Metin Şerhi

evla

KEM ÂLÂT İLE KEMÂLÂT OLMAZ
#81
Ynt: Metin Şerhi


ya en baştan sona okudum yabancı olarak divan edebiyatına kafam karıştı diğebilirim ...
eğer d(ün öğrendiğim bilgilerdir )kişinin düşünceleri ve sözleri demekse o zaman biraz da olsa (hatta en iyi şekilde )yazan kişiyi bilmek gerekmiyormu? ozaman daha kolay anlaşılabilicek en azından bakış acısından daha kolay öğrenebileceğimiz izlemenine girdim yanılıyormuyum böyle bodaslama olur insan ....
 

gülfer

Divan Üyesi
#82
Ynt: Metin Şerhi

su' Alıntı:
"Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz."



Hezaran:(meyhane) bülbülleri,
sanırım buraya bir ek yapmak gerekiyor. yanlış mı anlıyorum bir de siz bakınız azizler!

hezaran kelimesinin bir anlamı da "binler"dir. ve bence burada bu anlamda kullanılmış...
yani;
"ikbal meyhanesinde çok da gururlanma ki
biz pek çok/binlerce gurur sarhoşunun (sonra nasıl) sersemlediğini, baş ağrısı çektiğini gördük..."
 

gülfer

Divan Üyesi
#83
Ynt: Metin Şerhi

521 date=1180184099]
su' Alıntı:
"Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz."
.......

Talih meyhanesinde çok fazla (saadete ve şöhrete sahip olduğun için) kibirlenme. Çünkü biz, mağruriyet sarhoşu olan meyhane bülbüllerinin (bu sarhoşluk neticesinde) serseme döndüklerini gördük.



"mağruriyet sarhoşu olan meyhane bülbüllerinin"

bu ifadeyi kullanabilmek için beytin ikinci mısraındaki hezaran ile mest-i mağrur arasında tire işareti (-) bulunması gerekirdi. lakin beyit bu haliyle bülbülleri değil binler'i söylüyor.

manaya biraz daha dikkatle bakınca şunu da görüyoruz: meyhanede bülbül bulunması garip olurdu. bahçe demiş olsaydı şair, tenasüp derdik bir gönderme olurdu ama bu haliyle sanırım bülbüllerin bu beyitte yeri yok...
 

gülfer

Divan Üyesi
#84
Ynt: Metin Şerhi

gelelim metin şerhine...

şansın yaver, işler yolunda, her şey tıkırında -tabiri caizse-, mutlusun, istediğin önünde istemediğin ardında, bahtın da açık görünüyor hani;
sen sakın bunlara aldanma... bunları kendinden bilme yanlışına düşme, şükürsüzlük yanlışına düşme ve bu halin sonsuz olduğu vehmine kapılma; bu rahatlığın getireceği katı kalplilik ve başkalarını küçük görme gibi kötü huylardan sakın...

aldanma.... çünkü "niceleri benim sandı..." bu dünya, nicelerini gördü ki ikbal sarhoşluğu ile gurura kapıldılar, aldandılar; sonra başları fena ağrıdı... sonra ellerinden alınınca şaşırırp kaldılar... sonra başkalarının ahı ve düşmanlığı ile kahroldular. tarih böylelerinin hikayeleri, mezarlıklar böylelerinin cenazeleri ile dolu...
 

serdar22

Divan Üyesi
#85
Ynt: Metin Şerhi

Vermeyen sana canın bulmaz hayat_ı cavidan
Zinde_i cavid ana derler ki kurbandır sana

Ey sevgili! senin uğrunda canını vermeyen ebedi hayatı bulamaz.sonsuza dek diri olarak anılan kişi ancak sana kurban olan aşıktır.
 

serdar22

Divan Üyesi
#86
Ynt: Metin Şerhi

Cihan-ara cihan içindedir arayı bilmezler
Mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler

aman allahım ne güzel bir beyit yarabbim.insan cezbeye gelmemek için kendini zor tutuyor allahım.görelim bakalım hayali beyimiz ne demiş bu güzel beytinde.

diyor ki Hayali:cihanı süsleyen ALLAH cihanın içindedir ama insanlar onu görmesini bilmezler.bu hal tıpkı denizin içinde yaşayıp da denizin ne olduğunu anlamayan balıkların haline benzer.
 
#87
Ynt: Metin Şerhi

Gam-ı hicran beni hem haleti Yakub edeli.

Girye vü nalişime külbe-i ahzan ağlar.

Sünbülzade vehbi


Buda benim çok sevdiğim bir beyit sizlerle paylaşmak istedim.
 
#88
Ynt: Metin Şerhi

Metin şerhi dersleri devamı...


Zamanım oldukça Osmanlı Türkçesiyle de yazayım beyitleri, böylelikle hem beyitlerin yazılışı gösterilmiş olur hem de daha iyi anlaşılır inş. Eğer Osmanlıca'da bir hata görürseniz ikaz edin lütfen, nitekim yazarken sürç-i kalemler olabilir...




سنك كبكبك شكل سريا الدي افلاكه
ديلر كيم افلاكه اي مه رو قاپونده خاك در كوكب



Senün her kebkebün şekl-i süreyya oldu eflâke
diler kim ola ey mehrû kapunda hâk-i der kevkeb



kebkeb: ayakkabı çivisi
eflak: feleğin çoğulu yani felekler
mehru: ay yüzlü
hâk: toprak
der:eşik
kevkeb: yıldız




Bakıyoruz beyite şair nida sanatını kullanmış "ey" diye seslenmiş birine. O vakit bunu alalım beyitin başına koyalım.

Ey ayyüzlü ! Senin ayakkabının her çivisi feleklere yani gökyüzüne şekl-i süreya ( süreya yıldızının şekli) olduğundan dolayı yıldızlar sevgilinin kapısında eşiğinin toprağı olmayı ister.



Şair sevgilinin dolaştığını hayal ediyor. Şair sevgilinin seyeranını uzaktan seyrediyor ve ona ulaşamadığı için ve onu yüceltmek maksadında olduğu için onu alıyor ve gökyüzünde hayal ediyor. Bunu ayakkabının altındaki çivilerin toprakta bırakmış olduğu izlerden anlayabiliriz. Düşünün çivilerin ucu çıkmış ve nokta nokta iz bırakıyor toprakta...

Süreya yıldızı nedir ?

Süreya yıldızı 7 yıldızdan oluşur. Âşıkta süreya yıldızını kullandığına göre onun ayakkabısında 7 tane çivi olduğunu anlayabiliyoruz. Sevgilinin ayaklarıyla gezdiği alan ise gökyüzüdür. Âşık mübalağa sanatını kullanıyor burada. Üstelik mübalağanın gulüv derecesine çıktığını açıklıkla görebiliyoruz.

Senin çizmenin çivileri gökyüzüne süreya yıldızının şeklini bıraktığı için diğer yıldızlarda senin eşiğinin toprağı olmak ister, böylelikle değer kazanmak istiyorlar.
 
#89
Ynt: Metin Şerhi

şeriatta bu senindir bu benim
tarikatta hem senindir hem benim
hakikatte ne senindir ne benim


yeterince açık amma yine de şerh edelim bakalım ucu nereye gidecek...

yukarıda geçen şeriat tarikat ve hakikat kelimelerine şöyle bir bakınca aslında pek de farklı şeyler olmadığını görüyorum. tarikat tutulan yoldur şeriatın da kelime anlamında yol olsa da daha çok kanun, kural ve doğru yol anlamında düşünebilirim. yani hakikate ulaşmak için tarikat yolunda şeriat ise bu yolda yapılması gerekenleri belirleyen klavuzdur diye düşünüyorum.

imdü geleyim yukarıdaki mısralara şeriate göre kişinin yapması gerekenler ya da aşmaması gereken sınırlar bellidir, tarikatte ise kardeşlik vardır, senden çıkıp bize gitmenin bire ulaşmanın yolu aranır.hakikate baktığımızdaysa ortada vahdet-i vucutu da düşünürsek teklik vardır dolayısı ile sen ve benin olması zaten imkansızdır.
 
#90
Ynt: Metin Şerhi


Sakın sen kûy-ı cânânı uzakdur sanma ey Mecnûn
Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar (Beliğ)

Ey Mecnun sakın sen sevgilinin semtini sana uzak sanma !Seher vakti yola çıkan âşık gece vakti gelince Leylâ da akşamlar ...

Şairimiz kendine sesleniyor Mecnûn'un divaneliği kullanarak, sevgilinin mahallesi âşığımızın dolaştığı ya da ermek istediği noktadır, gerçi mecnunun yolculuğu her daim sevgiliden başlamıştır ve sevgiliye doğrudur. Seher vakti, yani dünyanın aydınlandığı vakitte, o mübarek vakitte tıpkı bir işe başlar gibi sevgili yoluna giren âşık hiç mola vermeden Leyla'da akşamlamaktadır. Bildiğiniz gibi leylî gece demektir, şairimiz Mecnun ile Leyla'nın arka plandaki anlamlarını kullanıyor. Tevriye yapıyor şairimiz.Leyla'da akşamlayan mecnun... ve seher vaktinde Leyla'ya geceye ulaşmak için yola çıkan ve sevgili karanlıktaysa şayet güneşi elinin tersiyle iten ve ona ulaşmayı yegane amaç edinen bir sevgili...

eyvallah şair !

yüreğine sağlık...

gönlümüzü şenlendirdin !
 
#92
Ynt: Metin Şerhi

uluğbey' Alıntı:
Metin şerhi dersleri devamı...


Eğer Osmanlıca'da bir hata görürseniz ikaz edin lütfen, nitekim yazarken sürç-i kalemler olabilir...




سنك كبكبك شكل سريا الدي افلاكه
ديلر كيم افلاكه اي مه رو قاپونده خاك در كوكب



Senün her kebkebün şekl-i süreyya oldu eflâke
diler kim ola ey mehrû kapunda hâk-i der kevkeb
Vallahi yanlışımı bulun diye sen istemişsin ben de elimden geleni yaptım :p

Metinde şu yazıyor:
Senin kebkebin şekl-i süreyya oldu eflake
Diler kim eflake ey meh-rû kapunda hak-i der kevkeb
 
#93
Ynt: Metin Şerhi

hımm iyi de ben bunu nasıl yanlış yazmışım anlamadım :) gerçi bunu ne zaman yazdığımı bile hatırlamıyorum. yanlış er de olsa geçte olsa Bağdat'tan bile olsa geri döner :)

teşekkür ederim...
 
#94
Ynt: Metin Şerhi

gece yürüyüşü' Alıntı:
Vallahi yanlışımı bulun diye sen istemişsin ben de elimden geleni yaptım :p

Metinde şu yazıyor:
Senin kebkebin şekl-i süreyya oldu eflake
Diler kim eflake ey meh-rû kapunda hak-i der kevkeb
اولدی (Oldu) yerine الدی (aldı) yazılmış.
 
#95
Ynt: Metin Şerhi

uluğbey' Alıntı:
şeriatta bu senindir bu benim
tarikatta hem senindir hem benim
hakikatte ne senindir ne benim


yeterince açık amma yine de şerh edelim bakalım ucu nereye gidecek...

yukarıda geçen şeriat tarikat ve hakikat kelimelerine şöyle bir bakınca aslında pek de farklı şeyler olmadığını görüyorum. tarikat tutulan yoldur şeriatın da kelime anlamında yol olsa da daha çok kanun, kural ve doğru yol anlamında düşünebilirim. yani hakikate ulaşmak için tarikat yolunda şeriat ise bu yolda yapılması gerekenleri belirleyen klavuzdur diye düşünüyorum.

imdü geleyim yukarıdaki mısralara şeriate göre kişinin yapması gerekenler ya da aşmaması gereken sınırlar bellidir, tarikatte ise kardeşlik vardır, senden çıkıp bize gitmenin bire ulaşmanın yolu aranır.hakikate baktığımızdaysa ortada vahdet-i vucutu da düşünürsek teklik vardır dolayısı ile sen ve benin olması zaten imkansızdır.
Bunun cevâbı Yunus Emre'nin meşhur şathiyesinde gizli:

"Çıktım erik dalına anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu"

Niyâzî Mısrî'nin şerhinde şöyle yazar:

Erik,şariattir.Çünkü şeriat zâhire göre hükmeder. Eriğin dışı yenir.Ama içinde büyük bir çekirdeği vardır.Yani içe pek tesir edemez.İnsanlar sen ben davasına devam eder.Üzüm,tarîkâttir.Tamâmı yenir.Ama içinde ufacık bir çekirdeği vardır.Tarîkât de insanı mükkemmel eyleyemez. Daha çetin yollardan geçmesi gerekir.Ceviz de hakîkâttir.Özüne ulaşmak için biraz uğarşmak gerekir.Bunun için bostan ıssı ki mürşidi kâmil gerekir. Mürşd-i kâmilsiz hakîkâte ulaşılamaz demek istiyor.
Bu mısraların arkasında Yunus'un sözleri var gibi...
 
#96
Ynt: Metin Şerhi

gülfer' Alıntı:
sanırım buraya bir ek yapmak gerekiyor. yanlış mı anlıyorum bir de siz bakınız azizler!

hezaran kelimesinin bir anlamı da "binler"dir. ve bence burada bu anlamda kullanılmış...
yani;
"ikbal meyhanesinde çok da gururlanma ki
biz pek çok/binlerce gurur sarhoşunun (sonra nasıl) sersemlediğini, baş ağrısı çektiğini gördük..."
Nâbî ,bu beyitin alındığı gazeli Çorlulu Ali Paşa'yı hedef alarak yazmıştır.Ali Paşa,şairlerden pek hoşlanmadığı için Nâbî'nin önünü kesmeye çalışmıştır.Makâmıyla mağrur olan Ali Paşa'ya bu gazeli büyük bir kırgınlıkla yazmıştır.

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezerân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz.

"Tâlih meyhânesinde böyle çok mağrûrlanma,biz binlerce gurur sarhoşunun başının ağrıdığını görmüşüz." Bu beyitteki hezerân kelimesi daha çok binlerce anlamı taşımaktadır.Birinci mısradaki "çok" kelimesiyle "hezerân" kelimesi arasında paralellik kurabiliriz.
 
#97
Ynt: Metin Şerhi

Dil-şâd' Alıntı:
Yok artık daha neler, saçma olmuşmuş... :D Ben hepimizin yaptığı yorumlardan bahsettim, sen gittin kendi üzerine alındın. Yani senin şu diğer konulardaki iddialı tavırlarını bilmesem öz güven eksikliği var diyeceğim ama diyemiyorum ;) Neyse en iyisi sen başka bir beyit ver de onunla devam edelim...

Bu arada söz konusu beytin yer aldığı gazel Rasih'in hayatı boyunca yazdığı tek gazelmiş:

Süzme çeşmin gelmesün müjgân müjgân üstine
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstine

Dilde gam var şimdilik sen gelme lutf it ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstine

Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicrân hicrân üstine

Rîze-i elmâs eker her açdığı zahma o şûh
Lutfı var olsun ider ihsân ihsân üstine

Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih'e bühtân bühtân üstine


Bir kısa not daha: Rasih hakkında ne öğrenebilirim diye elimdeki edebiyat tarihlerini şöyle bir karıştırdım. Ahmet Kabaklı, onun Balıkesirli soylu bir aileden geldiğini söylemiş. N. Sami Banarlı da Balıkesirli olduğunu ve bu şehrin hanedan bir ailesine mensubiyeti hasebiyle onun Rasih diye tanındığını ama asıl isminin Ahmed olduğunu belirtmiş. Diğer kaynaklar ise şairin hayatı ve eserleri hakkında ciddi bilgiler bulunmadığını söylemekle yetinmişler.
Râsih Ahmet'in,Balıkesirlidir.Zağanos Paşa soyundandır.Kör olduğunu ve 30 yaşlarında Balıkesir'de öldüğünü okuduğumu hatırlıyorum.Nedim'in övdüğü şairlerdendir.Bu bilgileri Abdülbâkî Gölpınarlı'dan okuduğumu zannediyorum.
 
#98
Ynt: Metin Şerhi

Dil-şâd' Alıntı:
Çok değerli Edebiyat Türkiye sakinleri birazcık da bu bölüme kafa yorsak hep birlikte nasıl olur acaba. Müdavimlerimizin bu taraflara hiç uğramadıklarını farkettim de iki küçük beyitle davet edeyim dedim, icabet edilir inşallah...

An gerek mahbûbda kim el üzre tuta halk
Yohsa bir hatemde dahi bulunur göz ile kaş



Çok güzel bir beyit.

Sevgiliye öyle bir şey gerektir ki halk onu halk el üstünde tutun,ona saygı göstersin;yoksa bir yüzükte de göz ile kaş bulunur.

Sevgili,âşığına hep naz eder.Dönüp de bir kere bakmaz.Bundan rahatsız olan âşık, sevgilisine sitem eder.Sevgili ,o gözlerle bana bakmadıktan sonra ne işe yarar ki? Yüzüklerde de göz ve kaş vardır.Sevgili,aşığa bakıp onun gönlünü almazsa kaşı gözü olan bir yüzükten hiçbir farkı olmaz.

Yine sevgiliden bir sitem var.

"El üzre tutmak" söz grubunda kinâye vardır. Hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılmıştır.Mecaz anlam kastedilmiştir.

Halk ve hâtem kelimeleri arasında ihâm-ı tenâsüp vardır.Şair halk kelimesini  halka kelimesine benzediği için kullanılmıştır.

Eski edebiyat merakı olanları görmek beni çok sevindirdi.Bunu da söylemek isterim...
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
#99
Ynt: Metin Şerhi

Yağmur adlı dergide Klâsik Türk Şiirinde Hazret-i Îsâ Mazmunu adlı bir makale okudum geçenlerde, Âhirzamanda nüzulü kısmında Galib Dede'nin teşbihe dayanan bir beyti vardı:

"Hat-ı nev-resteye ta'lîk-i va'di çeşm-i bimârın
Dem-i âhir zamânda makdem-i Îsâ mıdır bilmem"

Galib Dede

<Hasta gözün va'dini geciktirmesi, yüzde yeni çıkan tüye, âhirzamânda Hz. Îsâ'nın gelişi midir, bilmiyorum.>

Hat-Hz. Îsâ ilişkisi: Dünyayı, tecelliye mazhariyeti ile yüzün Cemal ismi yansıması kabulü bağlamında ilişkilendirirsek; yüzde çıkacak ve gelenekte sarı olduğu için gençlik, güzellik sembolü sayılacak hattı da bu mevcudiyette yeni ortaya çıkan ve duruma güzellik katacak Hz. Îsâ 'ya teşbih edebiliriz.

"Çeşm: Gözler dışında Hakk'ı müşâhede için kullanılır. Allah cc. 'ın basir sıfatı; El-Basar" deniliyor Ethem Cebecioğlu'un sözlüğünde. Bu noktadan yola çıkarak; herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren manasına gelen Basir Esmaü'l Hüsna'sı ile çeşm birbirleri ile parça-bütün gibi bir ilişki çerçevesinde değerlendirilebilir sanıyorum. Bimar ise aşk'tır; aşkı gören bir "hasta"dan bahs olunmaktır. Aşk ise gören gözümüzle değil gönül gözümüzle görüleceğinden çeşm-i bimar terkibi ile gönül istiaresinde bulunulmuştur diyebilir miyiz?

Talik-Hat: Hat, yazı olarak da değerlendirilebilir ki bu durumda bir yazı çeşidi olan Talik sözcüğü ile aynı mısrada geçişlerini bir sebebe bağlamak mümkünleşir.Talik sözcüğünün asılmış ve bağlanmış manaları da vardır.. Lâkin makalede talik-i va’d terkibi için, vaadin geciktirilmesi kullanılmış. Va’d, Hz. Îsa ’nın nüzulü ise hattın yüzde çıkışı gibi, geciken de yine nüzulüdür. Dede istemektedir ki “Ahirzamanda maddecilik felsefesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan küfür ve ulûhiyeti inkâr cereyanına karşı, İsevîlik dininin temizlenerek ve hurafelerden sıyrılarak İslamiyet’e inkılâb edeceği bir sırada, İsevîliğin şahs-ı manevîsinin, semavî vahiy kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürmesi gibi Hz. Îsa as. da İsevîliğin temsilcisi olarak, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürecektir” sözü vuku bulsun.
Çeşm-i Bimar, gönülde tecelli eden Vacibü’l Vücud, Allah Azimü’ş-şan’a istiare midir dedirtti şu durumda bana.. Gönle yansıyan Her Şeyin Sahibi, gönlün de sahibidir elbet ve hatta gönüldür de. Ondan içre; va’d olunan ve kimince kurtuluş ve sevgiliye vuslat olan cümle mahlukatın ölümünün vesilesi kıyametin, va’d edicisidir.

Va'd: Söz vermek demektir, müjdeyi ifade eder. Kulların, kendine vâcib kılması dolayısıyla Allah'ın inananlar üzerindeki bir hakkıdır. deniliyor yine Ethem Cebecioğlu'nda..

Dem-Hz. Îsa: Zaman’ı ifade etmek için “Dem” kelimesinin seçilişi ve Hz. Îsa ilişkisi de ölüleri nefesi ile canlandırma mucizesinin verilişine dair düşündürülmek istenmiş gibi.

Bir de şu an aklıma geliyor ki; hasta göz sevgili olabilir mi acep? Baygın bakışına istinaden. Onun vuslat sözü olabilir mi va’d de.. ve bu gerçekleşmeyen durum karşısında ayrılık Deccl’ini vuslat Îsa’sının ortaya çıkarak öldürmesi mi isteniyo acep?

Sanıyorsam bir tomar çiziktirip o çiziklerin içinde boğuldum :)
 
Ynt: Metin Şerhi

Teşekkürler.Çok güzel açıklamışsınız.Gâlib'in beyitlerine cesâret edip de dalamıyorum.Orada yüzmek çok zor...

Hz.Îsâ, dîvân şairleri tarafından mazmun olarak sık sık kullanılmış.Peygamberler su gibidirler,bulundukları asrın kabına göre şekil alırlar.Mevlânâ hazretleri böyle söylemiş. Bulundukları asra uyum sağlarlar ve o asrın gelişmelerine göre onlara mu'cizeler verilir. Hz.Îsâ devrinde tıp sahasında büyük gelişmeler yaşanmıştır.Allah,ona tıpçıları âciz bırakacak derecede mu'cizeler vermiştir.Tedâvisi olmayan hastalıkları Allâh'ın izniyle iyi etmiş,ölüleri diriltmiş.Bunun için daha çok bu yönleriyle çıkar Hz.Îsâ karşımıza. Kendi arşivimden birkaç Hz.Îsâ beyitini paylaşayım:

Âşıklarını âh o Mesîha-dem öldürür
Bu âdem öldürür ki Mesîh âdem oldurur BASÎRÎ

Bâkîyâ dîn-i Muhammed hakk içün âlemde
Dem-i cân-bahş ile nazm içre bugün Îsâ’yım BÂKÎ

Beşâret arz ider la’li dem-i enfâs-ı Îsâ’dan
İşâret gösterir hüsni kemâl-i sun’-ı Mevlâ’dan CEM SULTÂN

Necâtî’nin dirisinden ölüsü Ahmed’in yeğdir
Ki Îsâ göklere ağsa yine dem urur Ahmed’den NECÂTÎ


Beyitlerin ortak noktası Hz.Îsâ ,dem kelimesi ve dem heceleridir.Dem kelimesini îhâmlı ve îhâmı tenâsüplü olarak sık sık kullanırlar.Şeyh Gâlib'de de aynı özellikleri görmek mümkün...