Mektûbunuz var :)

Katılım
20 Haz 2018
#1
Mektûb yazmak veya bir zarfı açmak kadar kalbi titreten hiçbir şey yoktur sanırım.(Aşk hârîç:) )
Ben de sürekli "öyle bir çağda yaşıyoruz ki bir mektup yazanimiz bile yok " diye sitem edenlerdenim.

Edebiyat dünyasında yaşayıp yaşlanmayanlardan günümüze ,günümüz insanına da hitâp eden onca mektûb var.Ahmed Ârif 'in Leylasina ,Nazım Hikmet in Pirayesin e , Zarifoğlu nun bizzat tüm insanlığı muhattap alarak yazdığı mektuplar...A.Hamdi Tanpınar , Ümit Yasar Oğuzcan ve nicesinden bizlere mektup var.

Bismillah diyip ilk mektûbu Zarifoglu ' ndan getirdim sizlere....
 
Katılım
20 Haz 2018
#2
Bana soruyorsun şu resimdekiler kim, diye.
Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular. Fakat insanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez.

Mektuplar, Cahit ZarifoğLu
 
Katılım
20 Haz 2018
#3
Birbirimizle ne kadar geniş mesafeler vaad ederek tanışırız ve nasıl birbirimizin zindanı oluruz.Kainatta her şey insana musallat fakat en büyük düşmanımız yine insan.Yazik ki insanın ufku insan...

-Şimdi dedim ne yapacaksınız ? İstikbâl hakkında bir projemiz var mı ?
- Mümkün olduğu kadar kendim kalmak ,az değişmek , mağlûp olmamak .Yani hayatın kendisine.Bu kadar kalabalığı kendinde taşımanın , sonra da tek bir insan olarak kalmanın güçlüğü.

A.Hamdi Tanpınar
 
Katılım
20 Haz 2018
#4
VEZİR EMÎR PERVÂNE'YE :

Ziyaret yer yakınlığıyla değildir;
Bir-birini dolaşmak gönüllerin yakınlığıyla olur.
Şâir demiştir ki:
Ülkesinin yakınlığından bir faydam olmaz
Gönüller bir-birine yakın olmadıkça...
Yine demiştir ki:
Selâm olsun yanımda bulunmadığı halde yanımda bulunana benimle olana!
Pervâne Bik 'in yaptığı hayırları sürekli duyuyoruz; bütün halkına âfet yollarını kapayıp hele muhtaçlara sadaka vererek yaptığı iyilikleri işitiyoruz. Bu duâcının isteği; hayırlarınızın faydası çok yerlere müstehak olanlara harcanmasıdır. Yüce himmetinize lâyık olan da budur. Kimin soyu büyükse ona büyük yüce sözler söylemek gerek. Böylece de hayır tohumlarınız en hayırlı tarlalara ekilmeli ki şaşılacak meyveler versin.
Ulular ulusu Allah'tan en fazla çekinen en fazla korkan Hakk'ı ârif olan gaybın emîni zamânın Cüneyd'i Allah velîsi Hüsâmeddin'in (Allah bereketini dâimî etsin) masraflarına giderine karşılık yardımda bulunursanız geçmişteki lûtuflarınıza katılır bu da. «Hayırların kabul edilmesinin belirtisi tekrar hayırlarda bulunmaktır.» Bu sözleri her şeyi inceleyen keskin görüşlü gönlünüz Allah onu ışıklandırsın her şey nasılsa öylece göstersin ona; ihsan eder bağışı esirgemezseniz; çünkü yardım çağıdır acımak zamanı .«Âlemlerin Rabb'i istemedikçe isteyemez onlar». «O'dur takvâ ehli mağrifet ehli». Ebedî olarak ihsân ıssı olun. (Mektup No:79 s.119120)

Mevlânâ /Mektûbat
 
Katılım
28 Ara 2007
#6
Katılım
20 Haz 2018
#7
kıyamet filminde ilkokul öğrencilerine 50 yıl sonrası için mektup yazdırıyorlardı.Bizde mi yazsak acaba 50 olmasında 10 yıl sonrasına mesela.
Gönderen:Enes Bey
Gönderilen: 10 yıl sonraki halim
Adres.www.edebiyatturkiye.com/divan/mektubunuz-var.2921/#post-44101
içerik:yazılıyor :)

İlk mektubu sizden mi alsak ne :)Güzel fikir:)
Yanılmıyorsam dil-şâd isimli üyenin alıntı yazılarda buna benzer bir paylaşımı vardı.2070 ten mektup diye.
 
Katılım
28 Ara 2007
#8
Olur yazarım tabi ama konuyu siz açtınız madem 10 yıl sonra ki size yazayım ama 10 yıl sonra okuyacağınıza söz verirseniz :D
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Katılım
20 Haz 2018
#10
"Ey insan evladı!İşlerinizi bitiriniz.Doğada yarım kalmış iş yoktur. Kuş, yuvasını yarım bırakmaz,biriktirir.Köpekler sürüyü toplamadan dönmez...Güneş bir gün bile işini aksatmaz;bu yandan doğar,şu yandan batar.Güneş bir tek gün doğmayıverse,'bugün uyuyayım 'dese ne olur?

***

"İnsan insanın kurduymuş; daha da ötesi, insan insanın utanç kaynağıdır. İnsanın insana ettiğini hiç bir canlı ötekine etmedi."

"Annem, 'Akıllar pazara çıkarılmış, sonuçta herkes kendi aklını beğenip satın almış' derdi. İnsanlık da öyle, toprağa saplanmış saban gibi, dört elle yapışıp kalıyor kendi ürettiği fikre..."

Üstün Dökmen / Mektup
 
Katılım
20 Haz 2018
#11
"Çokça ve büyük üzüntüler yaşadınız, geçip gitti hepsi. Ama bu geçip gidişin de sizin için zor olduğunu, canınızı sıktığını söylüyorsunuz. Fakat, lütfen, bir düşünün, bu büyük üzüntüler daha ziyade orta yerinizden geçip gitmediler mi? İçinizde birçok şey dönüşüme uğramadı mı, üzgün olduğunuz zamanlarda bir yerde, varlığınızın bir yerinde değişim geçirmediniz mi?"

Rilke
 
Katılım
5 Ağu 2018
#12
Ben mektup çağını ucundan köşesinden yaşamış biriyim çok şükür.Teyzemle mektuplaşırdık. O zamanlar Burak Kut çok popülerdi.Onun resmini yollardım ona hayranıydım galiba:) yılbaşında bayramlarda tebrik kartları yollardık.Güzel günlerdi,şimdi her şey dijital.mesajlar toplu..ruh yok...
 
Katılım
28 Ara 2007
#13
merhaba dilhun sana 2028 den yazıyorum nasilsin Dünyada ve ülkemizde degisen bir sey yok.Daha hizli bir hayat yasiyoruz daha luks oldu hayat zenginler icin tabi fakirler daha fakir dolar 90 lira oldu akparti hala iktidarda elektrik faturalarinda trt payini hala odüyoruz ûlke nifusnun yarısi suriyeli her yer beton olmaya devam ediyor ben hala gdolu tavuk doner yiyorum ve ölmedim inanabiliyormusun hayat devam ediyor yani sen nerelerdesin neler yapiyorsun sözümü tuttum:)
 
Katılım
5 Ağu 2018
#14
merhaba dilhun sana 2028 den yazıyorum nasilsin Dünyada ve ülkemizde degisen bir sey yok.Daha hizli bir hayat yasiyoruz daha luks oldu hayat zenginler icin tabi fakirler daha fakir dolar 90 lira oldu akparti hala iktidarda elektrik faturalarinda trt payini hala odüyoruz ûlke nifusnun yarısi suriyeli her yer beton olmaya devam ediyor ben hala gdolu tavuk doner yiyorum ve ölmedim inanabiliyormusun hayat devam ediyor yani sen nerelerdesin neler yapiyorsun sözümü tuttum:)
İçim karardı:D On yıl geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş niye acaba ?:)
 
Katılım
16 Eyl 2009
#15
Cemil meriç'in jurnalinde geçen " bir tek sana yazarken, senin mektuplarını okurken ve seni düşünürken yaşadığımı hissediyorum" u geldi aklıma. Bir de Cibran'ın mey ziyade'ye yazdığı mektuplar.. ama onları aklımda tutamam, kalbimdeler galiba.
 
Katılım
16 Eyl 2009
#16
Bir de ben çok mektuplsşırdım üniversitede. Illekkasse de bir arkadaşım var idi. Öyle güzel yazardı ki sırf yazsın diye yazardım galiba. Mektup beklemeyi bilmeyen daha beklemek nedir bilmiyor demektir.
 
Katılım
20 Haz 2018
#17
Cemil meriç'in jurnalinde geçen " bir tek sana yazarken, senin mektuplarını okurken ve seni düşünürken yaşadığımı hissediyorum" u geldi aklıma. Bir de Cibran'ın mey ziyade'ye yazdığı mektuplar.. ama onları aklımda tutamam, kalbimdeler galiba.
Sayenizde hatra gelen Cibran ve May Ziyâde...

Toplansin Divan üyeleri:)

Yasanmışlığı mektuplardan öteye gitmeyen bir aşk onlarınki.
Bir kez bile olsa birbirini göremeyen iki sevgilinin 20 yıl süren aşkı.
Mektuplarıyla Dünya edebiyatında iz bırakan bir aşk daha.

Halil Cibran Amerika'da ,May Ziyâde Mısır'da.May Ziyade,Halil Cibran'ın " Kırık Kanatlar" adlı kitabını okur ve özellikle Selma Karami'den etkilenir.Ve Cibran ' a mektup yazar .İşte o günden Cibran 'in öldüğü 1931 yılına dek tam 19 yıl mektuplaşmalar devam eder.

Cibran' dan May Ziyâde'ye :Bir tür kavuşmadır hatırlayış,unutuş bir tür özgürlüktür.

Cibran' ın ölümü üzerine May Ziyâde'nin yüreğinden dökülen satırlar:

"Hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim,hiç bu kadar büyük bir acıya katlanacak gücü bulacağını okumamıştım.

May Ziyâde , Cibran'ın ölümünden sonra intihara bile kalkışmış.Akıl Hastanesi'nde kalmıştır.
 
Katılım
8 Kas 2018
#18
Orhan Veli: Çünkü İçimdekilerden Başka Hayatım Yok
Yazar
Adnan Şerifoğlu
-
4 Mart 2014





Orhan Veli… Kadrini, kıymetini unuttuğumuz bir tür artık mektup… Ne yazıyoruz, ne de okuyoruz… Sanki çok eskilerde söylenmiş ve güzelliği dimağımızda yer etmiş, ama artık unutulmuş bir türkü gibi…


Yaşanıp bitmiş bir sevda gibi… Oysa bizden bir kuşak öncesinin mektupları, mektup arkadaşları, mektup aşkları vardı… Bizlere bir armağan olarak sunulan bu hayata ve kendimize, günbegün daha da yabancılaşarak yaşamaya çalışırken; içimizi ısıtan bir başka ateşi de yitiriverdik… Onun için bu ilişkilerimizdeki soğukluğumuz, onun için şimdilerde çok üşüyoruz…
Okumuşsunuzdur elbet, Kafka’nın Milena’ya, Felice’ye yazdığı; Halil Cibran’ın May Ziyade’ye yazdığı mektupları… Peki, Orhan Veli Kanık’ın Nahit Hanım’a yazdığı mektuplarını okudunuz mu ? Okumadıysanız, okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Yapı Kredi Yayınlarından çıkmış, taptaze bir kitap . Şubat 2014 basımı. Orhan Veli 100 yaşında damgasını taşıyor arka kapak. 170 sayfalık, ama Orhan Veli’yi çok daha yakından tanımak isteyenler için oldukça hacimli bir kitap.
Kitabı yayına hazırlayan Murat Yalçın, önsöz yerine olsa gerek, Bir Sevdanın Belgesi ni yazmış… Orhan Veli’den söz ederken Boğaz’ın bir ucunda, Sarıyer’de, yalnızlık ve yoksunluk içinde yaşayan bir adam… Sıkboğaz eden parasızlıkla boğuşurken bile sevdasıyla soluklanmayı, gönül işçiliğiyle geçinmeyi öğrenmiş bir adam… der. Okudukça bu yoksunluk ve yalnızlığın boyutlarının nerelere vardığını, ne acımasız olduğunu görüyor ve hayıflanıyoruz. Aslında içimizde bir yerlerde böyle olmamalıydı serzenişleri de yer yer isyana dönüşüyor.
Murat Yalçın, Orhan Veli’nin 36 yıllık ömrünün en büyük sevdası dediği Nahit Gelenbevi, yani Nahit Hanım, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin genç öğretmenlerinden bir öğretmen. Cemal Süreya’nın Cumhuriyet dönemi küçük burjuva duyarlığının anası diye söz ettiği Nahit Hanım, evini bir edebi salona dönüştürmesi, hakkında şiirler ve yazılar yazılması, Atatürk’le üç defa dans etmesi kadar; ketumluğu ve dirayeti ile de tanınan bir Hanımefendi. Öyle ki Orhan Veli’ye olan sevgisini 52 yıl boyunca afişe etmemiş.
Mektuplara ulaşma hikâyesinin ayrıntıları üzerinde daha fazla durmak istemiyorum. Bu konuyu merak ederseniz, kitabı edinip okumanızı tavsiye ederim. Kitapta Nahit Hanım’a ait fotoğraflar, mektupların el yazıları, Orhan Veli’nin şiirleri ve Cemal Süreya’nın Nahit Hanım yazısı da yer alıyor.
Mektuplar, 1947- 1950 yılları arasında yazılmış. İlk mektup tarihsiz ve sadece Çarşamba günü yazıldığını öğreniyoruz. Mektupların, biri dışında, hepsi Orhan Veli’nin Nahit Hanıma yazdıkları… Kitabın sonunda yer alan mektup ise Nahit Hanım’ın 12 Kasım 1950’de Edirne’den Orhan Veli’ye -yazdığı ve Orhan, cevapsız mektup yazmak çok garip oluyor. Geçen akşam seni rüyamda gördüm. diye başlayıp, bir rüyanın anlatımı ile devam eden kısa bir mektup. Bu arada unutmadan söyleyelim, bir de telgrafa yer verilmiş kitapta. Kitabı hazırlayan Murat Yalçın, mektuplarla ilgili daha detaylı bilgilere de yer veriyor yukarıda sözünü ettiğim yazısında…
Toplumlarına değer katmış; farklılıklar, farkındalıklar yaratmış insanlarla ilgili yayınlanan ne varsa okunması gerektiğine; yayınlanmamış olanların da bir an önce yayınlanmasına inananlardanım.
Lise müfredatında 12. Sınıf Türk Edebiyatı derslerinde Garip Şairlerini okurken, inceler ve anlamaya çalışırken Orhan Veli’nin şiirlerini muhakkak Rahmetli Tiyatro Sanatçısı Müşfik Kenter’in Bir Garip Orhan Veli oyunundaki yorumuyla öğrencilere dinletirim. Geçen yıllardan birinde Ben Orhan Veli şiirini dinledikten sonra, öğrencilerden biri Bir sevgilim vardır, pek muteber; / İsmini söyleyemem,/ Edebiyat tarihçisi bulsun. mısralarındaki pek muteber sevgili nin kim olduğunu sormuştu bana. Ben de maalesef bilmediğimi söylemiştim. Ama artık biliyoruz. Bilmemiz de çok iyi oldu. Çünkü bu pek muteber sevgili ye yazılanlardan Orhan Veli’yi çok daha iyi anlıyoruz ve yaşadıklarına, yüreğimizin en derin yaralarından biri kanarken duyduğumuz üzüntülerden birini duyarak, üzülüyoruz, yazıklanıyoruz.

Toplum olarak, değerlerimize neden öldükten sonra sahip çıkıyoruz? Yaşarlarken neden onların en azından doğum günlerini kutlamıyoruz. Kırgızlar, büyük yazarları Cengiz Aytmatov’un doğum günlerini kutlarlardı sağlığında. Bizler, maalesef, böyle bir etkinliği gerçekleştiremiyoruz. Bizde, şair ve yazarlarımız, Puşkin’in ifadesiyle öldükçe ve üzüldükçe yaşıyor.
Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a yazdığı ve Yalnız Seni Arıyorum başlığı altında kitaplaştırılan mektupları okumaya devam ettiğimizde çok derin bir sevgiyle karşılaşıyoruz.

Orhan Veli, Ankara’da 1945’te çalışmaya başladığı MEB Tercüme Bürosu’ndan 1947’de ayrılarak, İstanbul’a yerleşir. Nahit Hanım yanında değildir artık. Özlemlerini karşılıklı mektuplarla gidermeğe çalışırlar. Daha ilk mektupta şair, Nahit Hanım’a Çünkü senin mektuplarına ne kadar ihtiyacım olduğunu zannederim söylemiştim.Ankara’ya gelmemin bazı şartlara bağlı olduğunu yazmakla acaba seni müşkül vaziyette ( zor durumda ) mi bıraktım ? Emin ol, dünyada hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bütün bu tatsız günler içinde yalnız seni arıyorum… Bu mektubumu aldığın vakit her halde cevap ver Nahit. Birkaç şey olsun söyle. İstersen bana darıl. Eskisi gibi sitemlerde bulun. Sesini duymuş gibi olayım. Senden cevap almadıkça hiçbir şey yazmayacağım. Daha doğrusu yazamayacağım. Çünkü içimdekilerden başka hayatım yok.
Başlangıçta İstanbul’a alışmakta zorlanır Orhan Veli. İstanbul O’nu sıkmaktadır. Yahya Kemal için Ankara’nın en güzel tarafı İstanbul’a dönüşleri iken; Orhan Veli İstanbul’a gelmek mecburiyetinde kaldığı için müteessirdir (üzüntülüdür). Şöyle devam eder mektubunda bu konuya: Bu teessürüm (üzüntüm) de her şeye rağmen, her şeyden ziyade de senden hiçbir şey beklememeye karar vermiş olmama rağmen, senden geliyor. Daha açık söyleyeyim, senden ayrılmış olmamdan geliyor. Ankara’dan ayrılmanın verdiği hüzün bu sefer de Ankara’ya bir an evvel dönebilmek gayretine inkılap etti ( dönüştü). Burada daha hiçbir yeri görmedim. Görmek de istemiyorum. Şehir, çamurlu sokaklarıyla, bulutlu tatsız havasıyla, bana dünyadaki şehirlerin en çirkiniymiş gibi geliyor. Hiçbir şey düşünmeden oturup çalışacağım. Elimdeki işi bitirip parasını alınca da doğru oraya geleceğim. Ancak uzun süre Ankara’ya dönemeyecektir. Çünkü ekonomik sıkıntılar içindedir şair. Öyle ki Ankara’ya bir tren bileti alacak parası bile yoktur. At yarışı oynamayı düşünür, ama bunun için de para gerekmektedir. Bunların yanında Nahit Hanım’ın yersiz kıskançlıkları da şairi, bazen, bunaltır.
1947’nin ilkbaharını, yazını birbirlerini görmeden, aralarında gidip gelen mektuplarla geçirirler. Nahit Hanım’ın Paris’e gitme planları vardır. Şairden Paris’te buluşmalarını ister, Orhan Veli bunun için de planlar yapar, ama sonuç alamaz.
15 Ağustos 1947 tarihli mektubunda hâlâ birbirlerini görememiş olmanın sıkıntıları içinde şöyle yazacaktır Nahit Hanım’a: Hani sen ara sıra bana Ankara’ya gelip gelmeyeceğimi sorarsın. Benim hiçbir zaman maddi imkânlarım seninki kadar müsait olmayacaktır. Vaziyetimizi buna göre düşün. Demek bundan sonra yapabileceğimiz tek iş ilânihaye (sonuna kadar) birbirinden ayrı yaşamaya mahkûm iki insan gibi mektuplaşmak! Ferhat gibi bir kazmaya ihtiyacım olacak demektir. Aynı yılın 29 Ağustos tarihli mektubunda görüşememenin canına tak eden halini de şöyle anlatmakta: Daha uzun zaman birbirimizi görmeden yaşamaya mahkûm olduğumuzu düşünmenin ne biçim bir şey olduğunu tasavvur edebiliyor musun? Bana artık birbirimizden bütün bütün ayrılmışız gibi geliyor. Bundan sonra mektuplaşmamız da tuhaf olacak. Kaderleri ta başlangıçta ayrılmış, her biri ayrı birer kıtada kalmış iki eski sevgilinin ömürlerinin sonunda birbirlerinden haber alması gibi. Sen bundaki acılığı duymuyor musun? Ben çok duyuyorum. İradelerimiz bundan ileriye geçemiyor demek. Ne zayıf mahlûklarmışız…
Orhan Veli’nin bütün olumsuzluklara, hatta, sefaletine rağmen Ankara’ya gidip sevgilisini görmek istemesini dayanılmaz bir acı olarak anlatırken ne kadar duyarsız kalabilirsiniz? Okuyup, bir deneyin isterseniz:
Ama vaziyetimi bir düşün. İki günden beri yağan yağmura ve soğuğa rağmen üstümde beyaz bir ceket var. Pabucum (ayakkabım) yok, gömleğim yok, kravatım yok, pardösüm yok. Bu kıyafetle Ankara’ya gelebilir miyim ? Gerçi senin yanında olmadığım zamanlar sokağa çıkmam. Fakat hiç kimseye görünmeden Ankara’ya kadar gidip gelebilecek miyim ?

Siz bilirsiniz, isterseniz okumayın bu mektupları rahatınız kaçmasın.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap