Mona Rosa ve Şairi Sezai Karakoç

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#1
  Üstad Sezai Karakoç'un Mona Rosa şiirini bilmeyeniz yoktur. Geçtiğimiz dönem bir dersim için  bu şiiri incelemiştim.İmdü buradan paylaşmanın vakti geldi. Şunu unutmayın ki arkadaşlar hiçbir şiir tam anlamıyla anlaşılamaz ve her zaman kişi bir taraflarını eksik bırakır...


Efendim, ekleme ya da düzeltme yapmak istediğiniz noktalar olursa lütfen çekinmeyin.



Teşekkürler. 

[size=14pt]“kendinden bir şey kattın, güzelleştirdin ölümü”
sezai karakoç​

Poetikası

      Edebiyatımızda diriliş şairi olarak anılan Sezai Karakoç, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en etkili, derinlikli ve kuşatıcı şiir hamlelerinden olan “50”li yıllar şiiri “2.Yeni Şiiri”nin birkaç öncü şairinden -Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, İlhan Berk- biridir.1  Bilindiği gibi ikinci yeni şiiri şiirde hayal gücüne ve duyguya ağırlık vermiştir. Bireyin yalnızlığı, sıkıntıları, çevreyle uyumsuzlukları gibi temaları sıklıkla işlemişlerdir. Bu dönem şairlerinin amaçları aslında verilmek istenilen duyguyu anlatmaktan ziyade hissettirmektir.

      Her ne kadar çeşitli kaynaklarda Sezai Karakoç ikinci yeni şairi olarak yer alıyor olsa da şair kendisinin yaptığı bir açıklamada onlarla benzerliğinin sadece aynı dönemde yazmış olmak ve biçim bakımından bazı benzerlikleri bulunmasıdır. Ahmet Kabaklı Türk Edebiyatı isimli kitabında S.Karakoç’u ikinci yeni içinde göstermekle birlikte yıllar sonra farklı bir kanaate vararak onu ikinci yenicilerden daha öteye koymuş ve yeni bir ses sahibi olarak nitelendirmiştir.2 Gerçekten de Karakoç şiirleri incelendiğinde dönem şairlerinin şiirleriyle çeşitli yönlerden benzerlikler taşıdığı gibi, bu şiirler onun şahsına özel özellikler de taşımaktadır. Karakoç şair kimliğinin yanında düşünür kimliğiyle de ön plana çıkmaktadır. Nitekim siyasi parti kurmaya varana kadar tesis etmiş olduğu Diriliş akımının yerleşmesine gayret etmiştir. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ten etkilenmiş olduğunu şiirlerinden çıkarabiliriz. O da tıpkı üstad gibi savunmuş olduğu görüşlerini ve eserlerini yayıncı kimliğine bürünerek yaymıştır. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Sezai Karakoç’un ise Diriliş dergisi vardır.

Sezai Karakoç’un poetikası hakkında sayısız makale yazılmıştır. Şüphesiz sanat anlayışı burada da uzun uzadıya anlatılabilir. Şaire özel ilgi duyan arkadaşları kaynaklara yönlendirmek, incelememizin konusu olan “Monna Rosa” şiirine geçmek ve şairin poetikasını bu şiir üzerinden değerlendirmek faydalı olacaktır. Monna Rosa şairi olarak anılan Sezai Karakoç’un şairliğinin ilk dönemlerinde kaleme aldığı bu şiir ilk zamanlarda yayınlanmamış, elden ele çoğaltılarak dağılmıştır. Şiirin gizemli oluşu ve barındırdığı ifadelerin orijinalliği şiir hakkında bir takım efsanelerin türemesine neden olmuştur. Ayrıntılarına sözlü olarak derste değinileceği gibi Monna Rosa şiiri bir sevgiliye yazılmış bir şiirdir. Şiirin baş harfleri bir araya yazıldığında şairin şiirini yazdığı iddia edilen kişinin ismi ortaya çıkmaktadır. Bu hikayeleri uydurma olarak nitelendiren Karakoç orada geçen ismin herhangi bir kişi olduğunu ifade etmektedir.

  1DENİZ,İhsan, “ Sezai Karakoç’un Şiir Mirası, Sezai Karakoç Hece Özel Sayısı, s.367
  2KARATAŞ,Turan, Doğunun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç,s.238


bir sonraki iletimde şiirin incelemesine geçeceğim.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#2
Ynt: Mona Rosa ve Şairi Sezai Karakoç

Şiirde anlatıcı Sezai Karakoç’tur."1952 baharına girerken 19 yaşında ve Mülkiye ikinci sınıftayım. Bir şiir üzerine çalışıyorum. Bu şiir gittikçe beni kendi dünyasına çekiyor. Yıllar, serbest şiir denen ölçüsüz, kafiyesiz şiirin zafer yılları. Orhan Veli akımı bir sel gibi edebiyatımızı kaplamış. Okul kitaplarında henüz Yahya Kemal'in saltanatı devam ediyorduysa da piyasayı Orhan Veliciler istila etmeye başlamıştı. Yaşlılar, edebiyat fakültesi profesörleri, makalelerinde Yahya Kemal'den bahsediyorlardı, ama dergilerde gençler Orhan Veli ve arkadaşlarının açtığı çığırdan giderek tüm geleneksel şiir değerleriyle ilişkilerini kesmiş bulunuyorlardı. Şairanelik hor görülüyordu. Edebiyatımızın 'gül', 'bülbül' gibi mazmunları alay konusuydu. Bütün değerler yere serilmiş gibi gözüküyordu. Kadın; 'tak takıştır, sür sürüştür, muhallebiciye gel, piyasa vakti' çerçevesinde algılanıyordu. Ben hecede ısrar ediyordum. 'Gül' kavramını yeniden diriltmenin gereğini düşünüyordum hep. 'Monna Rosa' (Mona Roza) böyle doğdu. Modern bir Leyla ile Mecnun denemesiydi bu. Bir gencin dilinden anlatılış şeklinde başladı şiir. 'Rose' bilindiği gibi 'gül' demekti. Böylece, aşağılanan 'gül' kavramını yeniden gündeme getirmek istedim. (...) Aslında 'gül' mazmunu ve modern anlamda 'Leyla ile Mecnun' hikayesi, şiirimize tekrar bu şiirle girdi denebilir." 3

3 Karakoç, Sezai, Hatıralar, Diriliş, S. 49, 23 Haziran 1989. (Aktaran: Karataş, Turan, a.g.y.)




1.Bölüm

Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

Anlatıcı şiirine ismini verdiği “Monna Rosa” hitabıyla başlar. Daha ilk satırlardan şiirde bir farklılık olduğu, bir karşıtlık olduğu sezilir. Zaten bu karşıtlık şiirin ilerleyen bölümlerinde de karşımıza çıkacaktır. Anlatıcı durumunda olan şair tıpkı bir siyah gül gibi kapkaradır, karşılıksız sevilen sevgili ise ak bir gülden ibarettir. İkinci dizedeki beyaz yatak tamlaması sevgilinin temizliğine işaret eder. Anlatıcının bir bölge adı vererek oranın güllerine atıfta bulunması ise şiire gerçeklik katmak istemesindendir. Sevgili bu dünya üzerindedir. Kanadı kırık kuşun kana bulanması imgelemi ise ölüme işarettir. Sevgiliye kavuşamamak ölümdür. Bunun sorumlusu da sevgilidir. Dikkat edecek olursak daha ilk bölümde şair klasik edebiyatta geçen birçok imgeyi kullanmıştır. ( gül, kanadı kırık kuş,gül-bülbül ilişkisi )

Bölüm 2

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

İlk bölümde süren karşıtlık bu bölümde de sürmektedir. Aya karşı uluyan çakallar ve dağa ürkek bakan tavşanlar bir zıtlık oluşturur. Çakal haindir, kirlidir, çakal kötüyü temsil eder, tavşan ise tam tersidir, temizliğin masumluğun temsilcisidir. Yağmurun düşüşü bile bir gariptir, her zamankinden farklıdır. Adeta bir filmi yavaşlatarak izler gibi anlatıcı etrafını nokta nokta şiirine yansıtmaktadır.


devam edecek...
 

*bizarem*

Su uyur düşman uyur haste-i hicrân uyumaz...
Katılım
14 Mar 2010
#3
Ynt: Mona Rosa ve Şairi Sezai Karakoç

Bu şiiri her dinleyişimde ve okuyuşumda kendimden geçiyorum desem zerre miktarı abartmış olmam. Bu konuyu görünce gözlerim büyüdü. Teşekkür ederim.
Devamını bekliyorum.
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#4
ey masalcı adam iftira ettin sen

ey masalcı adam iftira ettin sen
bu harikalar harikası böceğe
onu suçladın tembellikle
en çalışkan onu görüyorum ben
hiçbir karşılık beklemeden
yazı, ağustosu, çamı, çınarı
tanıtıyor bize
yazı ağustosu çamı ve çınarı"
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#5
Ynt: Mona Rosa ve Şairi Sezai Karakoç

ah ah...

üniversitede bu şiiri incelemiştim her bir satırını yorumlamıştım ve hocanın büyük beğenisini almıştı. sadece 2 bölümünü vermişim burada. bellek arızalanınca bilgiler gitti ve incelemeler de gitti onunla.keşke hepsini koysaymışım buraya dedim şimdi hatırası kalırdı en azından :(
 

demir öz-oğlu

yâr ile hem hâlvet ol...
Katılım
3 Haz 2011
#6
Ynt: Mona Rosa ve Şairi Sezai Karakoç

UluğBey! bu düşüncenizden dolayı teşekkürler emeğinize sağlık..

şair çaresizliğini ya da muhtaçlığını kendisini "kanadı kırık kuş" diye tabir ederek anlatmak istemiş olsa gerek ve yine "bugün ben de bir hal var" derken de kendisindeki garipliği yağmurun iğri iğri yağmasına benzetmişi olsa gerek
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap