Metin Şerhi

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

Estağfurullah, geçen dönem metin şerhi dersinde boyumun ölçüsünü alıp ilkin boş kağıt verdiğim bir de bütünlemesine girdiğim bu deryaya ben de girmekten korkuyorum vesselam.. beyit içinde değil, kelime içinde de ayrı hikaye çıkıyor gibi.. öyle 1 hafta kadar elimizde gezdi de anca bunca çiziktirebildik, "çeşm-i bimârın"a "acaba" nedir ? vahdet-i vücud mudur ? deyü.

1 beyt de ben eklemek isterim, mazmunu farklı ve hoş gelmişti;

Îsâ nitekim sûzen ile çıkdı semâya
Ol resme çıkar kulle-i kühsâr'a benefşe

Necâtî Beg
 
Ynt: Metin Şerhi

Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
( + + – – / + + – – / + + – – / + + – )

Bir hilāli iki pervínüñ arasına alur
Necm-i eşkümle görinsem o meh-i tābāna (Emrî)

pervîn: (F.) ülker, süreyya.
necm: (F.) yıldız.
eşk: (F.) gözyaşı.
meh (F.) ay.
tâbân: (F.) parlak, parlayan.

(Gözyaşı yıldızlarımla ne vakit o parıldayan aya zuhur etsem bir hilali iki ülker yıldızının arasına alır.)

Her uğraşın bir çetin cevizi vardır. Divân edebiyatının da. Bu da onlardan biri...

Çeşitli estetik kaidelerle hudutları muayyen hâle getirilmiş olan Divân edebiyatının mahsülleri, bu edebiyatın temsilcilerinin hayal dünyasını, mefhumunu, tasavvurunu yansıtmakta, dönemin sosyo-kültürel panoramasını çizmektedir. Ancak maalesef dönemini aydınlatan bu edebiyatın mahsülleri günümüzde hakkını vererek anlamlandırılamaktadır. Bunun ise en mühim sebebi lisanın, günümüzün mekanik dünyasında, özellikle Cumhuriyet dönemi yürütülen yanlış dil politikaları nedeniyle tahribata uğraması, oldukça zengin anlamlar muhteva eden kelimelerin anlamlarının sığlaştırılması veya tamamen yok edilmesidir. İşte “kamusa uzanan eller” nedeniyle bu edebiyatın her bir incisinin üzeri toz toprak bağlamış, aydınlatılamamaktadır.

Beyitimize gelecek olur isek:

Bir Arap atasözü “Mana şairin karnındadır.” der.

İşte Edirneli Emrî’nin bu beyitinde de “bir hilalin iki ülker yıldızı arasına alınması” ile ne kasdediliyor, Emrî’nin karnında yer alan mana ne?

Emrî’nin çağdaşları bu beyit üzerinde kafa yormuşlar fakat tam olarak anlayamamışlardır. Hatta Kınalızâde Hasan Çelebi bu beyiti Emrî’nin ağzından, XVI. y.y. şairlerinden ustalığını kabul ettirmiş, Bâkî gibi bir çok şairi tezgahında yetiştirmiş olan Zâtî’nin bile anlayamadığını şöyle anlatır:
“Merhum bana dedi ki: Bu gazeli dediğimde Anadolu edebiyatçılarının övüncü, şairlerin başı, edebiyatçıların kendisine uyduğu merhum Zatî’ye okuyunca; beytin örtülü ifadesi mananın ortaya çıkmasına engel olduğundan bu fakirin söylemek istediği bir güneş gibi kalbinde doğup aydınlık saçmayınca, beytin manasını yine benden sordular.”

Yine Hasan Çelebi, “Iztırab çeken aşığın ayrılık derdiyle ağladığını gören ay yanaklı dilberin, parmaklarını dişlerinin arasına koyup âşığın hâline şaşmasını tasvir etmek için demiştir.” diyerek beyitin bize ne anlatmak istediğini, şairin neyi tasavvur ettiğini izah eder ve böylelikle çetin ceviz kırılır.

Sanatsal olarak da beyit oldukça zengindir. İstiare sanatı vesilesiyle âşığın gözyaşı damlası yıldız; sevgili parlak ay, sevgilinin dişleri pervin, sevgilinin dişleri arasındaki parmakları ise hilâle tekabül eder. Ayrıca “hilâl, pervîn, necm ve meh-i tâbân” kelimelerinin oluşturduğu tenasüp de harikadır.

(Aranızda yeniyim. Fırsat buldukça takip etmeye çalışacağım. Unutmadan, bu edebiyatı sanal âlemde severleriyle buluşturma çabalarından dolayı Uluğbey kardeşime de müteşekkirim.)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

selamun aleyküm hoşgeldiniz
ilk kez karşılaştığım bir beyit ve hayaldi, akşamın nûrunda güzel oldu vesselam..
 
Ynt: Metin Şerhi

abdülbâki' Alıntı:
(Aranızda yeniyim. Fırsat buldukça takip etmeye çalışacağım. Unutmadan, bu edebiyatı sanal âlemde severleriyle buluşturma çabalarından dolayı Uluğbey kardeşime de müteşekkirim.)
İlk iletinizin divan şiiri ile alakalı olması beni ve sanıyorum bu işin sevdalılarını kendi kendine konuşturup şöyle dedirtmiştir:Aha işte,çoğalıyoruz...Biz kaç kişiyiz yahu :))

Hoşgeldiniz...
 
Ynt: Metin Şerhi

Aleyküm selam, hoş bulduk...

Mef‘ūlü mefā‘ílü mefā‘ílü fa‘ūlün
(Hezec - - + / + - - + / + - - + / + - -)

‘Arz ittim aña nāme ile lü’lü’-yi eşküm
Cān riştesi mektūb-ı dürer-bāre sarıldı (Bâkî)

lü’lü’ (a.i.c. leâlî) 1. inci. 2. mec. bakire, el değmemiş.
eşk (f.i.) gözyaşı.
rişte (f.i.) 1. iplik, tire.
dürer-bâr (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen.

[Göz yaşı incilerimi bir mektupla ona(sevgiliye) arz ettim. Can ipliği de o inci yağdıran mektuba sarıldı.]

Nâme kelimesi mektup, kitap, mecmua gibi anlamlar içermektedir. Uzun şiirler ve kasideler de nâme başlığı altında anılabilir. Hatta bazı türlerin adı da nâme başlığı altında anılır(Harnâme, gazavatnâme, surnâme...). Burada bizi ilgilendiren mektup anlamıdır.

Bâkî’nin yaşadığı dönemde, 16.yy.da mektuplar günümüzdeki gibi basit, sade değildir. İmparatoluğun o şaşalı ihtişamını adeta dönemin her nesnesinde görmek mümkündür. Dönemin mektupları harukulade bir uslûpla yazıldığı gibi mektupların hattına, süslemesine, mahfazasına özen gösterilir; yazımı biten mektup ucundan kıvrılır ve değerli bir iple bağlanarak gönderilirdi.

İşte beyitimizde de âşık maşuğa beyitimizin konusunu oluşturan bu mektuplardan birini göndermektedir. Malumunuz vechiyle klasik edebiyatımızda âşıkların gözünde yaş eksik olmaz. Bu gözyaşları hem değer, hem de şekil yönüyle inci hükmündedir ve türlü sıfatlarla beyitlerde yer edinir.
İşte Divân şiirinin baş aktörü âşığımız, sevgiliye mektup yazarken o inci hükmündeki gözyaşları mektubun üstüne damlamaktadır.
Yine gözyaşı döken âşığın canı erimekte, ip gibi incelmektedir. Bu edebiyatımızda, canın iplik oluşu sıklıkla kullanılan bir mazmundur. Canın iplik oluşu âşığın üzülmesi, dert çekmesinden kinayedir ve can ipi sevgiliyle ilgili her şeye dolanmaktadır. İşte bu beyitte de can ipinin dolaşma özelliği ortaya çıkmakta, can ipi sevgiliye ulaşabilmek için ona gönderilen mektuba sarılmaktadır.
Divân şairleri, sosyal hayattaki ögelere şiirlerinde sıklıkla yer verir. Bâkî de şiirinde mektupların değerli ipliklerle bağlanmasından hareket etmiştir. Sonuç olarak âşığın, gözyaşlarıyla değerine değer kattığı mektuba can ipliği sarılmış ve böylelikle gözyaşı ibi mazmununa da bir telmih oluşmuştur. Gözyaşı incisi, inci yağdıran mektup ve ip bir araya gelerek bir tesbihe telmih oluşturmuşdur.

Mektupların yerini, maillerin, sms'lerin ve ekserisinin aldığı, aşkların günübirlik yaşandığı mekanik bir çağda; insan bu beyitlere bakınca, bu değerlerden ne kadar uzaklaştığını anlıyor...
 
Ynt: Metin Şerhi

Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘ílü fā‘ilün
(Muzāri‘ - - + / - + - + / + - - + / - + -)

Āh itme na‘l-ı esbi nişānuñ görüp dilā
Şāyed kimesne işide yirüñ kulağı var (Bâkî)

esb (f.i.) at, beygir.
nişan (f.i.) 1. nişan, iz, belirti. 2. işaret.

(Ey gönül, onun atının nal izini görüp de âh etme. Olur da biri işitir, yerin kulağı var.)


Bâkî, Türk edebiyatının yetiştirdiği en büyük şairlerden biri olup kendisine verilen “Sultânu’ş-şuarâ” unvanını asırlar boyu korumuştur. Günümüz yazma eser kütüphanelerinin kataloglarında tarama yaptığımızda neredeyse her kütüphanede onun divânının nüshalarını görmek mümkündür. Hatta dünyanın sayılı yazma eser kütüphanelerinde dahi divânı mevcuttur. Devrinde de şöhreti ve eserleri Anadolu coğrafyasıyla sınırlı kalmamış Rumeli’den Kafkaslara hatta Hint saraylarına kadar ulaşmış, şiirleri sevilerek okunmuştur.

Edebî hüviyyetinin önemli bir özelliği de Türkçe’yi ve aruz veznini çok iyi kullanmasıdır. Edebi sanatlara olan hakimiyeti onun her bir şiirinde kendini hissettirir. Hatta bu durum insanı Bâkî’nin bir tek beyiti bile sanatsız değildir, yargısına kadar götürmektedir. Bilhassa tevriye sanatında göstermiş olduğu kudret taktire şâyandır:

Güzeller mihri-bân olmaz dimek yañlışdur ey Bâkî
Olur va’llâhi bi’llâhi hemân yalvarı görsünler

(Ey Bâkî, güzeller şefkatli, merhametli olmaz sözü doğru değildir. Vallâhi, billâhi olurlar yeter ki para/yalvarma görsünler.)

İşte bu beyit onun bu sanatı ne kadar sevdiğini ve bu sanatta ne kadar muktedir olduğunu göstermektedir. Yalvar kelimesi hem para hem de yalvarmak anlamında kullanılan Türkçedeki ortak köklerden biridir. İşte bu beyitte de Bâkî, kelimenin iki yönünü hesaba katarak güzellerin şefkatli olduğunu ancak bu şefkatin âşığın yalvarmaları ile peyda edeceğini veya üç beş akçe ile ortaya çıkacağını ifade etmektedir. Şarin asıl olarak kelimenin hangi anlamını kullandığını takdirinize bırakıyorum. Ama işin içine şairin muzipliğini katarsak bana, maddî anlamını ön plana taşımış gibi geliyor. Tabi bu kanaatim bayan arkadaşların hakkımda yanlış intiba edinmesine sebep olabilir ancak beyitte, kelimenin yalvarmak anlamının baskın olduğunu düşünürsek beyiti oldukça sıradanlaştırırız. Bâkî'nin zekâsına hakaret olur yani:))

Dönelim biz ilk beyitimize. Manzara şu şekildedir: Âşık sevgilisinin atının nal izlerini yerde görmekte ve gönlüne âh etmemesini, yerin kulağı olduğunu, birilerinin duyabileceğini tavsiye etmektedir. Peki neden?

Bir hadîse göre "aşkını gizli tutan kişi o hâlde ölürse şehid olarak ölür". İşte gerçek aşk gizili tutulandır. Bâkî gönlüne seslenerek gönlünü aşkın adabına uymaya davet etmekte, ah etmemesini öğütlemektedir. Beyit bu manzara üzerine kuruludur. Lakin beyitte aslî olan, beyitin kalbi yine Bâkî’nin söz ustalığında aranmalıdır. Bâkî Türk edebiyatında Türkçeyi, Türkçenin deyimlerini en iyi kullanan sanatkârlardandır. Yine onun bu beyitinde şairimizin bu yönünü görmekteyiz.

Türkçede deyimler genellikle kinayeli kullanılmaktadır. Yani deyimlerin hem gerçek hem de mecazi anlamları vardır, aslî olan ise mecaz anlamıdır.(Ağaç yaşken eğilir deyiminde olduğu gibi.). Yerin kulağı var deyiminde ise böyle bir durum söz konusu değildir. Ancak biz bu beyitte bu deyimi gerçek anlamıyla düşünecek olur isek ortaya bir teşbih sanatı çıkar. Şair yerdeki nal izleri ile kulağın şekli arasındaki benzerlikten hareket etmiş ve nal izlerini kulak olarak tasavvur etmiştir. Yani yerin kulağı var deyimi hem deyim anlamıyla hem de teşbih anlamıyla kullanılmış ortaya çok hoş bir kelambazlık çıkmıştır.
 
Ynt: Metin Şerhi

Arkadaşlar naçizane bir düzeltme yapalım:

Metin Şerhi başlığıyla ela alınan Yenişehirli Avnî’nin “Sanman taleb-i devlet ü câh etmege geldük/Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldük” şeklindeki beyiti “Sanman ki taleb-i devlet ü câh etmege geldük/Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldük” şeklinde verilmiş. Ancak beyitin ilk dizesi “Sanman taleb-i devlet ü câh etmege geldük” şeklinde olmalıdır. Çünkü beyit Hezec bahrinin “Mef‘ūlü mefā‘ílü mefā‘ílü fa‘ūlün” kalıbı ile yazılmıştır. Dolayısıyla "ki" bağlacı kalıbı bozmaktadır.
Aruz vezni Divân edebiyatının kalbidir. Dolayısıyla dikkat edilmediğinde birçok yanlış okumaya neden olabilir.

Bu vesileyle veznin önemini bir örnekle izah edelim:

Divân edebiyatı üzerine çalışan hocalardan biri Arşî Dede’nin “Yumup söz sâhil-i hestîden âhir/Adem bahrine mâhi-vâr daldı” beyitindeki “mâhi-vâr” kelimesinini “mâh-vâr” şeklinde okumuştur. Ancak beyit Hezec bahrinin “Mefā‘ílün mefā‘ílün fā‘ūlün” kalıbındadır. “mâh-vâr” kelimesi hem kalıba uymamakta hem de Divân şairlerinin oldukça önem verdiği tenasüb sanatına uymamaktadır.

Hoca kelimeyi “mâh-vâr” şeklinde okumuş ve “Varlık kuyısına ulaşmadan umudunu kesip sonunda, ay gibi yokluk denizine daldı” şeklinde nesre çevirmiştir. Ancak mâh(ay) kelimesinin ne sâhil ile ne de bahr kelimesi ile bir alakası vardır. Biz burada mâhi(balık) kelimesini kabul edersek hem anlamı kurtarmış (Varlık kuyısına uylaşmadan umudunu kesip sonunda, balık gibi yokluk denizine daldı.) hem de kalıpı kurtarmış oluruz. Aynı zamanda mâhi, bahr, sahil kelimeleri arasında da tenasübü gözetmiş oluruz.

(Aslında Metin Tamiri başlığı altında bu şekildeki örnekler paylaşılabilir. Ancak bu konuyu açmadan önce üç beş kişinini katılımıyla sınırlı kalmaması için şöyle bir nabız yoklamakta fayda var. Ne dersiniz?)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

hocam size intisâb edebilir miyim?? :):)

biz öğrenme aşamasındakiler -ben fakir..- size yardımcı olmaya çalışmaktan mutluluk duyarız. her açıdan verimli olacaktır; divan zenginleşir, bizim birikimimiz ziyadeleşir inşaallah.
nasıl bir yol izleyebiliriz, kaynak kullanımımız nasıl olmalıdır??
 
Ynt: Metin Şerhi

hocam,öncelikle sizden Allah razı olsun,gelir gelmez divana yazdıklarınızla renk verdiniz,kadriniz mübarek olsun !

Yenişehirli Avni'nin beyitini düzelttim;zannımca beyiti yazarken ezberden yazmışım ve dahi kalıbı kontrol ihtiyacı duymamışım,bunun için de ayrıca teşekkür ederim.

Metin Tamiri çok güzel bir fikir;fakat bunu yapabilmek için divan edebiyatına ve Osmanlıca'ya hâkim olmak gerekiyor.çok geniş bir katılım bekleyemeyiz,neticede divanımızda edebiyatçı arkadaşlar olduğu kadar edebiyat tedrisatına divanımızda başlayan ve devam edenler de var. açıkcası fikrim konunun açılması yönünde ve dahi herkesin eteğindekileri yazması yönünde. üç beş kişi mühim değil; bir kişi bile olsa dersler veren, ilgiyle takib edilecektir.nitekim medreseleri düşünelim evvela hâce anlatır,öğretir sonra mürşidlerinden bunu taleb eder. ben de henüz işin başında olduğumuzu düşünüyor ve dahi hâcelerimizin bildiklerini esirgememelerini rica ediyorum.

divana yazılanlar sadece şimdiyi ilgilendirmiyor;zira imzanızda paylaştığınız gibi;

sönmez seher-i haşre kadar şi'r-i kadîm
bir meş'aledir devredilir elden ele

biz geçip gitsek de yazdıklarımızdan kültürünü,edebiyatını öğrenecek olan onlarca belki yüzlerce hatta binlerce insan var. biz soframızı kuralım;sofrada nasibi olan er ya da geç gelip sofradan nasiplenecektir.

misalen; ben bu konuyu 26 Mart 2007 'de açmışım yani ben fakültede 4.sınıfta iken. ve aradan 2.5 sene geçmiş; 5600 insan konuyu takib etmiş ve bugün de bu konu gündemde ve bu ziyaret sadece bu başlık için, bölümdeki diğer 'mühim' başlıklar da bu vaziyette hatta daha fazla ...

hürmetler !
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Ynt: Metin Şerhi

abdülbâki' Alıntı:
Aslında Metin Tamiri başlığı altında bu şekildeki örnekler paylaşılabilir. Ancak bu konuyu açmadan önce üç beş kişinini katılımıyla sınırlı kalmaması için şöyle bir nabız yoklamakta fayda var. Ne dersiniz?
Hocam öncelikle aramıza hoş geldiniz demek ve çok değerli katkılarınızdan dolayı teşekkür etmek istiyorum. Sözünü ettiğiniz "metin tamiri" başlığı da dahil olmak üzere, divan edebiyatının herhangi bir bölümüyle ilgili düşüncelerinizi arzu ettiğiniz şekilde faaliyete geçirebilirsiniz, bizler de naçizane destek olmaya çalışırız.
 
Ynt: Metin Şerhi

Arkadaşlar ilginize teşekkürler. Biraz meşguldüm, onun için yazım biraz gecikti.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki benim hocalık meselisinde ne herhangi bir icazetim ne de malumatım bulunmakta. Sadece basit bir edebiyat talebesiyim ve özellikle eski edebiyat sahasında kendini geliştirmek, bu edebiyatın dünyasına dâhil olmak isteyen birisiyim o kadar. Açıkcası kıt malumatımla burada yazdıklarımdan hareketle bana hoca denmesinin bu edebiyatın hocalırına hakaret olacağı düşüncesindeyim.

Gelelim metin tamiri konusuna. Arkadaşlar açıkcası metin tamiri meselesinin burada ele alınabileceğini düşünmüyorum. Çünkü bu eylem bir atölyecilik gerektirir. Yani elde tamiri bekleyen bir metin, bir usta ve bir cırağın bulunması gerekir. Fakat ben burada metin tamiri meselesine yüzeysel değinerek, bazı temellerin oluşmasını sağlamaya çalışacağım.

Metin Tamiri Nedir?

Bir metnin yanlış veya eksik olduğu tespit edilen kısmına, yanlışlığı düzeltmek ve eksikliği tamamlamak amacıyla belirli ipuçlarıından hareketle nâşir tarafından yapılan müdahalelere metin tamiri denir(KÖKSAL,2008: 170.) İşte bu tanımdan hareketle öncelikle metin tamiri eylemi için tamir edilmesi gereken bir metin gerekmektedir. Bu metin de Osmanlı Türkçesiyele yazılmış el yazması bir metin olmalıdır. (Herhangi bir şairin gazel veya mesnevi veya diğer türlere ait beyiti vs.) Öncelikle burada bahsettiğimiz metinler günümüzün dijital ortamında çok rahat baskıya hazırlanan metinler gibi düşünülmemelidir. Bunlar Osmanlı Türkçesiyle yazılmış el yazması, imalatı kamış, mürükkep ve kağıtla sınırlı olan metinlerdir. İşte bu yüzden nâşir, yani daha önce hiç yayınlanmamış bir metni, bir şairin herhangi bir edebî mahsülünü, transkripsiyon alfabesiyle yayınlayan kişi, neşretmeye çalıştığı metinde bazı problemlerle karşılaşabilir:

Metin, kağıtta kopukluk, yırtıklık, yıpranma, kurt yeniği, yapışıklık, nemlenme, mürekkep lekesi, üzeri karalanmış olma gibi fizikî nedenlerle tahribata uğramış okunamayacak durumda olabilir veya metnin herhangi bir kelimesi müstensih tarafından boş bırakılmış olabilir. Yahut da müstensihin, bilgisizlikten dolayı herhangi bir kelimeyi okuyamadığı durumlar da olabilir.

(Arkadaşlar burada müstensih ve istinsah kelimelirinin de neyi karşıladığı bilinmelidir. Eski metinler, matbaa olmadığı için hattatlar tarafından çoğaltılılır, asıl metne bakarak kopya edilir ve böylelikle eserler çoğaltılırdı. Yani herhangi bir eser öyle günümüzdeki gibi binlerce basılamıyordu ve kitaplar oldukça değerliydi. İşte bu kopyalama eylemine istinsah etme, kopyalayana da müstensih denilmektedir.)

Yukarıda saydığımız gerekçelerle akademisyen nâşirler metne müdahale etmektedir. Lakin arkadaşlar bu iş hiç de kolay olmamakta, nâşirin bu sahada oldukça donanımlı olması gerekmektedir. Nâşirin, nazım şekilleri, aruz, kafiye gibi Divân edebiyatının şeklî meselelerini çok iyi bilmeli, bu edebiyatın edebî sanatlarını, benzetmelerini, mecazlarını ve mazmun âlemini bilmeli bu edebiyatın arka planında yer olan sosyal-tarihî-kültürel-dinî yönlerine vâkıf olmalıdır.
Ayrıca bu da yetmez, Uluğbey kardeşimizin de dediği gib Osmanlı Türkçesini, Türkçenin çeşitli devrelerini( özellikle Eski Anadolu Türkçesi devresini) bilmeli, Arapça ve Farsça kelime bilgisine sahip olmalıdır ve oldukça fazla yazma eser okumuş bu kültüre sahip biri olmalıdır.

Örnekler:

(KÖKSAL,2008: 178.)

Yazalum nakş u reng-ile içini
Ki tahsîn eylesün nakkâ…..

Arkadaşlar tek nüshası bulunan bir mesneviye ait olan bu beyitin ikinci mısrasının sonu müstensih tarafından eksik bırakılmıştır ve metin tamiri elzem görünmektedir. Bu beyitte metin tamiri yapabilmemize imkân veren birden çok ipucu bulunmaktadir.

Kafiye: Birinci dizeye uygun bir kafiye gerekmektedir.(i, ni, îni, înî gibi.)

Vezin: Mesnevi aruzun mefâ‘îlün mefâ‘ilün fe‘ûlün vezniyle yazılmıştır ve mısranın sonunda fe‘ûlün tefilesinde üç hecelik bir eksik vardır. Yani yazılmayan kelime açık, kapalı, kapalı( - + +) bir heceye sahip olmalıdır.

Mana: Anlamsız olan nakka kelimesi, beyitteki “nakş(resim)”, “reng”, “yazmak” kelimeleriyle tenasüp oluşturması gerekmektedir. Yani bir anlam ilişkisi kurmalıdır. Ayrıca eksik olan, yapılan resmi tahsin ve takdir edecek, bu yektiyi haiz birisi olmalıdır.

Gramer: Beyite sentaksal açıdan baktığımızda her iki mısranın da ayrı birer cümle olduğu aşikârdır. Birinci dize, biz gizli öznesine sahiptir ancak ikinci dizedeki tahsîn eylemek fiilinin öznesi yoktur. İşte bu özneyi müstensih tarafından boş bırakılan kısımda aranmalıdır.

İşte arkadaşlar bütün bu ipuçları bize o boşluğun “nakkâş-ı çînî” tamlamasıyla doldurulabileceğini işaret etmektedir.

Arkadaşlar nakkaş, resim yapan kişi, yağlıboya ile resim süsleyen ressam, minyatürist demektir. Bu edebiyatta nakkaş denilince akla hemen meşhur Çinli nakkaş Mânî’nin adı gelir. Mânî, Sasaniler zamanında Şapur devrinde İran’a gelmiş, burada Zerdüşlük ile Hristiyanlığı incelemiş ve bunların ikisini birleştirerek yeni bir mezhep kurmuştur. Buna Mânî dini, Maniheizim denir.
Bu dinin kitabı Mânî’ye aitti ve çok iyi ressam olması, bu kitabın oldukça güzel resimlerle süslü olmasını sağlamış. Yaptığı resim çok güzel olduğu için bu özelliğini müridlerine gökten inen bir mucize olarak göstermiş. İşte bu resimlerin şanı Divân edebiyatına kadar ulaşmıştır ve Divân edebiyatında sevgilinin güzel yüzü daima Çin’e nispet edilmiştir.

Yani arkadaşlar bunca malumattan hareketle görüldüğü gibi müstensih tarafından unutulan bu kısımın [ş-çînî] şeklinde duldurulabileceği aşikârdır.

İşte arkadaşlar, “metin tamiri” bu ve benzeri şekilde tamamen bu edebiyatın önümüze koyduğu santranç tahtasındaki taşları oynatmaktan ibarettir ve oldukça iyi bir akedemik birikim gerektirir.
Şunun iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Biz burada metin falan neşretmiyoruz sadece daha önce neşirleri yapılmış, latin harflerine aktarılmış Divân edebiyatı mahsüllerine nüfûz etmeye, onları en iyi şekilde anlamaya çalışıyoruz yani metin şerhi yapıyoruz. Aslında benim dikkat çekmek istediğim “metin tamiri” değil “metin tashihi” idi. Yani elimizdeki beyitleri burada paylaşırken daha dakkatli olmak, beyitleri daha doğru yazmak, mümkün mertebe beyitlerin vezinlerini, kelimelirini ve nesre çevirisini vermekti. Ayrıca beyitleri verirken dönemin dilinin gramer özelliklerine dikkat edilmesini sağlamaktı. Bilhassa eklerin dönemin ses hususiyetlerine göre yazılmasını sağlamaktı.
(Bu hususta teknik bilgisi olmayan arkadaşlar da beyitleri daha akademik kaynaklardan temin etmesi gerekir.)

(Şunun iyi bilinmesini istiyorum: Amacım kimseyi eleştirmek, kimsenin yanlışını bulmak bir tartışma ortamının zeminini oluşturmak değil sadece buluşma noktamız olan bu sanal mekânın kalitesini artırmak ve mümkün mertebe akademik bir nitelik kazandırmaktır.)
 
Ynt: Metin Şerhi

Uzatma sözü kat‘-ı kelâm eyle birâder
Kim tutdı niçe kıt‘a yerini bu makta‘

Bu beyitten hareketle bir tane metin tashihi yapmış olalım. Arkadaşlar, evvelce de belirttiğim gibi bu edebiyatta işimizi kolaylaştıran, bize yol gösteren ön önemli şey aruz veznidir. Aruz vezni olmadan bu edebiyat düşünülemez. Beyitimiz aruzun Mef‘ūlü mefā‘ílü mefā‘ílü fa‘ūlün vezniyle yazılmıştır. Vezni beyite tatbik ettiğimizde ikinci dizenin son tefilesi sorun olduğunu, veznin bozulduğunu görmekteyiz. İşte bu da nâşirin beyiti yanlış okuduğuna bir işaret bizim için. Sorun makta‘ kelimesinden kaynaklanmakta. Burada yer alması gereken kelime açık kapalı kapalı (+, -, -) şekilde olmalıdır. Makta‘ kelimesi de iki kapalı heceden oluşmaktadır. Onu da bir tarafa bırakalım buradaki kelimeyi makta‘ diye okuduğumuzda anlamın kaybolduğunu görüyoruz. Makta‘, kesimesi kat‘ edilen, kesilen yer anlamındadır. Istılah anlamı ise gazel ve kasidenin son beyiti şeklindedir. Mukatta‘ kelimesi de yine aynı kökten gelir ve anlamı kesilmiş, kat‘ edilmiştir. Dikkat ettiğimizde makta‘ kelimesi hem anlam hem de vezin olarak beyite uymamaktadır.
O hâlde kelimemiz mukatta‘ şeklinde olmalıdır. Böylelikle açık(mu) kapalı(kat) kapalı(ta‘) heceye sahib bir kelimeyle vezni kurtarmış olur metni tashih etmiş oluruz. Bu yanlış okuma ise makta‘ kelimesi ile mukatta‘ kelimesinin Osmanlı Türkçesinde aynı şekilde yazılıyor olmasından kaynaklanır. İşte veznin önemi böyle durumlarda tecelli etmektedir. Dikkat edilmediğinde yanlış okumalara neden olmaktadır.
 

Medine

Divan Üyesi
Ynt: Metin Şerhi

Düşmiş mu’anber sünbülün hûrşîd-i tâbân üstine
Şol resm ile müşkîn benün gül-berg-i handân üstine

Gönlümi vîrân eyledüm mihrün yerin cân eyledüm
‘Işkun bana şâyân eyledüm düşdi gamun cân üstine

Ruhsârun üzre zülfüni her kimse kim gördi didi
Küfr-i siyehdür sanasın dagıtmış îmân üstine

Nûr-ı tecellî sırrını yüzünde gördi gözlerüm
Gör kim ne sûret baglamış bu çeşm-i giryân üstine

‘Işkunda ey ârâm-ı cân gerçi Nesîmî hâk olur
Durmış senünle tâ ebed şol ahd ü peymân üstine

Bunu şerh edebilecek arkadaşlar lütfen yardım edin.
 
Ynt: Metin Şerhi

Son zamanlarda beyit şerhi istekleri sıklıkla gelmekte. Görmüyorum sanmayın. Divanı kontrol ediyorum düzenli olarak. Fakat eski günlerdeki gibi zamanımız olmadığından yardımcı olmak istesem de olamıyorum. Bir de genelde gazelin tamamı veriliyor ha şunu şerh ediverin ben kopyalayayım yapıştırıp ödevimi yapayım gibi oluyor. Bu şerh ödevleri verildiğine göre bunlarla ilgili ders de alıyorsunuz, hani burada takıldığınız noktayı sorup cevap arasanız daha iyi olur.

Ben de paslandım sayılır ayrıca. Buradan el etek çekince öğrenciler de pek meraklı olmayınca uzun zaman oldu şerh yapmayalı.

iyi çalışmalar.