Metinlerarasılık Tekniğine Ait Temel Kavramlar

  • Konbuyu başlatan Sav
  • Başlangıç tarihi
S
#1
Metinlerarası (fr. intertextualité)

Kabaca iki ya da daha çok metin arasında bir alışveriş, bir tür konuşma ya da söyleşim biçimi olarak anlaşılır ve tanımlanır. Kavram genel anlamıyla bir yenidenyazma (réécriture) işlemi olarak da algılanabilir. Bir yazar başka bir yazarın metninden parçaları kendi metninin bağlamında kaynaştırarak yenidenyazar. Her söylemin başka bir söylemi yinelediğini, her yazınsal metnin daha önce yazılmış olan metinlerden ayrı olarak yazılamayacağını, her metnin açık ya da kapalı bir biçimde önceki metinlerden, yazınsal gelenekten izler taşıdığını savunan yeni eleştiri yanlıları onun "alıntısal" özelliğini göstermeye uğraşırlar. Hepsi de metnin bir alıntılar toplamı olduğunu, her metnin eski metinlerden aldığı parçaları yeni bir bütün içerisinde bir araya getirdiğini ileri sürerler. Metinlerarasında, her metnin kendinden önce yazılmış öteki metinlerin alanında yer aldığı, hiçbir metnin eski metinlerden tümüyle bağımsız olamayacağı düşüncesi öne çıkar. Bir metin hep daha önce yazılmış metinlerden aldığı kesitleri yeni bir birleşim düzeni içerisinde bir araya getirmekten başka bir şey olmadığına göre, metinlerarası da hep önceki yazarların metinlerine, eski yazınsal bir geleneğe bir tür öykünme işleminden başka bir şey değildir. Kısacası, bu bağlamda, her yapıt bir metinlerarasıdır. La Bruyère'in söylediği gibi, "Her şey daha önce söylenmiştir", "Yedi bin yıldır insanlar vardırlar ve düşünmektedirler". Yazın hep aynı içeriğin yinelenmesinden başka bir şey değildir. Metinlerarası da bu çerçevede "Her şey daha önce söylenmiştir" sözlerinin benimsettiği düşünceden kaynaklanır ve bu düşünceyi sürdürür. Neredeyse tüm eleştirmenler metinlerarasılığın, yazının yapıcı bir unsuru olduğu düşüncesini benimser ve kavramı yazınsallığın bir ölçütü olarak görürler. Hangi yazınsal tür, hangi tip yazın içerisinde yer alırsa alsın, onun karşımıza çıktığı her metinde bir "ayrışıklık" yarattığı düşüncesini paylaşırlar. Gérard Genette metinlerarasını metin-ötesi ilişkilerden birisi olarak tanımlar ve genel olarak metinler arasındaki her tür alışverişi metinlerarası olarak adlandırmak yerine, bu genel kavramı sınırlayıp metinlerarasının bildik klasik anlamını yadsır. Buna göre, metinlerarasını "iki ya da daha fazla metin arasındaki ortakbirliktelik ilişkisi, yani temel olarak ve çoğu zaman bir metnin başka bir metindeki somut varlığı” olarak tanımlar. Metinlerarası başlığı altına, metinlerarasının en açık, en fazla sözcüğü sözcüğüne kullanımı olan, çoğu zaman ayraçlarla belirtilen alıntıyı yerleştirir. Daha açık ve daha az kurallara uyan, bildirilmemiş, yani ayraçlarla belirtilmemiş ancak yine de sözcüğü sözcüğüne yapılan, gizli bir alıntı olan "aşırma"yı; yine, daha az açık ve daha az sözcüğü sözcüğüne yapılan, kavranması bir sözce ile yansılarını gönderdiği bir başka sözce arasında belli bir algılamayı zorunlu kılan, dolaylı bir alıntı olan "anıştırma"yı da metinlerarası başlığı altında anar. Böylelikle Kristeva ve Riffaterre'in metinlerarası konusunda önerdikleri tanımlamaların tersine Genette, kavramın sınırlarını daraltır görünür. Tüm öteki kuramcıların aynı başlık altında andıkları kapalı yenidenyazma biçimlerini, kapalı anımsamaları, iki metin arasında kurulabilecek türev ilişkilerini metinlerarasının alanından çıkarır.

Prof. Dr. Kubilay Aktulum
 
S
#2
Ynt: Metinlerarasılık Tekniğine Ait Temel Kavramlar

Metinlerarası İşlev (fr. fonction intertextuelle)

Metinlerarası yalnızca bir metni başka bir metne aktarmak değil, böyle bir eylemle yeni bir anlam yaratma işlemidir. Başvurulan ilk sözce içerisine sokulduğu yeni bağlamda hiçbir işlevi olmadan yer almaz, dönüşüm işlemi sayesinde içerisine sokulduğu yeni metnin bağlamında yeni bir işlev ile belirir. Ana-metin bağlamında yer alan yöntemlerin her birinin kendince belirlenmiş bir işlevi bulunmaktadır. Bununla birlikte genel bir metinlerarasılık çerçevesinde kalarak bir metinden ötekine kurulan her tür ilişkinin tek tek işlevlerinin bir tiplemesini yapmak, alıntıların, anıştırmaların, yansılamanın ve tüm öteki yeniden-yazma yöntemlerinin metinlerdeki değişik işlevlerini saptamak son derece güç, hatta olanaksızdır. Her yöntemin düzanlam düzeyinde bilinen işlevlerine (örneğin alıntı bir yetke, bir süsleme işlevine; yansılama, oyunsal düzende daha çok eğlendirmek, gülünç etki yaratmak vb. işlevlere sahiptirler), metinlerarası yöntemlerden birine göre yapılan göndermelerin yeni bağlamda aldıkları anlamları kattığımızda, sonsuz bir yazın alanını kapsayan metinlerarasını anlamsal düzeyde indirgeyip sınırlamanın gereksiz bir çaba olacaktır. Çünkü bir metni taklit etmek, bir yapıtta ayraç ve italik yazı kullanarak, ya da her tür belirtgesel imi kaldırarak çok sayıda alıntıya yer vermek, bir yapıtı bütünüyle ayrışık parçalardan yola çıkarak oluşturmak vb. farklı metinlerarası kılgılarla her yazar kendince bir ileti vermek ereğindedir. Bu nedenle tüm yapıtları ele alıp, her birinde yapılan göndermelerin tek tek işlevlerini saptamak ve sonunda anlamsal bir tipleme oluşturmak olanaksızdır. Bu durumda, bir metinlerarası göndergenin anlamını çıkarabilmek için, yer aldığı metnin bağlı olduğu yazınsal gelenek, yazarın yazın anlayışı ve metin konusundaki bakış açısı, yazıyla olan ilişkisi, metnin stratejisi, tarihsel ve toplumsal koşullar vb. göz önünde tutulabilir. Yazarların başvurdukları değişik alıntılama yöntemlerine göre metinlerarası işlevler de değişiklik göstermektedir. Örneğin, Michel Tournier’nin romanlarında metinlerarası göndermelerin ağırlıklı olarak göndergesel bir işlevi vardır. Anlatı okurun bildiği metinlere, ya da metinlerden birisine gönderme yaparak yapıtlarda gerçeğe bağlı kalındığı yanılsaması yaratılır. Robinson, her okurun ortak okuma alanında yer alabilecek kitaplar okur örneğin; bu okumalar yardımıyla kişilik özellikleri konusunda da bilgileniriz. Roman alanında, metinlerarasının yinelenen en somut ve en önemli işlevinin, kişilerin kişilik özelliklerinin daha iyi belirtilmesine katkıda bulunmak olduğunu söyleyebiliriz. Bir roman kişisinin başka yapıtlara yaptığı göndermeler ile anlatıda, onun psikolojisi, saplantıları, takınağı olmuş düşünceleri yanında bilgisi, ekinsel edinci, toplumbilimsel açıdan bakıldığında, ait olduğu toplumsal ortam belirlenir. Cuma ya da Pasifik Arafı’nda Robinson İncil’i, Sartre’ın Bulantı’sını okur. Sözcüğün sözbilimsel anlamıyla, metinlerarası göndermenin bir etik işlevi de bulunabilir, yani yapılan gönderme ile anlatıcının ekinsel konumu ortaya konur, anlatıcının kişiliği, yaşam anlayışı, tutumu belirlenir. Yapılan göndermelerle anlatıcı-yazar-okur arasında bir iletişim kurulmasına katkı sağlanır, ortak mirastan alıntı yapılarak okurun ansiklopedik bilgisine seslenilir. Metinlerarası göndermenin ayrıca bir tartışım, kanıtlama işlevi (argumentative) olabilir. Bilinen bir metne yapılan gönderme bir sözü ya da tutumu haklı çıkarmaya dönük bir kanıt değeri taşıyabilir. Göndermenin yorumsal bir işlevi de bulunabilir. Bir metne yapılan gönderme bağlama göre anlam değiştirir, hem alıntının köken anlamı ortaya konur hem de bağlamsal anlamı. Söylensel, felsefi, toplumsal ve tarihsel göndermeler, ya da İncil’e yapılan göndermeler yan yana gelerek Robinson’un farklı, başka bir gerçekliğe nasıl yerleştiğini, nasıl yenilendiğini ortaya koyar. Örneğin romanda yinelenen felsefi görüşlerden birisi insanın toplumdaki varlığı, birey toplum ilişkisidir. Ötekinin varlığı kaçınılmaz bir gerekliliktir diyen Hegel’ciliğin ya da her özgünbenzer deneyimin öznelliklerarası olduğunu ileri süren Husserl’in izlerine rastlanır. Metinlerarası göndermenin bir diğer işlevi ise oyunsallıktır. Her metinlerarası okuma okurun okuma etkinliğine etken katılımını zorunlu kılar. Alılmama yaratıcı olduğu ölçüde metnin zenginliği ortaya konur, yeni anlamları ortaya çıkarılır, farklı dönemlerde metin güncellik kazanır. Örtük göndermelerin işlevlerini ortaya çıkarmak okura düşer. Göndermenin bir diğer işlevi de eleştiri işlevi olabilir. Basmakalıp bir imge alaycı bir işlemden geçirildiğinde bu işlev devreye girer. Cuma ya da Pasifik Arafı’nda yabanıl toplumları uygarlaştırma rolü biçilen “batılı insan” gibi bir basmakalıp imge alaya alınarak kullanılır. Bir diğer işlev üstsöylemsel işlevdir. Burada okuduğu kitaplar karşısında konumu belirlenen bir kişinin sunumu yapılırken bir iç anlatı yöntemi devreye girer, okuma sürecinin işleyişi (söylen, İncil, felsefi metinleri okumak bu sürecin içerisindedir) bildirilir. Her okuma okunan bir metinle bir özdeşleşmeyi bildirir.
Sonsuz metinler alanında, kuşkusuz metinlerarasının daha pek çok işlevi ve anlamı bulunabilir. Bu sonsuz alan içerisinde tüm metinlerarası göndermelerin anlam ve işlevlerinin tiplemesini yapmak olanaksızdır. Metnin stratejisi, yazarın ait olduğu yazınsal kuram, içerisinde yaşadığı tarihsel, toplumsal koşullar vb. göz önünde tutularak metinlerarası alıntıların, göndermelerin farklı anlam ve işlevleri saptanabilir.


Prof. Dr. Kubilay Aktulum
 
S
#3
Ynt: Metinlerarasılık Tekniğine Ait Temel Kavramlar

Metinlerarası Okur (fr. lecteur intertextuel)

Her yazınsal çözümlemede okuma sorununun temel olduğu düşüncesini benimseyen, okumaya ve çözümleme nesnesinin algılanmasına büyük önem veren Riffaterre metinlerarası tanımını da bu doğrultuda yapar: "Metinlerarası, okurun kendinden önce ya da sonra gelen bir yapıtta başka yapıtlar arasındaki ilişkileri algılamasıdır. Öteki yapıtlar ilk yapıtın metinlerarası göndergesini oluştururlar. Bu ilişkilerin algılanması öyleyse bir yapıtın yazınsallığının temel unsurlarından birisidir. " Bir yazınsal metin ile öteki metinler arasındaki ilişkiler okurca algılanmadıkça gerçekleşmez. Özel bir metin ile metinlerarası gönderge arasındaki ilişkileri okur kurduğuna göre, metinlerarası gönderge, "okumaya başlar başlamaz belleksel çağrışımlar uyandıran metin" olarak kendini belli eden belirsiz bir bütündür. Metin bir dizi belirsiz, gizli örnekçelerle genişler. Bu örnekçeler önceden var olan metinlerdir. Okur bu örnekçelerden yola çıkarak yaptığı okuma ile metnin anlamsallığına ulaşabilir. Bir şiir metni yaratılırken ya da okunurken hep onun dışında ancak onun anlaşılmasına büyük katkıda bulunan bir dış gönderge araştırılır. Okur, okuduğu metin ile anımsadığı öteki metinler arasında belleksel bir eytişim kurar, metinler arasında ilişkiler kurarak okuduğu metnin doğasını daha iyi sezer. Bir metinde metinlerarasının varlığını algılayamamak, metnin yapısını tam olarak çözememek anlamına gelir. Bu amaçla iki tür okurdan söz eder: bir yandan bir metinlerarası göndergeyi olabildiğince doyurucu yorumlayıp anlamını çıkarabilmek için, küçük bir ayrıntıdan yola çıkarak onun tam olarak hangi metne gönderdiğini kolaylıkla bulabilecek, Eizeweing'in deyişiyle, "bilgin", "dâhi", sonsuz bir ekinsel birikim sahibi okurlardır. Bu tip okurların bellekleri metinlerarası göndergelerin bulunmasında aşırı derecede önemli rol oynar; öte yandan, aşırı bir ekinsel birikimi olmayan, dolayısıyla metinlerarası bir izi tam olarak yorumlayamayan ya da metinlerarası göndergenin ayrımına tam olarak varamayan sıradan bir okurdan. Öyleyse ister tek bir beti, izlek ya da sözcükten yola çıkarak kurduğu metinlerarası yaklaştırmaların, sonunda daha çok öznel bir çözümleme izlenimi veren Riffaterre'in yönteminin uygulamasını yapabilecek "bilgin" okur, isterse olağanın ötesinde böyle bir ekinsel birikimi olmayan sıradan bir okur söz konusu olsun, sonuçta her metinlerarası yaklaşımda, bir dizi metinlerarası gösterge ya da belirti yardımıyla, bir gönderge, bir alıntı, bir anıştırmanın yorumunun yapılıp anlamının çıkarılması en azından belli alanlarda ya da yazarlar konusunda uzmanlaşmış bir okurun katılımını gerektirir. Bir metindeki her tür göndergenin anlaşılması okurca belli bir çabayı zorunlu kılar. Metinlerarasını bir "okuma etkisi" olarak niteleyen ve algılanması ve yorumlanması için büyük ölçüde okurun belleğine ve ekinsel birikimine gereksinim olduğunu öne süren Riffaterre'in düşüncesini pek çok kuramcı paylaşır. Bir yapıtta metinlerarasının "iz"lerini saptamak ve anlamlarını çıkarmak kuşkusuz iyi bir ekinsel birikime sahip okura düşer. Metni metinlerarası bir görüngüde ele almak okurun da katılımına gereksinim duymak demektir: "Metinlerarasının algılanması, yazınsal dilin çözümlenmesi belli bir edinci gerektirir, bu da ancak çok sayıda metin kılgısıyla edinilebilir." Jenny'nin de söylediği gibi, metni, metinlerarası bir görüngüde okumak belli bir edince sahip bir okurun varlığını gerektirir. Bir alıntının ya da anıştırmanın anlamını, bağlı oldukları bağlama göre, geldikleri köken metne dönerek, okur araştırır. Metinlerarası okuma sırasında, okurun bir metinde, başka metinlere ait olan izleri bulup çıkarması yetmez, onları yorumlaması, anlamlarını açığa çıkarması gerekir. Okur yarım ya da kapalı olarak bildirilen ayrışık unsurları algılayıp yorumlayarak metinlerarası göndergenin anlamını ve ait olduğu düzgüyü açığa çıkarır.


Metinsel Aşkınlık (fr. transtextualité)

Bir metni genel ulamlar (türler, söylem türleri, sözcelem biçimleri) ya da öteki metinlerle ilişki içerisine sokan her şey metinsel aşkınlık olarak adlandırılır. Genette'e göre yazınsallığın temelini oluşturan metinsel aşkınlık yazınbilimin özgül bir konusudur. Palimpsestes, la littérature au seconde degré'de yazınbilimin konusunun, özgüllüğü içerisinde metin değil, her metnin gönderdiği aşkın ulamlar ya da metinsel-aşkınlık olduğunu söyler, bir başka deyişle "bir metnin açık ya da kapalı bir biçimde öteki metinlerle ilişki içerisine sokulması" biçiminde tanımladığı metinsel aşkınlığı metnin yazınsallığın temel unsuru durumuna getirir. İki yapıt arasındaki olası her tür alışverişe metinlerarası yerine, metinsel-aşkınlık adını veren Genette'in önerdiği biçimiyle kavram belli bir metni aşan ve onu yazının bütününe açan şeye gönderen soyut bir ulamdır. Metinlerarası (fr. intertextualité) ise bu soyut metinsel-aşkınlık içerisinde anılan ilişki türlerinden birisi olacaktır. Diğer metinsel-aşkınlık türleri ise ana-metinsellik (fr. hypertextualité) , yan-metinsellik (fr. paratextualité), üst-metinsellik (fr. architextualité), ve yorumsal üst-metinsellik ( fr. métatextualité) ilişkileridir.


Prof. Dr. Kubilay Aktulum
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap