Mustafa Şerif Onaran'ın yazısı

Katılım
18 Mar 2009
#1
Mustafa Şerif Onaran'ın yazısı
İki ozan var ki, onları yalnız şiirinin gücüyle tanımak kolay değildir. Bunlardan biri Nâzım Hikmet, öbürü Necip Fazıl'dır. Bu iki ozan da şiirini aşan bir güçle, toplumun değişik kesimlerince benimsenmiş, bayrak haline getirilmişlerdir. Nâzım Hikmet'in şiiri kişiliğiyle bütünleşirken, ne yazık ki, Necip Fazıl'ın şiiriyle kişiliği arasında ulaşılmayan bir uçurum var.

Belki 'Muhalif Tavır' içindeki, belki 'bilge' dinginliğindeki 'ozan duruşu'; şiiriyle bütünleşen ozanın özelliği olarak ilgi çekecektir. Bayrak haline getirilen ozanlarda böyle bir kişilik aramak gerekebilir.Ama önce şiirin kişiliğine bakmak gerekmez mi? İnsandaki gizilgücü tetikleyen, belki de yavaşça söylenmiş bir sevi kırgınlığı şiiridir. O 'sevi kırgınlığı' 'İlahi Aşk'tan geliyorsa, Tanrı'ya sitem diye yorumlanır. Ama insana duyduğumuz 'Mecazi Aşk'ı anlatırken de Tanrı'ya sığınmayı alıkanlık haline getirmişsek, ya da sevi ilişkisini toplumcu savaşımın itici gücü saymışsak, 'şiirin kişiliği' özel bir anlam kazanır. 'İçerdeki ozan, Nâzım Hikmet, 'Hapiste Yatana Bazı Öğütler' verirken, biten bir ilişkinin insanın içini nasıl acıttığını da anımsatmış olur:'Bir de kim bilir sevdiğin kadın seni sevmez olur ufak iş deme yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir içerdeki adama.'İçinde sevi sıcaklığı olmayan insan ne Tanrı'ya inanabilir, ne devrim yapabilir. 'Mecazi Aşk', Tanrı'nın insana yansıyan güzelliğinin sevilmesi diye de yorumlanabilir.
ÖNCE ŞİİR
Yaşama serüveni, kendimizi iyileştirime süreci olarak yorumlanacaksa, gizemci şiirin izini sürenlerde, tasavvufun güncel yorumuna göre bir 'ozan duruşu' aramak gerekecektir. Ozan duruşunu beğenmediğiniz bir ozanın şiiriini yadsıyabilir misiniz? Kimi ozanlar şiirinin geçmişine bakarken eski şiirlerini gözden çıkarabilir. Şiirinin gelişme evrelerinde o şiirlerin yeri olmadığına inanır. Necip Fazıl Kısakürek de nice eski şiirlerini gözden çıkarmıştı. Ama şiirinin gelişmesinde yeri olmadığı için değil, Tanrı'ya sığındığı 'Büyük Doğu' anlayışıyla bağdaşmadığı için. Oysa Necip Fazıl'ı gerçek ozan yapan o gözden çıkardığı şiirlerdi. 'Şairin hayatı şiire dahil' sözünde şiiriyle kişiliğinin örtüştüğü bir 'ozan duruşu' aramak gerekse de, Necip Fazıl'ın ölümü üzerine Mümtaz Sosyal'ın bir yazısında şu görüşlere yer veriliyordu: 'Necip Fazıl'ın kavgalarına kızabilirsiniz. Tutkuları konusunda farklı değer yargılarınız olabilir. Ama hiçbir şeyini sevmemiş olsanız bile, Türkçeyi sevdiğiniz için onun şiirlerini de sevmişsinizdir. 'Fethi Naci, Mümtaz Soysal'ın bu sözlerini 'eleştiri tarihimizin unutulmayacak bir belgesi' diye nitelemiş, ödün vermeyen bir eleştirmen olarak şöyle değerlendirmiştir: 'Mümtaz Soysal, Türkiye'de bir sanatçıya nasıl bakılması gerektiğini gösteren ilk yazar. (Bunu bir yazın adamının değil de bir bilim adamının yapması, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir olgu.)
Bu yazısı bence, eleştiri tarihimizin unutulmayacak bir belgesi, Necip Fazıl'a karşı olanlara da, Necip Fazıl'dan yana olanlara da çok şey öğretiyor' (ELEŞTİRİ GÜNLÜĞÜ, Necip Fazıl Kısakürek, Özgün Yayın Dağıtım, 1986).Kuşkusuz Necip Fazıl, Şeyh Galip'ten gelen gizemci anlayışı, hece şiirinde, dize yoğunluğu içinde yaşatmasını bilen bir ozandı.'İçerimde yüce bir dağ gizlidir. Rüzgâr döne döne çıkar mı bilmem' derken, dünyanın tadını o dağda aradığı da bilinir. Mümtaz Soysal, 'Bir dili kuyumcu gibi işleyip dudaklarda ölümsüzce gezdirmek kolay iş değildir' derken Necip Fazıl'ın bu şiirleri gözden çıkardığını biliyor muydu?
ÇIKAR İLİŞKİSİ
Necip Fazıl'ın yaşama tatlarına doyamadığı şiirini bilmeyen, o şiirin gücüne aldırmayan, ozanın kişiliğinde gizemli bir görkem olduğuna inanan genç bir kuşak var.'Osmanlıda Edebiyata Verilen Destek'i anlattığım yazımda, Tûbâ Işınsu Durmuş'un 'Tutsan Elini Ben Fakirin' kitabı üzerine söylediklerimi, günümüzdeki duruma değinerek tamamlamıştım (Cumhuriyet KİTAP, 25 Haziran 2009):'Bir ozanın çıkar sağlamak için yetkililere yüzsuyu dökmesi günümüzde yadırganan bir durumdur. Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'ten elde ettiği gelir, iyi bir ozanın böyle bir çıkar tuzağına düşmesi, insanın içini acıtıyor. 'Örtülü ödenek'ten başka, Adnan Menderes'ten aldığı paralar, resmi ilanlar, kâğıt tahsisleri; Necip Fazıl'ın kişilik eksikliği olarak yorumlanabilir.'Sıradan bir yazarın bile haksız kazanç sağlamasına olumsuz bakılırken, Necip Fazıl gibi söylence insanı haline getirilen bir ozanı, yakından tanımak gerekmez mi? Çünkü onun kişiliğindeki iniş-çıkışlar yalnızca çıkar ilişkisiyle açıklanamaz.

'BÜYÜK DOĞU' OLAYI
'Büyük Doğu' dergisi 1 Eylül 1943 tarihinde yayımlanmaya başladı. Düşünceleri bağdaşmasa da, Necip Fazıl'ın ozan kimliğine saygı duyan nice edebiyatçı 'Büyük Doğu'da toplandı.Bunları anımsatmak gerekir: Fikret Adil, Sait Faik, Ziya Osman, Cahit Sıtkı, Fazıl Hüsnü, Sabahattin Kudret, Zahir Güvemli, Faik Baysal, Sabahattin Tahsin, Oktay Akbal, Emin Ülgener, Özdemir Asaf...'Büyük Doğu' ilk sayısında şöyle bir sormacaya girişti: 'Tanrı'ya inanıyor musunuz? Kimliğimizi Batı'da, Batılılaşmada aramak gidişine inanıyor musunuz?'Bu iki soru birbiriyle örtüşünce; 'Tanrı'ya inanmayanlar Batılılaşma yozlaşmasında benliğini yitiren insanlardır' gibi bir sonuç mu ortaya çıkacaktı?Tanrı dediğimiz o 'Sonsuz Güç'e inanmak gönül işidir. Böyle bir gönül dinginliğiyle uygarlığı yaşamak insanı mutlu edebilir. Ama insanları kendi dar görüşü içinde sorgulayan, inanmanın başka yollarını 'çıkmaz sokak' olarak yorumlayan anlayış toplumu böler.Necip Fazıl'ın kırklı yıllardaki çıkışı, 1950'de Demokrat Parti'nin yönetime gelmesiyle tırmanışa geçti.Adnan Menderes'in Demokrat Parti İzmir Kongresi'ndeki sözleri, Necip Fazıl'ın ona destek vermesi, 'Büyük Doğu Cemiyeti' etrafında toplanan 'mukaddesatçı' kitleyi arkasına almak bakımından, Menderes için de büyük bir güç kaynağı olacaktır:'Şimdiye kadar baskı altında bulunan dinimizi baskıdan kurtardık. İnkılap softalarının yaygaralarına ehemmiyet vermeyerek ezanı Arapçalaştırdık. Mekteplerde din derslerini kabul ettik. Radyoda Kuran okuttuk. Türkiye bir Müslaman devletidir ve Müslüman kalacaktır. Müslümanlığın bütün icapları yerine getirilecektir' (NECİP FAZIL ADNAN MENDERES İLİŞKİSİ, Mektuplar ve Belgeler, Alaattin Karaca, Lotus Yayınları, 2009).Necip Fazıl için şiir artık bir ayrıntıdır. O, İslam'ın kurtuluşu uğruna bayrak açan bir 'dava adamı'dır.Böyle bir dava adamının bayağı işler yüzünden, hem de Demokrat Parti döneminde, hapislerden kurtulmayışı kişiliğiyle bağdaşmayan bir çelişki değil mi?Sezai Karakoç bu durumu Necip Fazıl'a yakıştıramaz da, şöyle bir yoruma varır:'Gelişen Büyük Doğu Cemiyeti'ni dağıtmak ve oluşan itibarı yok etmek için basın, karanlık güçler ve hatta hükümet elele vermiş, Üsadı kumarhanede yakaladıklarını ilan etmişlerdi.'
KALEM KAVGALARI
Babıâli'deki kalem kavgaları gazeteciliğin şanından sayılır.Ahmet Emin Yalman'ın 'irtica' karşısında toplumu uyarmaya yönelik yazılarına karşı Necip Fazıl bir yaylım ateşine girişir. Ne onun 'milli his ve mukaddesata karşı' olduğu kalır; ne Yahudi, mason, din düşmanı, vatan haini oluşu. Vatan gazetesinde güzellik yarışmaları açması bile İslam'a, görgü kurallarına uymayan davranışlardır.'Malatya Suikastı' diye anılan olay 22 Kasım 1952'de, günümüzde de ününü koruyan Hüseyin Üzmez'in Ahmet Emin Yalman'ı öldürme girişimidir. Bu olayda Necip Fazıl 'azmettirici' durumundadır. Hüseyin Üzmez'le ilgili yorumu çelişkilidir:'Hilesiz bir iman ve ahlak bünyesinin samimi mümessili olan bu genç, hakikatte 'anormal' bir ruh bünyesine sahiptir.''Malatya Olayı Duruşması' tanıklarından Cevat Rifat 'Büyük Üstad', İsmail Hakkı Şengüler 'Hazret-i Üstad' diye anarak, Necip Fazıl'ın 'azmettirici' olduğunu belirtmişlerdir.Necip Fazıl'ın dur durak bilmeyen kalemi Fuat Köprülü için de onur kırıcı yazılar kaleme almış, gene hapis yolu görünmüştür.
MEKTUPLAR
Necip Fazıl'ın savunmaları suçunu açıklar niteliktedir. Menderes'e mektupları 'ulufe' istemek, hapisten kurtulmak üzerinedir. Olaylar öyle üstüste gelir ki, Samet Ağaoğlu: 'Bir müddet için kendini unuttursan iyi edersin' demek gereğini duyar.Gene de Adnan Menderes her zaman onun kurtarıcısı olmuştur. Yargı kararlarını erteletmiş, hapisliğini dar hücrelerde değil, geniş hastane ortamında geçirmesini sağlamıştır.
Necip Fazıl'ın Menderes'e gönderdiği mektuplardan kısa notlar: 'Beni sonsuz bir şekilde minnetar eden lutfuzunla infazları ertelenen mahkûmuyetlerim...'' Ağır diyabet ve sinir hastalığım var. 5 masum çocuğum ve çilekeş bir eşim var. Beni Haydarpaşa hastanesine aldırın.' Ama öyle durumlar olur ki, onu kurtarmaya Menderes'in de gücü yetmez. O zaman Necip Fazıl'ın sitem dolu mektupları başlar: 'Beni yalnız farelere mahsus bir zehir gibi, mutfağınızda, çöp tenekesinin altında muhafaza ettiğiniz ayıplı bir nesne olmaktan çıkarınız. Koklanmaya ve vitrine yerleştirilmeye layık bir şifa unsuru haline getiriniz.''
'Bir dili kuyumcu gibi işleyip dudaklarda ölümsüzce gezdirmek kolay iş değildir' diyordu Mümtaz Soysal. Bu sözleri anımsarken, Necip Fazıl'ın defterinden sildiği şiirlerinin 'bir şifa unsuru' olduğunu da unutmayacağız. Ama bir 'bilge-ozan'ın zamanı aşan gücü, dönemin siyasetçisine sığınmayan bir 'ozan duruşu' göstermesine bağlıdır.
Unutmayalım ki, Galata Mevlevihanesi şeyhi Galip Dede, başını dizlerine koyan Sultan III. Selim'i avutan bir ozandı. Necip Fazıl'a hayranlık duyan gençler 'ozan duruşu'nun anlamını bilemezlerse, Alâattin Karaca'nın kitabına bir göz atsınlar. Oradaki Necip Fazıl'ı tanırlarsa, bırakılan şiirlerine bir başka gözle bakacaklardır.
(Cumhuriyet Kitap)
Etiketler: necip fazıl büyük doğu menderes samet ağaoğlu nazım hikmet muhalif tavır
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#2
Gülüyorum sadece ,iki cümleyi bir araya getiren ses çıkarmak istiyor bu dönemde.Aydın denilenler sadece "okumuştur" arkadaşlar, aydın diyemeyiz bunlar daha ayılmamışlardır,aydın olmak için yansız bir gönül , mercekli bakış gerekir.Nerede...
Nazım Hikmet'i Sembol haline getirenler utansın. Bir not paylaşayım Nazım Hikmet şiirleri daha yeni ilgi çekmeye başladığın da ismini vermek istemediğim solcu babalarımızdan biri şöyle demiştir.
-Yarın öbür gün Bu hikmet başımıza şair kesilecektir. Kanaatimce Nazım Hikmet’in hiçbir zaman Sol kesimin şairi olmak için şiir yazdığını sanmıyorum .Ne olursa olsun o bir şairdi!Şair şiiriyle birdir.Ama kardeşlerini onu sadece kullanmıştır ne yazık ki.Ah Nazım Hikmet sevginine de mumdarlık bulaştırmak isterler.

Ama okumuş ve özümsememişlerimiz bir şairi “putlaştırırken” diğerini “yermeye çalışmaya “ hiçbir şekilde hakkı yoktur.Üstad ise Şiirleri sunnice yazmıştır.Bu yazıyı az çok bilgisi olan insan sadece güler
 
Katılım
3 Ağu 2008
#3
PeJMüRDE' Alıntı:
Mustafa Şerif Onaran'ın yazısı...............
bir aralık divana "3 adet sualim var" deyu bir başlık açmıştım.

http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=5449.0

orada ilk sualim şu idi: "bir yazı kıraat edilirken yahut bir fikre muhatab olurken kullanılan kelimelerden hareketle fikre dair peşin hükümde bulunabilir miyiz?"

onaranın şair yerine ozan demesi hem bu sualime hem kasd ettiğim şeye muvafık düşmekte.
haklı çıkmaktan hoşlanıyorum galiba. ;D

ayrıca bakınız dedeefendi muhteremin kıymetli izahatı:

http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=5446.msg39745;topicseen#msg39745

her ne ise...

meşhur fıkralardandır:

cahilin biri bir gün camide kurban üzerine olan bir sohbete iştirak edip güya bildiğini göstermek için başlar konuşmaya:

"bakın ben size kurbanın nasıl farz kılındığını anlatayım. hz. süleymanın çocuğu olmuyordu. bir gün kendisine bir çocuk vermesi için Allah'a yalvardı. gel zaman git zaman hazret-i süleymanın çocuğu oldu. ismini isa koydu. bir müddet sonra rüyasında Allah-u teala doğan çocuğunu kurban etmesini istedi. hazret-i süleymanda eline baltayı alıp isa'yı kuytu bir köşeye götürdü. tam balta ile çocuğunu kurban edecekken azrail elinde bir deve ile geldi ve deveyi kurban etmesinin emredildiğini söyledi."

adam bunları dediktan sonra cemaatin arasındaki alim ve fazıl bir şahsa dönerek "öyle değil mi hocam?" deyu sorar. hoca gadaba gelerek: "bre cahil! ben bu dediklerinin neresini düzelteyim. bir kere kurban farz değil vacibtir. süleyman değil ibrahim, isa değil ismail, balta değil bıçak, azrail değil cebrail, deve değil koç" diyerek yalancının foyasını meydana çıkarır.

şimdi ben bu onaranın dediklerini nasıl onarayım ya hu! hani fıkradaki adam gibi üç beş mesele olsa neyse de onaranın demediği kalmamış ki.... mübarek her telden her dilden isimli trt programı gibi yav. :)

32. gün isimli televizyon programında türkçü toplumcu budun derneği başkanının, özel'in dediklerini anlamaması karşısında ismet özel'in tavrı ne oldu bileniniz var mı? araştırmak için yorulmayın ben söyleyeyim. suratını ekşitti ve aynen şöyle dedi:

ııııııııııııyyyyyyyyyyyyyy!!!!!!!!!
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap