarihî ârızanın giderilmesi, tarihî devamlılığa geçilmesi taraftarı olan çoğunluk bu işin kolayca, tereyağından kıl çeker gibi olacağını sanıyorsa aldanıyor.

Onlar "devlet biziz, devlet bizimdir" diyor.

Onlar "ata çiftliğimizi elimizden almak isteyenin dünyasını dar ederiz" diyor.

Halka dayanan gerçek cumhuriyete,

Vesâyetsiz gerçek demokrasiye,

Tam ve gerçek düşünce, inanç, din hürriyetine,

Millî kimlik ve kültüre dayalı temel kurumlara,

Millî ve âdil hukuka... geçişin bir faturası vardır.

Haklılar haksızlardan daha gözü kara ve cesur olacak.

Daha sabırlı ve azimli olacak.

Daha kültürlü olacak.

Daha yılmaz olacak.

İradesi daha güçlü olacak...

Ki bu ülkenin semalarında hürriyet, adalet, güvenlik güneşi doğsun.

Uyanık, şuurlu, namuslu, vasıflı Müslümanlara hitap ediyorum:

1. Size bugünkü şartlar içinde eğlenmek, tatil yapmak, yan gelip yatmak haramdır. Esaretten kurtul, hür Müslüman ol, ondan sonra belki tatil yapıp dinlenebilirsin.

2. Çocuklarımızın ve gençlerimizin istidatlı ve ehliyetli olanlarını gece gündüz demeden eğitmeli, iyi yetiştirmeliyiz.

3. Çocuğum yetişsin, ileride bol para kazansın, lüks ve konforlu bir hayat sürsün diyen hâindir. Peki ne diyecek: Çocuğum iyi yetişsin, güçlü ve vasıflı bir vatandaş olsun, iyi bir Müslüman olsun ve dinimize, vatanımıza, halkımıza, devletimize hizmet etsin. Amaç budur.

4. Bozuk düzenin ve yamuk sistemin kirli rantlarını yiyenler, haram nimetlerine köpek gibi tâlip olanlar hain kere haindir. Müslüman haram yemez, Müslüman haram rantlara talip olmaz. Böyleleri Müslüman değil kızıl münafıktır, merduttur, mel'undur.

5. Müslümanların nasıl kurtulacağı Kur'anda, Sünnette, Şeriatta açıkça belirtilmiştir. İslam ulema ve fukahası bunları anlatan çok güzel kitaplar yazmıştır. Bütün halk bu kitaplardaki bilgileri öğrenmeli anlamalı ve hayata tatbik etmelidir.

6. Müslümanların birliğini, ittifakını, vifakını bozan, Ehl-i Tevhid'i tek bir Ümmet olma şuurundan mahrum bırakanlar haindir ve merduttur.

7. Din ve mukaddesat sömürücüleri, âşikâre kafirlerden bin kat daha zararlıdır.

8. Müslümanlar Ashab, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn, Selef-i Sâlihîn ve her asırda yaşamış örnek ulema, fukaha ve mücahidler gibi çalışmaya, onları taklide mecburdur. Fasıkları, bid'atçileri, reformcuları, kendilerinde nifak alametleri olanları taklit edenler kesinlikle kurtulamaz. Yol Ömer İbn Abdilazizlerin, Selahaddini Eyyubîlerin, Şeyh Şâmillerin ve benzeri sâlih ve âdil idarecilerin yoludur.

9. Ümmet şuuru olmazsa, hizip ve fırka asabiyeti büyük zarar verir.

10. Hulefa-i Râşidin devrinden sonra Kur'ana, Sünnete, Şeriat-ı Gara-i Ahmediyyeye en fazla yaklaşmış İslamî sistem Osmanlı sistemidir.

11. Beş vakit namaz dinin direğidir. Bu direği ayakta tutan bir Müslüman toplum dinini ayakta tutmuş olur, namazı terk eden dinini yıkmış olur. Namazsız necat ve i'tilâ olmaz.

12. İslam ahlak ve fazilet dinidir. İslamın ahlak kurallarına uymayan bir toplum zâhiren dindar gibi görünse de kesinlikle dindar değildir: Müslüman yalan söylemez, Müslüman emanete hıyanet etmez, verdiği sözü tutar, haram yemez, paraya ve mala tapmaz, gıybet ve haset etmez, komşularına karşı melek gibi olur, Müslüman asla fitne ve fesat çıkartmaz, Müslüman âdildir, insaflıdır. Müslüman din kardeşlerini sever ve korur, Müslümanda paylaşma ahlakı vardır... Müslüman israf etmez, lüks hayat sürmez, Nemrudluk ve Firavunluk taslamaz... Komşusu açken kendisi tok olarak sabahlamaz... Müslüman Allah'ın yeryüzünde şâhididir... Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimizin askeridir... Müslüman nefs-i emmaresi ile büyük cihad yapar... İnsanlar, Müslümanın elinden ve dilinden güvende olur...

Sevgili din kardeşlerime âcizâne bir hususu söylemek istiyorum:

Bugünkü dindarlığımız, bugünkü ahlakımız bizi kurtarmaya yetişmez.

Daha bilgili, daha irfanlı, daha kültürlü,

Daha ahlaklı, daha faziletli,

Daha hikmetli,

Daha cesur ve gözü kara,

Daha mücahid,

Daha âdil,

Daha vasıflı,

Daha güçlü, daha üstün Müslümanlar olmalıyız.

Peki nasıl böyle Müslümanlar olacağız?

Cevap:

Bunları anlatan çok kitap var. Birini zikr edeyim: İmamı Gazalî hazretlerinin İhyau Ulumi'd-Din'i... Bunu (1) alırız, (2) ders kitabı gibi okuruz, (3) İçindeki faydalı bilgileri iyice ve sağlam şekilde öğreniriz, (4) Bu bilgileri hayatımıza uygularız...

Bazı farzlar vardır ki Ümmet onları terk ederse azaba uğrar. Onlardan biri emr bi'l-mâruf ve nehy 'ani'l-münkerdir. Hadîs meali: "Beni İsrailden bir kavmin yaşadığı şehrin üzerine azap indirildi, halbuki o şehirde peygamberler gibi ibadet eden 18 bin kişi vardı..." Ashab sordular: Bu kadar âbid varken o şehre nasıl azab iniyor? Efendimiz buyurdular: "Çünkü onlar Allah'ın gazap ettiği münker/kötü işler yapıldığında hışım etmezlerdi..."

İstikamet (doğruluk ve dürüstlük) de İslamın büyük ve temel farzlarındandır. İstikameti terk eden Müslüman bir toplum iflah olmaz, necat bulmaz. Bu düzen bozuktur, böyle bozuk bir düzende yamukluk yapmak ve haram yemek caizdir diyen kafir olur.

Zekat, İslamın beş temel şartından (farzından, kurumundan) biridir. Zekatı doğru dürüst vermeyen ve doğru dürüst sarf etmeyen Müslüman bir toplum Allaha ve Resulüne isyan etmiş olur.

Evet ya adam gibi doğru dürüst Müslümanlar oluruz, yahut Kriptoların maskarası ve esiri olarak sürünürüz

M.eygi
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

Oyun "Hayır" diyerek bozulur! / Türk Değil Ama Türk Dostu'ymuş!...


Katıra, “Kimin oğlusun?” diye sormuşlar, “At benim dayımdır.” demiş!

Hayatlarında hiç “Türk'üm” dememişler, kimlikleri sorulduğunda; “Türkiyeliyim! Anadoluluyum! Yeniden Osmanlıcıyım! Takva sahibi dindârım! Mahşer günü bana ırkımı değil amelimi soracaklar...” v.b. kaçamak cevaplara sığınan kimliksizler; toprağı vatanlaştıran, halkları milletleştiren, milletleştikten sonra “Allah'ın Süvârileri” sıfatını kazanan, yüzlerce yıl tek başına Haçlı Seferleri'ni İslâm adına göğüsleyen Türk Milleti'ne saldırmağa başladılar!

Devlet Bahçeli'nin; “Hüseyin Çelik Bey Türk düşmanıdır. ... Vicdanımızda onun affı yoktur.” şeklinde tarif ettiği alt kimliği meçhûl kişi, acayip Türk dostuymuş! Bahçeli'ye cevâben; “Sayın Bahçeli’ye 'Türkler' isimli telif-tercüme kitabımı gönderirsem ...” demiş! Elin adamı 'Türkler' diye bir kitap yazmış, bu kimliksiz Çelik de Türk olduğu için değil, Türk dostu olduğu için bu eseri tercüme etmiş! “Kimin oğlusun?” sorusuna; “At benim dayımdır.” cevabına benzedi mi, yoksa ben mi benzettim?..

Burası işin, Hüseyin Çelik'i ilgilendiren tarafı. Bizi yâni Türk Milletini ilgilendiren yanı ise Hüseyin Çelik ve onun gibilerden dostu olan Türk Milleti'ne düşman ne lâzım? Omurgasız yaratık meyve kurdu gibi milletin tam kalbine, Meclis'e oturup millî birliğe sadâkate, cumhuriyete sadâkate yemin edip millet bütünlüğünü 36 etnik alt kimliğe ayrıştırmak için açılıma yönelen bir zihniyetin sahibinden dostu olanın, düşmana ihtiyâcı mı var?

Kul hakkını, komşu hakkını, hısım-akraba hakkına kurban edebilecek kadar sıla-ı rahm eden takva sahibi müslüman dostlar varken, Haçlı'nın düşmanlığına ne gerek var ki?

Suç zaman aşımına uğramamışken, CHP'nin 12 Eylül'cülerin yasal korunmalarını kaldıralım ve yargılayalım yasa teklifini Meclis'teki sayısal çoğunluklarıyla reddedip, zaman aşımına uğradıktan sonra Ülkücülükten geçinenlere; “12 Eylül Anayasasını değiştirelim ve onları yargılayalım.” diye davet çıkaran mürâiler varken; bütün siyâsilerin en fazla da AKP'lilerin seçim sath-ı mailinde şikâyet ettikleri “Milletvekili dokunulmazlığı”nı kaldırmak şöyle dursun, yeni anayasada milletvekilliğinin düşürülmesini bile kaldıracak takîyyeciler varken; komünizmden, faşizmden, kapitalizmden, her türlü emperyalizmden korkmağa ne gerek var ki?

“Biz değiştirmezsek birileri gelip düzeltir.” meâlindeki bir söylem sahibinin, devletin zirvesinde oturduğu bir ülkeyi topla tüfekle işgâle ne gerek var ki?

Bu satırların sahibi yıllardır; “Tüp biterse tüpçüye, süt biterse sütçüye gerek duyulur. Bu memlekette Türk bitti mi ki Türkçülük yapılsın?” diye sorup durmasına rağmen ırkçılıkla suçlandı!

Şimdi ümmetçiler, halkçılar, alt kimlikçiler, şöven bölücüler; yüzlerce yıldır kaynaşarak milletleşmiş Türk Milleti içinde renk olmaya başlamış alt kimliklerin şövenistliğini yapmanın, bölücülük adına emperyalizme taşeronluk eden zihniyet ve örgüte desteğin adını demokratlık koydular! Demokratın ırkçılığını, ırkçılığın demokratlığını ispâta çalışıyorlar!

İslâmın ve insanlığın yüz akı, Allah'ın Süvârileri Türk Milleti'ne ümmetçilikle saldırıyorlar! “Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi” diyen önemli İslâm mütefekkiri Mehmet Akif'in tarifiyle ters düşerek dindârlık taslıyorlar!

“Vatan sevgisi îmandandır.” Hâdisine rağmen, kan bedelli vatan topraklarını parayla Haçlı'ya satmayı, başarılı-îmanlı devlet yönetimi diye dayatıyorlar!

Haçlı'nın onlarca yıldır İsrail adıyla Filistin'de, ABD adıyla Afganistan'da ve Irak işgâlinde camilere, mescitlere, türbelere yaptıklarını görmezden gelip hatta alkışlarken onlara dualar ederlerken, Trabzon'un fethedildiği günde manastır ibâdete açmaya hazırlanıyorlar!

Katliamcı, soykırımcı Ermeniler'in silah deposu, karargâhı olduğu kesin olan kiliseleri tamir ederek ibâdete açıyorlar! Bunu da îmanlı, dindar müslüman siyâsetçi kimliği ile yapıyorlar!

Oysa Haçlı, bunları yapabilmek için kaç sefer gelmiş ve geldiği gibi gitmişti! Kaç kere Haçlı'nın bu emelleri gerçekleşmesin diye yüz binlerce kahraman “Bedr'in aslanları” ile Allah rızâsı yarışına girmişti!

Bu meyve kurdu omurgasızlığını ancak milletlik şuurumuzla, birliğimizle ve îmanımızla biz bozarız! Bunların dayattıkları anayasaya “HAYIR” diyerek bir hayırlı iş yapmağa mecbûruz vesselam...

Selâm, sevgi, dua...

Mustafa Aslan
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

eli öpülecek adamsın adnan ağabey. kancıklar, yiğitlerin adını ağzını almasın!

Referandum ve Akmak için otuz yıl bekleyen mide bulandırıcı gözyaşları…

Adnan İslâmoğulları

Anayasa değişiklikleriyle ilgili referandum tarihi yaklaştıkça siyâsetin içine yuvarlandığı çukur derinleşiyor…

Derinleştikçe, daha ne kadar samimiyetsizlik, daha ne kadar pislik, daha ne kadar riyâkârlık, daha ne kadar ikbâl hesâbı-kitâbı, daha ne kadar yalan, daha ne kadar manipülasyon, daha ne kadar elma düşecek bu çukurun içine bilmiyoruz, ama önümüzdeki kısa zamanda bolca mâruz kalacağız bütün bu rezâlete, kaçışımız yok. Zihnimiz kirlenmeğe devam edecek, hâtıralarımız istismâr edilecek…

Öncelikle ifâde etmeliyim ki referandum sonrası Türkiye’de hiçbir şey değişmeyecek.

13 Eylül sabahı uyandığımızda sandıktan “evet” çıkarsa demokratik bir Türkiye’ye uyanmayacağız, sandıktan “hayır” çıkarsa da tersâneleri işgâl edilmiş bir Türkiye’ye uyanmayacağız…

Kenan Evren başta olmak üzere 12 Eylül’ün hiçbir muvazzafı, asla yargılanmayacak.

Siyâsî Partiler Kânunu değişmeyecek, parti içi demokrasi işlerlik kazanmayacak, temsilde adâlet sağlanmayacak, işsizler ordusu istihdâm edilmeyecek, üniversitelerdeki özgürlükler genişletilmeyecek, üniversitelerde başörtüsü özgürleşmeyecek, memura grev hakkı verilmeyecek, yetimin hakkı korunmayacak, devletin malı deniz olarak görülmekten vazgeçilmeyecek ve peşkeş ve talan durmayacak…

Bütün bunlar olamayacak.

Madalyonun bir yüzünde, referandumda “evet” reyi kullanacak olanlar demokratik Türkiye’nin vazifesini yapan, vicdânı rahat, huzur içindeki “akl-ı selîminin temsilcileri” olmayacaklar, “hayır” oyu kullananlar da hain olamayacaklar.

Madalyonun diğer yüzünde, referandumda “evet” reyi kullanacak olanlar, Türkiye’nin okyanus ötesinden parçalanmasına sebep olmayacaklar, “hayır” oyu kullananlar da oligarşinin devâmını temin etmeyecekler…

Bu düalite bir saçmalıktan ibâret, zırdeli saçmalığı…

Madalyonun bir yüzünün portresi “Başbakan” zekâmıza hakaret ediyor…

Başbakan, “Geçici 15. Madde”nin kaldırılmasını “aptal yemi” olarak allayıp pullayıp pakete yerleştirilmesinin ve milliyetçi camiaya “zoka” olarak yutturulmasının tadını çıkartıyor, çünkü câmia bu zırdeli saçması tartışma ile “zihnî patinaj” yapıyor aylardır…

Başbakan, dün yapılan AKP grup toplantısında 8 Ekim 1980’de idam edilen iki gencin üzerinden bir “darama oynuyor” ve gözyaşlarıyla suluyor bu dramayı…

Merhum Mustafa Pehlivanoğlu’nun idamdan evvel ailesine yazdığı mektubu okuyor. Akmak için otuz yıl bekleyen gözyaşları düğümleniyor boğazında, sahne etkileyici, rol başrol… Hedefteki seyircinin can damarına, hâtıralarına hitap ediyor bu etkileyici drama…

Oysa benim midem bulanıyor, hâtıralarımın kirlendiğini, kirletildiğini hissediyorum…

12 Eylül’ün cellâdı Kenan Evren’i ‘darbe yapmakla’ suçlayarak yargılanması için hakkında dâvâ açan ve bu girişiminden dolayı görevinden uzaklaştırıldıktan sonra emekli olan Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu’nun avukatlık yapmasına bile “izin vermeyen” HSYK ve Bakanlık sanki Guetemala Adâlet Bakanlığıydı, iktidarda da Başbakanın partisi değil de Guetemalalıları Kalkındırma Partisi vardı! HSYK bu haltları yerken ve Sacit Kayasu meslekten ihrâc edilirken sanki feverân ettiler, sanki yanında yer aldılar, sanki kamuoyu oluşturdular!..

Madalyonun diğer yüzünün portresi “Devlet Bahçeli”. O bildik berbat Türkçe vurgularıyla bağırıp çağırıyor ve hâfızalarımıza hakâret ediyor…

Kendisine sorsanız “evet” reyi kullanacak olanlar “hain”… Sandıktan “evet” çıkarsa ülke bölünecek…

Devr- iktidârlarında Kenan Evren Vakfı’na örtülü ödenekten para verilmesi kararının altında sanki kendisinin imzası yok ve bunu kimseler bilmiyor sanki!..

Devr-i iktidarlarında 12 Eylül’ün bütün zulmünü, işkencesini çeken ülkücülerin iktidar ortağı temsilcisi olarak geçici 15. Madde’nin kaldırılması için kılını kıpırdatmadığını sanki herkes unuttu!

Türkistan’da soydaşlarımızın kâtili, soydaşlarımızın nâmuslarını pâymâl eden Çin Devlet Başkanı Zemin’e madalya takan hükümette kendileri sanki Başbakan yardımcısı değildi de, Başbakanlığın çay ocağında mesai yapıyordu!...Ve ocaklarda Türkistan bayrağını yasaklayan sanki kendisi değildi!...

Madalyonda yüzü bulunmayan ama camianın bir tarafı olan BBP ise “evet” goygoyculuğu yapıyor. Siyâsî yalakalığı adetâ sanat hâlinde icrâ ediyor; vıcık vıcık… Vakar, strateji hak getire…

Sudan sebeplerle pek çok bürokratı yerinden eden Başbakan’a, Muhsin Yazıcıoğulu’nun vefâtındaki ihmallerin hesâbını soracakları yerde, ihmâli olan bürokratların hallini isteyecekleri yerde, seçim yardımı dileniyorlar… Bir Başbakanla görüşmüş olmayı nişân-ı zişân kabul edip, bu nişanı boyunlarına takıyorlar, pek de yakışıyor doğrusu; bu onlara yetiyor…

….

Bu deli saçması referandum tartışmaları üzerinde “zihnî patinaj” yapmak yerine kendimize bir soru soralım…

Ülkücü câmianın meslekî olarak faal kaç tane hukukçusu vardır? Savcısı, hâkimi, avukatı?
Neden şimdiye kadar ferdî olarak Kenan Evren için bir yargılama dâvâsı açmamıştır bu kadronun bir ferd-i vâhidi?!

Ne dersiniz?

Sessizlik…

Sandığa da aynı sessizlikle gidin, “evet” ya da “hayır”, reyinizi aynı sessizlikle kullanın, bağırıp çağırmayın, ne iktidârın flâmacılığını yapın ne de bölünme paranoyalarına âlet olun, ne yapacaksanız sessizce vakar içinde yapın; mâdem hiçbir stratejiniz yok!...



www.nizamialem.org sitesinden iktibas edilmiştir.
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler


Türk Milliyetçiliği düşmanlığı!
Türk Milliyetçiliğini yani Mustafa Pehlivanoğlu’nun “dava”sını “kırmızı çizgi” ilan eden ise bizzat Başbakan Erdoğan’dı. Başbakan Erdoğan’ın iktidarı döneminde son yılların en büyük ülkücü kıyımı gerçekleştirildi. Bugün Türkiye’de üst bürokraside ülkücü ve milliyetçi görüşe sahip tek bir ülkücü bırakılmamıştır. AKP iktidarı, bir çeşit ülkücü kıyım iktidarına dönüşmüştür. Bugün bürokraside ülkücü rektör, ülkücü milli eğitim müdürü, ülkücü bir genel müdür, ülkücü müsteşar yoktur. İşin özü şu: Başbakanı duygulandıran Mustafa Pehlivanoğlu bugün yaşasaydı, ülkücü kimliğiyle Başbakan Erdoğan’ın yönetimindeki Türkiye’de iş bulamaz ya da Telekom’daki ülkücüler gibi kızağa çekilirdi. Nitekim AKP’nin en yetkin isimlerinden olan Hüseyin Çelik, yeni kurulacak birliklerde “sarkık bıyıklılara yer yok” diyerek AKP zihniyetini ayan beyan ortaya koymuş bulunmaktadır.

özcan yeniçeri - ülkücüler ve referandum
Sekiz yıldır anaları ağlattığınız yetmezmiş gibi Türk Milliyetçilerini devlet kademelerinden sinsice tasfiye ederken nereden çıktı 12 Eylül mağduriyeti edebiyatı yapmak! Yine başınız sıkıştı değil mi? 12 Eylül’deki referandumla beraber yol göründü size de ondan! Geldiğiniz gibi gideceğinizi hissettiğiniz için tutunacak dal mı arıyorsunuz? Yemezler Recep Bey! Yemezler!

“Kan ve gözyaşından besleniyorlar” diye itham ettiğin koskoca camianın karşısında ağlayarak günah çıkardığınızı mı sanıyorsunuz? Maksadınız belli, referandumda evet çıkartıp 3-5 yıl daha koltuğu muhafaza etmeyi planlıyorsunuz. Ama kanı, gözyaşını, emeği, yokluğu, yoksulluğu sırtına vurup, kellesini verdikleri bu yolun zaferinin yakın olduğuna inananlar, zafer her zaman Allah’a inananlarındır diyenler, Allah ile aldatanların oyununa gelmez.
Başka kapıya Recep Bey, buradan size ekmek çıkmaz!..

yavuz selim demirağ - kirletme o mektubu!
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

Başbakanımız önce, torun torba sahibi bir “Kasımpaşa kabadayısı” olduğu halde, bir aşk mektubu okurken ağladı!

Birkaç gün önce, Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun ailesine yazdığı mektubu okurken ağladı!

Kendisi 1980’li yıllarda gazete okumuyor olduğu için mektubu ilk kez görmüş olmalı. Birden o duygulu sözlerle karşılaşınca çok şaşırdı! Sözcükler boğazına takıldı. “Koca bir Başbakan oldum. Ama 30 yıldır her yerde defalarca yayınlanan bu mektubu görmemişim!” diye düşünmüş olmalı ki, birden sustu!

Cebindeki kâğıt mendili Kadir İnanır’ı kıskandıracak bir hareketle çekti. Tüm muhabirlerin fotoğrafını alabileceği kadar yavaş hareketlerle, adeta ağır çekimde, gözyaşlarını sildi.

Bu gösteriyi anlayabilmek için, kendime aşağıdaki soruları tekrar tekrar soruyorum:

- Başbakanımız sonunda doğru yolu bulup Ülkücü mü oldu acaba? Başbakanımız hidayete mi erdi?

- Yoksa ailece depresyona girdikleri için, sürekli ağlama nöbetleri mi geçiriyorlar?

- Yoksa istediği zaman kızarma becerisi geliştiren Başbakan, şimdi de istediği zaman ağlama becerisi mi geliştirdi?

- Yoksa bu mektubu yazan yiğidi kıskandı mı? “Ben ölüme gidiyor olsaydım ‘Anne korkuyorum.’ yazardım.” diye mi düşündü?

BAŞBAKAN ÜLKÜCÜ MÜ OLDU, YOKSA ERDOĞAN AİLESİ DEPRESYONDA MI? - İlke Atakan
Ağla sultanım ağla!..
Vatan için canını ortaya koyanlara “Sarkık bıyıklı militan” diyen, 158 şehide mal olan açılımı “Yol kazası” olarak gören yol arkadaşların olduktan sonra, sen daha çok ağlarsın.
Bırak ülkücülerin yakasını da...
‘Kendi haline’ ağla.


Ülkücüleri bırak da ‘kendi haline’ ağla! - İsrafil K. Kumbasar
 
Katılım
10 Kas 2009
Ynt: makaleler

Türkistan, senin işin nedir? Boş gezenin boş kalfası olduğun yazdıklarından besbelli. Eleştireceksen eleştir. Ulusalcı ya da ulusallamacı olduğu da belli. Sen ülkücü değilsin. Ülkücü olsaydın delikanlılıktan uzak bu saçmalıkları yapmazdın. Amacın ne? Tahrik provakasyon.

Delikanlı isen söyle bakalım, bugüne kadar ölen bir asker için ya da bir masum için gözyaşı döktün mü? Uykun kaçtı mı? Bu kadar yaygara yaptıktan sonra ağlamadıysan en adi insansın sen! Eğer her ölen asker için ağlayabiliyorsan sana hiçbir şey söylemem.

Birileri forum sitelerinde propaganda yapmak için maaşla çalışıyorlar. Senin için de acaba demeye başladım...

Yeter artık! Senin gibi düşünmeyenlere ve en başta başbakana küfretmeyi bırak, adam gibi bir iş yap. Tenkit et, kimse bir şey demez, ama ağzını her açtığında tükürükler saçmayı bırak. İnsan gibi yaz!
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

:)

iftiralarının da, sorularının da cevablarını aldın ama, belli ki derdin başka. şimdi de 15 yaşında olduğumu iddia ederek müthiş bir ayar verdin bana. barzani ve dostlarıyla ilgili haberler, yazılar niye bu kadar geriyor seni?
 
Katılım
10 Kas 2009
Ynt: makaleler

Ey Zalim Çocuk

15 yaşın toyluğuyla senin gibi (düşünmek mi haşa!) küfretmeyenlere yaşama hakkı tanımıyor, onlara içindeki pislikleri kusuyorsun.
Sen ki mazlum bir topluluğun adını kullanarak zalimâne, gaddarâne;sadistçe, faşistçe nefretler, kinler kusuyorsun. Senin gibi zalim hayalleri olan bir kişinin, mazlum bir topluluğun adını kullanmaya hakkı yoktur, olamaz da.

Yazdıklarından değil, kes yapıştırlarından ve küfürlerinden anlaşılan sen, Çinli zalimlerden daha zalim, daha vahşisin! Eğer Çinli zalimler senin gibi olsalardı Şarkî Türkistan'da bir tek kardeşimiz kalmazdı.

Sen, sadece slogandan ibaret birkaç cümlenin arasına sıkışmış, dar zihniyetli, çamur at izi kalsın siyasetine maşa olmuş zavallı çocuk, bırak bu yolları, yazık olacak sana!
Biraz büyü artık. Çocukluğu bırak.

Bu arada Barzani'yi dilinden düşürmüyorsun, akrabalığın var galiba onunla. Onu çok sevdiğin sık sık adını zikretmenden anlaşılıyor.

Siyaset konuşulsun, siyasetle ilgili fikirler, heyecanlar dillendirilsin, ama hakaret edilmesin. Sen durmadadan bu ülkede milyonların sevdiği
ama senin sevmediğin kişilere küfürler ediyor, hakaretler savuruyor ve iftiralar atıyorsun. Adam ol! Kimse sana bir şey demiyor diye
atıp tutuyorsun. Tabi yalandan kim ölmüş. Palavralarınla interneti kirletme. Doğu Perinçek'in adamlarına benzettim seni.Onlara çok benziyorsun.
Tamam mı çocuk? Büyü, düşünemek nedir öğren, o zaman gel Ergenekon şakşakçısı!
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

alkorsuha' Alıntı:
Doğu Perinçek'in adamlarına benzettim seni.Onlara çok benziyorsun.
Tamam mı çocuk? Büyü, düşünemek nedir öğren, o zaman gel Ergenekon şakşakçısı!
nerede ergenekon'u savunmuşum büyük adam? cumhuriyet mitingleri yapılırken, ben kerkük mitingindeydim. sen neredeydin?


mehmet baki' Alıntı:
ibretle takib ediyorum! devam edin lutfen!
hiç niyetim yok, bu iftiracıyla uğraşmaya!
 
Katılım
10 Kas 2009
Ynt: makaleler

Burnunun dikine gidiyorsun. Malum ya ergenlik problemi bu. Olaylar üzerine soru sormuyorsun, bodoslama dalıyorsun. Durmadan saldırıyorsun, parçalıyorsun!

Sorular sor, cevapla, yorum getir. Küfürle konuşuyorsun. Başka bir bildiğin olsa, onu söylerdin. Zaten 15 yaşında ergenlik problemleriyle baş etmeye çalışan bir çocuktan ne beklenir ki.

Hükümetin yanlışlarını eleştir, seni destekleyeyim. Yok ben küfretmeye devam edeceğim diyorsan, karşılığını bulursun...

Sadece lafazanlık yaptığın belli. Şehit cenazelerinden siyaset yapıyorsun, hakaretler savuruyorsun.
Ağlayamamamışsın. Ağlayamadığın, göğsünde, zihninde çilesini çekmediğin bir davanın propagandasını yapma. Çok yapmacık oluyorsun.

Bu arada ergenlik sivilcelerini kafana fazla taktığın da belli. Hiddetinin ve şiddetinin sebebi bu olsa gerek.

Sen Komünist, zalim, gaddar, vahşi Çinlilerden daha zalimsin. İkinci baskı oluyor, ama anlaman için tekrar da fayda var. Onların vahşetine ortaklık yapıyorsun. Bu ülkede yaşayan Kürtlere iftira atıyorsun. Ne demek KÜRT TERÖRÜ? Eğer bütün Kürtler PKK'yı destekleseydi onun borazanlığını yapan partinin oy oranı ne olurdu, biraz düşün!

Ayrıca bütün Kürtleri teröristlikle suçladığın için hepsinin vebali günahı boynuna. Ben günahtan anlamayan bir kafatasçıya bu sözleri boşuna söylediğimin farkındayım, ama senin nefret edeceğin büyük fikir adamı Sâdî Şirâzî: "Dinlenmeyeceğini bilsen de güzel bir söz biliyorsan, söyle." der. Biz de söylüyoruz. Adam olan kirli bir duvardaki yazıdan bile hisse alır. Ama sen de o yok. Çünkü kafataslarıyla uğraşıyorsun.

Senin yazdıkların, özür diliyorum, kustukların, dünya tarihinden bütün zalimlerin fikriyatından alınmıştır. Senin kustuklarını Ebucehil gibiler de kusmuştu. Onun için tarihte cehaletle anılıyor. Senin ne safsatalarının Ebucehil'inkilerden ne farkı var?

Kimse sana bir şey demez, saldırgan olan her şeyden uzak durmaya çalışıyorlar. Ama ben diyeceğim.

Bir soru: Kürt terörü demişsin, peki Heronları düşürmeye çalışanlara, istihbarat gelmesine rağmen "HER ŞEY KONTROLÜMÜZDE" diyerek altı askerimizin şehit olmasına sebep olanlar için ne terörü diyeceksin? Merak ediyorum. Türk terörü mü diyeceksin. Kabahati sahibine verelim, suç işleyenindir. Senin babanın işlediği bir suçtan ötürü seni suçlamak doğru değildir, damam mı koçum?

Bu arada eczanelere sor, ergenlik sivilceleri için Avrupa'dan ilaçlar gelmiş olabilir. Ha sen Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur diyenlerdensin. Avrupa'dan gelen ilacı kullanmazsın!

Siyasetle ilgilenmeyi bırak, bisiklete, kaykaya bin, bilgisayar oyunları oyna. Yine baltayı taşa vurdum. Bisiklet, kaykay, bilgisayar Türk icadı değildi. Tamam, misket oyna ya da bugünler yağışlı, toprak yumuşaktır, çivi oynamanı tavsiye ederim. Oyunun nasıl oynandığını merak ediyorsan Google amcana sor, bulamazsan buradaki amcalar ve teyzeler de sana oyunla ilgili bilgiler verebilir. Hem rahatlarsın, saldırganlığın da gider. Mızıkçı olacağından eminim, fakat yavaş yavaş bir şeyler öğrenmen için bu oyunlar sana lazım...
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: makaleler

Aga hadi o onbeş yaşın da sen ne ediyorsun ?
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

alkorsuha' Alıntı:
Bir soru: Kürt terörü demişsin, peki Heronları düşürmeye çalışanlara, istihbarat gelmesine rağmen "HER ŞEY KONTROLÜMÜZDE" diyerek altı askerimizin şehit olmasına sebep olanlar için ne terörü diyeceksin? Merak ediyorum. Türk terörü mü diyeceksin. Kabahati sahibine verelim, suç işleyenindir. Senin babanın işlediği bir suçtan ötürü seni suçlamak doğru değildir, damam mı koçum?
dünyanın neresine gidersen git bunun adı: ''kürt terörü''dür. aynısı bulgaristan'da türkler tarafından yapılsa mesela. kürd sorunu var, kürd açılımı var ama, gözümüzün önündeki kürt terörüne gelince ehem mühim kem küm. heronları, meronları da o herifleri milyon dolarlık zırhlı araçlarla emekli edenlere sor! genelkurmayla iyi paslaşıyoruz diyen uruguay başbakanı mıydı?
 
Katılım
10 Kas 2009
Ynt: makaleler

Türkistan, başbakanın her yaptığının savunucusu değilim. Başbakanın hayranı da değilim. Yaptığı güzel işlerin destekçisi, yaptığı yanlışların muhalifiyim. Senin gibi toptancı değilim. Ağzından çıkanlar iç dünyandan canlı yayınlar yapıyor.

Terör olayları hangi siyasi grupların işine geliyor? Kimin oylarını artıyor. Şehit cenazeleri AKP'nin oylarını düşürmüştür.

AKP sütten çıkmış ak kaşık değil. Birçok yanlışı var. Ama senin kadar yanlış değiller. Senin gibi vahşi olamadılar. Sen kökten bir vahşisin. Irkçısın, faşistsin, Faşo Ağasın!

Kürt kardeşlerimize yapığın hakaretler, aşağılık, lanetlik bir iştir. Ebucehil tayfasından olmuşsun, yazık.

Senin mantığına göre Çinlililerin yaptıkları doğru o zaman. Çin' Şarkî Türkistan'da yaptığı katliamlarda senin mantığına göre haklı.

PKK'nın, masum insanlara kurşun atan, masumların kanını akıtan, canını alanların Allah bin türlü belasını versin. Ama masum insanları terörist gösterenlerin de Allah belasını versin!

Evla, şu çocuğa bir şey diyebildin mi? Bana diyorsun. Faşistlerin yaptıklarına susmaktansa iyilerin beni tenkit etmesi EVLÂDIR.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: makaleler

alkorsuha' Alıntı:
Irkçısın, faşistsin, Faşo Ağasın!
En Sağım Aga!Elhamdülillah
Sana tenkidim neden ,İmam Gazal-i der ki ;Sonbaharda hani yapraklar dökülür yerlere alta kalan yaprak üstde kalan yaprakdan hakkını alır.Ağırdır! sen olaylardan bahset ama kişiselleştirme!
Sonra kürt kardeşlerimize lafı yok ki Türkistanın ,Peşmergeler Özalın dönemine bu topraklara kapıları açıldı ve peşmegerlerin sünnetsizlerin hepsi Ben Kürdüm dedi.İşte ben Kürdüm diyerek ellerine mikrofon verilen aynalılardan bahsediyor.Ne dediğine dikkat etmek lazım secereme bakılırsa bende kuyruklu kürdüm :) On beşinde dediğin çocuk o kadar söz söyleme sen de şöylesin demedi aga.Mizan da her sözüne dikkat etmek lazım.Sen dersin ki kardeşim böyle böyle diyorsun ama bu da böyledir de bak bakayım o sana nasıl cevap verecek.Kusura bakma neyi doğru görüyorsam onu derim.Eksik olur fazla olmaz!Türkistanın uslubu öyle, takdir etmiyorum ama onun pişmesine vesile olan uslubudur.Türkistan Gazete manşetlerinden kurtulduğu gün bülbül gibi şakıyacak şimdi detone oluyor.Sabrediyorum.Vesselam.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: makaleler

başlığı kilitlemiyorum zira ama az ama çok istifadeye medar olduğunu düşünüyorum. lakin bu tarz bir muhaverenin devamı mahiyetindeki bütün yazılar silinecektir.

arzu eden yazar!
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Kürtlere Zulm Eden Zâlimler Cezalandırılmalıdır

Bu dehşetli fitne ve fesadın beyni (beyinleri) Kürt değildir. Ermeni, Kripto Ermeni, Yahudi, Kripto Yahudidir.

Kürt halkından kendilerine silahlı militan bulmak, onları dağa çıkartmak için neler yaptılar:

1. Binlerce Kürt köyünü boşalttılar, tahrip ettiler, milyonlarca mâsum Kürt vatandaşı mağdur ve perişan ettiler.

2. Zindanlara attıkları suçlu veya suçsuz Kürtlere insanlık dışı korkunç işkenceler ve zulümler yaptılar.

3. Bir köy halkına insan pisliği yedirdiler.

4. Yargısız infazlar yaptılar.

5. En temel insan haklarını ayaklar altına aldılar.

Bütün bunlar yapılırken birileri uyuşturucu ve silah kaçakçılığından yekun olarak yüz milyarlarca dolar vurdu.

Uyuşturucu helikopterlerle taşındı.

Ses çıkartan kurşunu beynine yedi.

Anayasa çiğnendi, kanunlar çiğnendi, insanlık çiğnendi.

Şimdi ne yapılmalıdır:

Âdil mahkemeler kurulmalı ve bu zulümleri yapanların hepsi olmasa bile elebaşları yakalanıp ibret-i müessire olacak şekilde cezalandırılmalıdır.

Kürt halkı, zalimlerin cezalandırıldığını görmelidir.

Bu yapıldıktan sonra öncelikle Doğu ve Güneydoğuda ve hemen ikinci kademede bütün Türkiyede gerçek din hürriyeti sağlanmalı ve gerçek medreseler ve tekkeler açılmalıdır.

İsteyen Türkler ve diğer unsurlar gerçek icazetli Kürt şeyhlerine; arzu eden Kürtler icazetli gerçek Türk veya başka kökenli şeyhlere intisab etmelidir.

Bu dediklerim yapılmazsa, bugünkü kafayla, zihniyetle, metotla Türkiyenin bütünlüğünü korumanın imkanı bulunmaz. Millî ve sosyal barış ve mutabakat sağlanmaz.

İslam düşmanları, din hürriyeti düşmanları, insan hakları karşıtları, kolonyalistler, Kriptolar, resmî ideoloji meftunları "Hayır biz böyle tâvizler veremeyiz" derler ve diretirlerse büyük gümbürtülere ve yıkımlara hazır olsunlar.

Unutmasınlar, onlar da enkazın altında kalacaktır.

* (İkinci yazı)
En Büyük Hizmet İman Kurtarmaktır

TÜRKİYENİN (1) halkını, (2) çocuklarını, (3) genç nesillerini İslam'dan uzaklaştırmak, kâfir yapmak, irtidat ettirmek için açıkça, gizlice, münafıkça çalışıyorlar.

Var güçleriyle toplumu sekülerleştirmek için çabalıyorlar.

Din ile hayatı birbirinden ayırmak istiyorlar.

Müslümanlığın bir ism ve resmden ibaret kalmasını istiyorlar.

İslam'ı vicdanlara haps etmek istiyorlar.

Bu irtidat (dinden çıkış) cereyanına karşı neler yapılmalıdır:

1. Halkı Müslümanlaştırmak için planlı programlı şekilde faaliyet gösterilmelidir.

2. Çocukları ve gençleri kurtarmak için yoğun ve genel bir paralel ve alternatif eğitim sistemi kurulmalıdır.

3. Ramazan ayı bu işler için en uygun zamandır.

4. Dört veya beş renkli çok faydalı, çok meraklı, çok tesirli en az 25 çeşit küçük broşür hazırlanmalı, bunlar hem şekil hem muhteva (içerik) bakımından çok güzel olmalı, milyonlarca adet bastırılmalı, dağıtılmalı, okutulmalıdır.

5. Bu broşürler herhangi bir cemaat, vakıf, tarikat, hizip, fırka, klik, grup adına değil, Ümmet adına yapılmalıdır.

6. Bu hizmetler birilerinin para, nüfuz, ün, prestij kazanmasına, din sömürüsü yapmasına alet edilmemelidir.

7. Birinci gaye halkın, çocukların, gençliğin imanının kurtarılması olmalıdır.

8. İkinci gaye, tashih-i itikad olmalıdır, yani imanın, inançların sahih, doğru olması için çalışmak.

9. İslam'a temelden zıt olan resmî ideoloji ile Din-i Mübin-i İslam'ı bağdaştırmaya çalışmak çok büyük bir hıyanettir.

10. Bu anlattığım hizmetler ihlasla Allah için yapılmalı, ücreti Allahtan istenmeli ve beklenmelidir.

11. Bu anlattığım işler sadece iyi niyetle, kuru istemekle olmaz. Hilafet makamına yükselmiş, ilmin, irfanın doruğuna çıkmış, fenâfillah derecesine ulaşmış, ölmeden önce ölmüş; âlimler, ârifler, sâlihler, kâmil mürşidler tarafından yapılabilir.

12. Bu işler için zekat paraları ve malları kullanılamaz. Onların nasıl sarf edileceği Kur'anda, Sünnette, Şeriatta, fıkıhta sarahaten çok açık şekilde belirtilmiştir. Bu saydığım işler için zekat dışında sadakalar, harcamalar yapılacaktır.

13. Bu hizmetleri bahane ederek beş yıldızlı otellerde yatanlar, beş yıldızlı kahvaltılar yapanlar, beş yıldızlı öğle ve akşam yemekleri yiyenler, uçakların lüks kısımlarında saltanatlı şekilde mağrurâne uçanlar hizmetkâr değil, hâindir.

14. Bu hizmetler fütüvvet ahlâkı ve teşkilâtı ile yapılabilir ancak.

Müslümanlar böyle hayırlı hizmetleri yapmazlarsa toptan sorumlu olurlar. Âlimleri ve imkânlıları çok sorumlu, diğerleri derece derece...

Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

"Allah'ın, bir kimseyi senin vasıtanla hidayete getirmesi, senin için üzerine güneşin doğduğu ve battığı her şeye sahip olmaktan daha hayırlıdır."

Bu devirde en büyük hizmet insanların, halkın, çocukların, gençlerin imanlarını kurtarmak için doğru dürüst, etkili ve uygun şekilde çalışmaktır.

Avamm-ı müslimîn bu işlerin plan ve programını yapamaz.

Havas da tek başına yapamaz.

Bu işler, yukarıda beyan edildiği üzere ehassü'l-havas tarafından planlanır ve onların nezaretinde yapılır.

İmamı Rabbanî, Abdülkadir Geylanî, Ahmet er-Rufaî, Hasan eş Şazelî, Şah Bahaüddin Nakşibend, Mevlana Celalüddin Rumî, Halid-i Bağdadî, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî, Şeyh/İmam Şâmil, Emîr Abdülkadir Cezairî, Bediüzzaman, Abdülhakim Arvasî ve benzeri büyük şahsiyetlerin izinden gidilmelidir.

Bu hizmetler Kur'an, Sünnet, icmâ-i ümmet ve Sevad-ı Âzam dairesi içinde ve cadde-i kübrasından gidilerek yapılmalıdır.

Dinde reform, dinde yenilik, dinde değişiklik, ılımlı İslam, tarihsellik ve tâtiliye mezhebi gibi bid'atler sapıklıktır.

Dinlerarası diyalog ve hoşgörü mezhebi bu zamanın en tehlikeli ve en tahripkar bid'atidir.

İslam tek hak dindir ve Hak din olmaktan müşareket (ortaklık) kabul etmez.

Halkın ve gençliğin büyük kısmı dünya sarhoşluğu içinde bed-mest olmuştur.

Çocuklarını dünya hayatı, dünya menfaatleri, ileride bol gelirli bir iş sahibi olmaları, çok para kazanmaları, iyi yaşamaları için yetiştirenler; onların imanlı olmalarına, iyi Müslüman olmalarına, dinî eğitim ve terbiyelerine önem vermeyenler gafildir, haindir, merduttur.

Çocuklarına dinî eğitim vermeyen, onların imansız kalmasına sebebiyet veren ana babalar ileride Mahkeme-i Kübra'da hesap verecektir.

Şu zavallı sefillere bakın: Memleket irtidat yangınlarının alevleri içinde yanıyor; milyonlarca halk, gençlik, çocuk imansız yetişiyor; bunlar ise benim baronum senin baronunu döver, benim fırkam hak, senin fırkan sapık, ben çok cennetliğim, sen az cennetliksin tartışmaları yapıyor.

Dehşetli bir mâneviyat zelzelesi yaşıyoruz. Böyle bir âfette en büyük hizmet imanları biiznillah kurtarmak için çalışmaktır.

Reçetesi Kur'anda, Sünnette, Selef-i Sâlihînin eserlerinde, Hilâfet makamına yükselmiş büyüklerin öğüt, direktif ve irşadlarındadır.
Mehmet Şevket Eygi
 
Katılım
17 Haz 2008
Ynt: makaleler

Ajanslarda ülkücü konuklar ve intişar meleklerinin kanat sesleri

Fakiyr-i pür Taksiyr

Sevgili kârîlerim,

Son zamanlarda tv ajanslarını seyretmek güzel oluyor.. En azından pek çok arkadaşımızı ekranlarda görmek, seslerini duymak hoş oluyor.. Hani mümkün olsa, “Nerelerdesin sen yâ hû? Ne hayırsız adamsın, insan arayıp sormaz mı? Çoluk çocuk nasıl, iyiler mi, karneleri nasıl?” diyesi geliyor insanın… Bir de, “Afedersiniz, çoktandır görüşmediğim arkadaşlarıma buradan selâm yollayabilir miyim?” demesini bekliyorum ekrandaki arkadaşların…

Hangi kanalı açsak ajans saatlerinde, karşımızda bir ülkücü, eski ülkücü…

“Eski ülkücü”; ne demek bu?

Eskiden ülkücüydü, artık değil.. Bunu demek istiyorlar sanırım..

Geçen akşam bir yandan kahvelerimizi höpürdetirken ve tabii lâf aramızda sigaralarımızı tüttürürken benimkardeşim fabrikatör Ekrem Bey ile televizyonculuk oynadık bizim fakiyrhânede, pek eğlenceli oldu. O spiker oldu ben de konjonktürel ihtiyacı karşılayan referandum ülkücüsü kadrosundan konuk. O sordu, ben cevap verdim, canlı yayında üstelik... İntişar meleklerinin kanat seslerini duyduk proğram oyunu boyunca. Ancak oyun bitince, “şöhret âfettir” hükmünü şiar edindiğimiz için şükrettik benimkardeşimle, biz yine sırlara gark olalım dedik…



“Ama eski arkadaşlarınızın bir kısmı referandum konusunda şöyle.. şöyle düşünüyor, siz ne diyorsunuz?”.

-Lâf.. Onlar hâlâ arkadaşımız bizim.. Niye eski arkadaşlarımız olsun ki? Ayrıca size ne bizim arkadaşlığımızın kıdeminden, kıvâmından, derecesinden?.. Buraya bizim arkadaşlıklarımızın eskiliğini, yeniliğini konuşmaya mı çağırdınız beni?

“Ama.. ama onlar referandumda hayır diyorlar, üstelik 12 Eylül’de bu kadar çile çektikleri halde?”

-Onlar ne diyeceklerini size mi soracaklar! Ben size mi soracağım ne diyeceğimi? Neden “evet” ya da neden “hayır” dediğimizi sorun siz bize. Biz “siyam ikizleri” değiliz ki, arkadaşız onlarla… Aynı futbol takımlarını tutmuyoruz, aynı müzikleri dinlemiyoruz, aynı renklerden hazzetmiyoruz, biz onlarla “tek yumurta ikizleri” de değiliz, arkadaşız arkadaş, anladın mı?

“Telefon hattının diğer ucunda bir eski arkadaşınız var, buyrun sayın (… ), neler söyleyeceksiniz?”

-Size ve konuklarınıza, ekran başındaki izleyicilerinize iyi akşamlar dilerim. Bir kere öncelikle şunu ifâde edeyim, telefon hattının diğer ucunda eski bir arkadaşı yok, kadîm bir arkadaşı var konuğunuzun. Eski arkadaşlar kadar taş düşsün sizin kafanıza inşâallah..

“Neyse efendim, cezâevlerinde size neler yaptılar?”

-Çok zordu, elektrik verdiler, falakaya yatırdılar, Filistin askısına astılar.. hakâretler ettiler.. Ama biz direnmesini bildik..

“Direnme kısmını boş verin efendim siz, şimdi 12 Eylülcülerin yaptığı işkenceleri anlatın bize, direniş kısmını başka bir proğramda, 2049 senesi 30 Şubat’ındaki ana haber bültenimizde anlatırsınız.”

Peki efendim, eee… şimdi bütün anayasalar insanlar için….

“Lûtfen, ama lûtfen, anayasa kısmını anlatacak bir yığın profesör ve Bülent Arınç var bu ülkede, sizden mi öğreneceğiz anayasayı babayasayı, siz C5’de neler yaşadınız, onları anlatın, burada bunun için bulunuyorsunuz ve ardından da kapanış olarak şöyle güçlü bir “EVEEEET”deyiniz...”

Sayın seyirciler, gördüğünüz gibi bundan tam otuz yıl önce ülkemizde bir darbe olmuş ve darbeciler bu ülkenin gencecik evlâtlarını hapislere atmışlar, idam etmişler, işkence etmişler, neler olmuş neler, maydanozdan köfteler, ulan uyuyoruz be, hesapta acar gazeteci geçiniriz âlemde… Yazıklarımız olsun bu darbecilere! Bir tanesi de yaşıyormuş bunların iyi mi, ismi de Kenan Evren’miş.. utanmadan bir de resim yapıyormuş, idam edilen at resimleri.. Buna on dakika tek ayak üstünde cezası verdirmezsek referandumdan sonra bize de adam demesinler lan, ahan da şuraya yazıyorum(spiker parmağını yalayarak ekrana doğru havaya bir çizik atar ve yaladığı parmağını kravatına siler)…


Ve reklâm arasında spiker rejiye seslenir:

“Yarın akşamki eski ülkücü konukla irtibata geçin, bu akşamki pek verimli değildi.. Şöyle nikah masasındaki gibi “eveeet” diye bağıracak birisi olsun, güçlü bir sesle bağırsın, sonra isterse ayağıma da basabilir benim, kamera da zoom yapar felân, fark etmez yani… En iyisi mi siz Tuna Caddesi’nden isteyin, onlar bilirler, konjonktüre uygun eski ülkücüleri…”

Sayın seyirciler sıradaki haberimiz “taş atan minik yavrularımız”. Sekiz aylık bir süt bebemiz polise taş atarken yakalandı. Taş atarken yanlışlıkla biberonunu da atan bebemiz, zırlamaya başlayınca polislerimiz bebeyi karakola götürerek Mehmet ismini verdiler, altını değiştirdiler… Mahkemeye çıkarılan yavru, hâkime, “ıngaa. ıngaaa” dedi ve serbest bırakıldı…

İşte sayın seyirciler, anayasa değişiklikleri ile bu gidişe “dur” deyin ve “evet” mührünüzü basın...

Sırada bir ayıp haberimiz var. Pelin Batu, “Tarihin Geyik Odası” proğramında Murat Bardakçı ile düello yaparken küfretti. Canlı yayında sinkaf’lı ve okkalı bir küfür sallayan Pelin Batu, milletimizin manevî değerlerine hakâret etti. “Hoop aile var burada aile!..” felân dediysek de nâfile…

İşte sayın seyirciler, anayasa değişiklikleri ile bu gidişe de “dur” deyin ve “evet” mührünüzü basın, biz de Pelin Batu’nun ağzına acı biber sürelim, tamburu da Murat Bardakçı’nın kafasında kıralım…

Sevgili kârîlerim, bu referandum saçmalığından bıktım usandım... Bu yaşa geldim böyle “Şark kurnazlığı” görmedim bendeniz... Şu Galata köprüsünü satan adam vardı ya, vallahi bu iktidar ondan daha kurnaz…

Meselenin bidâyetinde “evet” reyi kullanmaya meyyâl bendenizi bile soğuttular Allah sizi inandırsın!.. Ekranlar en acılısından en arabeskinden 12 Eylül istismarları ile dolu. Tv kanallarının derdi konuğun ne düşündüğü değil, hapishanede onlara nasıl işkence yapıldığı. Sanıyorsunuz ki, mahkeme kurulmuş, Kenan Evren ve şürekâsı sanık sandalyesinde… Bizimkiler de ifadeleriyle alacağı cezayı katmerliyorlar Kenan Evren’în..

Böyle olsa tükkân sizin, can kurban.. Ama böyle değil…

Ekranlarda keklik gibi sekmeyin ey ülkücüler!..

“Biz el atıyla gerede’ye girmeyiz” diyemiyorsanız da, hiç olmazsa bu kadar iştahlı görünmeyin de yanlış anlaşılmasın, cümle âleme madara olmayın!..
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 1)

Giriş yap